Etiket habervs

Bu da STK andıçı

Mehmet Baransu/Taraf gazetesi Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Daire Başkanlığı’nın 2006 yılı Mart ayında yayımladığı Andıç başlıklı belgeyle Türkiye’de Sivil Toplum Örgütleri’nin Faaliyetlerini tek tek sıralanıp, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Rahmi Koç’a, Sabancı ailesinden, Eczacıbaşılara, Can Paker’den Oktay Ekşi’ye, TÜSİAD’dan TESEV’e kamuoyunca bilinen birçok isim ve derneğin Fişlendiği ortaya çıktı. Andıçta yer alan kişi ve kurumlar “Türkiye’yi bölmek isteyen ABD ve AB’nin projelerini Türkiye’de yürütmek için birçok fondan yardım almakla” suçlanıyor. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Işık Koşaner, Genelkurmay Harekat Başkanı Bekir Kalyoncu ve Bilgi Destek Daire Başkanı Tümgeneral N. Baykul’a gönderilen ve altı bölümden oluşan Andıç’ın konu bölümünde şu çarpıcı ifadeler var: “Bu andıç, ABD ve AB’nin kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirdiği sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve bu kapsamda alınabilecek karşı tedbirler hakkında onay almak maksadıyla hazırlanmıştır.” Hiyerarşik yapılanmanın tepesinde Musevilik varmış “Sivil Toplum Örgütleri ( STK’ler) her geçen gün gelişmekte ve yurtdışı bağlantıları önem kazanmaktadır. İnsan hak ve hürriyetlerinin uluslararası bir hüviyet kazanarak güçlü ülkelerin elinde siyasi bir koz haline gelmesi STK’lerin etkinliğini artırmaktadır” denen andıç’ın değerlendirme bölümünde ise sivil toplum örgütlerinin yaptığı organizasyonların “ABD, Almanya gibi ülkelerin hedeflerine uygun bir kamuoyunun oluşturulmasına hizmet ettiği” iddia ediliyor. 73 sayfadan oluşan Andıç, ünlü spekülatör George Soros’un kim olduğu ve dünyada hangi organizasyonların içerisinde bulunduğunun anlatıldığı bölümle başlıyor. Soros’un başkanlığını yaptığı Açık Toplum Fonu’nun desteklediği dünyadaki örgütler, Gürcistan darbesine yaptığı destek, Kıbrıs, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki faaliyetleri anlatıldıktan sonra, Soros Vakfı’ndan Türkiye’de parasal destek alan kişi ve kurumlar tablolarla gösteriliyor. Türkiye’deki STK’lar, kişi ve diğer kurumlara mali desteği gösteren tablonun en üstünde ABD’de Başkan’a bağlı dış politika konularını koordine eden resmi bir bürokratik yapı olan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (National Securitiy Council) konulması dikkat çekiyor. Andıça göre mali destek buradan Natıonal Endowment For Democracy, Soros Vakfı gibi kuruluşlara geliyor ve oradan da Türkiye’deki kurumlara dağıtılıyor. Andıçtaki başka bir tabloya göre […]

İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.com Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan, gazetesinde 4 – 6 Nisan tarihleri arasında üç gün süren “Ergenekon’un Yakın Tarihi” başlıklı yazılar yayımladı. Berkan’ın yazıları Ergenekon soruşturması kapsamında çok önemli bilgiler içeriyordu. Berkan, 6 Nisan tarihli “Ergenekon’un Yakın Tarihi 3” başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü “çok önemli bakan”a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında “Hepsini biliyoruz” şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana “Peki ne yapıyorsunuz diye soruyor, “Bekleyin çok şey olacak” cevabını alıyor. Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor.Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor. İsmet Berkan, bunları yazarak yurttaşlık görevini yerine getirmişi oluyor olmasına ama aynı zamanda akıllara şöyle bir soru da takılıyor: Berkan’ın bugün yazdıklarını olayların gerçekleştiği günlerde, yayın yönetmenliğini yaptığı gazetede neden okuyamadık? “Ergenekon’un Yakın Tarihi”ni olayların üstünden yaklaşık dört yıl geçtikten sonra öğreneceğimize o günlerde öğrenmiş olsaydık acaba ne değişirdi? Umarız İsmet Berkan da bu sorulara önümüzdeki günlerde bir yanıt verir. Ergenekon’un yakın tarihi 04/04/2008İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, benim anladığım, bütün Cumhuriyet tarihinin en önemli soruşturmalarından birini yürütüyor. Halen bu soruşturma çerçevesinde 47 kişi tutuklu olarak çeşitli cezaevlerinde. Savcının iddianamesini yazarak davasını açması bekleniyor.Daha önce Ergenekon konusunu defalarca yazdım, ‘Büyük’ ve ‘Küçük’ Ergenekon’lardan söz ettim. Kendimi tekrarlamak pahasına zaten sizin de bildiğinizi düşündüğüm birkaç konuyu hatırlatmak istiyorum.Ergenekon denen örgütlenmenin geçmişini çok gerilere götürenler var, […]

Modellerini döven fotoğrafçı

Övgü AKGÜRGENovgu@medyakronik.com 1977’de Diyarbakır’da dünyaya gelen Cengiz Tekin yaşadığı coğrafyaya sadık kalmış ve nimetlerinden faydalanmayı başarabilmiş bir fotoğrafçı. Şaşırtmayı ve ironik göndermeler yapmayı kendine görev edinen Tekin, artık yerel bir fotoğrafçı olmaktan çok uzakta… Sanat hayatına karikatür çizerek başlayan Cengiz Tekin, 1990’larda güzel sanatlar fakültesine hazırlanmaya karar vermiş. 1994’te desenle başlayan resim hayatına sınavı kazanmasına rağmen devam etmeyen Tekin bu kararını “Ben resim çizmeyi sevmem, çizilirken izlemeyi severim” sözleriYle açıklıyor. Tekin’in fotoğrafla tanışması da ilginç; kendisini fotoğraf sanatçısı olarak görmeyen Tekin, fotoğraf makinesinin kendisiyle çalışmak istediğine inanıyor. Bunun dışında bir sokak sanatı olan grafitti ile de ilgileniyor. Çalışmalarındaki farklı kompozisyonlarla yaşadığı coğrafyayı, 1990’ların travması ve kendi iç çelişkileriyle harmanlayan Tekin, yaratıcılığının da bu iç çelişkilerden beslendiğini belirtiyor. Sürekli farklı kompozisyonlar kurmanın yaratıcılığı körükleyen bir diğer unsur olduğunu savunan Tekin, fotoğraflarında ruh ve beden halleri üzerinden ironik göndermeler yapıyor. Çalışmalarının merkezine oturttuğu mizahi bakış açısıyla politikadan topluma, iktidardan yerelliğe kadar her konuda yaşam ve sanatı biraraya getiren Tekin, ilk kişisel sergisini de doğup büyüdüğü Diyarbakır’da açtı. Şu ana kadar biri kişisel ikisi karma toplam üç sergide fotoğrafları yer alan Tekin, aldığı tepkileri çok önemseyen bir sanatçı; öyle ki, iyi tepki almadığı zamanlarda ancak arkadaşlarının desteğiyle toparlanabildiğini söylüyor. Fotoğraflarında göze çarpan farklılığın insanları çok şaşırttığını ve amacının tam da bu olduğunu söyleyen Tekin, şaşkınlık yaratan fotoğrafları çekerken halktan modelleri kullanmakta zorlandığı için ailesi ve yakın çevresiyle çalışmayı tercih ediyor. Tekin, ideolojik olarak da herkesin birbirine benzediği bir toplumun içindeki modellerden uzak duruyor. Fakat yine de bu kadar farklı fotoğraflar çekerken zaman zaman modellerini ikna etmekte güçlük çeken Tekin, bazen onları dövmekle tehdit ettiğini söylüyor.

Bir litre suyla arabanız yıkanır!

Ceren İnançcinanc@medyakronik.com Ömer Oktay babasıyla birlikte ithalat işi yapıyormuş. Fakat babasıyla iş konularında bir türlü anlaşamıyorlarmış. Sonunda tek başına bir iş kurmaya karar vermiş. Tamam, artık tek başına yapacakmış ama yaptığı iş acaba ne olacakmış? Bu zor soru kafasını epey bir oyalamış. Bir ay düşünmüş. Eline feneri alıp, Türkiye’de olmayan yeni bir fikir aramaya başlamış. Bu arada küresel ısınma ve dolayısıyla su sıkıntısı da kafasına takılan bir diğer dertmiş. Sonunda iki sorunu birleştirdiğinde patikadan ana yola çıkmış. İnternette Koreli Yan Kin’in 1998’deki bir buluşuna rastlamış: Buharlı oto yıkama sistemi. Oktay araştırdıkça bu sistemin ABD, Fransa, Macaristan, Yunanistan ve Suudi Arabistan gibi birçok ülkede kullanıldığını ve giderek yaygınlaşmakta olduğunu görmüş. Fakat her nasılsa henüz bu işi Türkiye’de yapan tek bir insan yokmuş. Buharlı oto yıkama sistemi, bilirkişiler tarafından “mükemmel bir icat” olarak gösteriliyor. Çünkü diğer sistemler bir sedan arabayı yıkamak için ortalama 160–180 litre su harcarken, bu yeni sistemde sadece bir ile 2,5 litre arasında su kullanılıyor. Üstelik kalkıp arabanızı bir yere götürmeniz gerekmiyor. İşlemi yapan, bir sandık büyüklüğündeki alet, arabaların ayağına götürülüyor. Bir telefon açıp, randevu almak ve adres vermek yeterli. Araba yıkatmanın bedeli ise, arabanın büyüklüğüne göre, 20–25 YTL. Buharlı oto yıkama aynı zamanda çevreye duyarlı bir sistem. Doğaya zarar veren deterjan ve köpükler kullanılmıyor. Pasta cila için kullanılan malzeme de bitkisel olduğu ve bir ağaçtan elde edildiği için ne doğa zarar görüyor, ne de arabalar. Ömer Oktay, pasta cilanın dakikalarca bez ovalayarak yapılmadığını da söylüyor. Pasta cila, farklı bir işleme gerek kalmadan otomatik olarak arabanın yıkanması esnasında yapılıyormuş. Sonunda hayallerinin işini bulan ve buharlı oto yıkama sistemini 6 ay önce ilk kez Türkiye’ye getiren Ömer Oktay da su sıkıntısı çeken bu dünyada, bir litre suyun bile artık altın değerinde olduğunu düşünüyor. Ve herkesin bu durumun bilincinde olmasını istiyor.

Ateş, engelli koşuyor

Gökhan TanPekin’de 8-24 Ağustos 2008’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları için Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi’nin beşinci durağı Londra’ydı. Üç gün önce İstanbul’da taşınan meşale, Rusya’nın St. Petersburg kentine uğradıktan sonra bu kente geldi. Ateş, sporcu ve ünlülerin taşıdığı meşaleyle kentte dolaşırken, Çin, insan hakları ihlalleri ve Tibet sorunu nedeniyle protesto edildi. Londra polisi, 35 protestocuyu gözaltına aldı. Meşaleyi ilk taşıyan, beş olimpiyat altın madalyası sahibi, kürekçi Steve Redgrave oldu. Redgrave, koşunun başladığı Wembley Stadyumu’ndan çıkar çıkmaz ortalık karıştı. Meşale taşıyanlar, tur boyunca, Çinli güvenlik elemanlarının yanı sıra fosforlu üniforma giyen polisler tarafından korundu. Protestoların arttığı kalabalık noktalarda, koruma ekibine sivil polisler de eşlik etti. Ladbroke Grove’a gelindiği sırada bir protestocu, Bangladeş asıllı televizyon yıldızı Konnie Huq’un elinden meşaleyi almak istedi ancak etkisiz hale getirildi. Tepkilerin artması üzerine koşu parkuru değiştirildi ve meşale, Fleet Caddesi’nden St Paul Katedrali’ne kadar otobüsle taşındı. Meşalenin, Çin’in Britanya büyükelçisi tarafından “China Town”a sokulacağı da daha önce duyurulmamıştı. Başbakan Brown eleştirildi Olimpiyat Ateşi, Britanya Başbakanı konutu “Downing Street 10 Numara”ya da uğradı. Başbakan Gordon Brown, protestolara rağmen, meşale taşıyıcını konutun dışında karşıladı. Ancak meşaleyi tutmak istemedi. Çin, Tibetli Budist lider Dalai Lama ile görüşmeyi kabul etmediği için Brown’ın törene katılımı, muhalif politikacılar tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendi. Buna karşılık Pekin Olimpiyat Komitesi’nin Qu Yingpu BBC’ye, “İnsanların politik görüşlerini dile getirmek için doğru yer ve zaman burası değil” açıklamasında bulundu. Polis: “Güç kullanmadık” Londra Polis Şefi Jo Kaye, göstericiler üzerinde aşırı güç kullanıldığı iddialarını reddetti. “Görevmiz, meşalenin sorunsuzca turunu tamamlamasıydı. İnsanlar, meşale taşıyıcılarına müdahale etmemeleri gerektiğini biliyorlar. Turun kesintiye uğramaması için onları durdurduk ve programı aksatmadık.” Londra’ya kıyasla çok daha az protestoya sahne olan İstanbul’da, meşalenin çevik kuvvet tarafından korunması ve polisin vatandaşlara sert müdahalesi dikkat çekmişti. Londra’da, Çin karşıtı gösteri yapan kitlenin büyüklüğüne rağmen polis silah taşımıyordu. Olimpiyat Oyunları’nın sembolü ateş, Londra’dan sonra dünyanın 130 kentini […]

Emekçiler Kadıköy’de “Mücadeleye devam” dediler

Yaklaşık 15 bin kişi bugün (6 Nisan), Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısının tamamen geri çekilmesi için Kadıköy’deydi. Kadıköy Tepe Natulius ve Haydarpaşa Numune Hastanesi önünde, iki ayrı koldan, saat 13:30’da toplanmaya başlayan kitleler Kadıköy İskele Meydanına pankartlar, dövizler, sloganlar eşliğinde soğuk ve yağmurlu havaya aldırış etmeden yürüdüler. Emek Platformu’nun 1 Nisan’daki iş bırakma eyleminin ardından bugünkü eylemde öne çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti ile yasa adına hiçbir mutabakat sağlanmadığı ve yasa geri çekilene kadar mücadeleye devam etme karar alınması oldu. Bir diğer önemli gelişme de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk İş) ve Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Hak-İş) katılmadığı eyleme Türk İş’e bağlı 11 sendika katıldı. Ayrıca demokratik kitle örgütleri ve sendikalar 1 Mayıs’ın Taksim’de gerçekleşeceğini ilan ettiler. Herkese Sağlık Güvenli Gelecek Platformu miting tertip komitesi adına Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Ali Çerkezoğlu, TTB Genel Başkanı Gençay Gürsoy, Türk İş İstanbul Şubeler Platformu adına Harb İş Şube Başkanı Hüseyin Ömer, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası adına Alaatin Dinçer’in yaptığı konuşmalarda hükümetle uzlaşmanın söz konusu olmadığına vurgu yapıldı. SSGSS’yle kazanılmış hakların kaybına dikkat çekildi. Bundan sonrası içinse yeni eylemlere çağrı yapıldı. Ayrıca feministler adına yapılan konuşmada kadınların hayatında SSGSS’nin nasıl bir yıkıma yol açacağına değinildi. Miting programı konuşmaların ardından Grup Yorum’un konseriyle son buldu. “Direne direne kazanacağız”, “Genel grev genel direniş”, “Mezarda emekli olmayacağız”, “AKP yasanı al başına çal” sloganlarının atıldığı mitingin katılımcıları şöyleydi: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Diş Hekimleri Birliği (TDB), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç Sen), Birleşik Metal İşçileri Sendikası (Birleşik Metal İş), Sosyal Haklar Derneği (SHD), Dev Sağlık-İş, Nakliyat-İş, Limter-İş, Sine-Sen ve Emekli-Sen, Tüm Bel-Sen, Yapı-Yol Sen İstanbul Şube, BES 3 No’lu Şube, Haber-Sen, Kültür Sanat Sen, Tarım […]

Kayserispor: Kendi liginde oynuyor

Aynı kentin diğer kulübüyle isim değiştirerek Super Lig’e “katılan” Kayserispor, 2004-2005 sezonunda, lige geldiği gibi giden takımlardan biri olmaktan son anda kurtulmuştu. O takım, son üç sezondur sağladığı oyuncu, teknik direktör ve yönetim istikrarı ile korkulan bir ekip haline geldi. Teknik direktörlük kariyerine Samsunspor’da başlayan Ertuğrul Sağlam’ın 2005-2006 sezonunda Kayserispor’a geçmesiyle takımın çehresi değişti. Sağlam’ın yönetimindeki iki sezonda da, ligi 51 puanla ve beşinci tamamladı. Bu sezonların ilkinde, kendi sahasında beş maç kaybetti. O sezon, evinde en çok kazanan üçüncü takımdı. UEFA macerasına talihsiz şekilde veda ettiği ikinci sezonda, sahasında yenilmemeyi öğrendi; sadece bir mağlubiyet aldı. Yakalanan çıkışta belki de en büyük paya sahip Ertuğrul Sağlam, içinde bulunduğumuz sezonda yerini Tolunay Kafkas’a bıraktı. Tolunay Kafkas, “Ertuğrul Sağlam’a bana böyle bir takım bıraktığı için teşekkür ediyorum. Elde edilen başarıların üzerine bir şeyler koymayı hedefliyoruz” diyerek takımı değiştirmeye değil geliştirmeye başladı.Kafkas, “Hücum yönü zengin, daha çok rakip yarı alanda top yapan, sahayı derinliğine ve genişliğine iyi kullanan bir futbol anlayışına sahip olduğunu” söylüyordu. Takımın ve Super Lig’in iki yıldızı Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’a, Arjantinli Franco Dario Cangele’nin de katılımıyla hücum gücü arttı. Ve bir önceki sezon evindeki yenilmemeyi öğrenen takım, artık kazanmaya da başladı. Kayserispor, 28. haftada oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçına kadar, ligin yenilgisiz tek takımıydı. Deplasman fobisi Ancak bir temel sorun göze çarpıyordu: Takım, dış sahada oynadığı karşılaşmaları hala kazanamıyordu. Sezonun ilk yarısında deplasmanda hiç galip gelemedi. Tolunay Kafkas 11 Ocak 2008’de, “ İçeride kazanalım, deplasmanda beraberliğe razıyım” diyordu. Ne hikmetse o hafta, Manisa (Vestel) deplasmanından üç puan çıkarmayı başardı ve altı maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Alınan üç deplasman galibiyetinin de düşme potasındaki takımlara karşı olması dikkat çekici. Çünkü dış saha fobisi bu üç maçtan sonra gelen Galatasaray ve Trabzonspor deplasmanlarında kendini gösterdi. Şu anda evinde 10 golle en az gol yiyen ikinci takım Kayserispor. Şu anda ligin […]

Türk-İş’in sendikaları sokaklarda, kendisi yok

Herkese Sağlık ve Güvenli Gelecek Platformu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısının (SSGSS) geri çekilmesi için 6 Nisan’da İstanbul, Kadıköy’de eylem düzenliyor. Eyleme katılanTürkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (Türk-İş) bağlı 10 sendika şöyle: Türkiye Deri İş Sendikası (Deri İş), Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası (Petrol İş), Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava İş), Basın Yayın Grafiker ve Ambalaj Sanayii İşçileri Sendikası (Basın İş), Cam, Çimento, Seramik ve Toprak Sanayi İşçileri Sendikası (Kristal İş), Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası (Tümtis), Denizciler Sendikası, Türkiye Ağaç Sanayii İççileri Sendikası (Ağaç İş), Türkiye Liman ve Kara Tahmil-Tahliye İşçileri Sendikası (Liman İş), Türkiye Ticaret, Koop, Eğitim, Büro ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Tez Koop İş). Deri-İş Sendikası Genel Başkanı Musa Selvi eylemle ilgili olarak, “Türk-İş Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda SSGSS’ye hayır demek için, kadınların emek kayıplarını engellemek için emek bileşenleri olarak ortak tavır belirleme konusunda karar alınmıştı. Türk-İş Emek Platformunun katıldığı 13-14 Mart eylemlerinden sonra taban olarak beklediğimiz cevap verilmedi. Bu sonucu Türk-İş’in savsaklamasını, eyleme katılmamasını doğru bulmuyoruz.” dedi. 10 sendikanın basın açıklamasında “Konferasyonumuz Türk-İş, Emek Platformu sözcüsü olarak SSGSS’ye karşı ortak tavır almada tereddüt göstermemelidir. Konferederasyonumuz Türk-İş’e bu konuda düşen görev Emek Platformu dönem sözcülüğünün kendisine yüklemiş olduğu sorumluluğa uygun hareket ederek ortak tavırları sekteye uğratacak açıklamalardan kaçınmak olmalıdır. Konfederasyonuz Türk-İş Emek platformunun en önemli gücüdür” dediler. Konfederasyondan yapılan açıklamadaysa, “Türk-İş süreç boyunca sadece ve sadece kazanımlarla ilgilenmiştir ve bu çerçevede tasarı ile ilgili altın vuruşun 13-14 Mart eylemleri ile yapıldığını düşünmektedir,” deniyor. Türk-İş yönetimi “eylemin yerinde ve zamanında kullanılmasının gerekliliğine vurgu yaptığı açıklamada “aksi halde eylemliliğin ciddiyetini ve inandırıcılığını yitireceği” uyarısı yapıyordu. Hükümet Emek Platformu’nun 14 Mart’ta tüm Türkiye’de yaptığı eylemler üzerine bazı değişikliklere gitmişti. Türk-İş, Kamu-Sen ve Hak-İş süreci izleyeceklerini söylemiş Platformun diğer bileşenleriyse taleplerinin karşılanmadığını söyleyerek eylem çağrısında bulunmuştu. Kaynak: bianet.org / Nilüfer ZENGİN

Güler misin güldürür müsün…

Bilgi Üniversitesi ile Fransız Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle düzenlenen Çağdaş Sirk ve Sokak Sanatları Atölyesi’nin ikincisi Santralistanbul’da devam ediyor. Francis Alberio’nun eğitmenlik yaptığı atölye çalışmasının bu seferki konusu palyaçoluk… 24 Mart-8 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen atölyeler ücretsiz katılıma açık.İrem Akın Funda Günaydın

S&P notu kırdı, Moody’s beklemede

Kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s’un (S&P) Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife çevirme kararının ardından, bir başka kredi derecelendirme şirketi Moody’s Türkiye’nin görünümünü “durağan”da tuttu… Moody’s tarafından yayınlanan raporda Türkiye`nin kredibilitesine olumlu yönde atkı eden faktörler olarak gösterilen unsurlar söyle sıralandı: – Avrupa ile derinleşen bağlar ve dinamik ekonomi– Politik ve ekonomik istikrardaki artış– Stratejik jeopolitik durum Kredibilite üzerinde olumsuz etki yapan unsurlar olarak ise şu noktalara dikkat çekildi:Yüksek oranda dış finansman zorunluluğu,Tarihi politik kargaşa kaynağı laik – antilaik tartışmalarının sürmesi Öte yandan notların görünümünün durağan olarak korunmasına karşılık ülkede yapısal reformların hız kesmesi ve yaşanan son sıyası gerginlikler nedeniyle riskler oluştuğu belirtildi. İngiliz finans gazetesi Financial Times da (FT) S6P’nin kararını değerlendirirken, “Türkiye’deki siyasi istikrarsızlık, küresel kredideki daralma ile birleşince ülkenin kredibilitesi darbe yedi” yorumunu yapmıştı. FT haberinde, bu kararın Türkiye’nin notunun bu yıl yükseltilmesi olasılığını ortadan kaldırdığını belirtti. Türkiye’nin uzun dönemli döviz cinsinden kredi notunun halen BB- olduğuna dikkat çeken gazete, bunun da hükümetlere ucuzca borçlanma olanağını sağlayan nottan üç basamak aşağı olduğuna dikkat çekti.

Meryem’in en siyah hali

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.com O siyah tenlerin kaşifi, o ta içimize işleyen bakışların; ‘Meryem”in (Maria) yaratıcısı, fotoğrafçı, Pınar Yolaçan… 1981 doğumlu. Önceleri aklında fotoğrafın f’si yok. O, patlıcana fermuar diken bir ‘kaçık’. Patlıcan bu öyle durmaz; çürür. Yaptığı işi belgelemesi lazım; fotoğrafını çekmek iyi fikir… Londra’da moda eğitimi aldıktan sonra, halen yaşadığı New York’a gitmiş. New York’ta saygın bir sanat okulu olan Cooper Union’dan üç yıllık bursu kaptığı gibi de Brezilya’nın yolunu tutmuş. Her işte bir hayır… Brezilya’ya gitmeden önce de aklında hep oradaki siyahi kadınlara dair bir çalışma yapmak varmış zaten. Yolaçan, Itaparica Adası’nda bir güzel fotoğraflamış Brezilyalı kadınları. Fotoğraflamış fotoğraflamasına da, kadınlar siyahi; kiloları, tenleri, bakışları çeşit çeşit. Nereden çıktı Meryem şimdi? “Meryem… Çünkü klasik Meryem vardır ya hani, beyaz tenli, pembe bir kadın… Soylu bir tasvir. Dindardır. Sömürülen ülkelere dini yaymak isteyenler, oradaki siyah tenli, güneşe tapan kadınlara; fotoğraflarını çektiğim kadınların atalarına Meryem’i göstermişler rol model olarak. Nasıl model alsın o kadınlar Meryem’i; görünüşleri bile farklı. Çok komik! Buna gönderme yapmak istedim.” Bir de tesadüf bu ya, fotoğraflarını çektiği kadınların çoğunun adı Maria’ymış Yolaçan’ın. Objektifle modellerin, iğne iplikle işkembenin harmanı onunki. “Abrakadabra!” Karşınızda ‘Faniler’, karşınızda ‘Meryem’.“Fotoğrafçılık maskülen…” Yolaçan, inadına elinin hamurunu bulaştırmış objektife; fotoğraflardaki her bir Meryem’in üzerinde, onun elinden çıkan, el emeği göz nuru kıyafetler… Kıyafetlerin kumaşı, pazara gidip bizzat seçtiği hayvan eti. Tek bir dokunuşla, fotoğrafın en feminen hali… “Doğarken annemizin rahminden çıkıyoruz, kan ve sümüksü bir sıvı içinde. Regl dönemlerimiz var, kanlı. Yemek yapıyoruz, elimizi ete, yağa değdiriyoruz. Bu kadar şey içinde plasenta veya ciğerden tiksinmek ilginç olur bence.” diyebilecek bir başkası varsa çıksın ortaya. Meryem çalışması sırasında fotoğraf çekmeyi kabul etmeyenler de olmuş. Koyu Katolikler, konsept gereği üzerlerine hayvan eti giymeyi reddetmiş mesela. Çünkü, Brezilya’da bir inanışın, çiğ hayvan etiyle yaptıkları bir ritüel varmış. Onun dışında, kadınları ikna etmekte bir zorluk yaşamamış Yolaçan.“Bana bakınca, benden […]

Taraf’ın cevabı ve cevabın cevabı

Medyakronik’te bizim expo 2015 bombamızla ilgilihaberinizi gördüm. Doğru o gün vahim bir hata yaptık. Birincisi taşraya yani Ankara ve İzmir taşrabaskılarına haber birinci sayfadan manşette değilsayfanın altında iki sütun haber olarak gitti. Kezaşehirde de aynı ölçüdeydi. İkincisi taşraya birinci sayfadan hatalı habergitmedi. Sanırım siz gazetenin taşra baskısınıgörmemişsiniz. Şükürler olsun birinci sayfayıdüzelttik. Sadece içeride, yedinci sayfada İzmir’inkazandığına dair bir haber vardı. Ve üçüncüsü “sırf İstanbul için” bir baskı dahayapmadık. Rutin olarak her gün İstanbul için (kisadece İstanbul değil İzmir ve Ankara’nın şehirbaskıları için de) bir baskı daha yapıyoruz.Diğerlerinden yarım saat sonra. Ve o gün de bu rutinçerçevesinde baskı yapıldı ve içeride yanlış haberdüzeltildi. Sizin haber bizim haberden daha yanlış olmuş Ayrıca özür hatanın yapıldığı sayfaya yani ekonomisayfasına ertesi gün konuldu. Kolay gelsin. Eray ÖzerTaraf GazetesiYazıişleri Müdürü Nazik cevabınıza çok teşekkür ederim.Gazetelerin başına bazen böyle hiç hesapta olmayan kazalar gelebilir.Bunu anlayışla karşılarım.Nitekim ben de konuya, yanlıştan kurtarmak maksadıyla yaklaştım.Yoksa bir “suç-üstü” yapmak niyetinde değildim.Mektubumun ayrıntılardaki yanlışları, sonuçta sizin yaptığınız yanlışın üstünü örtmez.Cevabınız 3 Nisan’da Taraf’ta çıkan Paris mahreçli haberi niye kulandığınızı da açıklamıyor.Ki asıl vahim hata, Expo zokasını yutan gazetecilerle alay eden, sanki Taraf aynı zokayı yutmamış intibaı uyandıran bu haberinizdi.Taraf emekçilerine bol gayret, cesaret ve iyi çalışmalar diliyorum. Ümit Bayazoğlu

Mahir Kaynak’ın ‘yok artık’ dedirten analizi ve Radikal’in manşeti

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Stargazetesi yazarı Mahir Kaynak, bir hafta kadar önce Kanal 24’te yayımlanan “Açık Görüş” programında, öbür katılımcılara ve izleyicilere yönelik “şaşıracaksınız ama” uyarısıyla bir iddia öne sürdü. Dedi ki, “Adalet ve Kalkınma Partisi’ni içinde bulunduğu bu güç durumdan en sonunda Cumhuriyet Halk Partisi kurtaracaktır.” O gün o kanalda o programı izleyenler, hiç kuşkusuz Radikal’in dünkü (3 Nisan) manşetini, Mahir Kaynak’ın programdaki sözleriyle birlikte değerlendirmişlerdir. Şöyleydi manşet: “Radikal’e konuşan Baykal’dan AKP’ye: Yeni bir başlangıç lazım / BAYKAL KAPIYI ARALADI / CHP lideri Baykal, siyasi krizi aşmak için Başbakan Erdoğan’ın güven uyandıran, sözde kalmayan bir adım atması halinde, üzerine düşeni yapacağını söyledi.” Mahir Kaynak’ın, gelişmeleri izleyen ve bunları analiz edip sonuçlar çıkartan bir yöntemi var. Kendisine, bunu da hatırlattıktan sonra şu soruyu sordum: “’Adalet ve Kalkınma Partisi’ni içinde bulunduğu bu güç durumdan en sonunda Cumhuriyet Halk Partisi kurtaracaktır’ iddianızı nasıl bir analiz üzerine oturtuyorsunuz?” Mahir Kaynak, Medyakronik’e şu cevabı verdi: “Küreselci Gül’e karşı, Erdoğan…” “AKP’nin kuruluşunun doğal bir süreçten çok iyi planlanmış bir proje olduğu kanaatindeyim. Fazilet Partisi’nin kapatılması AKP’nin kuruluşunun önünü açarken, R.Tayyip Erdoğan’ın yasaklı olması lider adayını devre dışı bıraktı. Gerçekte önce Fazilet Partisi’nin ele geçirilmesi düşünülmüş ve Abdullah Gül genel başkanlık yarışına girmişti ama Erbakan’ın müdahalesiyle Recai Kutan seçilmişti. Sonuç olarak AKP kuruldu, Erdoğan yasaklıydı ve Abdullah Gül başbakan oldu. “Bu sırada devreye CHP girdi ve yapılan anayasa değişikliğiyle Erdoğan’ın siyasi yasağı sona erdi. Siirt seçimleri iptal edildi, Erdoğan’ın aday olması için hukuk zorlandı. Bu süreçte CHP hiçbir olumsuz tepki göstermedi. Ben o günden beri CHP’nin Erdoğan’ı desteklediğini düşünüyorum. Bunu tersinden okumak ve Gül’ü desteklemediğini söylemek de mümkündür ve bu daha güçlü bir ihtimaldir. “Hükümeti Gül kurdu ve bugüne kadar büyük ölçüde uygulanan ekonomik ve dış politikanın hem ana çizgilerini belirledi hem de uygun kadroları başa getirdi. Bu politika küreselci ve AB yanlısı olarak tanımlanabilir. Tony Blair’in sebepsiz […]

‘PKK listeden çıkarıldı’ haberinde eğip-bükme ödülü CNNTürk’ün…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comSimge SunguroğluCNNTürk’te her sabah saat 09.00’da başlayan “Parametre” adlı bir program var. Programı İstanbul’dan Yiğit Bulut, Ankara’dan ise Enis Berberoğlu-Bilal Çetin ikilisi sunuyor. Yiğit Bulut aynı zamanda eski Radikal, yeni Vatanyazarı… Türkiye’yi ve dünyayı çok genel olarak “ulusalcı” diyebileceğimiz bir bakış açısından yorumluyor. Buna benim şahsen hiçbir itirazım yok: İçinde yorumu da içeren bir haber programı için biraz fazla “militan” bir görüntü verse de, haberleri düzgün sunmak kaydıyla yorumlarında “hür” olduğunu sanırım siz de kabul edersiniz. Fakat Yiğit Bulut sık sık kendine “hak” olan alanı aşıyor ve haberleri, gerçek içeriklerinden çok farklı bir şekilde, zihninde kurduğu ideolojik formatın taleplerine uygun hale getirerek sunuyor izleyiciye. Bunun son örneğini bu sabahki (4 Nisan) “Parametre” programında yaşadık. Haber patlıyor ve Ankara karışıyor… Yiğit Bulut’un programda ne yaptığını daha iyi anlayabilmek için, patladığı 3 Nisan öğle saatlerinden, Bulut’un programını sunduğu 4 Nisan sabah saatlerine kadar büyük bir değişim geçiren “PKK Avrupa terör listesinden çıkartıldı” haberine biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Televizyonlar, 3 Nisan’da öğle saatlerinde şu haberi geçtiler: “Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Birliği’nin PKK’yı terör listesine alan 2002 tarihli kararını iptal etti…” İlk bakışta mesele açık gibi görünüyordu: Avrupa’nın “Anayasa Mahkemesi” kararı iptal etmişti işte. Demek ki, artık PKK Avrupa Birliği’nin terör listesinde değildi!Türkiye’deki Avrupa Birliği karşıtlarına gün doğmuştu. Televizyonlar bir anda internetteki haberlerin altındaki “yorum”ları andıran yorumların işgaline uğradı: “Avrupa Birliği gerçek yüzünü göstermişti işte…” NTV’de CHP’li Onur Öymen’den bu çerçevede bir değerlendirme dinlerken, saat tam 14.05’te telefon edip araya giren Cengiz Aktar, mevzuya limon suyu sıkan ilk yorumcu oldu. Konuşmasından anladık ki, mesele anlatıldığı gibi değildi. Mesele şuydu: Avrupa Adalet Divanı, AB’nin PKK’yı terör listesine aldığı 2002’den sonraki bir tarihte, AB karar organlarından bir talepte bulunmuştu: Bundan böyle, bir örgütü listeye aldığında gerekçeleri de mutlaka izah etmeliydi ve bu karar örgütün yöneticilerine bildirilmeliydi. Bu talep, önceki kararlar için de geçerliydi. Yani […]

Başka bugün yok!

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.comNur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Önceki oyunları Popcorn, Kare As, Hair ve Cinnet ile tabir caizse “klasik üniversite tiyatrosu” kavramına yeni bir boyut katan Tiyatro Candela, 15 yıldır Broadway’de kapalı gişe oynanan Rent müzikalini Türkiye’de ilk kez görücüye çıkarıyor. Sahnelenmesi zor oyunlarıyla tanınan Tiyatro Candela’nın kurucularından Ömer Vatanarttıran, bunun sebebini “doğum sancılarını, birbirlerinin sınırlarını zorlamayı ve meydan okumayı seven bir ekip” olmalarına bağlarken, gelecekte de Candela’nın farklılığını sürdürmek için denenmemişi yapmaya ve özgür ruhunu terbiyeden korumaya devam edeceğini söylüyor. Topluluğun yönetmeni Bora Severcan ise Rent’i neden seçtiklerini şöyle açıklıyor: “Bir müzikal bu. O yüzden her şeyi zordu, ama altından kalktık. Ayrıca, böyle bir oyunu seçiyorsanız, tedirgin olmayacaksınız. Korksaydık, kendimizle çelişirdik. Zaten şu anda dik çıkan, derdini anlatmaya çalışan bir profesyonel tiyatro kalmadı… Haklı olarak riske girmeden aynı oyunları çevirip çevirip oynuyorlar ya da müthiş bir buluşmuş gibi Barok müzikle birleştiriyorlar. Amatör tiyatrolarsa çok fazla elitist olmaya çalışıyor ve seyirci bulamıyorlar.” Ve kulağımıza bir sır fısıldıyor: “Hair’la açtığımız yolu Rent’le devam ettiriyoruz. Bu bir üçleme olacak, elimizde çok gizli bir oyun daha var ama asla söyleyemem!” “Unutmayın tek hazineniz var o da hayatınız!” Rent müzikali Bora Severcan’ın deyimiyle “yaşamın anlamını dakikalarla ölçmeyen, sadece tadını çıkarmaya çalışan, hayatın tüm dayatmalarına karşı aşka ve sanata tutunan bohem sanatçıların bir senelik yolculuğunu” anlatıyor. Grup, büyük bir cesaret örneği göstererek, toplumun önyargıyla yaklaştığı birçok öğe barındırmasına rağmen, oyunu sansüre bulamadan sunuyor seyirciye. Travestiden AIDS hastasına kadar marjinal kesime cesurca yer verilen oyunda, orijinaline uygun olarak, eşcinsel ilişki ve öpüşme sahneleri bile var. Rent’in öne çıkan karakterlerini canlandıran oyuncular ise rolleri için şunları söylüyor: Göktuğ Sarı (Travesti Angel)“Çok zor bir şey kadın kılığına girmek; her gün traş olmak, topuklu ayakkabılarla dans etmek, sesini incelterek şarkı söylemek… Angel da çok zor bir karakter. Aids hastası ama çok umutlu ve diğer insanlara da yaşam enerjisi veriyor. Ailem ilk başta […]

Yeni teknolojik ürünler III

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com Çilingir tarihe karışıyorLock&Role adlı firma tarafından tasarlanan ve 550 dolara satışa çıkan kapı kolu sayesinde artık yanınızda anahtar taşımak zorunda kalmayacaksınız, uzaktan kumanda sistemiyle çalışan akıllı kapı kollarını isterseniz şifreli sistemle de kullanabiliyorsunuz.http://www.smarthome.com/51614.html Diş mikrofonuDişe yerleştirilen ufak bir mikrofon sayesinde sesinizin daha yüksek kalitede çıkmasını sağlayan bu ürün, bluetooth özelliğine sahip tüm telefonlarla çalışabiliyor. Henüz fiyatı belirlenmeyen ürünün ilgi odağı olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Sesiniz hep yanınızda olsunGörünüm olarak flash belleği andıran 3D-Soundcard ile ses kartı çalışmayan bilgisayarlarda artık kolaylıkla müzik dinleyebileceksiniz. 10 dolardan satışa çıkan ürünün ağırlığı sadece 10g. http://www.gadget4all.com/prod_detail.php?prod_id=00005&dept_id=002&cat_id=002 Akıllı klavye: CybernetCybernet tarafından tasarlanan ve 629 dolardan başlayan fiyatlarla satışa sunulan akıllı klavye, bir bilgisayar kasasının tüm donanımına sahip.http://www.cybernetman.com/default.cfm?DocId=602

Hürriyet yine mi dümen kırıyor?

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comBurası, ortalıkta dolaşan söylentilerin aktarıldığı bir site olmadığı için, “Başta Hürriyet, Doğan grubu hükümetle arayı düzeltmenin yollarını mı arıyor” şeklindeki son günlerin flaş söylentisini de sayfalarımıza buyur etmedik.Dün, bir gazeteden beni arayan bir muhabir, özellikle de Hürriyet’in Başbakan Erdoğan’ın ağzından aktarılan “Türkiye artık birinci ligde” manşetini de hatırlatarak “Hürriyet’te son günlerde gözlenen gelişmeler” hakkında ne düşündüğümü sordu. Ben de henüz manşeti bile görmediğimi, o nedenle beni mazur görmelerini istedim. Bugün baktım, gazetede o yönde bir haber yoktu, belki yarın olacaktır.Demek ki elimizde söylentilerin dışında bir de son ayların Hürriyet manşetleri arasında bir benzerine daha rastlayamayacağımız manşet var. Peki, bu manşete bakarak bir şeyler söylemek mümkün mü? Hürriyet’in bu türden, karar alıp uygulanmış hissi veren “yeni çizgi” pratiklerini hesaba katarsak, mümkün…Zaten daha birinci gün “bu ne?” diye soranlar var. Mesela bugünkü (3 Nisan) Yeniçağ gazetesi… Gazete, birinci sayfadan uyarıyor:“AMİRAL GEMİSİ SU ALIYOR / Rota değiştiren Doğan medyasının amiral gemisi Hürriyet, hükümet iskelesine çark etti…”Haberin devamında, bunun bardağı taşıran damla olduğuna, meselenin öncesi olduğuna dair şu satırları da okuyalım:“Kaptan-ı Derya Ertuğrul Özkök’ün dümenini tuttuğu Doğan Medyası’nın amiral gemisi Hürriyet’te son zamanlarda bir şeyler oldu. Hürriyet’in fırtınalar kopup, memleket yıkılırken toz duman ortamında siyaset toplarına girmeyip sade suya tirit manşetlerle günü gün etmesi gözden kaçmıyor. Hükümet sahillerinde demir atacak güvenli bir koy arayışına girmiş görüntüsü veren Hürriyet dün de ekonomimizin çok iyi yolda olduğundan dem vuran Başbakan Tayyip Erdoğan’ı manşete çekip ‘Türkiye artık birinci ligde’ diye başlık attı.” Çölaşan’ın çıkarılışı ve son keskin dönüş Acı ama gerçek: Hürriyet söz konusu olunca, “Hiç öyle şey olur muymuş canım, koca gazete bir kararla ‘hükümete bindirme’, sonra bir başka kararla ‘hükümetle iyi geçinme’ çizgisine girecek… Olmaz öyle şey” diyemiyoruz.Benim gözlemime göre Hürriyet en son Emin Çölaşan’ın işten çıkartılmasından hemen sonra “hükümete bindirme” çizgisine geçmişti ve bu çizgi o gün bu gündür devam ediyor.Hatırlayalım: Emin Çölaşan’ın […]

Siz hiç maden ocağı gördünüz mü?

Özlem Özbaşoozbas@medyakronik.com Hikâyenin kahramanları küfesiyle, feneriyle yeniden canlanıyor. Zonguldak, Türkiye’nin ilk maden müzesine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki sene maden müzesine dönüştürülecek olan TTK Eğitim Ocağı, 1910’a kadar maden, 2. Dünya Savaşı sırasındaysa sığınak olarak kullanılmış. 1963’ten itibaren madencilerin eğitimi için kullanılan ocak, 1997’de ziyaretçilere açıldı. Yerin 50 metre altında, yaklaşık 800 metrekarelik alanda hizmete açılacak müzede, kömür çıkarmada kullanılan malzemelerin yanısıra, ziyaretçilerin, kömür çıkarılma ve işlenme sürecini izleyebilecekleri filmler ve görüntüler de yer alacak. Zonguldak Valisi Yavuz Erkmen, kömürün elde edilme sürecinin “anavatanında” öğrenileceğinin altını çiziyor. Kültür Tabiat Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Orhan Düzgün de iddialı. Düzgün’e göre burası dünyanın en iyi maden müzesi olacak. 150 yıllık madencilik kültürünün korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasında önem teşkil edecek müzenin, önümüzdeki yıl açılması planlanıyor.

Taraf, Expo’da tarafını şaşırdı

Ümit Bayazoğluubayaz@gmail.com Malumunuz yeni ay sanki “1 Nisan” şakası gibi bir haberle başladı. Yarım saatliğine de olsa ülkemizi ve bilhassa Egelileri önce sevince, ardından derin bir kedere garkeden bu habere göre, Uluslararası Expo Fuarı’nı İzmir kazanmıştı. Ama çok geçmeden gerçek öğrenildi; Expo’yu İzmir değil, Milano kazanmıştı. Taraf gazetesi o gün bu mutlu haberi birinci sayfa manşeti yaptı ve başta İzmir, Ankara olmak üzere taşraya müjdeledi. Ama bir süre sonra haberin palavra olduğu anlaşılınca Taraf sırf İstanbul için yeni bir baskı yaparak yanlışını düzeltti. Sanırım bu yanlış Taraf’ın diğer gazetelere göre daha erken basılmasından kaynaklandı.Ancak, takip eden günde taşralı Taraf okurlarından bir açıklama ve bir özür esirgendi. Bundan da vahimi, rezaletten üç gün sonra Taraf’ta Arzu Çakır Morin imzalı Paris’ten gönderilmiş yazıydı. Tek kelimeyle kötü bir Türkçeyle kaleme alınmış bu yazıda Expo yanılgısına düşen medya ile alay ediliyordu. Arzu Hanım’ın 1 Nisan’da yazdığı, ama 3 Nisan tarihli Taraf’ta yer bulan “İzmir Milano arasında kötü gazetecilik” başlıklı yazısı (virgülüne dokunmadan) aynen şöyleydi: “Sorumsuz bir gazetecilik yarışı İzmir halkını boşuna sevindirerek iki kez üzdü. Herşey güzel başladı Paris’te. Sonra gizli oylamaya geçildi. Ben ve bir grup gazeteci arkadaşımız hemen oylama salonunun kapısının yanınındaki masanın etrafında gönlümüzden ‘güzel yüzlü İzmir’in kazanmasını’ geçirerek sonuçları bekliyoruz. İtalyan meslektaşlarımız da yanıbaşımızda… Onlar da Milano’nun kazanmasını umuyor tabi. Bir kıvılcım… ‘İzmir dediler!’ …Kim dedi, niye dedi !!! Umutla bekleyen İzmir delegasyonu alkışlamaya başladı. Gazetecilik yaptığını sanan, sürekli kapının önünde bir oraya bir buraya gezinip, ‘önce ben geçeceğim bu haberiiii’ diye dişlerini gıcırtatan bazı tipler de atladı tabi habere. Bağırdım ‘Durun bir dakika camdan görünüyor daha içerde oylama var. Nereden çıktı bu’ bir duraklama oluyor. Herkes birbirine bakıyor. Kimse dinlemiyor. Ne duydularsa gönderiyorlar Türkiye’ye. İzmir’de bir bayram başatıyorlar. Sadece 15 dakika süren…Arzu Çakır Morin / Paris – Taraf” Sanırım Taraf okurları, “malum medya”nın bile zaman zaman okurlarından esirgemediği bir […]

Küreselleşme döneminin en akut krizi

Bilkent Üniversitesi tarafından düzenlenen “Ekonomik Yönetişimdeki Mevcut Konular” başlıklı toplantıda konuşan Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, “Bugün finansal piyasalarda akut bir kriz yaşanmaktadır. Özellikle küreselleşmenin ortaya çıkmasından bu yana en akut kriz olarak adlandırılabilir…” dedi. Yılmaz, konuşmasında, Çin atasözü olarak bilinen “ilginç zamanlarda yaşa” sözüne atıf yaptı. Burada “ilginç” kelimesi ile tehlikeli ve çalkantılı zamanların kastedildiğini ifade eden Yılmaz, bu yüzden de aslında cümlenin bir atasözünden çok, beddua niteliği taşıdığını kaydetti. Daha sonra bu atasözünün aslında Çinlilere ait olmadığını, bilgece bir anlam yüklenmek istendiği için Çinlilere ithaf edildiğinin anlaşıldığını ifade eden Yılmaz, “Ancak kaynağı ne olursa olsun böyle bir lanetle karşı karşıya olduğumuzu şu anda söylememiz gerekiyor” dedi. Yılmaz, 2007’nin ortalarından bu yana global anlamda finansal bir çalkantı yaşandığını ve bu çalkantının büyüklüğünün 2006 yılında yaşanandan çok daha fazla olduğunu belirtti. Finansal kuruluşların yaşadığı zararlar ve tüketici güvenindeki düşüş sonucunda Amerikan ekonomisinde durgunluk görülme olasılığının arttığını ifade eden Yılmaz, risk algılamalarındaki bozulmaların, kalkınmakta olan ülkelerin risk primlerini de artırdığını ifade ederek, bu ülkelere Türkiye’nin de dahil olduğuna dikkat çekti. Şimdiye kadar Türkiye’nin risk primlerinde gerçekleşen artışların diğer kalkınmakta olan ülkelerdeki artışlarla uyumlu olduğunu kaydeden Yılmaz, “Her ne kadar son dönemlerde birtakım siyasi istikrarsızlıklar Türk finansal piyasalarını büyük bir sıkıntıya soksa da… Ben Türkiye’nin risk priminin, önümüzdeki yıllarda makroekonomik koşullarda gelişme olmazsa ve kurumsal reformlar yapılmazsa daha da yüksek olmasını bekliyorum” dedi. Yılmaz, son 20 yılın küreselleşme, regülasyon ve özelleştirme çağı olarak tanımlanabileceğini ifade ederek, “yönetişim” kavramının önemli bir konu haline gelmesinin tesadüf olmadığını söyledi. 1990’ların sonunda Güneydoğu Asya’da yaşanan ekonomik krizin, iyi yönetişim uygulamaları olmadığı takdirde, ekonomik kalkınma açısından başarılı olan ülkelerde bile sorun yaşanabildiğini gösterdiğini ifade eden Yılmaz, devletlerin ekonomi üzerindeki kontrolü azaldıkça yönetiş