Etiket habervs

Görmüş beraat etti, ama darbe girişimleri soruşturulmayacak

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek’in günlüklerinden yola çıkarak hazırlanan ‘Darbe Günlükleri’ haberi nedeniyle “yalan haber yazmak ve iftira atmak” suçlamasıyla yargılanan eski Nokta dergisi Genel Yayın Yönetmeni Alper Görmüş beraat etti. Örnek’in, Nokta’nın kapatılmasına neden olan ve Örnek’in “Bana ait değil” dediği günlüklerin, Örnek’in Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bilgisayarından elde edildiği emniyetin raporuyla kanıtlanmıştı. Görmüş’ün beraat etmesiyle “darbe planlamak ve darbe girişiminde bulunmak” suçlamasıyla yargı önüne çıkmalarının yolu açılan dönemin kuvvet komutanlarıyla ilgili olarak da mahkeme soruşturmaya gerek olmadığına karar verdi. “Rapor istenmesin” talebi Davanın Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmasına Alper Görmüş, avukatları ve duruşmaya gelmeyen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek’in avukatı Dinçer Eskiyerli katıldı. Kapatılan Nokta dergisi çalışanları, Genç Siviller üyesi bir grup, gazeteci Yıldırım Türker, oyuncu Deniz Türkali ve Lale Mansur, gazeteci yazar Kürşat Bumin ve yazar Leyla İpekçi de duruşma öncesinde Alper Görmüş’e destek vermek amacıyla Bakırköy Adliyesi’ne gelenler arasındaydı. Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün talebiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından incelenen günlüklerin Örnek’e ait olduğu resmi raporla kesinleşmiş ve Görmüş’ün avukatları geçen günlerde bu raporun ilgili savcılıktan istenmesini talep etmişti. Davanın bugün (11 Nisan) görülen 3. duruşmasında ilk sözü alan Örnek’in avukatı, ‘Darbe Günlükleri’nin Özden Örnek’e ait olmadığını yineleyerek, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün hazırladığı bilirkişi raporunun istenmesi talebinin mahkemece reddedilmesini istedi ve yeniden bir bilirkişi tayin edilerek tekrar incelenmesi yönünde alınacak bir kararı da reddedeceklerini söyledi. Örnek’in avukatı, “Bu günlükler, sanığın da ifade ettiği gibi, Örnek’in bilgisayarından kanun dışı yollarla elde edilmiştir ve mahkemede delil olamaz” dedi. İddialar kamusal önem taşıyor Bunun üzerine mahkeme başkanının mütalaasını sorduğu savcı, sözkonusu iddiaların kamusal nitelikli ve kamusal öneme sahip olduğunu belirterek, “Bu belgeler davaya ilişkin en somut delildir ve ilgili savcılığın yaptırdığı inceleme raporunun sonuçlarının mahkeme kanalıyla talep edilmesi gerekir” dedi. Savcılık mütalaasının ardından hâkim raporun istenmesi talebini hiçbir gerekçe göstermeden reddederek Görmüş’ten son sözlerini […]

Basın adalet haberlerinde bile adil değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Türkiye’de basının ciddi sorunları olduğu, güven krizi yaşadığı, bağımsız ve tarafsız olmadığı çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat son bir araştırma, yargıyla ilgili konularda da Türkiye basınının karnesinin bir hayli zayıf olduğunu ortaya koydu. Vatandaşın adaletle ilgili konulardaki başat bilgilenme kaynağı olan basının bu halde olması ayrıca kaygı verici. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin “Adalet Gözet” projesi kapsamında yürütülen “Medya Arşivi” çalışması, Türkiye’de tartışma yaratmış dokuz davanın farklı siyasal yelpazedeki gazetelerde ele alınışlarındaki farklılıkları inceledi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Başkanı Doçent Doktor Aslı Tunç’un yaptığı bu araştırma, haberlerin bilgilendirmektenziyade yorumlarla okuru yönlendirmeyi gözettiğini, böylece profesyonel mesafelilik ve güvenilirlik gibi konularda sorunlu bir tavır sergilediğini ortaya koydu. Tunç, Danıştay saldırısı, Elif Şafak davası, Hrant Dink’in TCK 301 davası, Hrant Dink cinayeti, Gamze Özçelik, İlhami Erdil, Orhan Pamuk, Yücel Aşkın davaları ve Ferhat Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili haberleri ele aldı. 2004’ten Nisan 2008’e dek geçen sürede Sabah, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde bu olaylarla ilgili yayımlanan haber ve fotoğrafları inceledi. Toplam bin 215 haber ve 604 fotoğrafı değerlendirdi. Cinayeti meşru gösteren ifadeler Güvenilirlik ölçütlerinden biri olan haber kaynağının belirtilmesi kuralı haberlerin yüzde 32.4’ünde yerine getirilmemiş. Kaynağı belirli olmayan haberleri en fazla kullanan gazete Yüzde 47’lik oranla Radikal; onu Sabah ve Zaman izliyor. Araştırma, “incelenen haberlerin yüzde 10’unda vakaya konu olan cinayet, saldırı gibi eylemin kendisini ya da 301. maddeden dava açılması, soruşturma başlatılması gibi adli sürecin ya da işlemin kendisini haklı gösteren ifadelerin kullanıldığını tespit ediyor”. Haberde yanlı ifadelerin kullanımı genel olarak azınlıkta olsa da, Hrant Dink’in 301. maddeden yargılandığı davayla ilgili haberlerin yüzde 24’ünde, Dink’in öldürülmesiyle ilgili 230 haberden 16’sında eylemi haklı gösterebilen ifadeler kullanılmış. Haberin nesnelliğine zarar veren bu tür yanlı ve meşrulaştırıcı ifadelere en çok yüzde 15’lik oranla Cumhuriyet’te, ardından % 11’lik oranla Hürriyet’te yer […]

Mahkemeler hizmet vermeye uygun değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMine Savaşmsavas@medyakronik.com Türkiye’de vatandaşın gözünden hukukun nasıl göründüğünü anlamak amacıyla yapılan Adalet Gözet projesi kapsamında vatandaşın mahkemelere başvurduğu zaman nelerle karşılaşıp mahkeme deneyiminin nasıl bir ortamda yaşandığını belirlemeye yönelik Adliye Gözlemleri de yer aldı. “Adliye gözlemlerinin amacı, vatandaşı aldığı hizmeti değerlendirmede aktif hale getirmek ve bu sayede de kişilerle mahkemeler arasındaki uzaklığın giderilmesinde aracı olmak.” İstanbul mahkemeleriyle sınırlı araştırma, Temmuz 2006 ile Haziran 2007 döneminde Sultanbeyli, Adalar, Eyüp, Kadıköy, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Üsküdar, Bakırköy, Şişli ve Bağcılar adliyelerinde gerçekleştirildi. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. ve 4. sınıf öğrencileri ile stajyer avukatlar tarafından 113 mahkemeye gidilerek yapılan toplam 135 gözlem bir rapor haline getirildi. Rapora göre adliyelerdeki fiziksel engeller ve zaman kullanımına ilişkin sıkıntılar vatandaşın kendisini yabancı hissetmesine, adliyeyi kendisine hizmet eden bir yer olarak görmemesine, bu anlamda da hukukun kendisi için var olduğundan şüphe etmesine yol açabilecek olumsuzluklar. Bu nedenle adliyelerin temizliği, binaların bakımlılığı, kalabalığı, bekleme salonu olup olmadığı gibi görünüşte sıradan şeylerin algılar üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor. Fakat araştırma, vatandaşın mahkemelerle ilgili bilgi alıp alamadığı, işlemler hakkında bilgi edinip edinemediği ve kendisine hizmet etmesi gereken sisteme ne derece erişebildiği gibi konuları da inceliyor. “A4 kâğıdı getirmeyene suret verilmez” Gözlenen adliye binaları amaca uygun tasarlanmamış. Dış cepheleri ve içleri temiz ve bakımlı değil. Dahası, iç mekânlar amaç dışı da kullanılabiliyor. Mahkemelerin beşte biri duruşmalarını mahkeme salonu dışında bir yerde yapıyor. Vatandaşlar için bekleme salonu yok ve aralarında husumet bulunanlar da dâhil, tarafların hepsi duruşma salonuna aynı kapıdan giriyor ki, bu sakıncalı. Adliye girişlerinde metal detektör bulunmakla beraber, X-ray güvenlik cihazı yok, olan binalarda da kullanılmıyor. Üst araması da bazan yapılıyor. Vatandaşlar üst aramasına tabiyken, bazı adliyelerde hâkim, savcı ve avukatlar aramadan muaf. Hiçbir adliyede vatandaşın danışabileceği bir bilgi bankosu yok. Adliyelerin hiçbirinde engelliler için alınmış özel tedbirlere de rastlanmıyor. Asansör ya da tuvaletler her zaman vatandaşların kullanımına açık değil. “Bu […]

Google gruplarını Adnan Hoca kapattırdı…

İnternet kullanıcıları için dünün sürprizi Google Groups sayfasının mahkeme kararıyla engellenmesi oldu. Haberi ilk yazan bloglardan biri shiftdelete.net, Google grup sayfalarının kapatıldığını “Ve Google” kapandı!” başlığıyla duyurdu. “Beklenen ceza sonunda geldi ve Google da mahkeme kararı ile kapandı. Google’ın kapatılma nedenini ve konunun detaylarını açıklıyoruz. Kullanıcılar şokta.” spotuyla verilen haberde http://groups.google.com adresindeki Google Groups ana sayfasına erişimi engelleyen mahkeme kararı tam metin olarak aşağıdaki gibi yer aldı: “Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir. T.C. Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 14.03.2008 tarih ve 2008/15 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir. Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2008/15 of T.C. Silivri 2.Civil Court of First Instance.” Bu duyurunun ardından internet siteleri ve bloglarda kapatma haberi hızla yayıldı. Google’da grubu bulunanların grup ana sayfalarına erişebilmeleri için Youtube yasağı sırasında önerilen yolların geçerli olduğu ve herkesin kendi sayfasına daha önceden anlatılan yöntemlerle kolayca ulaşabileceği internet üzerinde hızla yayıldı. Haber yayılırken, sitenin kapatma nedeniyle ilgili ilk haber turk.internet.com tarafından duyuruldu. Teknoloji ve internet haberlerinin izlendiği önemli kaynaklardan biri olan turk.internet.com’da Metin Yılmaz imzasıyla yer alan özel haberde sitenin kapatılma nedeninin “hakaret” olduğu yazıldı. Herkes başlığı okuyup “yine Atatürk’e mi hakaret edildi?” diye düşünürken, haberi okuyanlar kapatma nedeninin daha önce de WordPress ve Ekşi Sözlük’ün kapatılmasına da neden olan Adnan Hoca olduğunu anladılar. Metin Yılmaz haberinde, Adnan Hoca olarak bilinen Adnan Oktar’ın “kişilik haklarına saldırı” gerekçesiyle Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden bu kararı aldırdığını belirterek Google yetkililerinin de karar metnine ulaşmaya çalıştıklarını duyuruyordu. Konunun kaynağını merak edip http://groups.google.com adresine girebilenler de arama bölümüne “adnan oktar” yazdıklarında, kapatma nedenini görebiliyorlar. Bu arada erişimin yalnızca Google Gruplar’ın ana sayfalarıyla sınırlı olduğunu ve gruplara atılan mesajların da üyelere ulaştığını test ederek öğrendik. Türk yetkililer, interneti sansürlemenin teknik olarak mümkün olmadığını hala öğrenememiş görünüyor ve aslında gölgelerle kılış şakırdatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. […]

“Pardon beş liranız var mı acaba?”

Yahya Özgür Tavlanotavlan@medyakronik.comEbru Engineengin@medyakronik .com Sokakta yürürken “pat” diye çıkıverirler insanın karşısına. Taksim, Bakırköy ya da Kadıköy civarlarında. Sessizce yaklaşıp para isterler. Türlü bahaneleri vardır. Ya karşıya geçmek için yol paraları kalmamıştır, ya cüzdanları bir yerlerde kaybolmuştur. Yanaştıklarında kibarca kurdukları ilk cümle genellikle “Size bir şey sorabilir miyim?” ya da “Pardon beş liranız var mı acaba?” şeklindedir. Bu işi yapan ve kendilerini “sinyalci” diye tanımlayan gençler sinyalin neden ve nasıl çekildiğini anlattı.

Moda, filmleriyle konuşuyor

Festivalde, moda dünyasıyla ilgili filmlerin yanı sıra ilginç etkinlikler de yer alıyor. Dünyaca ünlü modacılar Alexander McQueen ve Jean Paul Gaultier’in film arşivlerinden kesitlerin bu etkinliklerden biri. Ece Sükan film arşiviyle, Zeynep Tunuslu da kendi çekeceği bir filmle katkıda bulunacak. 12 Nisan 2008 Cumartesi günü başlayacak olan etkinlikte moda ile ilgili filmler, atölye çalışmaları, saç ve makyaj tasarımı kursları, sempozyumlar ve daha birçok farklı etkinlik olacak. Ayrıca eski kıyafetlerini getirenlere gün içinde genç tasarımcılar farklı dikim stilleriyle yeni elbiseler tasarlayacak. Etkinlik cumartesi gecesi daha da renkleniyor. Bir saat süreli prömiyerin ardından, genç tasarımcıların ürünlerinin görücüye çıktığı yarım saatlik bir moda gösterisi yapılacak.Bu gösterinin müzikleri yine modacı DJ’ler tarafından yapılacak.

Bankacılar kur ve faizde artış bekliyor…

Medyakronik Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) bankacılar arasında düzenlediği anket sonuçlarına göre, bono faizlerinde artış bekleyenlerin oranı yüzde 50’ye, kurda artış bekleyenlerin oranı yüzde 68’e tırmandı. Bir önceki anket döneminde yüzde 3 olan iç borçlanma faiz oranındaki artış beklentisi Nisan-Haziran 2008 dönemi için yüzde 50 düzeyinde gerçekleşti. Benzer şekilde dolar kuruna ilişkin artış beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 36 seviyesindeyken bu dönemde yüzde 68 düzeyine yükseldi. BDDK’nın düzenlediği ve toplam 90 üst düzey banka yöneticisi tarafından yanıtlanan “Nisan-Haziran 2008 dönemi Bankacılık Sektörü Yönetici Kesimi Beklenti Anketi”nin sonuçları yayımlandı. Makroekonomik göstergelere ilişkin yanıtlarda GSMH artış beklentilerinin devam ettiği, cari açığın artacağına ilişkin beklentilerin çok az da olsa düştüğü ( yüzde 57- yüzde 53) görüldü. Bütçe açığının GSMH’ya oranına ilişkin olarak da katılımcıların yüzde 58’i aynı kalacağı, yüzde 21’i ise artacağı beklentisindeler. Ankette, TÜFE’nin artacağı beklentisine sahip katılımcı oranı yüzde 59 ile son bir yılın en yüksek seviyesine çıktı. Kredilerin faiz oranlarında ağırlıklı beklenti kredi kartları hariç olmak üzere artış yönünde oldu. Faiz oranlarında artış yönünde beklentiye sahip katılımcı oranı konut kredilerinde yüzde 64, diğer tüketici kredilerinde yüzde 57, ticari kredilerde yüzde 60, kredi kartlarında ise yüzde 20 olarak gerçekleşti. Kredi hacmi açısından bireysel kredi hacimlerinde daralma, ticari kredi ve toplam kredi hacimlerinde artış bekleniyor. Kredi hacimlerini etkileyebilecek faktörler açısından ticari kredilerin uluslararası piyasalardaki gelişmelerden, bireysel kredilerin ise tüketim talebindeki artma/azalma faktöründen etkilenebileceği ifade edildi. Ayrıca bankacılar arasında gerek bireysel, gerekse ticari kredilerde takipteki kredi hacminin artacağına yönelik beklentiler yüzde 90’lar seviyesinde bulunuyor. Bankacılar kredi hacmini etkileyebilecek en önemli üç unsuru da sırasıyla uluslararası piyasalardaki gelişmeler, iç talepteki değişim ve risk beklentilerindeki değişim olarak sayıyor.

Güneş’e özlem

Ankara Haber Ajansı CHP eski milletvekillerinden Avukat Rahmi Kumaş düzenlediği basın toplantısında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in 1995 yılında değiştirdiği ambleme ilişkin verdiği hukuk mücadelesini anlattı. Kumaş, 1995 yılında 20 yıllık “Hitit Güneşi” simgesini değiştiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yeni simgesine karşı aynı yıl dava açtığını hatırlattı. Davanın 2001 yılında iptalle sonuçlandığını söyleyen Kumaş, “Buna göre 1995 yılında Ankara’nın geçmişine, Cumhuriyet’in kazanımlarına aykırı bir simge oluşturma çalışması haksız çıkmış ve simge iptal olmuştu. Ancak AKP iktidarı çıkarttığı bir yasayla belediyelere simge belirleme yetkisi tanıdı. 2005’te Ankara Büyükşehir Belediyesi, iptal edilen simgeyi ‘yetkim var’ diye yeniden yürürlüğe koydu” dedi. Kumaş, simgenin tekrar yürürlüğe girmesi üzerine 20 Şubat 2005’te olayı yeniden yargıya taşıdığını hatırlattı ve bu yargı sürecinin tamamlandığını söyledi. Kumaş, Gökçek’in cami ve minare figürlü Ankara ambleminin Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini açıkladı. Kumaş, İçişleri Bakanlığı’ndan Ankara’da amblem sorununa olaya el koymasını istedi. Bundan sonra esastan iptal olmuş simgeyi kullananlar hakkında da suç duyurusunda bulunacağını bildiren Kumaş, “13 yıllık yargısal savaşımım, yasadışı simge sökülünceye ve sorumlular cezalandırılıncaya dek sürecektir” dedi.

“Gerekirse yerden iğne toplayacaksın”

Haber: Erdem Özüereozuer@medyakronik.comKameraman: İşvecan Özeniozen@medyakronik.com Ünlü moda tasarımcısı Dilek Hanif hakkında, “Oh ne şahane bir hayatı var, rahatlık ve lüks içinde…” diye düşünmek mümkün. Nişantaşı’nda çok güzel bir ofisi var. Yaptığı defileler Türkiye ve yurtdışında olay yaratıyor. Tasarımları dudak ısırtıyor. Ama o bugünlere “hop” diye gelmemiş. Çok zorluklar çekmiş, uzun yollardan geçmiş, çalışmaktan geceleri gündüzleriyle karışmış. Hala da çok çalışıyor. Hayatına özenen ve tasarımcı olmak isteyen gençlere de, bir öğüdü var: “Buralara gelebilmek için, başta gerekirse yerden iğne toplayacaksın.” Dilek Hanif’in meslek sırları röportajımızda… Dilek Hanif kimdir? Modaya 1990’da, “Dilek Hanif Line” adı altında sunduğu hazır giyim koleksiyonu ile başladı.1998’de, yola “couture” (kişiye özel) tasarımlarla devam etme kararı aldı. 2002’de, İstanbul’daki Aya İrini Kilisesi’nde ilk couture defilesini sundu.Özel bir fotoğraf çekimi gerçekleştirilen 2003 ilkbahar – yaz koleksiyonu için geleneksel iğne oyalarını kullandı.Aynı yıl, Avon’nun “En Başarılı Kadın Moda Tasarımcısı” ödülünü aldı.Ocak 2004’te Paris Haute Couture Haftası’nda 2004 ilkbahar – yaz koleksiyonu podyuma çıktı. Paris’te tasarımları podyuma çıkan ilk Türk moda tasarımcısı oldu.Mayıs 2004’te ise Ralph Lauren tarafından yönetilen, uluslararası bir kampanya olan “Moda meme kanserini hedefliyor”u desteklemek için koleksiyonunu Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nde sundu.Aynı yıl, Avrupa Birliği Yeni Üyeleri Lizbon Fuarı’nda Türkiye’yi temsil etmesi için Portekiz’e davet edildi.Semezanlerden yola çıkarak hazırladığı 2005 ilkbahar – yaz koleksiyonu ise Avon’un başlattığı ve Türkiye çapında yürüttüğü meme kanserine karşı erken teşhis amaçlı bir kampanya yararına İstanbul Hilton Oteli’nde izleyicilerin karşısına çıktı.2005’te Alternatif Gelişim Derneği’nden (AGED) moda sektöründeki kalite anlayışına katkılarından dolayı ödül aldı.2005’te Beykent Üniversitesi İletişim Bölümü ve Rotary Kulüp’ün ortaklaşa verdiği meslek onur ödülünü adı.2006 ilkbahar – yaz koleksiyonunu Türkiye ve Türk kültürünü tanıtmak amacıyla Stockholm’de sundu. Nobel ödüllerinin de dağıtıldığı İsveç’in en prestijli salonlarından biri olan Konserhuset’de yapılan defileye kraliyet ailesinden Prenses ve Barones de katıldı.2006 ilkbahar-yaz couture koleksiyonu, Maserati sponsorluğundaki A La Mode partileri çerçevesinde, Karaköy’deki tarihi Liman restoranında düzenlenen defilede […]

Kartondan Ajda Pekkan sahnede!

İtalyan sanatçı Ennio Marchetto kartondan yaptığı kostümleriyle birçok ünlü ismi canlandırdığı gösterisiyle İtalya’dan sonra ününü bütün dünyaya duyurdu. Güney Afrika’daki gösterilerinden sonra Türkiye’ye gelen sanatçı 8–15 Nisan tarihleri arasında Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahne alıyor. Venedik’te doğan ve sanat okulunda eğitim alan sanatçı gösterisinde, bir saniye içinde başka birine dönüşüyor. Marilyn Monroe, Gloria Gaynor, Kyle Minogue, Madonna, Celine Dion, Elvis Presley karakterlerinden sadece bir kaçı. Türkiye’ye özel repertuarına Ajda Pekkan ve Müslüm Gürses’i de katan Marchetto’nun bu dünyada benzeri olmayan gösterisini izlemek istiyorsanız, haberimizi kaçırmayın!Haber: İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Kameraman: Erdem Özüer

Diyarbakır anlattı Erdoğan duydu mu?

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin sorunlarını anlatmak için Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefet partileriyle görüşen Diyarbakır sivil toplum örgütleri, sorunlar ve çözüm önerilerini içeren 20 maddelik rapor sundu. Dün (7 Nisan) Başbakan Erdoğan’la gerçekleşen görüşmede “ana dilde eğitim” talebini dile getirdiği için başbakan tarafından “yalan söylemek ve dürüst olmamakla” suçlanan Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, Kürt sorununun çözümüne karşı bir direnç olduğunu belirterek, “Yapabileceğimiz tek şey olan demokratik taleplerimiz ve önerilerimizi ilettik. Sorunun demokrasi içinde ve şiddeti dışlayan biçimde çözümünde ısrarcı olmak gerekiyor ancak bizim dışımızda da girişimler olması lazım” dedi. Tanrıkulu, Başbakan Erdoğan’ın kendisini yalancılıkla itham etmesi üzerine, “Ben dürüstlüğümü kimseye sınatmam” diyerek toplantıyı terk etmişti. MHP randevu vermedi Baro Başkanı Tanrıkulu dışında Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya ile Meclis Oda Başkanı Abdulselam Odabaşı, Diyarbakır Ticaret Borsası Başkanı Fahrettin Akyıl, Esnaf Sanatkarları Odaları Birliği Başkanı Alican Ebedinoğlu, Ziraat Odası Başkanı Bahri Erdem, Tabipler Odası Başkanı Adem Avcıkıran, Mazlum-Der Başkanı Selahattin Çoban, Türk-İş Diyarbakır temsilcisi Zülküf Karakoç, Kadın Merkezi Başkanı Nebahat Akkoç, Diyarbakır Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Raif Türk, Güneydoğu Sanayici İşadamları Derneği Başkanı İsmail Bedirhanoğlu, Müstakil Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Öcal ve Doğu Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği Federasyonu Başkanı Şeyhmus Akbaş’tan oluşan heyet bugün de (8 Nisan) Ankara’da bazı görüşmelerde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüşerek 20 maddelik sorunlar ve çözüm önerilerini içeren raporu sunan heyeti Milliyetçi Hareket Partisi ise randevu talebini geri çevirerek kabul etmedi. Siyasi ve ekonomik çözüm paketi Heyetin hazırladığı ve Cumhurbaşkanı, Başbakan ile muhalefet partileri liderlerine sunduğu siyasal ve ekonomik reformlar içeren raporda yer alan talepler özetle şöyle sıralandı:Anadilde eğitim, hizmet ve yayın hakkı hayata geçmeli.Yeni demokratik, özgürlükçü bir anayasa yapılmalı.Zorunlu göçe maruz kalanların […]

Kadın yönetmensiz sinema

Gezici Film-mor Kadın Filmleri Festivali’nin altıncısı, 10 Mart 2008 akşamı İstiklal Caddesi’nde, kadınların “sazlı sözlü” etkinliğiyle açıldı. 14 ülkeden 33 filme ev sahipliği yaptı; İstanbul’un ardından Van ve Diyarkır’da devam etti. Bu ayın sonunda, 25-26 Nisan 2008’de ise Samsun’da sona erecek. Bu yılkı teması “kadına yönelik şiddet” olan festival, Türkiye’de kadın sinemacıların sayıca çok kısıtlı olduğu gerçeğini bize hatırlattı. Biz de bu soruyu, festival düzenleyicilerine ve Gazeteci Ferai Tınç’a yönelttik.

Cepte durduğu gibi durmuyor

Umut Duranuduran@medyakronik.com Alexander Graham Bell’in aşık olduğu duyma engelli kadınla iletişim kurmanın yollarını ararken tesadüfen telefonu keşfetmesinin üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti. Haliyle ilk telefon görüşmesi de buluşu gerçekleştiren Alexander Graham Bell ile yardımcısı Thomas Watson arasında yapıldı. Bell, yan odadaki Watson’a, ”Watson, buraya gel! Seni görmek istiyorum” demişti. İcadından neredeyse 40 yıl sonra 1915’te şehirlerarası ilk telefon görüşmesi de yine Bell ve Watson arasında yapıldı. Bell, New York’tan o anda San Francisco’da bulunan Watson’a yine onu görmek istediğini söylediğinde aldığı yanıt, “Bu bir hafta sürer” olmuştu. O yıllarda Amerikalı bir belediye başkanının, “Bundan bir gün her kentte bir tane olacak” demesi de hayli komik karşılanmıştı. O zamanlar gülünse de, zamanla telefon neredeyse her eve girdi. Yetmedi. İsteyen ve elbet parası olan herkesin sahip olabildiği, olağanüstü marifetleri olan küçücük bir kutuya dönüşerek cepte taşınır hale geldi. Telefon ilk icat edildiğinde bu kadar hızla yaygınlaşmamıştı, ama ceplerde taşınabilir hale gelmesinin üzerinden çok da zaman geçmeden kısa sürede milyonlarca kişinin kullandığı bir alet oldu. 1990’lara kadar kimsenin ihtiyaç olarak bile görmediği cep telefonları giderek herkesin bir parçası haline geldi. Son verilere göre dünyadaki cep telefonu kullanıcı sayısı 3,3 milyar civarında. Türkiye’de ise bu sayı 60 milyona yaklaşıyor.İnsan sağlığına etkileri araştırılıyor Şimdilik kimi bilim insanları ve cep telefonu kullanmayı reddedenler dışında kimse böyle bir teknolojinin gelecekte nelere malolabileceğini ne biliyor, ne de dikkate alıyor. Cep telefonları üzerinden kullanıcıya ulaşan zararlı ışınların oranı ve etkileri, baz istasyonlarının konumları, bunların çevreye ve halk sağlığına olan etkisi gibi konularla ilgili kimi bilimsel araştırmalar zaman zaman basında yer almakta. Bilimsel olarak kesin şekilde kanıtlanmamış olmakla birlikte, cep telefonu kullanımının beyin tümörleri oluşumu, hafıza kaybı, depresyon, uyku bozuklukları gibi pek çok hastalığa yol açabileceği ileri sürülüyor. Hepsi bir yana, cep telefonlarının çoğu kullanıcıda alışkanlık yaptığı kesin. İnsanlar üzerinde psikolojik bir bağımlılık yapıp yapmadığı ise incelenmesi gereken bir […]

Rent Müzikali’nin gala gecesi

Amatör ruhla porfesyonel faaliyetler gerçekleştirerek, üniversite tiyatrosu kavramına yeni bir anlayış getiren Tiyatro Candela, 2008 sezonunda onuncu prodüksiyonu olan Rent Müzikali ile seyirci karşısına çıktı. Oyun marjinal yaşamları olan sekiz gencin bir yıl içinde yaşadıkları mutsuzluklar, acılar, problemler ve küçük mutlulukları nasıl büyük mutluluklara çevirdiklerini anlatıyor.. Gala: 08 Nisan 2008, Salı 21.00 Oyun: 04 – 05 – 07 – 18 – 19 – 30 Nisan 2008, saat 20:30 06 -20 Nisan 2008, saat 15:30 Yer: İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü, BS2 Kurtuluşderesi Cad. No 47 Dolapdere Giriş ücretsiz…Haber: Beril Tekin

Berkan’ın görüştüğü ‘çok önemli bakan’ bir sır değil!

Dünkü (7 Nisan) Medyakronik’te yer alan “İsmet Berkan’dan Ergenekon savcısına çok önemli mesaj” başlıklı yazıdan şu satırları hatırlayarak başlayalım: “Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, 6 Nisan tarihli ‘Ergenekon’un Yakın Tarihi 3’ başlıklı yazısında Ocak 2004’te Başbakan Tayip Erdoğan Kıbrıs’la ilgili olarak ipleri eline aldıktan sonra New York’ta Kıbrıs görüşmeleri bitip İsviçre’nin Bürgenstock kasabası için randevu tarihi beklenirken hükümetin çok önemli bir üyesiyle özel bir görüşme yaptığını belirtiyor. Berkan görüştüğü ‘çok önemli bakan’a askeri cepheden gelen darbe hazırlıklarıyla ilgili dedikoduları aktardığında ‘Hepsini biliyoruz’ şeklinde cevap alıyor. Berkan bu kez bakana ‘Peki ne yapıyorsunuz’ diye soruyor, ‘Bekleyin çok şey olacak’ cevabını alıyor. “Berkan aynı yazısında Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’ün, kendisine bilgi veren önemli bakanın bilgilerine hâlâ sahip olmadığını vurgulayarak, bu bilgilere sahip olmadan Ergenekon soruşturmasının gerçek darbe girişimine uzanması ihtimalinin çok yüksek olmadığının altını çiziyor. Elbette bu cümlelerle İsmet Berkan, Türkiye için çok önemli sonuçları olabilecek bir soruşturmayla ilgili bildiklerini kamuoyuna açıklamış oluyor. Böylece yurttaşlık görevini de yerine getirmiş oluyor. Şimdi savcı Zekeriya Öz’e İsmet Berkan’ın bilgilerine başvurmak düşüyor.” Bizim dünkü özetlememizde olmayan, ama Berkan’ın tam metnini yayımladığımız yazısında yer alan şu cümleyi de unutmayalım (“çok önemli bakan”ın “Bekleyin çok şey olacak” şeklindeki çıkışından sonra): “Aradan dört yıl geçti, hâlâ bekliyoruz!” Nokta’nın yayınının hemen sonrası Nokta’nın 29 Mart- 4 Nisan 2007 tarihli sayısının kapak haberi şöyleydi: “Hayret verici ayrıntılarıyla SARIKIZ ve AYIŞIĞI… 2004’te iki darbe atlatmışız…”İçerde, İsmet Berkan’ın işaret ettiği “Sarıkız” darbesine tam 26 sayfa ayrılmıştı. Darbe girişimi şu spotla anlatılmıştı dergide: “Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinin en ilginç bölümleri, hiç kuşkusuz ‘Sarıkız’ adı verilen darbe planı… Neredeyse bir yıla yayılan darbe planlaması, 24 Nisan 2004’teki Kıbrıs referandumundan sonra tamamen rafa kaldırılmış. Başlangıçta birlikte hareket eden dört kuvvet komutanı zamanla görüş ayrılığına düşmüş. Örnek’in günlükleri, zamanın Genelkurmay başkanı Özkök’ün girişime başından sonuna karşı çıktığını gösteriyor.” Aynı haftanın […]

Ne bakışlar gördüm zaten yoktular

İlknur Aydoğaniaydogan@medyakronik.com “Olabilirdi aşklar” kavram olarak belki hayatımızda yok ama fiilen var aslında. Kısa bakışmalarla ayaküstü yaşanan flörtler sonrasında elinizde ne bir isim kalır, ne bir telefon. O öylece gider; siz lazım olduğunda asla bulamadığınız cesareti, iyi örülmeyen kader ağlarının ilmiklerini sorgularsınız. Bir daha görme ihtimaliniz de düşük olduğu için o artık sizin “olabilirdi aşkınız” olmuştur. Ama onu oldurmanın yolu olarak interneti deneyenler var; ne kadar ‘başarı’ya ulaşılıyor, ona dair bir şey yok, ama ‘ne aşklar yaşan(m)ıyor’daki buruk tat okudukça okutturuyor insanı.www.kizmeet.com Bu site size arkadaş, değil kaderinizi buluyor. Sloganları “ilk bakışlar, ikinci şanslar” olan, Amerika menşeli kizmeet.com, normal arkadaş sitelerinden biraz farklı. Burada fotoğrafından, kişisel özelliklerinden beğendiniz kişiyi değil, gerçek hayatta zaten gördüğünüz insanı arıyorsunuz. Yani siz bir barda, spor salonunda, okulda, otobüste gördüğünüz, açılamadığınız ve unutamadığınız kadını ya da erkeği arıyorsunuz. Siteye mesaj bırakarak başlıyorsunuz. Öncelikle tarihi ve yeri belirtiyorsunuz. Üzerinizde ne olduğundan, diğer tarafın ne giydiğinden bahsediyorsunuz. Aranızda bir konuşma geçtiyse, onu yazıyorsunuz. Aradığı insanı bulmak için yazan da var, ama biri beni yazmış mı diye de bakılabiliyor. O zaman da kendi gittiğiniz mekânı ve tarihi yazıp aratabiliyorsunuz. Mesela sitede, Los Angeles’tan bir kadının markette karşılaştığı bir adama, 16 Şubat 2008 tarihli mesajı şöyle: “Ben senin yanındaki kırmızı lahanaya ulaşmaya çalışıyordum, senden izin istedim. Sense kereviz taşıyordun. Ne diyeceğimi bilemediğimden lahananın ambalajlı olmadığını söyleyiverdim. Sen de organik yiyeceklerin yararı üzerine yorum yaptın. Düşündüm de senle çay ya da kahve içmek güzel olabilirdi, fakat sen gitmeden önce düşünemedim bunu. Hâlâ ilgileniyor musun?”“Gelenekseli yaşatan teknoloji” Sitenin kurucusu Mark Jaffe yaptıkları iş için söyle demiş: “Geleneksel bir buluşma sitesi değiliz. Daha çok geçmişteki geleneksel buluşmaları hatırlatan bir tarzımız var. Bir insanı görürsünüz ve bir kıvılcım hissedersiniz; şimdi internet işleri kolaylaştırıyor; burası kimya ilk nerede tuttuysa, oraya gerçek bir dünya bağlantısı.”( Chicago Tribune, Mart 25, 2007) Şimdilik Amerika’nın 16 eyaletine hizmet […]

Ezilenlerin Tiyatrosu küresel ısınmayı tartıştı

İnci Ömüriomur@medyakronik.com Boyalı Kuş Tiyatrosu, 16 Mart’ta günümüzde çok büyük önem taşıyan küresel ısınma sorununu ele aldı. Rengârenk Sanat Atölyesi’nde “2 Dereceyi Beklerken” adlı oyun sahnelendi. Bu oyun biçim olarak “Ezilenlerin Tiyatrosu” örneğiydi. Ezilenlerin Tiyatrosu, toplumda “ezilenleri” konu alıyor. Kadına uygulanan şiddet, çocuk hakları ihlali, engellilerin hakları ve toplumdaki benzer sorunlar ilgi alanına giriyor. Klasik tiyatro gibi giriş, gelişme, sonuç biçiminde oynanmıyor. Önceden yazılmış bir metin olmaksızın, doğaçlama gelişiyor. Seyircilerin de oyuncu olduğu oyun, kriz anında sona eriyor. 16 Mart Ezilenlerin Tiyatrosu’nun kurucusu Augusto Boal’ın doğum günü olduğu için 26 ülkede 46 grup, küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla oyunlar sahneye koydu. Boyalı Kuş Tiyatrosu’nun oyunu da işte bu etkinliğin bir parçasıydı. Rengârenk Sanat Atölyesi, yabancılık çekmeyeceğiniz, genelde birbirini tanıyan insanların olduğu, ilk defa gittiğinizde bile güler yüzle karşılanacağınız bir yer. Mekânda aynı zamanda evlerdekine benzeyen küçük bir mutfak var ve ev yemekleri yapılıyor. “2 Dereceyi Beklerken” oyunu başlamadan önce “Gaia” adlı kampanya filmi gösteriliyor. Bu film küresel ısınmanın dünya üzerindeki olumsuz etkilerini ve çözümlerini anlatıyor. Küresel ısınma sonucunda dünyanın iki derece ısındığı ve çoğumuzun da bu duruma ilgisizliği gözler önüne seriliyor. Filmin ardından güzel bir performans geliyor. Bütün seyirciler oturdukları yerden kalkıp yan odaya geçiyor. Burada oyuncular tek sıra haline geçerek doğada oluşan sorunlar üzerine kelimeler söylüyorlar ve oradan diğer odaya geçiyorlar. Seyirciler yerlerine oturuyor ve oyun başlıyor. Odanın dışından küresel ısınmaya karşı sloganlar atarak iki öğrenci geliyor ve oyun açılıyor. Burası bir sınıf ve yedi öğrenci küresel ısınma üzerine konuşuyor. Öğretmen sınav kâğıtlarını dağıtıyor, öğrencilerden tepki geliyor. Çünkü çoğu yüz üzerinden sıfır alıyor ve bu durumun karmaşıklığını anlamaya çalışıyorlar. Öğretmen sınav kâğıtlarında “Küresel ısınma yoktur” diyenlere yüz, “Vardır” diyenlere ise sıfır veriyor. Bu durumdan şikâyetçi olan öğrenciler öğretmenle tartışıyorlar. Bu sırada sınıftan çekip giden, hocaya katılmayan ve tartışmakta ısrarlı olan öğrenciler oyunu kriz noktasına taşıyorlar ve oyun burada bitiyor. […]

IMF’den kamu müdahalesi çağrısı

Uluslararası Para Fonu IMF’nin sosyalist başkanı Dominique Strauss-Kahn, piyasalara küresel düzeyde bir kamu müdahalesi olması gerektiğini söyledi. Dominique Strauss-Kahn’ın tartışma yaratacak önerileri, dünya maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin Washington’da IMF ve Dünya Bankası toplantıları için bir araya gelmesinden birkaç gün önceye rastlıyor. Financial Times gazetesine konuşan Strauss-Kahn’a göre piyasalardaki çalkantının dünya ölçeğinde büyümeye olumsuz etkisi olacak. IMF direktörü, devlet müdahalesi gerekliliğinin artık daha da açık bir şekilde kendisini gösterdiğini söylüyor. Kredi sıkıntısının yalnız ABD’yi değil, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri de etkileyeceğini söyleyen Strauss-Kahn, “ortak uluslararası yaklaşım” çağrısında bulundu. IMF Başkanı, özellikle menkul değerler ve emlak piyasalarının desteklenmesi gerektiğini belirtti. Bugüne dek özellikle ABD’de piyasalara likit para sağlama konusunda ciddi birçok önlem alındı — ancak Amerika’da Bear Stearns ve İngiltere’de Northern Rock bankalarının kurtarılmaları dışında mali sisteme doğrudan müdahalelerde bulunulmadı. IMF direktörünün bu sözlerinin, son aylarda kapalı kapılar ardında piyasalara müdahale olasılıklarını tartışan merkez bankası başkanları ve maliye bakanları üzerindeki baskıyı artıracağı yorumları yapılıyor. Kaynak: BBC

Kişiye göre sağlıklı yiyecekler

Yasemin Sinopluysinoplu@medyakronik.com Çilek, kiraz, süt, yoğurt, brokoli… Sizce bu besinler yararlı mı? Cevabınız ne olursa olsun, yanılıyor olmanız mümkün. Çünkü uzmanlara göre sağlıklı sanılan birçok besinin bazı kişiler için ölümcül bir risk taşıma ihtimali var. Bilim insanları günümüze kadar herkes için sağlıklı olduğuna inanılan bazı besinlerin aslında bazı kişilere faydadan çok zarar getirdiği gerçeğini ortaya çıkardı. Lüksemburg’daki Reunis Kutter laboratuarı araştırmacılarının bulgularına göre, her gıda maddesi her bünyede farklı etkiler yaratabiliyor. Kimisi için iyi ve sağlıklı olan bir besin, bir başkası için can alıcı şekilde tehdit oluşturabiliyor. Gıda duyarlılığı testiyle kişinin tükettiği besinler ve bu besinleri yeme sıklığı değiştirilerek, kişinin şikâyetlerinden kurtulması hedefleniyor. Kimine yarar, kimine zarar Elmadan domatese kadar bütün besinler vücutta sindirildikten sonra ya bağırsaklarda iyi sindirilmediğinden ya da bireyin yatkınlığı olduğundan vücut o besini bir bakteri gibi algılıyor. Bu yüzden de, vücut kendini korumak için bir reaksiyon gösteriyor. Gıda duyarlılığının temeli de buna dayanıyor. Fakat gıda duyarlılığı yaratan besinler bazı testlerle ortaya çıkarılabiliyor. Bununla birlikte “alcat” isimli yeni bir testle de artık sadece gıda duyarlılığı değil, bazı ilaçlar, mantar ve küf gibi maddelerin vücuda zararları tespit edilebiliyor. Gıda duyarlılığı testinden sonra verilen beslenme reçeteleri ve besin listeleriyle kişilerin yaşam kalitesi yükseltiliyor; bazı kişilerin ise hayatı tamamen değiştiriliyor. Çoğunlukla farkına varılmasa da, gıda duyarlılığına karşı alerjik reaksiyonlar günümüzde en çok rahatsızlıklara neden olan faktörlerin arasında. İngiliz Alerji Vakfı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, Avrupa ve Amerika nüfusunun yüzde 45’inin gıda intoleransı (duyarlılığı) sorunları yaşamakta olduğu tahmin ediliyor. Gıdaların ve beslenmenin kronik hastalıkların oluşmasında büyük bir etken olduğunu belirten uzmanlar, bu rahatsızlıkların, genellikle bağışıklık sisteminin belirli gıdalara karşı tepki vermeleri sonucunda oluştuğunu söylüyor. Kişiye özel test Normalde zararsız olarak bilinen besinlere karşı oluşan duyarlılık, bağışıklık sistemini harekete geçirerek uzun vadede kronik rahatsızlıklara neden oluyor. Son zamanlarda gıdalara karşı duyarlılık diyabet, obezite, mide-bağırsak şikâyetleri, yorgunluk, romatizmal hastalıklar, halsizlik, sinirlilik, egzama, idrar […]

Bana ismini söyle(me)!

Mustafa Kulelimkuleli@medyakronik.com Gençken çocuk sahibi olmak üzerine pek düşünülmese de, vakti geliyor, insan anne ya da baba olarak buluyor bir gün kendini. Evrimin doğal bir sonucu herhalde bu. Üreme isteği, soyu devam ettirme güdüsü, ya da sadece bir hayatı yönetme, bir eser vücuda getirme dileği… Nedeni ne olursa olsun bazılarının bir ya da birkaç (Başbakan’a sorarsanız tercihan üç) çocuğu oluyor işte nihayetinde. Ve çocuklar anne karnında gelişirken, dışarıdakileri de bir telaş, bir sıkıntı alıyor. Çocuğa ne isim koymalı? Aslında çok ciddi bir sorun bu. Çocuk ailenin midir, toplumun mudur, kimsenin değil midir; karar vermiş değiliz henüz. Dolayısıyla çocuğa verilecek isim konusunda da bir uzlaşı yok. Sözgelimi 1970’lerde çocuklara Deniz, Ulaş, Özgür, Devrim, Emek gibi siyasi isimler verilmesi yaygınken ve bu durum yadırganmazken, aynı eylem 80’lerin liberal değişimi sonrası “çocuğun yaşamına ipotek koyma” olarak değerlendirildi. Aynı şekilde, anne-babanın içinde ukde kalmış ismi çocuğa verdiği de görülen bir durum. Gelgelelim, çocukların kendi ismine karar vermesi beklenemeyeceği için mevcut model dışında bir yol gelmiyor akla. Bu sorunlu durumu aşmak için olacak, bir hal çaresi düşünmüş yurttaşlarımız. Müslümanların kutsal kitabı Kuran-ı Kerim’den rastgele bir sayfa açılıp, yine rasgele sallanan parmağın düştüğü yerdeki kelime ad olarak konmaya başlamış çocuklara. Tabii, bu yöntemin de bazı sıkıntıları var. Arapçanın pek bilinmediği ailelerde -Kuran’daki konu çeşitliliği de göz önüne alınmadığından olacak- yeni doğmuş yavrulara pek hoş bir anlamı olmayan isimler verilmiş kazayla. Farsçadan gelen bazı isimler de, yine anlamı bilinmeden konulmuş çocuklara.Atla deve değil ya! İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Türkçe Okutmanı Şehmus Okur bizler için sıralıyor bu gibi isimleri bir çırpıda: Mesela Betül keçi demek. İsmini sık duyduğumuz iki hayvan daha var: Burak ve Buğra. Yani at ve deve. Beyhan koyarak boşboğaz, Belma koyarak ahmak, Kezban koyarak yalancı, Yavuz koyarak saldırgan demiş de olabilirsiniz evladınıza. Kara kaşlı, kara gözlü yağız delikanlıların, “kızıl sakal” demek olan Barbaros ismini taşıması da […]