Etiket kentleşme

Bir avuç kum, bir dünya kriz

Sudan sonra dünyada en çok kullanılan doğal kaynak olan kum, modern yaşamın temel malzemelerinden biri olmasına rağmen bugün küresel bir kriz ve yasa dışı ticaretin odağı haline gelmiş durumda. Artan talep ve azalan rezervler, inşaat sektöründe maliyetleri yükseltirken İstanbul’da tedarik süreçlerini de zorlaştırıyor.

Krizden kaçarken sele kapılmak

Ekonomik kriz üzerine gelen sel felaketi, İkitelli’de hem halkı hem de gayrimenkul sektörünü etkiledi. Ekonomik bunalım yüzünden geçim sıkıntısı yaşayan İkitelli sakinleri bir de selin getirdiği maddi ve manevi sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Sel, İkitelli ve Halkalı bölgelerinde toplu konut alanında çalışan emlâkçileri ise daha farklı bir şekilde etkiledi. Ekonomik kriz ve TOKİ’nin son dönemde inşa ettiği çok sayıda konut nedeniyle satışları düşen emlâkçiler, sel felaketinin ardından insanların bu konuyla ilgili önyargıları ve korkuları nedeniyle piyasanın daha da durgunlaştığını söylüyorlar. “Geceleri sel korkusundan nöbet tutuyoruz” Sel felaketinin ardından evleri ve işyerleri sular altında kalan İkitelli halkı, hala selin yaralarını sarabilmiş değil. Yaşadıkları ve çalıştıkları yerleri eski haline getirebilmek için var gücüyle çalışan vatandaş, devletin bu konudaki yardımlarını yetersiz buluyor. 31 yaşındaki otolift tamiri yapan, Ünlü Makine’nin sahibi Murat Ünlü yardımları yetersiz bulanlardan sadece biri. Kira ödediği dükkanı için hiç bir maddi destek alamadığını belirten Ünlü, sözlerine şöyle devam etti: “’İtfaiyeden bilirkişi raporu almamıza rağmen, kaymakamlık maddi destek isteğimizi maalesef geri çevirdi. Henüz bununla ilgili herhangi bir ödenek çıkmadığını söylediler. Devlet sadece burada yaşayan halka tetanos aşısı yaptı ve sokağın genel temizlik işlerini halletti. Şu anda maddi zararlarımı karşılamak konusunda büyük sıkıntılar yaşıyorum, iki aracım hasar gördü, borç harçla onları tamir ettirdim, ayrıca dükkanı temizlerken kullanmış olduğum sudan dolayı 300 milyon su parası geldi. Kira zaten ayrı bir sıkıntı, mal sahibi sel felaketinin olduğu günler dahil kiramı benden ödeme günümde istiyor. Bu kadar sıkıntı yaşarken devletin bu konuyla ilgili bizlere daha fazla yardımcı olması gerekir. Biz hala tedirgin durumdayız akşamları her yağmur yağdığında dükkâna gelip sel basmaması için nöbet tutuyoruz.” Mağdurlardan bazıları ise devletin kendilerine maddi olarak yardım yaptığını ancak bu yardımların, hasarların giderilmesi açısından yeterli olmadığını düşünüyor. Kirada oturan ev hanımı Emine Tekin, devletin yapmış olduğu maddi yardımların eksik kaldığını savunuyor: ”Devlet bize 1.000 TL yardımda bulundu, bu yardımın bayram […]

Selimpaşa’da birinci ay

Ayşegül Aydın Sel felaketinin İstanbul’da yarattığı tahribatı gidermek üzere yapılan çalışmalar çok yavaş ilerliyor. 8 ve 9 Eylül’de yaşanan felaketin üzerinden tam bir ay geçmesine rağmen, selin en çok zarara yol açtığı Silivri ilçesine bağlı Selimpaşa beldesinde bu yavaşlığı görmek mümkün. Beldede 8 Eylül’de Boğluca Deresi’nin taşması nedeniyle denizle dere yatağı arasındaki alan sular altında kalmış, çoğunluğunu yazlık konutların oluşturduğu mahalleler yaşanmaz hale gelmişti. Felaketin birinci ayında Selimpaşa’nın görünümü, selin sanki birkaç gün önce yaşanmış olduğunu düşündürecek kadar vahim. Evlerden sokaklara dağılan, denize kadar sürüklenen ev eşyaları ilk günkü yerlerinde duruyor. Bir çamur deryası içinde nerenin sokak, nerenin konut olduğunu anlamak hatta denizin nerede başladığını bile net olarak söylemek mümkün değil.Moloz yığınları arasında sağlam kalmayı başarmış evler bulunsa da, bu konutlarda yaşayanlar evlerindeki çamuru hâlâ tahliye edebilmiş değil. Tüm bunlara rağmen neredeyse hiçbir çalışma yapılmıyor. 3 Ekim Cumartesi günü Selimpaşa sahilindeki hemen tüm sitelere gitmemize rağmen çalışan bir iş makinesi bile göremedik. Gün içerisinde rastladığınız tek araçlar sahile kum boşaltan bir kamyon ve park halindeki bir kepçeydi. Tanık olduğumuz bu şaşırtıcı eylemsizlik, bölge halkınca da onaylanıyordu. Selimpaşalılar, yerel seçimlerde ilçe belediyesinin CHP’ye geçmesi nedeniyle Büyükşehir Belediyesi tarafından yalnız bırakıldıklarını iddia ediyordu sıklıkla. Erseven Sitesi’nde yaşayan Orhan Yılmazer (55) örneğin, AKP’li belediye sınırları içinde kalan İkitelli’de geçen bir ay içerisinde gözle görülür bir düzelme olduğunu vurguluyor. Yılmazer, “Afette politika olmaz” diyor ve Büyükşehir’den daha fazla destek beklediklerini dile getiriyor. Nalbur Selami Semiz (34), geçtiğimiz yıllarda başlanan dere yatağı ıslah çalışmasının yarım bırakıldığına dikkat çekiyor: “Yeni belediye, AKP döneminde ihaleyi alan mütteahhitle anlaşamadığını öne sürerek çalışmayı yarım bıraktı. Sel benim suçum değil. Ama bu ihmale rağmen faturası benden kesiliyor.” Semiz, sel sonrasında yapılan 1500 TL’lik yardımın ise gerçekçi olmadığı görüşünde. Seldeki mal kaybının 20 bin TL olduğunu belgeleyen nalbur, işlerini veriye mal alarak yürütmeye çalıştığını söylüyor. Market sahibi Aysel Özer (35) de […]

Bir İstanbul Masalı’nın sonu

Mahmut HamsiciNeo-liberalizm zamanında İkitelli’yi ne de güzel parlatmıştı. Önceki kuşakların üzüm bağlarıyla, tarlalarla andığı topraklar 1980’lerin sonundan itibaren plaza cennetine dönmüş, tekstil plazalarına Babıali’den her anlamda koparak gelen medya plazaları da eklenmişti. Turgut Özal imzalı E-6 otobanına bağlanan Basın Ekpres yolu sağlı sollu şık cam binalarla dolmuştu. Beyaz yakalıların düşük ücretlerle uzun mesailerle çalıştığı allı, pullu bu binaların hemen arkasında kalan ve yoldan tümü görünmeyen geniş alanlar ise ağırlıklı olarak tekstil alanında olmak üzere atölyelerle ve yoksul mahallelerle dolup taşmıştı. Medya plazaları tam da işçi sınıfının ve yeni kent yoksullarının arasında bunların görünmez olduğu bir hayat tahayyülünü gazetelerden ve televizyonlardan halka yayıyorlardı. İşte yaşadığımız sel felaketi-cinayeti bu oyuna çomak soktu. Selin bölgeyi çarptığı gün İkitelli’ye ulaştığımda aklıma ilk gelen işte bunlar oldu. Neo-liberal kent yaşamının en can alıcı noktalarından birini vuran sel, yalanlar üzerine kurulu bir sirki alt üst etmişti. Gerçek hayat kendini gerçek bir doğa olayıyla dosta düşmana yeniden hatırlatmıştı: İşçiler vardır! Yoksullar vardır! Hem de çoklardır! Yağmanın aslı Uzun yolumda, sel sonrası bir çöplük ve hurda yığınını andıran çevremde ilk gözüme çarpan, porselen tabakların bulunduğu kutu yığınlarının üzerinde bir işçinin oturmuş pür dikkat etrafı gözetliyor olduğuydu. Bunlar Ev-Kur’un deposundan etrafa yayılmış çeşitli malzemelerdi. O işçiyi de onların başına oturtmuşlardı, şirketin kamyonu gelene kadar onlara göz kulak olsun diye. Aynı manzarayla biraz ileride tekrar karşılaştım. Dereboyu Caddesi boyunca biraz daha yürüdükten sonra ulaştığım geniş alanda ise bu porselen kutularından yüzlercesi vardı. Bu alanın önündeki duvara hem firma temsilcileri hem de bir grup insan yığılmıştı. Bir süre sonra polis gelip halkı uyararak dağıttı. Polis gittiğinde toplaşma yine yaşandı. Uygun bir zamanda alana girip birkaç parça alabilmek için oradaydılar. Çevredekilerle konuştuğumda sabahtan beri bu tip vakaların sürdüğünü söylediler. Akşam bilgisayar başında öğrendim ki Vali Güler “Yağmalama söz konusu değil demiş”. Sanırım Vali, 2010 Avrupa Başkenti’ne bu durumu yakıştıramamıştı. Ama Güler’in sıkıntı […]