Kondüktör Cannes’de

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin yapımı "Kondüktör" belgeseli 8 Mayıs'ta başlayacak Cannes Film Festivali'nin "Short Film Corner" bölümüne seçildi.

İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin yapımı "Kondüktör" belgeseli 8 Mayıs'ta başlayacak Cannes Film Festivali'nin "Short Film Corner" bölümüne seçildi.

46.sı düzenlenen Altın Portakal Film Festivali’nin ödüllü filmleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi mezunu genç bir yönetmenin de yapıtı var. Efe Conker’in bol ödüllü filmi “Geri Dönüşüm Günlüğü” Türkiye’nin en köklü film festivalinden de boş dönmedi ve kısa film dalında Digital Film Academy Ödülü’ne layık görüldü. Conker bu ödülü, Mustafa Dok’un “Köy” ve Cahit Çeçen’in “Tamirci Çırağı” filmleriyle paylaştı. 10–17 Ekim 2009’da gerçekleşen festivale 234 kısa film başvurmuş ve 26 film yarışmaya hak kazanmıştı. Efe Conker ödülünü almak üzere Antalya’ya gelemedi. Çünkü Aydın Kuşadası’nda askerlik görevini yerine getiriyordu. Telefonla ulaştığımız genç yönetmen, törene katılıp, Antalya’da ödülünün keyfini yaşayamamaktan dolayı burukluğunu dile getiriyordu: “Ödüller beni motive ediyor. Çünkü yoğun mesai ve inançla hazırladığım projelerin başarıya ulaştığını görüyorum. Ayrıca yaptığım işlerin tanınması açısından önemli bir fırsat. Maalesef ödül almayan filmler gerektiği ilgiyi göremiyor.” Altın Portakal, Conker ve filminin ödül aldığı ilk festival değildi. Bir objenin zaman içindeki karmaşık öyküsünü aktaran, 4 dakika uzunluğundaki “Geri Dönüşüm Günlüğü” ilk ödülünü 2008’de Amerika’nın Los Angeles kentinde düzenlenen Uluslararası Öğrenciler Film Festivali’nde “en iyi deneysel film” dalında kazandı. Film bu yıl, 16. Altın Koza Film Festivali’nde de aynı kategoride ödüllendirildi. Ve en son, Galatasaray Üniversitesi’nin düzenlediği kısa film festivalinde ise “en iyi görüntü yönetmeni” dalında ödüle uzandı. Ayrıca Cannes ve Ankara film festivallerinde de gösterime hak kazandı. Efe Conkerİstanbul’da 1985 yılında doğan Efe Conker İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık ve Sinema ve Televizyon bölümlerinde öğrenim gördü. Sinemaya, proje asistanı olarak çalıştığı PTT filmiyle başladı. Bu film için çalışırken çektiği kısa filmin iyi tepkiler almasıyla reklam yerine film yapımcılığına yöneldi. Anka Film’de çalışırken Treasure of Ugarit filminde yapım asistanı olarak görev aldı. 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de ödül alan Geri Dönüşüm Günlüğü, ulusal ve uluslar arası birçok festivalde gösterildi, ödüller aldı. Conker kazandığı ödüllere sevinse de, başarının yenilenmesi gerektiği görüşünde. 28 Temmuz’da, askere gitmeden hemen önce tamamladığı […]

İçinde yaşadığımız hayat hep aynı aslında; ama herkes farklı tatlar alıyor ondan, farklı şeylere gülüyor, farklı şeylerle üzülüyor. En önemlisi ise, tek bir yolda giden bir sürü insan için zaman o kadar da farklı işliyor ki… Bir gün arkadaşı ile sohbet ederken şekillenen soru işaretleri ve aradığı cevaplara doğru attığı adımda “Bir Kaplumbağa ile Tavşanın Hikayesi’ni çekmeye karar vermiş Abdulbaki Yavuz. Ve bu film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin gösteri bölümünde seyircilerle buluşuyor. “Arkadaşım çok eğleniyordu anlatırken, ben ise sıkıntıdan zamanla kavga ediyordum. Bu konu uzun bir süre kafamı kurcaladı. Zamanların farklı işlemesi! Sonra kaplumbağa ile tavşanı hatırladım. Onlar için de zaman aynı şekilde işlemiyordu” diye anlatırken, ortada adil bir yarış olmadığının farkında vardığını söylüyor. Tüm bu akıp giden süreç içerisinde de, bir baba ile kızın yıllar sonra buluşmasını anlatmaya karar veriyor. Kısa metrajlı bu filmin hem senaryosuna hem de yönetmenliğine imza atan bu kişi Abdulbaki Yavuz. Yavuz, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema ve Televizyon Bölümü dördüncü sınıf öğrencisi. Cannes’ın her sene belli dönemlerde halka açık başvuru aldığını ve bu sebeple yarışma ve gösterime başvurduğunu anlatırken, bu aşamada yarışma bölümüne kabul edilmediğini söylüyor. Fakat bir süre sonra gelen bir elektronik postayla filmin gösteri bölümüne kabul edildiğini öğreniyor. Benim adım kaplumbağa Yoğun iş temposu yüzünden bir senedir ziyaret edemediği babasını görmek için güne uyanan Funda’nın görüntüsüyle başlayan bu kısa metrajlı film, günün sonunda planların hiç de umulduğu gibi gitmediğini gözler önüne seriyor. Funda, sabah işe gidip, kendi işlerini hallettikten sonra babasıyla buluşmak üzere yola çıkar. Bir kır evinde yaşayan babası ise kızını yaklaşık bir senedir görmediği için kendine göre hazırlıklar yapar. Funda yola çıktığında sanki bir senedir görmediği babasını görecek gibi değildir. Erkek arkadaşı olarak tahmin edilen biriyle konuşur, bir tane iş görüşmesi yapar. Yol uzundur ve Funda arabasını bomboş ve upuzun giden yolda sürmeye devam eder. Filmin […]
Özlem Özbaş oozbas@medyakronik.com İlk kısa filmini henüz 16 yaşındayken çekmiş Yeşim Aslan. O yaşta kendisini sinemaya yönlendiren şeyi şöyle açıklıyor: “O yıllarda yan flüt ve bateri çalıyordum, resim yapıyordum, fotoğraflar çekiyordum… Yapmak istediğim şeyin ‘sanat’ olduğu çok açıktı.”Biri üzerinde profesyonelleşmesi gerektiğinin farkına vardığı gün, bunların hepsini içinde barındıran şeyin “sinema’’ olduğunu anlayarak sinemaya yöneldiğini ekliyor.İlk filmi “150. Sayfa’’dan sonra “Tarihin Doğurduğu Kent: Safranbolu” isimli belgeselle devam etmiş serüveni. Üniversite yıllarında çektiği “Süper Kahraman Okurları Üzerine Kısa Bir Film”i birçok yerde gösterilme şansı yakalamış. Yeşim Aslan, sinemadan uzak kaldığı yıllarda “Sekans” dergisinde sinema yazıları yazmış ve Ankara’da “Sinema Dostları Derneği’’nde sinema derslerine katılmış.İlk filminin üzerinden geçen 11 yılda nelerin değiştiğini şöyle anlatıyor Aslan: “O dönemde sinema algım çok farklıydı. Tek bildiğim sinema yapmak istediğimdi. İzlediğim, sevdiğim gibi bir şey çekmek istedim. Kısa filmde neyi anlatabilirim, kısa filme hangi öyküler yakışır bilmiyordum. Sonra 150. Sayfa’nın konusunun kısa filme ne kadar yakışmadığını öğrenmiş oldum.’’Kameralı Kadın’ı çekme fikri çok önce, sinemada “kameranın varlığı’’nı sorgulamaya giriştiği sırada başlamışsa da, bir gece arkadaşlarına “Benim şöyle de bir hayalim var” dediği bir anda doğmuş. Filmde kameranın, yönetmenle oyuncu arasında nerede durduğunu, işlevsel olarak sadece kayıt tuşuna basılınca bize “an”ı gösteren bir makine olup olmadığını sorguladığını söylüyor Aslan.Filmi izleyenlerin verdiği tepkiler ise hayli ilginç. “Bazılarına filmdeki şiddet yetmedi, ‘Neden kan yok?’ dediler. ‘Ben bu filmde böyle bir şiddet izlemek istemezdim’ diyenler de oldu. Marilyn Monroe’nun da kameralar tarafından öldürülmüş bir kadın olduğunu söyleyenler oldu. İzleyenlerden biri de kadının aslında kendi kendisini dövdüğünü söyledi, kadının toplumsal baskı karşısında kendisini cezalandırması olarak okudu bunu. Çok farklı yorumlar, çok farklı okumalar çıktı.’’ Yönetmenin tercihi Yeşim Aslan’ın kendi okumasını soruyoruz bu durumda. Aldığımız cevap şöyle: “Kadın kamerayı öpüp koklasaydı da hemen hemen aynı mesaj verilirdi. Yine kameranın işlevi sorgulanmış olurdu, yine kadının toplumsal rollerine, medyadaki yansımasına gönderme yapmış olurdum. Ama yönetmenin varlığı […]