Etiket istanbul

Moda, filmleriyle konuşuyor

Festivalde, moda dünyasıyla ilgili filmlerin yanı sıra ilginç etkinlikler de yer alıyor. Dünyaca ünlü modacılar Alexander McQueen ve Jean Paul Gaultier’in film arşivlerinden kesitlerin bu etkinliklerden biri. Ece Sükan film arşiviyle, Zeynep Tunuslu da kendi çekeceği bir filmle katkıda bulunacak. 12 Nisan 2008 Cumartesi günü başlayacak olan etkinlikte moda ile ilgili filmler, atölye çalışmaları, saç ve makyaj tasarımı kursları, sempozyumlar ve daha birçok farklı etkinlik olacak. Ayrıca eski kıyafetlerini getirenlere gün içinde genç tasarımcılar farklı dikim stilleriyle yeni elbiseler tasarlayacak. Etkinlik cumartesi gecesi daha da renkleniyor. Bir saat süreli prömiyerin ardından, genç tasarımcıların ürünlerinin görücüye çıktığı yarım saatlik bir moda gösterisi yapılacak.Bu gösterinin müzikleri yine modacı DJ’ler tarafından yapılacak.

Kartondan Ajda Pekkan sahnede!

İtalyan sanatçı Ennio Marchetto kartondan yaptığı kostümleriyle birçok ünlü ismi canlandırdığı gösterisiyle İtalya’dan sonra ününü bütün dünyaya duyurdu. Güney Afrika’daki gösterilerinden sonra Türkiye’ye gelen sanatçı 8–15 Nisan tarihleri arasında Beşiktaş Kültür Merkezi’nde sahne alıyor. Venedik’te doğan ve sanat okulunda eğitim alan sanatçı gösterisinde, bir saniye içinde başka birine dönüşüyor. Marilyn Monroe, Gloria Gaynor, Kyle Minogue, Madonna, Celine Dion, Elvis Presley karakterlerinden sadece bir kaçı. Türkiye’ye özel repertuarına Ajda Pekkan ve Müslüm Gürses’i de katan Marchetto’nun bu dünyada benzeri olmayan gösterisini izlemek istiyorsanız, haberimizi kaçırmayın!Haber: İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Kameraman: Erdem Özüer

Arazimiz çok değerli, kârı da çok tatlı!

Güventürk Görgülü İstanbul Mecidiyeköy’de üzerinde ağaç bulunan tek arazi parçası olan Tekel’in eski likör fabrikası arazisi Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak Konut tarafından satışa çıkartıldı. Ali Sami Yen Stadyumu’nun yanında yer alan 24 bin metrekarelik arsanın içinde bulunan 8 bin metrekarelik kapalı alana sahip fabrika binası halen Büyük Mükellefler Vergi Dairesi olarak kullanılıyor. Levent ve Mecidiyeköy bölgelerinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer kamu kurumları tarafından önemli bir rant alanı olarak görülmesi ve bu bölgedeki inşaat emsallerinin arttırılması, geçen günlerde Zincirlikuyu Karayolları binası ve Levent İETT garajı arazilerinin de çok yüksek fiyatlardan el değiştirmesine neden olmuştu. 96 bin metrekarelik karayolları arazisi, içinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan tescilli Karayolları Binası ile birlikte metrekaresi 8 bin 300 dolardan; 46 bin metrekarelik Levent Garajı ise inşaat alanının daha fazla olması sebebiyle metrekaresi yaklaşık 15-16 bin dolardan el değiştirmişti. Ve gözler Likör Fabrikası’nın üzerine çevrilmişti… Likör Fabrikası arsasının imar izni 3 emsal ve 36 metre yükseklikle sınırlıydı. Fakat geçen şubatta, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından onaylanan plan tadilatıyla bodrumlar dahil toplam inşaat alanı 142 bin metrekareye çıkartılmış, bina yüksekliğindeki sınır da kaldırılmıştı. Böylece 24 bin metrekarelik arsanın emsal oranı 3’ten 6’ya yükseltilmişti. Bununla birlikte, 142 bin metrekarelik brüt inşaat alanından bodrum ve otoparklar düşüldüğünde, arazide inşa edilecek yapının net emsal alanı 4-4,5 olarak hesaplanıyor. Geçen şubat ayında Emlak Konut GYO Yönetim Kurulu Üyesi Vedat Demiröz’ün açıklamalarına göre, arazi satışından 300 milyon YTL’nin üzerinde gelir bekleniyordu. Oysa ekonomik koşulların olumsuza dönmesi ve gayrimenkul fiyatlarındaki düşüş nedeniyle dün 275 milyon YTL muhammen bedelle satışa çıkan araziden yine Demiröz’ün açıklamalarına göre şu anda “en fazla 300 milyon YTL artı KDV” gelir bekleniyor. Plan değişikliğinin hikmeti Yaklaşık 300 milyon YTL’ye, yani yaklaşık 240 milyon dolara satılması beklenen arazi üzerine toplam 142 bin metrekare inşaat yapılabiliyor. Bu durumda, mevcut düzenlemelere göre, tahminen 40 bin metrekarenin otopark ve […]

Olimpiyat Ateşi’ni sıkı koruduk!

Gökhan Tan 2008 Pekin Olimpiyatları için, oyunların 2004 yılındaki ev sahibi Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi bugün İstanbul’daydı. İstanbul, 130 günde beş kıtayı dolaşarak 137 bin kilometre kat edecek ateşin, Kazakistan’ın Almatı kentinden sonra ikinci ev sahibiydi. Olimpiyat oyunlarının simgesi olan ateşin yandığı meşaleler, yaklaşık 20 kilometrelik parkurda, toplam 80 kişi tarafından, 350 ile 400 metre aralıklarla değiştirilerek taşındı. Sultanahmet Meydanı’nda saat 14:00’te başlaması öngörülen koşu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yarım saat gecikmesi nedeniyle saat 14:35’te başladı. Meşaleyi taşıyan ilk koşucu, Balkan şampiyonu buz patencimiz Tuğba Karademir’di. Ayasofya Müzesi’nin önünden başlayan turun 7,6 kilometrelik ilk etabı, Sirkeci ve Karaköy üzerinden sahil yolunda koşularak Ortaköy’de tamamlandı. Ortaköy’den Beylerbeyi’ne deniz yolculuğunu da kapsayan ikinci etap yaklaşık 11 kilometreydi. Ateşin Anadolu’dan Avrupa yakasına Boğaz Köprüsü üzerinden taşındığı üçüncü etap ise 10 kilometreydi. Haberin yazıldığı saatte ateş, son meşaleyi taşıyan olimpiyat şampiyonu halterci Taner Sağır’ın elinde, son durağı Taksim’e varmak üzereydi. Koşunun başlandığı Sultanahmet, olaylara da sahne oldu. Bir grup, Uygur Türkleri’nin yaşadığı Çin’in Sincan bölgesindeki insan hakları ihlallerini protesto etti. Aynı gerekçeye sahip protestoyu Tibet bölgesi için yapmak isteyen bir Çinli, koşunun başladığı noktada, polis tarafından “paketlendi”. Koşucular Galata Köprüsü’ndeyken Çin’i protesto eden bir başka vatandaş daha gözaltına altına alındı. Güvenlik önlemleri Koşu boyunca, emniyet kuvvetlerinin aldığı sert güvenlik önlemleri dikkat çekiciydi. Meşale taşıyan her koşucu, Çin’den gelen ve sekiz kişiden oluşan güvenlik ekibinin arasında koşmaktaydı. Ancak bu ekip de, onlarca polisten oluşan çevik kuvvetle korunuyordu. Parkur boyunca, Çinli koruma elemanları ve çevik kuvvetin oluşturduğu güruha yaklaşan vatandaşlar, sertçe itildi. Basın için ayrılan otobüse binmeyen ve meşale taşıyıcılarını görüntülemek isteyen basın mensupları da, bu kötü muameleden nasibini aldı. Pekin’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları, 8 Ağustos’ta başlayıp, 24 Ağustos’ta sona erecek. Oyunları sembolü ateş, İstanbul’un ardından Rusya’nın Saint Petersburg kentine götürülecek.

Hadi gel köyümüze geri dönelim

Mine Savaş Atalarımız “Taşı toprağı altın İstanbul” diyerek yola çıkmışlar. İş, aş, eş uğruna yollara düşmüşler ve yedi tepeli İstanbul’un gerdanından öpmüşler. Taşında ve toprağında altın bulunamasa da İstanbul’a göç edenlerin sonu gelmek bilmiyor. Fakat son yıllarda ufak bir değişiklik var. İstanbul, Türkiye’nin en çok göç veren şehirlerinden biri halini aldı. Şaşırtıcı gelebilir ama İstanbul’a göç edenlerin yarısı memleketlerine geri döndü ve İstanbul da “göç veren” şehirlerden biri oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin düzenlediği Kent Çalışmaları Sohbeti’nde “1990 ve 2000 nüfus sayımlarına göre, İstanbul’a göç, İstanbul’dan göç” konusu ele alındı. Göç araştırmaları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Yüksek Lisans Programı’nda ve Fen Edebiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Murat Güvenç ve araştırmacı Eda Yücesoy tarafından yapılıyor. Bir aylık bir araştırma sonrasında çıkan verilere göre, Karadeniz’den göç eden her yüz kişinin 39’u, Malatya’dan göç edenlerin yüzde 34’ü ve Erzincan’dan göçenlerin de yüzde 31’i İstanbul’un yolunu tutuyor. İstanbul’u en az tercih edenler ise Şırnaklılar. Şırnak’tan göçenlerin yalnızca yüzde 9,5’i İstanbul’a geliyor. İstanbul da göç veriyor Prof. Dr. Murat Güvenç, gelişmiş ülkelerde de göç olgusunun yaşandığını, ama bu hareketliliğin büyük nüfus transferlerine sebep olmadığını belirtiyor. Fakat Türkiye’de, özellikle İstanbul’da büyük nüfus transferleri görmek mümkün. 1995 – 2000 arasında gerçekleşen nüfus sayımı ve araştırması devam eden göç çalışmalarına göre, İstanbul göç aldığı kadar göç de veren bir il. Üstelik yüzde 37,5 ile yine en fazla göç aldığı yere, yani Karadeniz Bölgesi’ne göç veriyor. Özetle, Karadeniz ve İstanbul arasında büyük bir sirkülasyon söz konusu. Güvenç’in araştırmasına göre, İstanbul’dan gerçekleşen göçlerin sebeplerine bakıldığında, yüzde 25’inin deprem korkusundan, yüzde 24’ünün ise tayin ve güvenlikten kaynaklandığı görülüyor. İç Ege’ye göç edenlerin ortalama 65 yaş ve üstü olduğu, Ankara’ya göç edenlerin eğitim amaçlı genç yaş grubunu oluşturduğu, Bayburt ve Iğdır bölgesine ise İstanbul’da tutunamayan gençlerin geri döndükleri gözleniyor. Gelişmiş şehirlere eğitimliler göç ediyor Araştırmada, İstanbul’dan Ankara, İzmir, Bursa ve Eskişehir’e […]

Karanlık, sesini duyurdu

Simge Sunguroğlu WWF – Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın çağrısına uyan yüz binler, cumartesi akşamı ışıklarını kapatarak, tüm dünyayı daha iyi bir gelecek için örgütlenmeye davet etti. Işık, bu eylemin sembolüydü. İnsanları ihtiyacı kadar tüketmeye, küçük enerji tasarruflarla, büyük kazanımlar elde edilebileceğini göstermeye ve doğal kaynakları, yerküreyi korumaya yüreklendiren bir sembol. Bir saatlik eylem, kalıcı sonuç elde edebilmek için bireysel çabaların önemini ortaya koydu. Eylemi Türkiye’den destek veren kişi ve kurumların sayısı, dünyanın pek çok kentine göre düşük kaldı. Eylem saatinin, Beşiktaş-Fenerbahçe Süper Lig karşılaşmasıyla çakışması, Dünya Saati uygulamasına az sayıda işletmenin katılmasında etkili oldu. Uygulamanın öncesinde, WWF – Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na kayıt yaptıran bazı kuruluşlar ışıklarını kapatmadı ancak küresel ısınmaya dikkat çekmeyi amaçlayan bu sembolik eylemi anlatan yayın ve duyurularda bulundu. Türkiye’de kim, ne yaptı? Hilton zincirinin Türkiye’deki tüm otelleri, eyleme katıldı. 29 Mart 2008’de, otellerde konaklayan tüm müşteriler konu hakkında bilgilendirildi. Restoran, lobi gibi genel mekânlarda ise bir saat süreyle ışıklar kapatıldı ve ortam mumla aydınlatıldı. Hilton İzmir Oteli’nde evlenen bir çift, davetlilerini mum ışığında misafir ederek eylemi destekledi. “Dünya Saati” hareketine katılan kurumların arasında Türkiye İş Bankası’da yer aldı. Banka, İstanbul Levent’teki ve aralarında Türkiye’nin en yüksek binasının da bulunduğu İş Kuleleri’nin ışıklandırmasına bir saat ara verdi. Yeni Karamürsel Mağazaları, 4. Levent’teki merkez binasında ışıklar söndürüldü. Santral İstanbul Müze Eğitim Birimi eylemi, hafta boyunca eğitim için Enerji Müzesi’ne gelen okul gruplarını bilgilendirerek destek verdi. Sıra dışı reklam alanları yaratmak için kurulan Sniper Channel, eyleme, internet sitesine “banner” koyarak dahil oldu. Ayrıca medya ajansları ve reklam verenlerin de içinde bulunduğu 1000 kişilik e-posta grubuna mesaj gönderdi. Eylemi internet sayfasındaki “banner” ile destekleyen NTSR Uluslararası Fuar ve Kongre Organizasyonları Şirketi, ofis ışıklarını söndüren bir başka kuruluştu. Mustafa Kemal Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Toplum Gönüllüleri (TOG) kulüpleri de üniversitelerine afişler asarak ve e-posta gruplarına bilgi mesajları atarak destekte bulundu. […]

Yaza capcanlı girme rehberi

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Heyecan dolu bir yaz programı müzikseverleri bekliyor. Yeni isimlerin katılımıyla bu program ilerleyen günlerde katlanarak zenginleşecek. Bol müzikli yazlar.Fanfare Ciocarlia –2 Mayıs 2008 – Yeni Melek: New York Times ve The Guardian’a göre dünyanın en iyi Balkan brass orkestrası olarak gösterilen Fanfare Ciocarlia, özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansıyla Türkiye’de tanınıyor. Hızları, karmaşık ve çekici melodileri, kışkırtıcı ritimleriyle grup, Balkan müziğinin yaşayan efsanesi sayılıyor. Trompet, tenor ve bariton saksafon, tuba, klarnet, davul ve perküsyon gibi çok geniş bir enstrüman yelpazesine sahip olan ve son derece başarılı müzisyenlerden oluşan Fanfare Ciocarlia, Türk, Bulgar, Sırp ve Makedonya ezgilerini harmanlayıp Rumen müzikleriyle bütünleştiriyor. Kylie Minogue –20 Mayıs 2008 – Kuruçeşme Arena: Avustralyalı pop şarkıcısı, şarkı yazarı ve aktrist Kylie Minogue, 1987’de başladığı müzik kariyerinin dönüm noktasına 2000’de ulaştı. 2000’de Light Years, 2001’de Fever ve 2003’te yayınladığı Body Language ile milyonlarca albüm satışı ve liste başarısı elde etti. On A Night Like This, Can’t Get You Out Of My Head, Slow gibi hitlerle bir pop ikonu haline gelen Kylie Minogue son olarak 2007’de yayınladığı 10. stüdyo albümü X kapsamındaki Kylie X 2008 turnesinde İstanbul’u ziyaret edecek. “Eklektik sound’ların biraraya geldiği X albümü bana daha taze, heyecanlandırıcı ve yenilikçi bir canlı şov yaratmamı sağlıyor. Bu şov hem benim hem de seyirci için bambaşka bir tecrübe olacak” diyor Minogue yeni turnesi için. Konserden 8 gün sonra 40 yaşına basacak Kylie Minogue’un VIP biletlerinin bittiğini, sahne önü ve saha içi biletlerinin hızla tükendiğini hatırlatmakta fayda var.Chris De Burgh – 24 Mayıs 2008 – Parkorman: Lady In Red, The Traveller, Spanish Train, Missing You gibi hitlerin yaratıcısı, 200’den fazla platin ve altın plak sahibi Chris De Burgh, son albümü The Storyman’in dünya turnesi kapsamında 16 yıl aradan sonra İstanbul’u ziyaret edecek. Parkorman’da gerçekleşecek konserde Burgh klasikleşmiş romantik parçalarının yanısıra yeni albümünden parçalarını da seslendirecek. Mark […]

Savaş Dinçel yaşasaydı, 66 yaşına basacaktı

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com1942 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde doğan Savaş Dinçel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul Erkek Lisesi’ni kazandı. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi almaya başlayan Dinçel, aynı günlerde karikatür çizmeye de merak sardı. Sahneye ilk adımını İstanbul Şehir Tiyatroları’nda atan Dinçel, 12 Eylül 1980’de tiyatrodan uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Güldürü Eğitim Merkezi’nde karikatürler çizmeye başlayan Dinçel, Günaydıngazetesine de “Tonton” isimli bir bant hazırladı. İki kez karikatür sergisi açan Dinçel’in, “Çizgilerle Nazım Hikmet” isimli bir kitabı da var. 1980 darbesinin etkileri azalmaya başladığında Danıştay kararı ile Şehir Tiyatroları’nda tekrar çalışmaya başlayan Dinçel, Küçük Prens, Keşanlı Ali Destanı gibi edebi eserleri tiyatro sahnesine taşıdı. Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinde İsmet İnönü’yü canlandıran Dinçel, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, AST ve Münir Özkul ile birçok projeye imza attı. Bunun yanı sıra yazarlıkla da uğraşan Dinçel’in Uçurtmanın Kuyruğu, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye isimli üç oyunu var. Sessiz Gemiler isimli dizi çekimi sırasında rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan Dinçel, ciddi bir operasyon geçirdi. Ameliyat sonrasında 20 Aralık 2007’de iç kanama geçiren Dinçel, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Aldığı ödüller:* 8. ÇASOD “En İyi Oyuncu” Ödülleri, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar20. İstanbul Film Festivali, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar22. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar2. Lions Tiyatro Ödülleri, 2002, Yılın Oyun Yazarı, Uçurtmanın Kuyruğu Rol aldığı yapımlar:* • Sessiz Gemiler Mümtaz bey 2007• Bir İhtimal Daha Var Mercan 2006• Esir Kalpler Rüçhan Akerman 2006• Eve Dönüş Sacit 2006• Sevda Çiçeği Naşit 2006• Can 2006 Bir Salkım Üzüm 2005• Ölümüne Sevdalar Barbayani 2005• Peki Olur Şekerim 2003• Abdülhamit Düşerken Tevfik Paşa 2002• Ekmek Teknesi Nusrettin 2002• Çemberler 2000• Sinekli Bakkal 2000• Bizi Güldürenler 2000• Abuzer Kadayıf 2000• Dar Alanda Kısa Paslaşmalar […]

Küresel ısınma için bir saat karanlık

Simge Sunguroğlu adreslerine kayıt yaptırabiliyor. Şu ana kadar 19 bin 27 işyeri ve 260 bin 56 kişi eyleme katılacağını bildirmiş durumda. İstanbul, eyleme kent olarak kayıt yaptırmış değil. Ancak aralarında Garanti Bankası, Santral İstanbul Müze Birimi, Türkiye İş Bankası, Unilever ve YKM’nin de bulunduğu 19 kurum ışıklarını bir saat süreyle kapalı tutacak. Tasarruf, hayata engel değil Dünya Saati, tasarrufun bir sene içinde sadece bir saate sınırlı kalmaması gerektiği mesajını da veriyor. Gündelik yaşamdan ödün verilmesinin beklenmediği, kullanılmayan ve enerji tüketen aygıtların kapatılmasının, küresel tehdidi engellemek için yeterli olduğunun altını çiziyor. Örneğin, boşa yanan lambaların kapılması, emisyonu yüzde beş oranında düşürmeye yetiyor. Tasarruf için evde, işyerinde ve okulda uygulanabilecek tüyolar da veriliyor. Örneğin, telefon şarjları, MP3 çalar, televizyon ve mikrodalga gibi elektirikli aletler kullanılmadığı zaman bile enerji tüketiyor. Avustralya’da, Dünya Saati eyleminin ardından enerji tasarrufu bilincinin arttığı ve elektrik faturalarının yüzde 10 düştüğü gözlemlendi. Duştan bir dakika erken çıkmak bile kullanıcıyı, küresel ısınmaya karşı mücadeleye dahil ediyor.

Sokak şölenine çeyrek kala…

Duygu Ertürk Girer girmez, cansız mankenler göze çarpıyor. Kıyafetleri ütüleniyor şimdi. Az zaman sonra, itinayla ütülenmiş, birbirinden ilginç postmodern kıyafetlerini giyecek, öyle duracaklar orada. Hemen karşıda, bir kadın, duvara bir şeyler yapıştırıyor: “i love niew jurk”… “yeni kıyafetleri seviyorum” demekmiş. Moda tasarımcısı olduğunu tahmin etmek için kahin olmaya hacet yok. Esther, Hollandalı bir moda tasarımcısı. Geleneksel olanı sevmiyor. “Sokak modası gelenekseli barındırmaz zaten. Alışılmışın dışında olması gerek.” Esther’in üzerindeki kıyafet konuyu ziyadesiyle özetliyor zaten.Türkiye’den de genç bir moda tasarımcısı, Selay Güleç’in kreasyonu tanıtılacak festivalde. Selay henüz gelmemiş, ama yeri ayrılmış. Yeri dediysem, podyum sanmayın sakın. Burası sokak. Burada podyum yok, catwalk hiç yok! Moda tasarımcılarının kıyafetlerini giyen modeller, birarada oturacaklar sadece; sohbet edecekler. Tam bir parti mizanseni yani.Birazdan illüstratör Cem Dinlenmiş’in t-shirtleri ve farklı illüstratörlerin yaptığı ayakkabıların satılacağı bir stand açılacakmış orada. Cem’in “ammavelakin” markalı tişörtleri 25 YTL’den satılacakmış. Belki meraklısı olur…Hazırlıklar sürerken, festivalin organizatörü olduğunu öğrendiğim Jeldau Kwikell’le lafladık biraz. Türkiye’yi seçmemişler festival için, onların derdi İstanbul… “İstanbul ilham verici, müthiş; yani festival deyince ilk akla gelen yerlerden biri” diyor. Amsterdam’dakinin minyatürü bu; sokak festivali butiği… Sokak modası festivali denince, hele bir de geçen sene Amsterdam’da 13 bin izleyici, 200 modacı ve çok sayıda illüstratörü bünyesinde topladığını duyunca “aman ne ala!” diye düşünüyor insan, “İstanbul’a böylesi bir sokak modası festivalinin gelmesi!…” İlk önce, bilmem ki sukût-u hayal mi denir, şaşkınlık mı? Sokak modası festivali sokakta yapılmalı bence. Burası bildiğin, bir apartmanın giriş katı. Karanlık, basık… Ne 13 bin kişisi, olsa olsa 130, bilemedin 131 kişi girebilir bu soka.. pardon daireye. Duvarlarda illüstratörlerin yaptığı çizimler var. Komik, insan gülümsüyor baktığı zaman. Çok çok beğendim. İllüstratörlerden biri, Didem, ortadaki kolona o şirin illüstrasyonlardan birini çiziyor. O da çok küçük bulmuş festivale uygun görülen yeri. “Olsa olsa Amsterdam’dakinin, minyatürü bu. Sokak festivali butiği…” diyor. Organizatör Jeldau da mekanı küçük bulmuş, belli. Biraz […]

Taksim’de bir füzyon mutfağı

Taksim ve Sabancı Müzesi içinde bulunan Changa restoran, Türk mutfağını uzakdoğu yemekleriyle harmanlayıp bir füzyon mutfağı haline getirerek 1999 yılından beri müşterilerinin beğenisine sunuyor. Aynı zamanda son derece şık atmosferiyle de dikkatleri çeken Changa İstanbul’un önemli markalarından biri olmaya aday…

Sanal alemde “kebap pişirmece”

İşvecan Nur Özen İstanbul’da Beyoğlu’nda, Adana usulü kebaplar yapan bir ocakbaşı restoran, yaratıcı internet sitesiyle dikkat çekiyor. Başarılı bir tasarıma ve fotoğraflara sahip site mönü, adres gibi olağan bilgilerin yanı sıra, olası bir yemeğin ücretini hesaplamanıza imkân tanıyan “kaça patlar” ve ocağın başına geçerek müşteri ağırlamanızı sağlayan “kebap pişirmece oyunu”yla farklılaşıyor. İstanbul’a 1966’da gelen restoranın sahibi Musa Emici (60), 1972’den beri Beyoğlu’nda, Küçükparmakkapı Sokak’ta kebapçılık yapıyor. Emici, eskisine göre çok daha büyük mekâna ise 1985 yılında taşınmış. Kendi ismini verdiği restoranı Musa Ustam, üç katında 250 kişiyi aynı anda ağırlayabiliyor. “Çağdaş bir insanım, yenilikleri severim. Lakin konu kebap olunca geleneksel bir insanım. Çocukken yediğim kebap neyse, şimdi pişirdiğim kebap da odur” diyen Emici internet sitesi açma fikrinin oğlu Okan Emici’ye ait olduğunu söylüyor. Oğul Emici işe, restoranın ismini taşıyan www.musaustam.com adresini satın alarak başlamış. Sitenin açılmasından sonra, aklına gelen fikirlerin sanal ortama aktarılmasını sağlamış. “Kaça patlar” Açılış hariç, altı ana bölüme ayrılan site zengin görselliğe sahip. Flash programıyla hazırlanan sitede, bir sayfadan diğerine geçiş sırasında ekranda bir şiş beliriyor. Yeni sayfa yüklenirken bu şiş, garnitür ve kebaplarla dolmaya başlıyor. Ana bölümlerden biri, “kaça patlar” başlığını taşıyor. Bu bölümde, restoranda yiyebileceğiniz tüm kebap, meze ve alkollü ve alkolsüz içeceklerin listesi yer alıyor. Liste, kendi tercihlerinizi ve adedini işaretleyerek olası bir ziyarette, restoranda ne kadar hesap ödeyeceğinizi hesaplayabiliyorsunuz. Ocakbaşına gel Sitenin en yaratıcı buluşu “kebap pişirmece” oyunu. Bu oyunda bir ocak ustası gibi tezgaha oturuyor ve ocağın diğer tarafındaki müşterileri ağırlıyorsunuz. Müşterinin sipariş ettiği kebap türlerini sırasıyla ocağa yerleştiriyor ve zamanında pişirip servis ediyorsunuz. Kebap pişirmece, zamana karşı bir oyun. Ocaktaki şişi ne zaman çevirip, ne zaman kaldırmanız gerektiği işaretlerle bildiriliyor. Ancak müşteriler ve siparişleri sürekli arttığı için bu iş hiç de kolay değil. Oyuna katılanlar, siteye üye olduğu takdirde skorlarına kaydedebiliyor. Görüntülü adres Restoranın yeri, İstiklal Caddesi’nde elinde kamerayla ilerleyen bir […]

Levent Çarşı’da İSPARK sıkıntısı

Haber:Deniz Yurtkuran Kameraman: Ceyla Büyükuzun Levent çarşıya İSPARK’ın gelmesiyle esnaf ve apartman sakinleri için sıkıntılı bir dönem başladı. Durumdan yakınan dükkan sahipleri ve çalışanlar işlerinin azalmasından şikayetçi olurken, çevre sakinleri adına konuştuğumuz Levent muhtarı da İSPARK’ın gelmemesi için imza toplanmasına rağmen başarılı olamadıklarını belirtti.

Beni Çin ressamlarına emanet ediniz

Mine SavaşPek çok ülke, ucuz ve sayıları yüz milyonları bulan işgücü sayesinde pazarlarını istila eden ucuz Çin mallarından şikayetçi. Oyuncaktan bisiklete, tekstile kadar yayılan birçok sektörde bunu görmek mümkün. Ama bu küresel istilayı en iyi açıklayan şeylerden biri, ucuz Çin resimleri. Sadece Türkiye’ye yılda yaklaşık bir buçuk milyon Çin resmi giriyor. Bu resim akını 1999’da başladı ve etkisini çabucak gösterdi. Bu zaman zarfında, örneğin, sadece Beyoğlu Asmalımescit’te beş galeri kapandı. Asıl etkilenenler ise, devlet dairelerine, turistik otellere, okullara, hastanelere ve restoranlara resim yapan küçük atölyeler. İstanbul’da, resim piyasasının en önemli mekânlarından Asmalımescit’te atölyesi bulunan Ressam Muzaffer Akyol, Çin’deki üretkenliğin ucuzlukla süslendiğini ve çok cazip bir çekim alanı oluştuğunu söylüyor. Çin resimleri Türkiye’de 10 ila 80 dolar arasında satılıyor; yani Türk resimlerinin onda biri fiyatına. Akyol, “Ressam boya, tuval, fırça alacak, çerçeve yaptıracak. Bunların hepsinin bir ederi var ve bu ederi ancak bir kazanımla ödeyebilir. Resim satın alan olmazsa, bu malzemeleri nasıl alacak, atölye kirasını nasıl ödeyecek?” diye durumu açıklıyor. Yüreği sanat sevdasıyla yoğrulmuş bir sanatçının, resmiyle zengin olmayı asla düşünmeyeceğini söyleyen Akyol’a göre, “Ressamlar zengin olmak isteselerdi, patates – soğan satarak daha çok para kazanırlardı”. Seri üretimEkspresyonist, sürrealist, natüralist ve daha birçok ekole ait her tür resmi yapan Çinli ressamlar her ülkenin nabzına göre hareket ediyor. Türkiye’ye senede ortalama 500 bin adet Çin resmi getiren ve yüzde yüz kârla satışa sunan Cevat Sarıkartal’ın verdiği bilgiye göre, en çok Atatürk, İstanbul ve manzara resimlerine talep var. Çin resimleri fabrikalara, dükkânlara, devlet dairelerine, turistik otellere, okullara, hastanelere ve restoranlara satılıyor. Dünyada en çok alıcı bulan resim ise, Van Gogh’un “Ayçiçeği Tarlası”… Portreler de en çok rağbet görenlerden: Shakira, David Beckham, George W. Bush, Mao, Bill Clinton, Elvis, Yaser Arafat… Muzaffer Akyol, üretilen resimlerin hiçbir sanatsal değeri bulunmadığına işaret ediyor. “Resimler özgünlükten uzak ve fabrikasyon. Benzetme var ama sanatın olması gereken olmaları yok.” […]

Paralı yol, rahat trafik

Simge Sunguroğlussunguroglu@medyakronik.com LONDRA – Büyükşehir Belediyesi geçen hafta, İstanbul’da trafik sorununu çözmeye yönelik yeni bir projenin hazırlığında olduğunu duyurdu. Başkan Kadir Topbaş İstanbul’u bazı bölgelere ayıracaklarını, trafiğin en yoğun olduğu sabah ve akşam saatlerinde, bu bölgelere girerken bir bedel ödeneceğini söyledi. Ayrıntıları yakın zamanda belli olacak bu projenin yasal altyapısı tamamlanınca hayata geçirilmesi planlanıyor. Türkiye’de yeni telaffuz edilmekle birlikte, ilk uygulayıcıları tarafından “congestion charge” diye isimlendirilen bu sisteme dünya yabancı değil. “Trafik yoğunluğu ücreti” olarak çevrilebileceğimiz sistemi yürürlüğe koyan ilk kent Londra’daydı; 17 Şubat 2003’ten itibaren kent merkezindeki tüm yollar ücretli hale getirildi. Londralılar, sadece hafta içi ve 07:00-18:00 saatleri arasında geçerli bu uygulamada, günlük beş sterlin (12 TL) kullanım ücreti ödedi. İlk yılında, Londra kent merkezini kullanan araç sayısında yüzde 18 ve trafiğin neden olduğu gecikmelerde yüzde 30 azalma gözlendi. Gün başına ortalama 50 bin araç “ücretli bölge”den uzak durdu. Otobüs kullananların sayısı yüzde 37 arttı. Ulaşımı rahatlatan ve bu nedenle zaman tasarrufu sağlayan uygulama, Londra ekonomisine 50 milyon sterline eşdeğer fayda sağladı. Tüm bunlara ek olarak hava kirliliği azaldı. Ken Livingstone fenomeniAraçlar için ücretli bölge yaratma, Londra’nın doğrudan seçilen ilk belediye başkanı Ken Livingston’un projesi. Kentin gelmiş geçmiş belki de en renkli yöneticisi Livingston, 2000 yılı seçim kampanyasında Londralılara trafik sorununu azaltma sözü verdi. Bunu“congestion charge” uygulaması getirerek ve toplu taşıma araçlarını arttırarak yapacağını söyledi. Sonuçlar “Kızıl Ken”i utandırmadı; dünyanın büyük kentleri içinde trafik yoğunluğunu gözle görülür bir oranda azaltan ilk şehir Londra oldu. Sivri dilli bir yönetici olan Livingston, bu başarının getirdiği güvenle de olsa gerek, 23 Mayıs 2004’te “Çocuklarını ciple okula getirenler aptaldır. Araba için harcadıkları parayı güzel bir tatile kullanmaları daha yararlı” diyerek bir kez daha dünya gündemine girdi. Bu sert açıklama kendi kentinde tepkiyle karşılansa da, ülke dışından destek gördü. Örneğin Fransız Yeşiller Partisi, “havayı daha çok kirleten ve fazladan yer işgal eden” bu […]

Mimar Sinan için bir umut

İstanbul I. İdare Mahkemesi, imar planına karşı açılan davayı onaylayarak bitirilme aşamasındaki Kemer Park Evleri’nin inşaatını durdurdu.

Nazım Hikmet Sergisi İstanbul’da

19 Ocak – 22 Mart 2008 tarihleri arasında açık kalacak sergide Nazım Hikmet’in daktilosundan, takım elbiselerine, plaklarından oyuncaklarına kadar birçok kişisel eşyası ilk kez şairin sevenleriyle buluşuyor. Özel belgeleri, imzaladığı kitapları ve el yazmalarının da bulunduğu sergide yer alan eşyalar, şairin eşi Vera Tulyakova ile paylaştığı ve son yıllarını geçirdiği Moskova’daki evinden getirildi. M. Melih Güneş’in küratörlüğünde hazırlanan serginin detayları için haberimizi izleyebilirsiniz.