Genel

Gazeteciler yaşlandı, Türkiye AB’ye giremedi!

Yazan: Gonca Şentürk

Avrupalı ve Türk gazeteciler bugün, Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkilerini değerlendirmek üzere İstanbul’daydı. Gazeteciler bu işi, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu’nun organizasyonuyla 17 yapıyor; “AB – Türkiye Gazeteciler Konferansı”nda bir araya geliyor. İşte 17 yıldır süren bu geleneğin bu seneki ev sahibi İstanbul Bilgi Üniversitesi, Santralİstanbulyerleşkesiydi. “Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Geleceği” başlığıyla gerçekleşen panelde Avrupa’dan yedi, Türkiye’den dört gazeteci kürsüdeydi. İzleyicler arasında en ön sırada, Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış ve Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Marc Pierini vardı.

Panelin açılış konuşmasını yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Halil Güven, yarısı dışarda bırakılmış bir Kıbrıs ve verdiği sözleri tutmayan bir AB nedeniyle Türkiye’de Avrupa Birliği’ni savunmanın çok zor olduğunu söyledi . Ayrıca Bilgi Üniversitesinin AB çalışmalarına hız verdiğini ve bu kapsamda lisans ve yüksek lisans programları açtığına değindi.

Rektör Güven’den sonra kürsüye çıkan Devlet Bakanı ve AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış “Avrupa gerçekten küresel olmak istiyorsa Türkiye’ye ihtiyacı var. İstanbul’suz bir Avrupa’yı düşünemiyorum. Türkiye çok önemli bir ülke çünkü AB hariç Avrupa’nın bütün kurumlarına tam üyedir. Ayrıca G20 ve NATO üyesi olan Türkiye çok güçlü bir ekonomiye sahip, dünyada 15., Avrupa’da alıncı en güçlü ekonomi. Türkiye doğunun en batısında, batının da en doğusunda yer alıyor. Bu nedenle önemli bir köprü, İsrail ve Suriye, Afganistan ve Pakistan, Rusya ve Gürcistan, İran ve Amerika arasında global sorunların çözülmesine etkili bir ülkeyiz. Kilise, sinegog ve cami yüzyıllardır bu topraklarda birlikte yer alıyor. Ermeni , Müslüman, Alevi, Hıristiyan, Yahudi inanan, inanmayan hepsi birlikte yaşıyor. Bu bizim AB’ye katacağımız en önemli şey. Türkiye medeniyetler çatışmasının çözümüdür” sözleriyle mikrofonu panelist gazetecilere bıraktı .

Gazeteciler, panel yöneteticisi, Bilgi Üniversitesi AB Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ayhan Kaya’nın sorularını cevapladılar. Şunları söylediler:

“AB’ye süpheyle bakmayı biz başlattık”

John Peet (The Economist, Britanya)
Bana sorarsanız ben Türkiye’yi, Almanya ve Rusya ile aynı gruba koyarım çünkü konum olarak çok güçlü bir ülke. Biz Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyoruz. İngiltere AB ilişkileri çok sancılı bir dönemden geçti. Fransız Cumhurbaşkanı’ndan iki kez “hayır” kelimesini duyduk. Bu nedenle üye olmadan önce ve üye olduktan sonra AB’ye şüpheyle bakan bir ülkeyiz. Bu şüpheciliği biz başlattık diyebiliriz. Bu anlamda içinde bulunduğunuz durumu ve şüphelerinizi anlıyorum ama Türkiye’de bu süreçten geçecek. Ümit ediyorum Kıbrıs sorununa da bir çözüm bulunur.”

Rolf Gustavsson (Svenska Dagbladetgazetesi, İsveç)
Gazetecilik ilginç bir meslektir; genellikle raydan çıkan trenin haberi yapılır, saatinde varan tren haber olmaz. Bu nedenle süreçle ilgili olumsuz haberler çoğunlukta İsveç basınında. Ama Türk hükümetini ve katılını destekliyoruz. Türkiye’de muhabirlerimiz var ve yakından takip ediyoruz.

“İspanya’nın kafası karışık”

Bernardo de Miguel Renedo (Cinco Dias gazetesi, İspanya):
Türkiye, İspanya basınında genellikle ticari ilişkilerle ilgili yer alıyor. Türkiye’nin AB sürecinde siyasi açıdan ilerleme kaydedip etmediği, müzakere süreci ilgilendiğimiz başka bir nokta. İspanya hükümeti Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. Kamuoyunun görüşü ise karışık. İspanya halkı Türkiye’yi çok büyük, Müslüman bir ülke olarak görüyor. Türkiye’nin bölgede “yumuşak güç” olması önemli, Avrupa’ya çok yakın ama aynı zamanda Avrupa’ya siyasi olarak çok uzak bir bölgeye de çok yakın. Bu açıdan barışa ulaşmak için Türkiye’nin AB’ye katılımını bir fırsat olarak görüyorum.

Cansu Çamlıbel (Hürriyet)
AB hakkında haber yapımı zor bir iş. Çünkü Türk halkına bu süreci anlatmak, bazı teknik mevzuatların öneminden bahsetmek çok zor, Merkel ve Sarkozy’nin sert çıkışlarının gölgesinde. Siyasi ifadeleri aşıp AB’nin Türk halkına ne ifade ettiğini, AB sürecinin günlük hayata nasıl yansıyacağını anlatmalıyız. Türkiye’nin basın özgürlüğü açısından çok iyi olduğu söylenemez ama ilerliyoruz.

“AB’yle ilişkiler 2007’de olası bir darbeyi engelledi”

Abdülhamit Bilici (Zaman)
AB meselesi Türk basınında 2000’lerin başında geniş şekilde işleniyordu ama sonra, özellikle AB’nin 17 Aralık 2004 tarihli raporundan sonra düşüş yaşandı. Ama son dönemde AB ilişkileriyle ilgili tekrar yeni bir dinamizm hissedilmeye başlandı. Bu olumlu gidişi yansıtıyor. Bizde çifte sorumluluk hissediyoruz. Hem AB’den Türkiye’yi hemde Türkiye’den AB’nin nasıl görüldüğünü takip ediyoruz. AB ile bu kadar sıkı ilişkilerimiz olmasaydı 2007’de askeri darbe olabilirdi, AB bizi bundan kurtardı. İfade özgürlüğü konusunda doğru yoldayız çok kötü durumdan iyiye geçiş var. Artık fikirleri yüzünden hapise atılmıyor gazeteciler. Türkiye komşu ülkelerin dönüşümüne de yardımcı olacak. AB’deki “Irak’la komşu olacağız” korkusunu aşmak önemli. AB bir daha savaş yaşamamak için kuruldu. Türkiye’de çatışma ortamından AB ile çıkabilir.

Konstanty Gebert (Gazeta Wyborczagazetesi, Polonya)
Kürdistan kelimesini kullananların ve Türklüğe hakaret yasası yüzünden insanların tutuklanması bence utanç verici. Şu anda hapisanede gazeteci olmaması yeterli değil. Bundan gurur duyulmaz. Polonya çok Katolik bir ülke, Türkiye gibi Polonya da dini inancının sorgulanmasını istemiyor ama kiliseden de emir almıyor. Bu nedenle Türkiye bizi anlar. “Brüksel bunu dayattığı için zorlu reformları gerçekleştirmeliyiz” düşüncesi doğru bir yaklaşım değil. Polonya AB’ye üye olduktan sonra halk “hiç bir işe yaramadı” diye düşündü. AB’ye girmek sorunları çözmek için yeterli değil. Türkiye için de böyle. Kürt meselesine çözüm bulmalı çünkü kendi sorunu, hayatının parçası, bunlarla yüzleşmeli.Polonya’da Türkiye ile ilgili makaleler genellikle negatif ama katılımını destekliyor. Ukrayna’nın katılımının önünü açacağı için bencil çıkarlar yüzünden.

“AB konusunda yapacak haber yok”

Mehmet Ali Birand (Kanal D)
Türkiye’de AB konusunda şüphe artıyor. Biz AB konusunda haber yapmıyoruz çünkü haber yok. Yılda bir ilerleme raporu yayınlandığında değiniyoruz sadece. Egemen Bey’in devlet bakanlığına atanmasını bir işaret, bir kıpırdama olarak yorumladık ama olmadı. Müzakere yöntemi biraz değişti, etrafında dönüyoruz açılımlarla. Sarkozy ve Merkel’i suçlamak yeterli değil. Herkes “evet” derken onların “hayır” demesi mümkün değil. Tabiki önemli, büyük bir ülkeyiz ama baktığında AB’nin en güçlü müttefiği değiliz. Onların bize, bizim onlara ihtiyacımız var. Sadece onları suçlarsak yerimizde sayarız. Samgenle İranlılar ve Suriyeliler Türkiye’ye gidip gelmeye başlayacak ama AB açısından kıpırdama olduğunu düşünmüyorum. Türk hükmeti AB’yle ilgilenmiyor son dönemde, Kürt ve Ermeni açılımları ön planda. Başbakan AB konusunda ileri adım atmanın zamanı olmadığını düşünüyor bence. Çünkü Erdoğan’ın kalbinde AB yok! Türkiye’nin yaptığı çok önemli ama yeterli değil. Suriye ve Irak’la kurulan iyi ilişkiler bizi AB’ye taşımaz.

“Ankara’yı Avrupa’da düşünemiyorum”

Murat Belge (Taraf)
Değişimin eşiğindeyiz. Tarihimizle yüzleşiyoruz bu günlerde. Değişim isteyenler ve değişime karşı direnenler var. Devlet Bakanı Bağış “Avrupa’yı İstanbul olmadan düşünemiyorum” dedi. Ama ben de Ankara’yı Avrupa’da düşünemiyorum. Ermenistan konusunda atılan ilk adım demokratikleşmede önemli adımlar. Rejim değişimi gerekli, bizim rejimimiz ikililikler üzerine kuruluydu; askeri demokrasi. Önce asker sonra demokrasi gelir bizde. Bence artık bu konuda değişiklikler yaşanıyor. Küçük adımlar zaman alacak. Birden bire değil ama bir noktaya geldiğimizde her şey değişmiş olacak. İyimser olmak zorundayım. Avrupa AB’ye coğrafi bir sınırı varmış gibi bakıyor başka yerlere gitmek istemiyor. Avrupa şövenizmi diyebiliriz, kendi refahını paylaşmak istemiyor. Eğer bu değerleri yaygın hale getirebilirsek o zaman Avrupa ideali, dinamiği gerçekleşir”

Michael Thumann (Die Zeit gazetesi, Almanya)
Almanya belki de Türkiye ile en cok ilgilenen ülke. Burada 20’yi aşkın yayının temsilciliği ve muhabirleri var. Ermenistan maçı öncesinde örneğin, ülkenin her kesimine, sınırdaki küçük esnafa bile ulaşılabiliyoruz. Türkiye’de liberaller, sosyal demokratların görevini üstlendi ve süreci yürütüyor. Türkiye ile ilgili kötü bir gidiş yok. Türkiye’nin üyeliğini mümkün kılacak olanlar gençler.

Papandreu’nun ziyareti tesadüf değil”

Florence Biedermann (Fransız Haber Ajansı- AFP)
Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı gelen yalnız Cumhurbaşkanı Sarkozy değil. Bu, Fransa’nın genel düşüncesi. Sarkozy iki yıl önce seçildi ve iki yılı daha görevde. Türkiye’nin AB üyeliğine olumlu bakmıyor. Bu muhafazakar olmasından kaynaklanmıyor. Ayrıca bu sadece Sarkozy’nin görüşü değil Chirac’ta böyle düşünüyordu.

Evangelos Demiris (Atina Haber Ajansı)
Türkiye’nin koşulsuz AB’ye girmesine taraftar değiliz. Türkiye stratejik konuma sahip ve bu nedenle AB için önemli. Ancak aramızda yaşanan Kıbrıs sorununda fikir birliği sağlayamamız gerekiyor. Ayrıca AB komisyonun ilerleme raporunda Türkiye adına yeni açılım olmamasının hayal kırıklığı yarattıyor. Ve Başbakan Papandreu’nun seçilmesinden yalnızca dört gün sonra Türkiye’ye gelmesi sadece sembolik bir ziyaret değil. Türk Yunan ilişkileri yeniliklere gebe.

Yorum yazın