Etiket habervs

AKP’ye kapatma davası kabul edildi

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi üyeleri bu sabah (31 Mart 2008), Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından hazırlanan AKP’ye yönelik kapatma istemli iddianamenin ele alındığı ön inceleme toplantısı için bir araya geldi. Haşim Kılıç başkanlığında yaklaşık dört saat süren toplantı sırasında gazeteciler, daha öncekilerin aksine Anayasa Mahkemesi’nin önünde beklemelerine izin verilmeyerek uzaklaştırıldı. Yaklaşık dört saat süren ve saat 14.15 sıralarında sona eren toplantının ardından Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Alifeyyaz Paksüt, kısa bir açıklama yaparak iddianamenin kabul edildiğini söyledi. İddianamenin kabulüne oybirliğiyle karar alan 11 kişilik mahkeme heyeti, iddianamenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili bölümünde ise görüş ayrılığı yaşadı. Bu bölüm, Başkan Haşim Kılıç ile üyeler Sacit Adalı, Serdar Özyıldız ve Ferruh Kaleli’nin kullandığı karşı oylar nedeniyle yediye karşı dört oyla kabul edildi. Süreç nasıl işleyecek? Anayasa Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianame, ön savunmasını yapması için AKP’ye gönderilecek. Yasal olarak AKP’nin bir ay içinde ön savunmasını vermesi gerekiyor. Ek süre talebinde bulunulması halinde Anayasa Mahkemesi bu talebi de değerlendirecek. Ön savunmanın Anayasa Mahkemesi’ne verilmesinin ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü bildirecek ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın esas hakkındaki görüşü AKP’ye gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya’nın sözlü açıklama, AKP yetkililerinin de sözlü savunma yapması gerekiyor. Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.Bu işlemler sürerken gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, gerekse davalı AKP, ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek. Raporun, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Başkan Haşim Kılıç bir toplantı günü belirleyecek. Üyeler, belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.Kapatma davasını Anayasa Mahkemesi Heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde dört yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak. Anayasaya göre bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi’nin 11 asıl üyesinin en az yedisinin oyu gerekecek. […]

AKP sessiz, CHP memnun

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Anayasa Mahkemesi’nin oybirliğiyle kabul ettiği AKP’nin kapatılması istemli iddianameye hükümet çevresinden en üst düzeyde yorumu ilk Hükümet Sözcüsü, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’ten geldi. Çiçek, gazetecilerin konuyla ilgili sorularına, ”Hep beraber bu süreci göreceğiz. Biz kendi işimize bakıyoruz. Bu iş mahkemenin işidir” karşılığını verdi. Çiçek, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararla ilgili, ”Bir hukukçu olarak konuya şöyle bakarım: Bu parti kapatma davası Anayasa Mahkemesine ilk defa açılıyor değil. Daha evvel de Anayasa Mahkemesine sayısız dava açılmıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, hem Anayasa, hem de kuruluş yasasına uygun olarak bu tip davalarda hangi usulü takip ediyorsa o usül çerçevesinde bugün AK Parti’yle ilgili de bu süreci değerlendirmiştir. Dolayısıyla bize ayrık, bize mahsus bir uygulama söz konusu değildir. Hep beraber bu süreci göreceğiz. Biz kendi işimize bakıyoruz. Bu iş mahkemenin işidir. Yüksek Mahkeme bu süreci işletecek. Parti olarak da hukuken kendimiz için ne söylenmesi gerekiyorsa uluslararası hukuk açısından, kendi hukukumuz açısından, ortaya konulan iddialar açısından söylenmesi gereken ne varsa Anayasa’nın ve yasanın yetki çerçevesinde mahkemeye bildireceğiz. Hükümet olarak kendi işimize bakıyoruz ve ekonomik gelişmeler en öncelikli meselelerimizdir. Yapılacak reformlar en öncelikli konular arasında bulunmaktadır” dedi. “AKP referanduma hazır” AKP Grup Başkanvekili Nihat Ergün de, anayasa değişikliği için Meclis’te uzlaşma sağlanamazsa referanduma gitmeye hazır olduklarını söyledi. Bundan sonraki süreçte, konuyla ilgili siyasi partiler arasında görüşmeler yapılabileceğini belirten Ergün, “Eğer düzenlemeler mutabakat halinde Parlamentodan geçirilirse, süratli bir şekilde sistem düzeltilmiş olur. Parlamentoda büyük bir mutabakat olmazsa, olabildiği kadarıyla olur. Sorun o şekilde çözülmüş olur. Ama referandum konusu da bir seçenek olarak hala masada durmaktadır. Gerekirse Parlamento, bu düzenlemeyi yapar ve konuyu emanetin gerçek sahipleri olan millete götürür. Biz isteriz ki milletten önce, milletin temsilcileriyle uzlaşılsın ve onların eliyle bu sorun bir çözüme kavuşturulsun” diye konuştu.Bundan sonraki değerlendirmelerin farklı olacağını, Anayasa Mahkemesinin kararlarına ya da yargılama sürecine dönük bir değerlendirmede bulunulmayacağını ifade eden Ergün, […]

Murat Belge’den “uzlaşma” üstüne önemli yazılar…

Uzlaşma tartışmaları geçen hafta TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu başkanlığında bir grup meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşunun yaptıkları açıklamayla gündeme geldi. Yapılan yoğun tartışmalar bugün Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararla yeni bir evreye giriyor. Bundan sonra AKP Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanan bir parti konumunda… Bu koşullarda AKP yönetiminin ve hükümetin ne yapacağı, kendisine yönelik “uzlaşma çağrıları”nı nasıl değerlendireceği merakla bekleniyor. Önümüzdeki günlerde konuyla ilgili ne tür gelişmeler olursa olsun Murat Belge’nin “uzlaşma”yla ilgili aşağıda sunduğumuz yazılarının kolay kolay unutulmaması gerektiğini düşünüyoruz. 28 / 03 / 2008 “Münazara toplumu” Sorunların büyüdüğü, daha doğrusu kamuoyunun çeşitli etkiler sonucu sorunlarla ilişkisinin ısındığı evrelerde, Türkiye’nin bir ‘münazara toplumu’ olduğu, belirgin bir biçimde ortaya çıkar. “Münazara toplumu” derken, ne demek istiyorum? Aslında, bunu, gerekli araştırmanın sonunda değil, başında söylüyorum. Özellikle eğitim sistemimizde ne zamandan beri bir “münazara” vurgusu olduğunu ve bunun nasıl işlediğini henüz incelemedim; başka toplumlarda konunun nasıl ele alındığını da bilmiyorum. Ama kurcalanırsa altından çok şey çıkacak bir konu olduğundan şüphem yok ve bu işe girişeceğim. Baştan söyleyeyim: Bu alanda bana yardımcı olacaklara cidden “medyun-u şükran” olurum.Evet, hayatta bir “münakaşa” var, bir de “münazara” var; birbirimizi “ikna etmek için”, münakaşa ederiz. Bunun sonucunda, ikna etmek kadar edememek de mümkündür. Ama işin amacı budur: Durumun, bizim düşündüğümüz şekilde açıklanmasının, daha doğru olduğuna ikna etmek… “Karşındakini” “ikna” etmek için “münakaşa” edersin (tartışırsın); “münazara” ise “karşıdaki” ile pek fazla ilgili değildir. Onun “ikna” olmayacağı zaten baştan bellidir. “Münazara”, daha çok bu olayı izleyen, seyredenleri “ikna” etmek için yapılan bir şey, bir çeşit “gösteri”, bir çeşit “müsabaka”dır. Bu saptama doğruysa, “münazara”, seyircisinden çok yapan açısından, “doğru”yla da fazla ilgili değildir. Bir “performans”tır son analizde. Performansın doğruyla ne gibi bir ilgisi bulunabilir? Yapılan işin özü, bir “doğru”yu araştırıp ortaya çıkarmaktan çok, tartışmanın her aşamasında “üstte kalma”nın tekniklerini geliştirmektir. Bu gibi “teknik”lerin gerçeklikle bir ilgisi yoktur. Bunun için bir konunun […]

Ergenekon, gel bu dala kon! Ha, ha, ha!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comAçılışı Mehmet Ali Erbil yaptı, sunduğu televizyon şovunda espriyi patlattı. Hürriyet genel yayın yönetmeninin o kadar hoşuna gitti ki bu espri, onu aldı, bir yazısının başlığı yaptı: “Şakanın ardındaki gerçek.”Açılımı da şöyleydi başlığın:“Kime rastlasam önceki akşam Kanal 1’de Mehmet Ali Erbil’in yaptığı espriyi konuşuyor. Erbil, jüri üyeliğine davet edilen Paris Hilton için şu espriyi yapıyor: ‘Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Serbest kalınca gelecek. Önce İlhan Selçuk çıkacak, arkasından onu bırakacaklar.’ Buna basit bir espri olarak bakabilirsiniz. Ama iş espri düzeyine gelmişse, ‘sokağın algılaması’ olarak da bakabilirsiniz. ‘Ergenekon soruşturması’ halka bu algılamayla iniyor. Yani, önüne geleni içine alıp kartopu gibi büyüyen bir soruşturma.”Hayır, yanlış anlamayın. Ertuğrul Özkök bu güzel soruşturmanın bu şekilde sulandırılmasına karşıydı, yoksa tabii ki o da hepimizin hayatını ilgilendiren bu soruşturmanın sonuna kadar gitmesini savunuyordu.Bu tür “ifade”ler hangi edebi sanatın içine giriyordu, şimdi tam çıkaramadım, aklıma gelirse sonra söylerim.Mehmet Ali Erbil’in açtığı yoldan girenlerden biri de Vatan gazetesi yazarı Reha Muhtar oldu. Yazar, “Dün 006 Hikmet’i aradım, 008 Sedat telefonda” başlıklı yazısı “Ergenekon çetesi kayıtlarına göre ajan arkadaşlarımdan 006 Hükümet’in dün beni aradığını söylediler” cümlesiyle başlıyor ve şöyle bitiyordu:“Ergenekon çetesi kayıtlarında yer alan ajanlar aralarında ne konuştular?.. 10 Güngör, 11 Ruhat… Ajan çift intihar edecek mi? 07 neden Teşkilat’ın yerini bilmiyor?.. Teşkilat’ın kapısından ayağını sokmamış 007 Reha nasıl ajan oldu? Eğitimi nerde aldı? Onu kimler yetiştirdi?Azzz sonra…”Son espri geçen pazar akşamı Star TV’de yayımlanan Popstar Alaturka yarışma programında Armağan Çağlayan’dan geldi. Ulusal kelimesi çıkmış ağzından, acaba onu da Ergenekon’a dâhil ederler miymiş?Memleket böyle işte…

Eski Sabah’çıların itiraf edilmemiş gazetecilik günahları (1)

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comDünkü (30 mart) Sabah’ta genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, günlerdir gazetesini topa tutan eski “yoldaş”larına hitap ediyordu.“Sabah’ı batırmak için yola çıkıp, kendileri 100 milyonlarca lira batırıp, şimdi bunu borsadaki küçük yatırımcının sırtına yıkmaya hazırlananlar, timsah gözyaşı döküyor. ‘Sabah ne hale geldi’ diye. Sanki kendi yaptıkları Sabah onur ve haysiyet abidesiydi. Madem kavgada yumruk sayılmaz yazalım” diye başlayan “’Satmak’ üzerine” başlıklı yazıda Babahan, kendini de katarak eski kadronun gazetecilik günahlarını özetliyordu yazısında:“Hep beraber kendi yazarlarımızı ‘PKK’dan para aldı’ diye manşete biz çıkarmadık mı? Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand’ı düzmece belgelerle ‘vatan haini’ ilan etmedik mi? 28 Şubat’ta postal yalayıcısı olup belli merkezlerden servis yapılan haberleri manşetlere çıkarmadık mı? O zaman neredeydiniz sevgili Güngör Abi? Bir gün sesinizi çıkarttınız mı, bir gün muhalif olmayı, kendi fikrinizi dile getirmeyi denediniz mi?”Babahan, bu meşhur günahlardan, daha az bilinen birkaç günaha geçip hatırlatıyor:“Sırf sizin çıkar düzeninize karşı diye, Cumhuriyetçi Ahmet Necdet Sezer’i bile ‘Avanta villa’ aldı haberleriyle tehdit etmediniz mi? Laik Ecevit’i yerden yere vuran yalan haberlere yorumlar yazmadınız mı? Bunları unutmak işinize gelebilir ama biz unutmayız.”Babahan, yazısının sonunda Sabah’la Vatan’ın hangi noktalarda ayrıştığını izah ediyor ki, bence de mesele zaten buralardan patlıyor:“Bizim duruş noktamız bellidir: Demokrasi. Biz bu ülkede ordu malı bombalarla gazeteler bombalanıp kaos yaratılsın istemiyoruz. Biz bu ülkede Hrant Dink’ler öldürülsün istemiyoruz. Biz, misyonerlikle savaş adı altında insanların vahşice öldürülmesini istemiyoruz. Biz, Türkiye’nin Nobel ödüllü yazarı can korkusuyla Amerika’da yaşamak zorunda kalsın da istemiyoruz. Bu ülkenin gencecik evlatları genç yaşta şehit düşsün istemiyoruz. Biz böyle bir kavga içindeyiz. Bu işleri çevirenlerin ortaya çıkarılması mücadelesi veriyoruz, vermeye devam edeceğiz. Çünkü Türkiye çetesiz bir yaşamı hak ediyor. Siz ne derseniz deyin, biz bildiğimiz yolda gideceğiz.” Zafer Mutlu’dan itiraflar Aslında, ekibin komutanı Zafer Mutlu, Vatan’ın kuruluşundan hemen önce Hürriyet’ten Ayşe Arman’a, gazetenin birinci yıldönümünde çıkarılan “tuğla gazete” sayısında da kendi gazetesinden Devrim Sevimay’a […]

Kim daha iyi japonca konuşur…

Türk-Japon Kadınları Dostluk ve Kültür Derneği’nin Japon dili eğitimcileriyle bu yıl 17’nci kez düzenlediği İstanbul Japonca Konuşma Yarışması, Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonu’nda gerçekleştirildi. Japonya’nın İstanbul Başkonsolosu Mitsuru Horiguchi’nin juri başkanlığını üstlendiği yarışma, iki ülkenin milli marşlarıyla başladı. Ardından çeşitli okullara mensup 22 öğrenci Japonca konusundaki marifetlerini sergiledi. Yarışmada birinci olanlar Japonya’ya gidiş-dönüş uçak bileti kazanırken tüm katılımcılara Japonca öğrenimini destekleyecek eğitim malzemeleri armağan edildi.Beril Tekin – Hande Çıkıkçı 

Hani ‘hoyrat’ gözaltılara karşıydık?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Bir hafta arayla Türkiye medyasını ilgilendiren iki ayrı gözaltı olayı yaşandı. İkisi de Ergenekon soruşturması çerçevesinde yaşanan ve haliyle birbiriyle ilintili olan bu gözaltıların ilkinde herkesin bildiği üzere Cumhuriyet gazetesi başyazarı ve imtiyaz sahibi İlhan Selçuk gözaltına alınmıştı. “Herkesin bildiği üzere” dememizin nedeni malum, günler boyunca gazete manşetlerini, yazarların köşelerini ve TV haber bültenlerinin flaşlarını bu konu işgal etti. Ediyor. İlhan Selçuk’un 83 yaşında olmasından tutun da evinin 70 metrekare olmasına kadar her türden “bilginin” verildiği bu haber ve yorumlarda Selçuk’un gözaltına alınmasından çok haklı olarak gözaltına alınış biçimi eleştirilmişti. Selçuk’la birlikte 11 kişinin daha aynı yöntemlerle gözaltına alınmasında bir beis görülmemesi ya da görüldüyse bunun haberlerde yer almaması da işin başka bir yönüydü.“Sen misin iyi habercilik yapan…” Aradan bir hafta geçtikten sonra dün (27 Mart Perşembe) bu kez bir başka gazeteci, Taraf gazetesi muhabiri “36 yaşındaki” Soner Arıkanoğlu gözaltına alındı. Arıkanoğlu da Ergenekon soruşturması çerçevesinde ama Selçuk gibi soruşturmanın zanlısı olarak değil, mesleğinin gereği habercilik yaptığı için gözaltına alınmıştı. Hatırlanacağı gibi Selçuk’ların gözaltına alındığı son operasyonda İşçi Partisi ile bu partiye bağlı kimi yayın organları da polis tarafından basılmış, bilgisayarlara ve ele geçirilen kimi belgelere el konulmuştu. İşte Arıkanoğlu’nun gözaltına alınmasına yol açan süreç de böyle başladı. İP Genel Merkezi’nde ele geçirilen bir CD’de Yargıtay binasına ait güvenlik zaaflarını gösteren bir kroki de bulunmuştu. Radikal gazetesinde bir dönem birlikte haber kovaladığım ve kaynağına angaje olmadan çok iyi haberlere imza atan Ankara’nın iyi polis muhabirlerinden biri olarak tanıdığım Arıkanoğlu sözkonusu belgeyi haberleştirmekte fazla vakit kaybetmedi. Taraf gazetesinde 24 Mart 2008 Pazartesi günü manşetten yayımlanan “Yargıtay’ı vuracaklardı” başlıklı haber Soner Arıkanoğlu imzasını taşıyordu. “Sarı bölgeden çıkış kolay” başlığı ile, ele geçirilen kroki de gazetede yer almıştı. İP’ten ipe sapa gelmez bir açıklama Haberin yayımlanmasından sonra, soruşturmada tutuklanan İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek ardından da İP Genel […]

Yüz binlerce genç için en önemli haberdi: Gazetelerde yoktu!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Dün (27 Mart), YouTube’dan yapılan “Son kapatma kararına neden teşkil eden videoları inceledik ve YouTube içerik politikasına aykırı içeriğe sahip olmasından dolayı yayından kaldırdık” açıklamasının ardından sitenin yeniden erişime açılmasının an meselesi olduğunu söylemiştik. Nitekim öyle oldu, YouTube saat 18.00 civarında yeniden açıldı. Gene dün, sitenin kapatılmasını izleyen günlerde yazılı basın ve televizyonların konuya ilgisizliklerinden söz etmiş, şöyle demiştik: “New York Times, bu yasağın Türkiye’nin saygınlığına Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi’nden de büyük bir darbe indireceğini yazdı. Doğru. Fakat burada da tuhaf bir durum yok mu? 301 için onca mücadele eden Türkiye’nin özgürlükçüleri nasıl oluyor da YouTube yasağı hakkında neredeyse hiçbir şey yazmıyor? Bu garip durumun nedeni, gazetelerin yaşlı gazetecilerin ve yazarların egemenliği altında bulunması olabilir mi? Bence öyle. Ya da en önemli nedeni bu. İnternette bir tür ‘isyan’ varken gazetelerin ve televizyonların sessiz kalması, bilmiyorum başka nasıl açıklanabilir?” Bugünkü gazeteler, dün sözünü ettiğimiz ilgisizliğin vahim boyutlarda olduğunu gösteriyor. Düşünün: Yüz binlerce (milyonlarca?) genç için günün en önemli haberi saat 18.00 civarında patlıyor: “YouTube yeniden açıldı…” Gazetelerin haberi ferahfeza hazırlayabilmeleri için önlerinde yeteri kadar zaman var. Ve ertesi gün, yani bugün (28 Mart) gazeteleri açtığımızda karşımıza çıkan manzara şudur: Hürriyet(5. sayfa tek sütun): “O videoları çıkardık yasağımız kaldırılsın…” (YouTube’dan yapılan yazılı açıklamayı içeriyor. Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Milliyet: Yok.Radikal: Yok.Sabah (18. Sayfa): “Videoları kaldırdık yasak sona ersin…” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Taraf (5. Sayfa): “Youtube’a erişim ENGELLENEMEZ…” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Akşam: Yok.Star: Yok.Birgün: Yok.Zaman: Yok.Evrensel (15. Sayfa): “Youtube açılmaya hazır… ” (Sitenin yeniden erişime açıldığına dair bir bilgi yok.)Cumhuriyet: Yok.Vatan: Yok.Dünya: Yok.Yeniçağ: (9. Sayfa): “’Çete’ bastırdı, site yayında…”Yeni Asya: Yok.Today’s Zaman(5. sayfa tek sütun): “Access to Youtube restrored after removal of Anti-Atatürk video clips” (Atatürk karşıtı videoların silinmesinin ardından Youtube’a erişim yeniden açıldı.)Turkish Daily News: “No offensive […]

Filmmor Eskişehir, Tunceli ve Van’da devam ediyor…

Sebu Akman Haldun Ülkü Bu yılki teması ‘Kadınların Tarihi: İtaat, İsyan, Feminizm’’olan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 14 Mart – 12 Nisan arasında gerçekleştiriliyor. 13 ülkeden 46 filmin gösterildiği festival, İstanbul’dan sonra 28-29 Mart’ta Eskişehir’de, 4-5 Nisan’da Tunceli ve 11-12 Nisan’da Van’da izleyicileri ile buluşuyor. Bu yıl altıncısı düzenlenen festivalde aşağıdaki filmler izlenebiliyor: 68° ve Açık / Dawn Westlake / ABD Aile Toplantısı / Ísold Uggadóttir / İzlanda Bazı Kadınlar / Sally Grizzell Larson / ABD Bir Başka Güzel Gün Daha / Tu, Pei-Shih / İngiltere Büyük Aşık / Martine Asselin / Kanada Cinsel Saldırıya Son! / Aishah Shahidah Simmons / ABD Dilsizleştirilme / Efsun Dürriye Namal, Özlem Sarıyıldız / Türkiye Dön Oyun Oynayalım / Ayten Başer / Türkiye Dört Harfte Ölüm / Katie Steed / İngiltere Fondöten / Yeşim Doğan / Türkiye Gündelik Hayatın Pornografisi / Jane Caputi / ABD Helin / Sibel Akkulak / Türkiye Kameralı Kadın / Yeşim Aslan / Türkiye Kimsenin Evcili / Ayşegül Güryüksel / Türkiye Kontrol / Buket Öngen / Türkiye Kusursuz Sportmenliğin Tarihi / Erika Tasini / İtalya – ABD La / Elif Nur Kerkük / Türkiye Mahremiyet / Eva Weber / İngiltere Makedonya Rüyası / Biljana Garvanlieva / Almanya Metamorfoz / Netalie Braun / İsrail Saklı / Laleh Barzegar / İran Satıldı / Marie José van der Linden/ Hollanda Satılık Değil / Marie Vermeiren / Belçika Susma Söyle / Inbar Levi / İsrail Tuvalet Nerede Acaba? / Paromita Vohra / Hindistan Tutsak’tan Yeniden Doğuşa / Elif Bezal / ABD –Türkiye Zamane Sığınakları / Heddy Honigman / Hollanda Mavi Gözlü Dev / Biket İlhan / Türkiye Saklı Yüzler / Handan İpekçi / Türkiye Biri Şarkı Söylüyor, Öteki Söylemiyor / Agnes Varda / Fransa Çalışkan Rosie / Connie Field / ABD Çiçekler Simone de Beauvoir İçin / Carole Roussopoulos, Arlène Shale / Fransa […]

Taksim’de bir füzyon mutfağı

Taksim ve Sabancı Müzesi içinde bulunan Changa restoran, Türk mutfağını uzakdoğu yemekleriyle harmanlayıp bir füzyon mutfağı haline getirerek 1999 yılından beri müşterilerinin beğenisine sunuyor. Aynı zamanda son derece şık atmosferiyle de dikkatleri çeken Changa İstanbul’un önemli markalarından biri olmaya aday…

‘Kazansan da vermem’ yarışması

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com Neredeyse her televizyonda kanalında gördüğümüz yarışma programlarından birine katıldınız ve çok başarılı bir yarışma çıkarıp 250 bin YTL’lik ödüle hak kazandınız… Ama bu, hak kazandığınız ödülü alacağınız anlamına gelmiyor. Aynı, Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in hak kazandıkları ödülü alamamaları gibi. Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel’in katıldığı yarışma programı, ATV’de geçen sezon yayınlanan ve sona eren “Milyoner (Veto)”ydu. Yapımcılığını Med Yapım’ın üstlendiği, Kenan Işık’ın sunduğu yarışma, isminden de anlaşıldığı gibi bir milyon YTL vaat eden ve iki kişinin ekip olarak yarıştığı bir bilgi yarışmasıydı.Makbule Dinçer televizyonda programın tanıtımını görünce babasını aramış ve “bir hatıra olur” diyerek babasını yarışmaya katılmaya ikna edince kendilerini stüdyoda bulmuşlar. Oldukça başarılı bir yarışma çıkaran baba kız 250 bin YTL ödül kazansalar da, yarışma sözleşmesinde yapılan bir kandırmacayla bu paraya hiçbir zaman kavuşamamışlar. Baba kız şimdi alamadıkları ödüllerini mahkeme yoluyla almanın peşinde. “Üzerimizden reklâm yaptılar” Makbule Dinçer ve babası Naci Gülel, geçen yıl ATV’de yayınlanan Milyoner isimli yarışma programının konuklarıydı. 1 Şubat 2007 günü iki bölüm halinde çekimi yapılan program sonunda baba kız, 500 bin YTL ödüllü son sorunun yanıtından emin olmadıkları için yarışmadan çekildiler ve 250 bin YTL’lik ödülün sahibi oldular. Bir süre sonra yarışmayı yayınlayan TV kanalında, kendilerinin yarışmacı olarak yer aldığı bölümün tanıtım görüntüleri gösterilmeye başlandı.“Günde 3–4 kere olmak üzere reklâmlarını yayınladılar. Babamı, beni, soruları, cevapları, aradaki muhabbetleri ve 250 bin YTL’lik soruyu göstererek, ‘Saat 17.00 de, ATV’de’ diye bitiyordu” diyen Dinçer ve babası programın yayınlanmaması üzerine kanaldan ve yapım şirketinden muhatap aramaya başladılar. Fakat “Yayınlanacak”tan başka bir cevap alamadılar. ‘Kazansan da ödemem’ sözleşmesi Baba kızın zenginlik mutluluğu kısa süre sonra, yarışma öncesinde yapımcı firmanın kendilerine imzalattığı bir sözleşme nedeniyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Çünkü sayfalar tutan sözleşmede, kazanılan ödülün sadece programının yayınlanması halinde ödeneceği şartı bulunuyordu. Makbule Dinçer şöyle anlatıyor:“Orada burada beyanat vermeyeceksin, yayınlama hakkı ATV’ye aittir; ister yayınlar […]

YouTube bu gece tahliye edilebilir!

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Türkiye’den erişimi 13 Mart’tan bu yana mahkeme kararıyla engellenen YouTube’la sevenlerinin bir kez daha buluşması yakın görünüyor (“bir kez daha” diyoruz, biliyorsunuz siteyle sevenleri arasındaki ilk ayrılık-vuslat pratiği değil bu).Böyle düşünmemizin nedeni, YouTube’dan bugün (27 Mart) yapılan şu yazılı açıklama:“Son kapatma kararına neden teşkil eden videoları inceledik ve YouTube içerik politikasına aykırı içeriğe sahip olmasından dolayı yayından kaldırdık. YouTube’a Türkiye’den kısa bir süre içerisinde erişimin tekrar sağlanmasını bekliyoruz. Youtube olarak Türk kanunlarına aykırı olabilecek içeriğe ilişkin sorunları gidermek amacıyla yetkililerle işbirliğine her zaman hazırız.”Eğer ilgili bir savcı ya da savcılar bu açıklamayı okur, ardından siteyi incelerse “tahliye” bu gece gerçekleşebilir. Olmayabilir de tabii. “Sıktınız artık, deyip deyip gene koyuyorsunuz o alçak videoları, size artık inanmıyoruz, bekleyin biraz daha” anlamına gelebilecek bir tavır gelebilir Türk savcılarından. Bakalım, göreceğiz.Savcıların hareket tarzını öğrenmek için beklerken, bu arada Türkiye’de ne oldu, yasaklama kararına nasıl bir tepki verildi, ona bakalım biraz… “Türk’ün Atatürk’le imtihanı”En tazesinden başlayalım: Romancı, Vatan gazetesi yazarı Tuna Kiremitçi dün (26 Mart) “Türk’ün Atatürk’le imtihanı” başlıklı yazısına 21 Ocak’ta kaleme aldığı bir başka yazıdan yaptığı bir alıntıyla başlıyordu:“Bizi sevmeyenlerin ‘YouTube’a Atatürk’e saldıran bir klip koyalım ve Türkleri küçük düşürelim’ dediğini mi sanıyorsunuz? Bence artık şöyle düşünüyorlar: ‘Atatürk’e saldıran bir klip yapalım. Türk mahkemeleri siteye erişimi durdursun. Türkler de dünyanın bir numaralı iletişim sitesinden mahrum kalsın… Siteyi yasaklayan değerli hukukçulara hatırlatmak isterim: YouTube ‘gençlerin takıldığı bir eğlence sitesi’ değildir sadece; şu an yerkürenin en önemli web ortamlarından biridir. Küresel iletişimde neredeyse televizyondan bile önemli hale geldi. Orada paylaşılan görsel malzeme akademisyenlerin, doktorların, sanatçıların ve mühendislerin de işine yarıyor. Özellikle dünyayı günü gününe takip etmek zorunda olan meslekler için vazgeçilmez bir nimet. Bizi bu iletişim ortamının dışına itmekse Türkiye düşmanlarının çok önemli bir başarısı.”İnternette küçük bir tur atmak, Kiremitçi’nin bir tür komplo teorisi kıvamında öne sürdüğü “asıl gerekçe”nin hayli taraftar bulduğunu görecektir.Aslına […]

SSGSS’de belirsizlikler sürüyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı ile ilgili olarak hükümet ile Emek Platformu (EP) temsilcilerinin yaptığı görüşmeler sonunda bir dizi değişikliğe gidildi. Tasarı bugün (27 Mart) Meclis gündemine de taşındı. Gazetelere yansıyan haberlere bakılırsa tam bir uzlaşma sağlanmış gibi görünse de EP temsilcileri varılan uzlaşmanın kısmi olduğunu ve AKP hükümetinin tasarıyı Meclis’te “temel yasa” niteliğiyle ele almasını konunun oldubittiye getirilmek istenmesi diye eleştirdi. Tasarının “Temel Yasa” kapsamında görüşülmesinin, 30 maddelik bölümler halinde hızla oylanması ve üzerine konuşma yapılmaması anlamına geldiğini belirten DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi yaptığı açıklamada, “Yasaya karşı itirazlarımız sürerken, Meclis’te “temel yasa” olarak görüşülmek istenmesi, bir oldubittiye getirilerek halkın yasayı etraflıca algılamasının engellenmesidir. Bu yöntemle hükümet, yasanın her aşamasına halkın ve sosyal tarafların katılmasını engelliyor, Meclis’teki partilerin ve vekillerin yasayı toplum önünde tartışmasını önlüyor. Hükümetin bu ‘oldu bittiye getirme’ tavrını kınıyoruz” dedi. Diğer sendikalar ve meslek örgütlerinin de tepki gösterdiği yasa tasarısına karşı DİSK muhalefet partileriyle görüşüp destek isteyeceklerini, örgütlü işyerlerinde ise 28 Mart Cuma günü 12.00-13.00 arasında hükümetin tavrını protesto eylemleri yapılacağını açıkladı. DİSK, EP bileşenlerini de 1 Nisan’da TBMM önünde eylem yapmaya çağırırken, aralarında işçi ve memur sendikalarının yanı sıra meslek örgütlerinin de bulunduğu Cumhuriyet İçin Güç Birliği Çalışma Grubu da 30 Mart Pazar günü de İzmir’de yapılacak olan “Sağlık ve Sosyal Güvencemi İstiyorum” mitingine katılım çağrısı yaptı. “Uzlaştık” denildi ama… Hükümet adına Çalışma Bakanı Faruk Çelik ile EP temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonunda daha önce açıklanan tasarının kimi maddelerinde bir takım değişiklikler yapıldı. Toplantı sonunda da Bakan Çelik ve EP Dönem Sözcüsü Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun “SSGSS Yasa Tasarısı konusunda yüzde 80-90 civarında uzlaştık” şeklinde açıklamalar yapınca sanki sorun çözülmüş gibi bir hava yaratıldı. En ciddi kazanımın emeklilik prim gününün 9 bin günden 7 bin güne düşürülmesi olan toplantı sonunda tasarının en ciddi itiraz noktalarından birini oluşturan sağlık alanındaki […]

Her şeye rağmen: “Alayına isyan, ölümüne Göztepe”

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.com İzmir’in bir zamanlar hem yurtiçinde hem de Avrupa’daki gururu Göztepe Spor Kulübü’nin trajik çöküşünü Türkiye hayretle izledi. Kulüp, yaşadığı idari ve finansal sorunların etkisiyle 2003 yılından beri istikrarlı bir düşüş yaşadı ve efsane takım şu an amatör kümede mücadele ediyor. Ancak vefalı taraftarları bu sefer de Göztepe’yi yalnız bırakmayarak maçlarına gidip destek oluyor. Hatta bu taraftarların sayısı bazen 5 bini buluyor. Bu da demektir ki, Göztepe, çoğu Süper Lig takımlarından bile daha çok destekle yola devam ediyor. Omuzlarda yükselen takım Eski İzmirlilerin gururla bahsettiği, beyaz saçlı amcaların anlatırken gözlerinin dolduğu Göztepe masalı, takımın 14 Haziran 1925’te bir diğer İzmirli spor kulübü Altay’dan ayrılarak Güzelyalı semtinde kurulmasıyla başladı. Kulüp, İzmir içindeki başarılarının yanı sıra 1969 ve 1970’te iki kez Türkiye Kupası’nı kazandı. O dönemin Göztepe’si başarısını sadece yurtiçiyle de sınırlamadı, 1968’de Fuar Şehirleri Kupası’nda üçüncü tura yükseldi. Ertesi sene bir ilke imza atarak Atletico Madrid’i eleyerek, yarı finale yükselen ilk Türk takımı oldu. 1970 yılında ise Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek finale kadar yükseldi ancak ünlü İtalyan kulübü Roma’ya elenerek yarışı bıraktı. Peki ya şimdi? Süper Lig’e dönüş ve hüsran Kulüp, 1990-1991 sezonunda İzmir kökenli Bilgin Grubu tarafından satın alındı. Bu değişiklik, yıllardır Türkiye Birinci Lig’inde mücadele eden Göztepe’nin Süper Lig’e yükselmesini sağladı. Ancak kısa süre sonra, Bilgin Grubu’nun büyük bir mali krize girmesi, kötü günlerinde habercisiydi. Futbol takımı, 2001-2002 sezonunda yükseldiği Süper Lig’de sadece iki sezon kalabildi. 2002-2003 sezonunda puan cetvelinin sondan ikinci sırasında yer alarak tekrar Birinci Lig’e döndü. Maddi sıkıntılar kulübü o kadar kısa bir zaman zarfında bitirdi ki, yenilgiler art arda gelmeye başlayınca çöküşün önüne geçilemedi. Paralarını alamayan futbolcuların sahada isteksiz koşturdukları top da bu sonu hızlandırdı. Futbolun çılgın ticarileşme döngüsü içinde kaybeden Göztepe oldu. Kulüp, adeta sahipsiz kaldı. Taraftar, kulübü almak için şirket kurdu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Bilgin Grubu borçları nedeniyle Göztepe’yi devraldı. […]

AKP davasına yeşil ışık iddiası

Medyakronik/ANKA Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne ilişkin açtığı kapatma davasının kabul edilip edilmemesine ilişkin incelemeyi yapan raportörün “davanın kabulü” yönünde görüş bildirdiği öne sürüldü. ANKA Haber Ajansı’nın haberine göre ilk incelemeyi yapan raportör Osman Can’ın hazırladığı raporu, resmi bir ziyaret için gittiği Abu Dabi’den yarın (27 Mart) dönecek olan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a sunacağı belirtildi. Ajansın haberinde Kılıç’ın, raporu 28 Mart Cuma veya 31 Mart pazartesi gündemine alıp almayacağına karar vereceği belirtildi. Haber sitelerinin ANKA ajansını kaynak göstererek verdiği haberde raportör Can’ın “davanın kabulü” yöhühde görüş bildirdiği iddia edilmesine karşın Reuters Haber Ajansı’nın abonelerine geçtiği konuyla ilgili haberde ise Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın AKP kapatılma davası için görüşünü henüz oluşturmadığını söylediği belirtildi. Reuters Haber Ajansı’na konuşan Anayasa Mahkemesi Raportörü Osman Can’ın, AKP hakkındaki kapatılma davası için görüşünü henüz oluşturmadığı belirten Can’ın, “Görüşümün sunulması için son gün Pazartesi. O gün gelince Mahkeme gündeme alınıp alınmayacağına bakar” dediği anlatıldı. Raportörün görüşü mahkemeyi bağlamıyor Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın hazırladığı iddianame sonrasında açılan davada, raportörün görüşü mahkemeyi bağlamıyor. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. İddianamede AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapatılması ve aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi politikacıların da olduğu 71 AKP’linin 5 yıl boyunca siyasetten yasaklanması talep ediliyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, bir siyasi partinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açılan davalarda, “ceza davası” prosedürü izleniyor. Mahkeme heyeti, raportörün görüşü doğrultusunda veya aksi yönde bir karar alabilecek. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. Herhangi bir eksiklik bulunmazsa “tensip tutanağı’ hazırlanacak. Bu tutanakta kapatma davası sürecinde izlenecek yöntem belirlenecek. Bu yöntem ile birlikte iddianame, ön savunmanın hazırlanabilmesi için AKP’ye gönderilecek. AKP’nin savunma süresi uzayacak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkında laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla kapatma talebiyle açtığı davada […]

Ergenekon’da iyi gazetecilik, fikri takip, kilit unsur…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com Önce kısa bir hatırlatma: Cumhuriyetgazetesi, 2006’nın Nisan ayının ilk yarısında üç kez bombalandı. Gazete, saldırıyı, “laikliğe karşı bomba” olarak yorumladı. Gazetenin okurları da “laikliğe karşı” gerçekleştirilen bu saldırıya karşı kınama gösterileri yaptılar. 17 Mayıs’ta Danıştay silahlı saldırıya uğradı, bir yargıç öldürüldü. Saldırgan yakalandı. Adı Alparslan Arslan’dı ve bir avukattı. Bu olay çok daha büyük laiklik yürüyüşlerine yol açtı. O kadar ki, öldürülen yargıçın Ankara’daki cenaze törenine Başbakan “provokasyon” endişesiyle katılamadı. Kısa bir süre sonra Danıştay saldırganının Cumhuriyet’e bomba atan kişilerden biri olduğu ortaya çıktı. Bir süre sonra da bu kişinin şu anda Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklu bulunan kişilerle tanıştığı, birlikte fotoğraf çektirdiği ve biriyle de iş ortağı olduğu iddiaları ortaya atıldı. Fakat asıl bağlantı, önceki yaz Ümraniye’de bir evde bulunan 27 adet el bombası vesilesiyle kuruldu. Çünkü 30’luk “kafile”den yerinde bulunmayan üçünün, Cumhuriyet’e atılan bombalar olduğu anlaşılmıştı. Ve evin sahibi (dolayısıyla bombaların da sahibi), Ergenekon tutuklusu bir emekli binbaşıydı. Cumhuriyet ve bombalar 21 Mart’ta KronikMedya’da kaleme aldığım “İlhan Selçuk, Cumhuriyetve Ergenekon” başlıklı yazımda, Cumhuriyet’in Ergenekon soruşturmalarına karşı neredeyse “haber gizleme” boyutlarına varan ilgisizliğini şöyle anlatmıştım: “(…) Polisin yürüttüğü soruşturma belli bir olgunluğa ulaştığında, 22 Ocak 2007’de aralarında eski tümgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gazeteler 23 Ocak’ta ‘büyük operasyon’u manşetlerinden ya da sürmanşetlerinden duyurdu. Haber, bütün gazetelerde en önemli arka plan bilgisiyle, yani Cumhuriyet’e atılan bombalarla ‘Ergenekon bombaları’nın aynı seri numarasını taşıdığı bilgisiyle verilmişti. Biri hariç: Cumhuriyet.” Aslında yanlış olmuştu bu ifade. Çünkü haberi tıpkı Cumhuriyetgibi veren bir başka gazete daha vardı: Yeniçağ. 21 Mart’taki yazımda, Sabahgazetesi yazarı Umur Talu’nun da bu “haberciliğe” çok şaşırdığını söylemiş, o günlerde yazdıklarını aktarmıştım: “’Kadim’ Cumhuriyetgazetesi, birçoğumuza gazetecilik okulu olmuş, çok sese çatı olmuş, yüzlerce okurunu sırf kolunda o gazete var diye faşist ve çeteci cinayetlere, devlet işkencelerine kurban vermiş… Daha da ötesi, Uğur Mumcu’ sunu, Ahmet Taner […]

“Darbe Günlükleri” Deniz Kuvvetleri’nin bilgisayarından…

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Noktadergisinin kapatılmasına, Eski Deniz Kuvvetler Komutanı Özden Örnek’in “Bana ait değil” diyerek şikâyetçi olmasıyla eski Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün de “yalan haber yapmak” iddiasıyla yargılanmasına neden olan “Darbe Günlükleri”nin, Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından elde edildiği kanıtlandı. Tarafgazetesinin 26 Mart günü yayımlanan manşet haberinde, Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz’ün, yürütülen soruşturma kapsamında tanık olarak bilgisine başvurduğu Görmüş’ten aldığı günlüklerin kopyasının emniyet birimlerine yaptırılan incelemesinde günlüklerin Örnek’in bilgisayarından çıktığı belirlenerek bir rapor haline getirildi.Günlüklerde anlatılan Sarıkız ve Ayışığı adlarıyla 2004’te yapılmak istenen darbe girişimlerini haber haline getirdiği için “Yalan haber yapmak ve iftira atmak” suçlamasıyla Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Görmüş’ün avukatı Ümit Kardaş, 11 Nisan’da görülecek 4. duruşmada mahkemeden emniyetin konuyla ilgili raporunun istenmesini talep edeceklerini söyledi. Kardaş raporun gelmesinden sonra müvekkili Görmüş’ün beraat etmesi gerektiğini belirterek, “Yani yalan haber yapılmadığı gibi tam aksine bir anayasal suçla ilgili yapılan hazırlıklar kanıtlanmış olacak. Bu durumda günlüklerde adı geçen dönemin kuvvet komutanlarının da anayasal bir suç olan darbe girişimi nedeniyle yargılanmalarının önü açılmış olacak” dedi. Darbe Günlükleri’nin kaynağı Tarafgazetesinde Mehmet Baransu imzasıyla yayımlanan habere göre, Ergenekon soruşturması savcısı Öz Nokta Dergisi’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş’ün de bilgisine başvurdu. Savcı Öz, 7 Mart 2008 günü tanık olarak 2.5 saat süreyle ifadesi aldığı Görmüş’ten Ergenekon operasyonuyla ilgisi olup olmadığını araştırmak amacıyla “Darbe Günlükleri”nin bir kopyasını da aldı. Savcı Öz, bilgisayar ortamında yazılı olan günlüklerin incelenmesi için emniyetin ilgili birimlerine gönderdi. Geçen hafta sona eren teknik inceleme sonunda ise günlüklerin, Özden Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda kullandığı bilgisayarından çıktığı belirlendi. Tarafgazetesine bilgi veren bir emniyet yetkilisi metinlerin orijinal halinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki hangi bilgisayardan çıktığının resmi bir yazıyla belgelenerek rapor haline getirildiğini söyledi. “Emekli paşalara yargı yolu açılacak”Hakkında açılan davada, “Basın yoluyla alenen hakaret ve iftira” suçlarını işlediği iddiasıyla 6 yıl 8 aya kadar hapis cezası istenen Görmüş’ün avukatlarından […]

Sokağın Dili: İstanbul olmasaydı nerede yaşardınız?

Dünya üzerinde “İstanbul” adında bir kent hiç olmasaydı acaba İstanbullular ne yapardı? Yaşamak için seçecekleri alternatif yer neresi olurdu? Günden güne kalabalıklaşan, hızla göç alan bu koca kentin sakinlerinden bu kez hayal kurmalarını istedik. Ve hayallerde sınır olmadığına bir kez daha tanıklık ettik. İşte halkın kafasındaki birbirinden renkli İstanbul alternatifleri…Muhabir: Akman Yengin Kameraman: Uğur Orakçı sokakdili@medyakronik.com

Her şehre başka Nevruz

Aynı Nevruz, Aynı Kürtler, Aynı DTP, Başka Valiler Yine kıyamet kopacak korkutmaları içinde, yüreğimiz ağzımızda bir Nevruz yaşadık.Resmi ideolojinin “Nevruz kutlanacaksa onu da biz kutlarız” ısrarıyla pek çok komiklikler yaşandı. Kravatlı, iskarpinli kocaman adamlar, zorla meydana toplanmış ilköğretim çocuklarının boş bakışları arasında tahta parçalarından yaptıkları küçük ateşlerin üzerinden atladılar. Karagöz – Hacivat kıvraklığında gövdelerini öne arkaya savurarak demir dövdüler, geceden haşlanmış yumurtalarını tokuşturdular. Bu ucube sokak seyri zoraki sürerken, gerçekten bu bayramı bayram gibi kutlamak isteyenler vardı başka şehirlerde. Onbinlerce, yüzbinlerce insan meydanlara toplanmıştı. Demek ki onlar için bu bayram daha fazla şey ifade ediyordu. Ülke aynıydı,Nevruz aynıydı,Kürtler aynıydı,DTP aynıydı,Bir tek valiler ve emniyet müdürleri farklıydı. İşte bu yüzden de; İstanbul’da, Diyarbakır’da bayram yapılırken; Van’da, Yüksekova’da, Siirt’te bir dehşet filmi yaşandı. Nineleri yaşındaki kadınları ve minik çocukları öldüresiye dövebilen, Milletvekiline “senin elini sıkmıyorum” diyebilen aktörlerin başrolü oynadığı bir filmdi. Millete “sadece bir gün bayram yapabilirisiniz”, “ne kadar sevinebileceğinize de biz karar veririz” diyen hastalıklı yönetmenlerin filmiydi. Kısacası bir kötülüğün altından daha devlet çıktı. Gelecek yıl Nevruz için saldığınız korku haberlerini duyduğumuzda; Halktan değil, yetki sahasında kendini feodal lord gibi hisseden derebeyi mülki erkândan korkacağız. Sorunsuz kutlama yapılacağı sözü verip sözünde durmayan İçişleri Bakanından korkacağız. Bayram yapmak isteyen herkesi suçlu, terörist gibi gösteren medyadan korkacağız. Daha kendi şehrinde bayramını kutlayamayan insanların olduğu bir ülkede; “Tek devlet, tek millet” tekerlemelerini tekrarlayan Başbakan’dan korkacağız. Genç Siviller

Radikal’in Taraf’la derdi ne?

Ferda Balancarfbalancar@medyakronik.comÖnce 23 Mart tarihli Radikal’deki bir haber dikkatimizi çekti: “İslamcı basın gözaltıları mutlulukla karşıladı” başlıklı haber şu şekilde bir sunum yapıyordu: “Ergenekon soruşturmasında İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu ve Doğu Perinçek’in gözaltına alınması İslamcı basında ‘arkası gelecek’ yorumlarıyla karşılandı.” Bu sunumun ardından “İslamcı gazetelerin” gözaltıları nasıl aktardıklarına dair alıntılar yer alıyordu. Vakit, Star, Yeni Şafak, Taraf…Bu da nereden çıktı derken bugünkü Radikal’in birinci sayfasıyla karşılaştık. Haberin başlığı: “Bilgi sızdırma çetesi mi var?” Star, Yeni Şafak, Vakit ve Tarafgazetelerinin son günlerdeki nüshalarından yapılmış bir kolaj, fotoğraf olarak habere eşlik ediyor. Haberin spotu şöyle: “Ergenekon’da soruşturma gizli yürütülüyor. Hatta Kemal Alemdaroğlu, hakkındaki suçlamalar ‘gizli’ diye kendisine söylenmediği için susma hakkını kullandı. Ancak zanlılar ve avukatlara söylenmeyenleri, bazı gazeteler yazıyor.” Ustalıkla hazırlanmış bir spot bu. İnsan haberin gerisini merak etmeden duramıyor. Neden acaba “bazı gazeteler” yazabiliyor bunları ve o “bazı gazeteler”in ne ayrıcalığı var? Bu merakla haberin devamını okuduğumuzda şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Türkiye’yi geren Ergenekon soruşturması yetkililerin ifadesiyle ‘son derece gizli’ yürüyor; savcı, savunma hazırlaması gereken avukatlara, sorgulanan sanıklara bile bilgileri vermiyor. Ancak, dosyada olduğu söylenen gizli bilgiler, günlerdir AKP yanlısı gazetelerde boy boy yer alıyor.” Haberden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Star, Yeni Şafak ve Tarafhakkında suç duyurusunda bulunduğunu da öğreniyoruz. Kaderin garip cilvesi olsa gerek Radikal’de bu satırları okurken yine bugün Tarafgazetesinin manşetinde “Yargıçları fişlediler” başlıklı manşet haberinde Ergenekon operasyonu kapsamında yürütülen soruşturmada İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay üyelerini Nakşiler, Kürtler, Tuncelililer, MHP’liler ve Fethullahçılar diye sınıflandıran bir belge bulunduğu yazıyordu. Yani Radikal’in tepki gösterdiği çerçevede yapılmış bir haber… Kaderin garip cilvesi derken bu haberin altındaki imzaya dikkat çekmek istedik aslında: Soner Arıkanoğlu. Bir süre önce 40 civarında arkadaşıyla birlikte Radikal’den atılan deneyimli bir muhabir. Taraf’ın Ergenekon’la ilgili bazı haberlerinin altında ise bir başka “Radikalzede” Adnan Keskin’in imzasını göreceksiniz. Yani Radikalyöneticileri bir süre daha sabredip bu muhabir arkadaşları işten atmasaydı belki de bu […]