Etiket istanbul

Bu sergi bu binaya çok yakıştı

Nihan Ozan İstanbul’un yeni kültür ve eğitim merkezi Santralistanbul, şehre enerji vermeye devam ediyor. Terk edilmiş ama korunan bir tarihi yapıyı tekrar hayata geçirmek hem de eğitim ve kültür-sanat odaklı bir oluşum gerçekleştirmek konusundaki atılımlar hız kesmeden sürüyor. Ulusal rezidans programlarının da buna dahil olduğu santralde, yenilenen lojmanlarla birlikte eylül ayından itibaren Anna Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürlerarası Diyalog Vakfı desteğiyle gerçekleştirilen “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” başlıklı proje sürüyor.Programa katılan ve Santralistanbul’da konaklayan sanatçılar, seminerler ve atölye çalışmalarına başladılar. Proje kapsamındaki sergi ise 1 Kasım’da, elektriğin dağıtıldığı eski santral binasında açıldı. Farklı disiplinleri buluşturan ve küratörlüğünü Başak Şenova’nın yaptığı “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” projesinde, sanatçılar ışık ve elektriği somut ve soyut olarak tarif ediyorlar. Farklı ülkelerden katılan özgün sanatçıların eserlerinin yer aldığı sergide, elektriğin geçirdiği evrim çok açık hissediliyor. Böylelikle eskiden elektriği İstanbul’a dağıtan Silahtarağa Elektrik Santralı’nın yerini alan Santralistanbul’da, sadece teknolojinin değil sanatın da zaman içinde evrim geçiren tarafı görülebiliyor. İzleyicilere interaktif bir gezinti sağlayan sergide, hemen hemen her eserin yanında “adım adım deneyin” ibaresi bulunuyor. Sanatı bilim ve teknolojiyle birleştiren sergi, büyük, küçük herkesin ilgisini çekiyor.Sergide yer alan eserlerin, elektriğin işlevsel yönünden hareketle yaratıldığı çok açık. Bu durumun sanatla buluşması da farklı tecrübelerden belki de tesadüflerden ibaret. Işığın yansımalarından oluşan bir görüntü, yağlıboya tablosunu andırabiliyor. Bu görüntüyü izlerken, hemen yanında bulunan metinden ışığın temel birimini, “fiziksel olarak platinin katılaşma temperatüründeki siyah cismin yaydığı ışık şiddetinin 1/60’ının izdüşüm alanı” diye öğrenmek çok keyifli. Bir lambayı “adım adım deneyin” ibaresindeki direktiflere uyarak yakmak, o an bir sanat sergisinde değil de bir bilim fuarındaymışsınız gibi hissetmenizi sağlayabiliyor. Mekânda bulunan, yerleri değiştirilmemiş eski elektrik santraline ait makineler ise çok görkemli duruyor. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin onlar daha çok merak uyandırıyor.Sanatın diğer disiplinlerle de buluşabilip ortak ürünler çıkarabileceğini kanıtlayan “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” sergisi 30 Kasım’a kadar Santralistanbul’da ziyaret edilebilir.Sergiye şu sanatçılar katılıyor: Cynthia […]

Artiz Mektebi’nin modası geçmedi!

  Yaşamın koşuşturmacasına ve stresine biraz ara verip gülmeye ve eğlenmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız “evet” ise, işte size güzel bir öneri: Müjdat Gezen Tiyatrosu Artiz Mektebi oyunu ile sizleri bekliyor. Müjdat Gezen ve Kandemir Konduk’un birlikte yazdığı oyunda eğitim sistemi mizahi bir dille eleştiriliyor. Danslar ve şarkılar oyuna renk katıyor. En iyisi haberimizi izledikten sonra gidip oyunu görmeniz…

“Salam diye sattıklarını köpeğe bile yedirmem”

Lazari Kozmaoğlu İstanbul’un son domuz kasabı. 63 yaşındaki Kozmaoğlu, 1977’den beri Dolapdere’deki şarküterisinde domuz ürünleri satıyor. Soyadını taşıyan markayla sunduğu şarküteri ürünleri, İstanbul’daki yabancılar ve gayrimüslimler tarafından talep görüyor. Müşterileri arasında Müslümanlar da var. Kozmaoğlu ile mesleğini, İstanbul’u ve Türkiye’de azınlık olmayı konuştuk. Yaklaşık iki yüzyıl önce İstanbul’a göçen Karamanlı bir ailenin İstanbul’daki son üyelerinden Lazari Kozmaoğlu. Kasaplığa 1967’de tesadüfen başlamış. O tarihte patronu bir salam fabrikasına ortak olmuş ve bir yıl sonra işleri bozulup ülkeyi terk edince, tüm borçlarıyla fabrikayı devralmış. 1977’de Dolapdere’de, daha önce at mezbahası (kendi deyimiyle beygirci) olarak kullanılan bir yeri satın alarak şarküteriye çevirmiş. Kozmaoğlu 30 yıldır bu mekânda salam, sosis, jambon, hatta mortadella gibi nispeten daha az bilinen domuz eti ürünleri satıyor. Etlerini, Mersin ve Antalya’daki domuz çiftliklerinden temizlenmiş sağlıyor. Ayrıca, dana etinden yaptığı sucuklar, eski lezzetleri özleyenlerin favorisi. Kozmaoğlu Türkiye’de domuz ürünleri satış ruhsatına sahip tek işletmenin kendisini olduğunu söylüyor. “Tek damgalı eşek biziz” diyor gülerek. Birçok işletmenin kaçak satış yaptığını belirtiyor. Kasaplığa başladığı günlerde 45’e yakın ürün satarken, bugün bulundurduğu çeşit sayısı yedi, sekize düşmüş. O tarihlerde İstanbul’da 70’e yakın domuz çiftliği ve satış yapan beş, altı işletme olduğunu söylüyor. “Eskiden ürünün ismiyle yapardık satışı, şimdi salama benzeyen her şey kabul edilir oldu” diye anlatıyor sıkıntısını: “Adam hayatında yememiş ki, bilmiyor; nasıl doğru şeyi üretsin. Bugün salam diye satılan pek çok ürünü ben köpeğe bile vermem. Etin maliyeti ile ürünün fiyatını karşılaştırırsanız, içeriğini tahmin edebilirsiniz.” Ona göre şarküteri ürünleriyle ile ilgili denetim çok zayıf. Bu ürünlerle yeni tanışan tüketicinin aldanma olasılığının çok yüksek olduğunu söylüyor: “Ben isterim ki, buraya her gün kontrole gelsinler, sevinirim. Müşteri isterse içeri de sokarım, ‘bak’ derim, başka kimsenin iş yerine giremezsin ki!” Dolapdere’deki bu küçük şarküteri giderek küçülen gayrimüslim cemaat için de bir buluşma noktası. Çocuğunu evlendirmek isteyen, canı sıkılan, sohbet ihtiyacı duyan burada alıyor soluğu. Yunanistan’dan […]