Etiket nedim şener

Ahmet ve Nedim için 100’üncü gün yürüyüşü

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener tam 100 gündür tutuklu. iki gazetecinin meslektaşları ve dostları, tüm tutuklu gazetecilerin durumunu protesto etmek için yine sokakta. “Adaletin kara 100’ü” başlıklı çağrı metninde 60’tan fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye’de ifade özgürlüğü için tüm yurttaşlar dayanışmaya çağırılıyor. Özgürlük sloganlarını atılacağı ve özgürlük şarkılarının söyleneceği yürüyüş 18 Haziran cumartesi günü saat 13:00’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünden başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi basın örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün çağrı metni şöyle: Adaletin kara 100’ü Mart ayının üçüydü. Ahmet ve Nedim’in evine polisler geldi. Gözaltına alındılar. Emniyet’te ifade vermediler. Savcı gazetecilik faaliyetlerini sorguladı. Mahkeme tutukladı onları. Önce bahar geldi memleketimize, sonra yaz. Arada tutukluluklarına itiraz edildi defalarca. Hepsi reddedildi. Onlar hala içerde. Geçtiğimiz cumartesi günü tam yüz gün oldu. Sanmasınlar arkadaşlarımızı unuttuk. Seçimlerin bir gün öncesinde türlü dedikodular üretilmesin diye sokağa çıkmak için bir hafta bekledik. 18 Haziran’da elimizde dövizlerimiz, üzerimizde tişörtlerimiz, megafonlarımızla, kalemlerimizle, “Özgür basın susturulamaz”-“Ahmet ve Nedim onurumuzdur” sloganları atacağız, “özgürlük” şarkıları söyleyeceğiz. Yalnızca onlar için mi sokakta olacağız? Kesinlikle hayır! Bugün 60`dan fazla gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapishanelerde bulunurken, yüzlerce gazeteci davası sürerken, en son Azadiya Welad gazetesi örneğinde gördüğümüz gibi ülkemizdeki gazete ve dergi kapatmalar devam ederken, ülkenin başbakanı gazetecileri açıktan hedef gösterirken kimse bizden sessiz kalmamızı beklemesin. Biliyoruz ki kim muhalifse, kim otosansür uygulamadan gazetecilik yapmaya çalışıyorsa ya gözdağı veriliyor ya da doğrudan hedef tahtasına konuyor. Onlar da bilsin ki kalemimizi kırabilirler ama mesleğimize olan sadakatimizi, umudumuzu ve onurumuzu asla! Bugün gazetecilerin habercilik hakkının engellenmesi aynı zamanda halkın haber alma, doğru bilgiye ulaşma hakkına da tecavüzdür. Özgür toplum ancak özgür basınla mümkün olabilir. Bu bilinçten hareketle sadece gazetecileri değil tum yurttaşları eylemimizi dayanışma çağrısında bulunuyoruz. “Adaletin kara 100’ünü” protesto etmek isteyen herkesi 18 Haziran cumartesi günü […]

Hangisi kabahat?

Kocaeli’de görev yapan gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’a destek için basın açıklaması yaptılar…”Kabahatli” bulunup, para cezası aldılar… Kabahatin gerekçesi Umur Mumcu’nun ismini taşıyan, halka açık parkta izinsiz bulunmaktı! Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in arkadaşları, 5 Nisan’da Kocaeli Umur Mumcu parkında izinsiz basın açıklaması yaptıkları ve “Kabahatler Kanunu‘na muhalefet ettikleri” gerekçesiyle 154’er TL para cezasına çarptırılan meslektaşlarına destek için Kocaeli’ndeydi. Gazeteciler, ortak bir basın açıklaması yaparak protestoda bulundu. Kocaeli’de görev yapan gazetecilere 18 Mayıs’ta tebliğ edilen para cezaları, tepki üzerine ertesi gün kaldırılmıştı. Gazeteciler, 21 Mayıs’ta yaptıkları basın açıklamasında “kabahatin” gerekçesine de dikkat çektiler: 5 Nisan’da toplandıkları Umur Mumcu parkı, İl Güvenlik Kurulu kararıyla toplantı ve yürüyüşe kapalıydı. Bu kararla Anayasal bir hakkın ihlal edildiğini iddia eden gazeteciler, itirazlarının para cezasına değil temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasına olduğunu dile getirdiler.Batuhan Acar-Serdar Dilmen

‘Hükümetin basınla ilgili söyledikleriyle yaptıkları farklı’

Milliyetgazetesi yazarı ve Uluslararası Basın Enstitüsü Başkan Yardımcısı Kadri Gürsel, Türkiye’de basın özgürlüğünü konuşmanın artık anlamsız hale geldiğini söyledi. Hükümetin, Sivil Toplum Örgütleri’ne karşı tavrını da zalimce bulduğunu belirten Gürsel, Avrupa Parlementosu’na göre, Türkiye’deki bazı radikal gruplar, gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’i bir terörist örgütün başı olarak görüyor. Gürsel’e göre “Uzlaşmacı görünen ve Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye çalışan Türkiye, gazetecilerini tutuklama yolunda dünya şampiyonu.” Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenen Medya Günleri çerçevesinde Santral yerleşkesinde gerçekleştirilen Güneydoğu Avrupa Medya Örgütü (SEEMO) tarafından düzenlenen Güney, Doğu ve Orta Avrupa’da Basın Özgürlüğü başlıklı toplantıda konuşan Gürsel, hükümetin söylemlerinin eylemleri ile çeliştiğini ifade ederek; gazetecilerin tutuklanmasının, internet sansürünün ve en önemlisi otosansürün gazeteciliği öldürdüğünü belirtti. Gürsel, Türkiye’nin basına “itaat” psikolojisini aşılamasına ve basının bir çeşit propaganda mekanizması olması için zorlanmasına rağmen “güllük gülistanlık bir tablo” sergilenmeye çalışıldığı görüşünde. Basının özgürlüğünün, insanın özgürlüğü olduğunu savunan Gürsel, Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’nin en önemli maddelerinin “seçimini özgür yap ve kendini güvende hisset” olduğuna dikkat çekti. Gürsel, “Bu durumun aksi gerçekleşirse, insanoğlu tehlikededir” diyerek ana akım medyada yirmi beş yıllık meslek hayatında basına ilk kez bu denli kötü davranıldığını söyledi. Toplantının moderatörü, Hürriyetgazetesi dış politika yazarı Ferai Tınç, Avrupa Birliği’nde herşey için bir kural olduğunu ancak basın için hiçbir kuralın olmadığını hatırlatarak Avrupa Birliği için “demokrasinin Mekke’si” benzetmesini yaptı. Center for Independent Journalism (Bağımsız Gazetecilik Merkezi) üyesiMacar gazeteci Maté Stiglincz ise, ülkesindeki basın özgürlüğünüyle ilgili düzenlemeleri anlattı. Macaristan’ın uluslararası standartları edinmesi gerektiği savunan Stiglincz, medyanın öz düzenleme yapmasını gerektiği görüşünde. Bianeteditörü Erol Önderoğlu, Türkiye’de Yahudi ve Ermeni gazetecilere baskının daha çok olduğunu ifade ederek Hrant Dink suikastini örnek gösterdi. Daha önce de Bianet’e sansür uygulandığını hatırlatan Önderoğlu, siber saldırıların son hedefinin Bianet, Birgüngazetesi ve sosyalist medya olduğunu söyledi.

Medyanın vicdanı Antalya’da tartışılacak

HaberVs Çağdaş Gazeteciler Derneği Antalya Temsilciliği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Antalya Şubeleri ile Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği’nin katkılarıyla Antalya’da bu hafta sonu “Hakikat, Adalet ve Vicdan Karşısında Medya” başlıklı bir panel düzenleniyor. HaberVs editörü Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmaları karşısında sergilenen tavır ve tutumlar üzerine tartışılacak panele . Gazeteci-yazar Ertuğrul Mavioğlu, Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Prof Dr. Taha Karaman, yazar Şükrü Argın ve Ahmet Şık’ın ağabeyi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık konuşmacı olarak katılıyor. Panel, 30 Nisan 2011cumartesisaat 14.00’te Antalya 100. Yıl Bulvarı Kültür Park içinde bulunan Cam Piramit’de gerçekleştirilecek.

Halil Berktay yaşıyor mu hâlâ?!

Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]

Unutturamadılar, unutturamayacaklar!

Gazeteci Ruşen Çakır, Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Ahmet Şık ile Silivri Cezaevinde görüştü. Gazeteci Ahmet Şık, Ergenekon soruşturması nedeniyle 45 gün önce tutuklanmıştı. Ruşen Çakır, “dostum” dediği Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti. Çakır hem Ahmet Şık’ın yaşananlar hakkındaki düşüncelerini, hem de kendisinin Silivri Cezaevi izlenimlerini Vatan gazetesindeki köşe yazına taşıdı. Ahmet Şık’ın tutuklanmalarının Türkiye demokrasisi içi hayırlı olduğunu söylediği görüşmenin detayları, Ruşen Çakır’ın köşesinde şöyle yer aldı: UNUTTURAMADILAR, UNUTTURAMAYACAKLAR! Dün Silivri Cezaevi’nde dostum ve meslektaşım Ahmet Şık’ı ziyaret ettim. Her zamanki gibi coşkulu, heyecanlı ve duyarlıydı. Örneğin Cumhurbaşkanı Gül’ün, son veto kriziyle ilgili olarak BDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı akşam Köşk’e davet ettiğini benden öğrendi ve sevincini, “Bu ülkeye demokrasiyi de Kürtler getirecek” diye dile getirdi. Herhalde daha sonra, Diyarbakır Bismil’de patlak veren olaylar nedeniyle Demirtaş’ın bu davete icabet edemeyeceğini öğrendiğinde tıpkı o da benim gibi üzülmüştür. Ahmet’le bir saate aşkın, karşılıklı bölmelerde, telefonla sohbet ettik. Söz dönüp dolaşıp, kendisi ve Nedim hakkında üretilen dezenformasyonlara, yalanlara, karalamalara geldi. Kendisine birkaç kez şunu tekrarladım: “Türkiye ve dünya kamuoyunda sizlerin suçsuz yere içerde tutulduğunuz yolunda neredeyse bir görüş birliği mevcut. Sizler hakkında bu yalanları uyduranlar, düştükleri suçlu durumdan kurtulmak için boşuna çırpınıyorlar. Onları umursamayın. Yazdıklarını okumayın, söylediklerini dinlemeyin; sakın onlara cevap yetiştirmeye çalışmayın. Böylece kendi yalanları içinde debelenip dursunlar.” OYUN BOZULDU Dün Silivri Cezaevi’nde, başına gelen adaletsizliklerin şokunu iyice atlatmış, olup bitenleri serinkanlılıkla değerlendiren ve ileriye bakan bir Ahmet gördüm, bu da beni çok sevindirdi. Nedim’in de tıpkı Ahmet gibi olduğunu duyuyor, biliyorum. Onların yıkılmamasında, hatta tam tersine daha bir dirençle ayakta kalmalarında, başta eşleri olmak üzere ailelerinin, dostlarının, meslektaşlarının ve tanımasalar bile demokrasi, temel hak ve özgürlükler adına onlara sahip çıkan herkesin payı var. Hatırlayacak olursak, daha önceki örneklerde gözaltına alınan kişiler hakkında ilk günden muazzam bir dezenformasyon faaliyeti yürütülür, sonra onlar unutulmaya terk edilirdi. Fakat Ahmet […]

Tüm gazeteciler tehdit altında

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Türkiye’ye tutuklanması üzerine Türkiye’ye gelen Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, yayınladığı basın duyurusunda “gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı”na vurgu yaptı.HaberVs Altı günlük temasların ardından bugün İstanbul’da basın toplantısı düzenleyen Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü (Reporters Sans Forentiers), Türkiye’de basın özgürlüğü hakkında tespitlerde bulundu. Örgüt, 6 Mart 2011’de “terör örgütü üyesi olma” gerekçesiyle tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gazeteci arkadaşlarının katılımıyla aşağıdaki açıklamayı yaptı: “İstanbul’a, Türkiye’deki basın özgürlüğü hakkındaki kaygımızı ifade etmek için geldik. 1990’dan bu yana ilerleme kaydedilmiş olsa da, yüzlerce gazeteci hapse atılması hâlâ yapılacak pek çok şey olduğunu gösteriyor. Türkiye, basın özgürlüğüne hâlâ saygı duyan bir ülke değil. Gazeteciler mesleğini yapabilmek için fazlasıyla cesur olmak zorunda. Hapishane riskine, tehdide ve işkenceye maruz kaldıkları bir meslek bu onlarınki. Artık, 15 yıl öncesindeki gibi yalnızca ordu ve Kürt konusunu işleyenlerin değil tüm gazetecilerin tehdit altında oluşunu fark etmek kaygı verici. Türk yetkilileri, basın özgürlüğünü ulusal bir öncelik olarak korumaya davet ediyoruz. Başbakan gazetecilerin kendilerini özgürce ifade etmeleri hakkını korumak konusundaki sorumluluğunu göstermelidir. Şimdiye kadar bu yönde davranmadı. “Örgüt, gazetecilerin geçtiğimiz günlerde tutuklanması ve alıkonulmasını ve ülkede basın özgürlüğünün durumunu incelemek için 13-19 Nisan tarihleri arasında İstanbul’a geldi. Sınır Tanımayan Gazeteciler bağımsız muhabirlerden mahkeme sürecindeki gazetecilerin avukatlarına, meslek mensuplarına ve hali hazırda basın özgürlüğü için kampanyalar düzenleyen sivil toplum kuruluşlarının önde gelen simalarına kadar her tür gazeteciyle görüştü. “Örgüt temsilcileri ayrıca 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan HaberVs Editörü ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık’ın ve 19 Ocak 2007’de katledilen Hrant Dink’in aileleri ve yasal temsilcileriyle bir araya geldi. “Bu ziyaretle, Türkiye’de basın özgürlüğü için hali hazırda yürütülen kampanyanın değerlendirilmesine de olanak buldu. Oldukça etkin bir sivil toplumun yanı sıra, mesleğe mensup kişiler geçtiğimiz günlerde tutuklanan gazeteciler için çok cesaret verici bir dayanışma gösterdiler. “İstanbul’da 19 Nisan 2011’de yapılan, “Türkiye’de tutuklanan ve gözaltına alınan […]

Nedim Şener’in duruşması 31 Mayıs’a ertelendi

Tuğçe Erçalık Gazeteci Nedim Şener 9:30’daki Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşması az önce bitti. Şener Hanefi Avcı tukulandıktan sonra yaptığı bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılanıyor ve 1,5 ile 4,5 yıl ceza alması talep ediliyordu . Savunmasında, soruşturma hakkında basında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belgeleriyle ortaya koyduğunu belirten Şener gizliliği ihlal gibi bir amacı olmadığını ve adaletin sağlanması için haber yaptığını belirtti. Dosya hakkında karar verilmesi için duruşma 31 Mayıs’a ertelendi. Şener’in ailesi, meslektaşları ve destek verenlerden oluşan kalabalık bir grup Adliye’ye getirilişinde alkışlarla destek verdi. Şener’in duruşmasını Orhan Dink, Ertugrul Mavioglu, Sedat Ergin, Uğur Dündar ve pek çok gazeteci izledi. Duruşma salonuna sığmayanlar açık bırakılan kapının önünde bekledi Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı. Yaklaşık 20 dakika süren duruşmanın ardından gazeteci arkadaşları basın açıklaması için Adliye önüne indi. Adliye’nin önünde ve “Nedim çıkacak yine yazacak”, Nedim Ahmet Onurumuzdur” sloganları atan grup adına gazeteci Sedat Ergin basın açıklamasını okudu. Açıklamada Nedim Şener’in “Arı kovanına çomak soktuğu için ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği için” tutuklandığına vurgu yapıldı. Dink cinayetiyle ilgili Trabzon Emniyeti ile İstanbul Emniyeti arasındaki yazışmaları açıkladığı ve ısrarla bu konuda haberler yaptığı için Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçtiği ve iki polis müdürünün bu davada sanık oldu belirtilen açıklamada, Şener’in tutuklanması “Gözdağı” olarak nitelendirildi. Basın açıklamasında Nedim Şener’in Dink cinayeti’nin derin devlet bağlantılarının çözülmesi için, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle ve 12 Eylül düzeniyle hesaplaşılması için çalışan, devletin belli gruplar tarafından kuşatılmasına karşı çıkan bir gazeteci olduğu vurgulanarak, şu anda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı sorgulandığı ve tutuklandığı ifade edildi.

Ahmet ve Nedim 45 gündür içeride

Şimdi soru şu: [12 Eylül sonrasındaki] bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ertuğrul Mavioğlu* 1986 yılının aralık ayıydı, ilk sayısı henüz piyasaya çıkmış bir derginin bürosunun kapısını polis çaldı. Gelen ekibin elinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilmiş bir toplatma, el koyma ve savcılık çağrı kararı vardı. Ellerindeki karar ‘tüm nüshalara el konulması’ şeklindeydi ve belli ki başka yerlere de gideceklerdi. Sorumlu yazı işleri müdürü savcılığa gitmeyince aranır duruma düştü. Bir gün gelip gözaltına alındığında, 12 Eylül dönemindeki tutukluluğunu da dikkate alarak, ona sadece ‘yazı işleri müdürü’ suçlamasını yakıştırmadı polisler. Fezlekede, ‘terör örgütü üyesi’ yazılıydı. Sonrası hapislik yılları. Hakkında açılan soruşturmalar beraatle sonuçlanıncaya kadar, hayatının dört yılını demir parmaklıkların ardında bırakmıştı. Bu, 1987 – 1991 yıllarımı kilitleyen kişisel bir öykü. Ve ama 12 Eylül’den bu yana, benzer nitelikteki öykülerin hiç de istisna olmadığını bu topraklarda yaşayan herkes biliyor. Şimdi soru şu: Bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ahmet ve Nedim Bu soruya, daha önce benzeri örneklerde defalarca olduğu gibi, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i de yazdıkları kitaplardan ötürü tutuklayan, onları ‘terör örgütü üyesi’ ilan edenler ne yazık ki ‘hayır’ yanıtı veriyorlar. Tüm bu yaşananların akılcı bir izahını bulamadıkları için olsa gerek, işi kitabı ‘bomba’ diye tanımlamaya kadar vardırdılar. Bir yandan dışarıda haklarında son derece haksız ve karanlık bir linç kampanyası sürdürülürken, diğer yandan Ahmet ve Nedim, gözaltına alındıkları 3 Mart gününden bu yana 45, tutuklandıkları 6 Mart gününden başlayarak sayarsak da tam 42 gündür kara bir kutunun içindeler. Dışarıdan görüntüsü kocaman bir lahiti andırıyor kaldıkları Silivri L tipi Cezaevi’nin. İçeriden görünüşü ve orada nasıl bir hayat döndüğünü de onlardan öğrendim. Yasak, yasak, yasak Ahmet ve […]

Bakanlıktan açıklama: Araç bulamadık

HaberVs Adalet Bakanlığı, gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklu bulunduğu Silivri 2 No’lu L Tipi Cezaevinden ”Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasına götürülememesiyle ilgili inceleme başlatıldığını, ön incelemede herhangi bir kasıt veya art niyet söz konusu olmadığının tespit edildiğini açıkladı. Bakanlık bu olayın tekrar etmemesi için de Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne talimat verildiğini ifade etti. HaberVs’de dün çıkan “Ahmet Şık’ın diğer davası da Silivri’ye mi taşınmak isteniyor?”başlıklı haberden sonra bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatıldığı belirtildi. Ön incelemede Şık’ın duruşmaya gönderilememesi konusunda herhangi bir kasıt veya art niyet olmadığının tespit edildiği kaydedilen açıklamada, ”Tutukluların araç ve personel eksikliği gibi gerekçelerle duruşmalara gönderilememesi olaylarının tekrarlanmaması ve yargılama sürecinin aksamasına sebebiyet verilmemesi için bakanlığımızca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne gerekli talimatlar verilmiştir” denildi. Bakanlık açıklamasında Türkiye genelindeki 370 ceza infaz kurumunda 11 Nisan 2011 itibariyle 64 bin 867 hükümlü, 30 bin 036 tutuklu ve 18 bin 170 hükmen tutuklu bulunduğu belirtildi. Başka illere nakil, hastanelere sevk ve duruşmalara götürme gibi nedenlerle cezaevlerinde günlük ortalama 5 bin 500 hükümlü ile tutuklunun sevk ve nakil işlemlerinin düzenli olarak gerçekleştirildiği kaydedilen açıklamada, cezaevlerinde bu sevk ve nakil işlemlerinde kullanılmak üzere toplam kapasitesi 6 bin 550 olan 599 nakil aracınınbulunduğu ifade edildi. Açıklama şöyle devam etti: ”Silivri 2 No’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Ahmet Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin bakanlığımızca öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatılmıştır. Ön inceleme sırasında, 14 Nisan 2011’deSilivri Ceza İnfaz Kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerden 20 adliyedeki duruşmalara katılmak üzere 273 kişi, 14 hastaneye 195 kişiolmak üzere toplam 468 hükümlü ve tutuklu sevkiistendiği bildirilmiştir. Adliyelere ve hastanelere götürülmesi gereken tutuklu ve hükümlü sayısının yoğunluğu nedeniyle araç ve şoför sayısının yetersiz kalması üzerine Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu 21 kişinin sevk işleminin yapılamadığıanlaşılmıştır. Ön […]

‘Yansak da dokunacağız’ diyenler bu kez Bakırköy Adliyesi’nde…

HaberVs Tutuklu gazeteci Nedim Şener’in 18 Nisan pazartesi sabahı (yarın) saat 9:30’da başlayacak bir duruşması için meslektaşları, dostları ve avukatları Şener’e destek olmak amacıyla sabah 9:00’dan itibaren Bakirköy Adliyesi’nde olacak. İfade özgürlüğünü savunan tüm yurttaşlar ve medya mensuplarının davet edildiği gösteride basın açıklaması yapılacak. 14 Nisan perşembe günü Ahmet Şık’ın Kadıköy Adliyesi’ndeki duruşmaya “araç ve şoför yokluğu nedeniyle” getirilmemesi tepkiye neden olmuştu. Bu nedenle Nedim Şener’in Silivri Cizaevi’nden Bakırköy’deki duruşmaya getirilmesinde bir aksilik yaşanmayacağı düşünülüyor. Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Milliyet gazetesi muhabiri Nedim Şener, başka bir davayla ilgili olarak “soruşturmanın gizliliğini ihlal” iddiasıyla yarın Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı.

Kitap sansürü HSYK’ya şikayet edildi

HaberVs Avukat Ergin Cinmen‘in de aralarında bulunduğu bir grup avukat bugün Kadıköy Adliyesi’nde Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’na destek için yapılan yürüyüş sonrasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ‘na (HSYK) şikayet dilekçesi gönderdi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin Ahmet Şık’ın kitap taslağının toplatılması için 23 Mart tarihinde verdiği kararın ve Savcı Zekeriya Öz tarafından verilen talimatın “yargının tarafsızlığı ve hukuk kurallarına bağlılığı” ilkelerine açıkça aykırı olduğu, ayrıca “görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturduğu belirtilen dilekçede HSYK’nın sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapması talep ediliyor. Kitap taslağına el konulması ve bilgisayarlardan silinmesi uygulamasının tam anlamıyla “sansür” olduğu belirtilen dilekçede kararın ve uygulamanın toplam beş ayrı suçu içerdiği ifade ediliyor. Sansürden sonra ikinci hukuksuzluğun avukat bürosunda yapılan aramalar olduğu ifade edilerek “avukat bürosunda müvekkil aleyhine delil aranamayacağına”vurgu yapılıyor. Üçüncü hukuksuzluğun savcılık talimatıyla ortaya çıktığı belirtilen dilekçede “Bu belgeyi bulundurup da savcılığa teslim etmeyen veya bilgisayarından silmeyen kişilerin ‘örgüte yardım’ suçunu işlediğini varsaymak yargısız infaz anlamına gelir”deniyor. Dilekçede dördüncü olarak uygulamaların, avukatların mesleki faaliyetini ve avukat-müvekkil arasındaki yazışmaların gizliliğini güvence altına alan Birleşmiş Milletler Havana Sözleşmesi‘nin 16’ncı ve 22’nci maddelerine aykırıolduğu dile getiriliyor. Beşinci olarak Avrupa Birliği Avukatlık Prensipleri‘nin de “Avukatlık mesleğinin icrasında özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek her türlü uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır” kuralının da çiğnendiği belirtiliyor.

‘Yansak da dokunacağız’ diyenler Kadıköy’deydi

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun birlikte kaleme aldığı Ergenekon’u Anlama Kılavuzu -Kırk Katır Kırk Satır adlı kitap nedeniyle süren davanın üçüncü duruşması 14 Nisan Perşembe günü Kadıköy Adliyesi’nde gerçekleştirildi. İmamın Ordusu – Dokunan Yanar adlı yayınlanmamış kitabı nedeniyle Ergenekon Davası kapsamında tutuklu bulunan Ahmet Şık Silivri Cezaevi’ndeki “araç sıkıntısı” nedeniyle davaya getirilemeyince karar 13 Mayıs saat 13:30’da gerçekleştirilecek bir sonraki duruşmaya kaldı. Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları, meslektaşları, dostları ve ifade özgürlüğü için Şık ve Mavioğlu’na destek veren yüzlerce kişi duruşma öncesinde Kadıköy Boğa Heykeli önünden Adliye’ye yürüdü. “Yansak da dokunacağız”diyen kalabalık Kadıköy Adliyesi önüne ulaştıktan sonra Gazeteci Can Dündar basın açıklamasını okudu. Açıklamada “İleri demokrasi” ülkesinde 4 binden fazla gazetecinin yargılandığına dikkat çekilerek Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi çok sayıda gazetecinin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığına vurgu yapıldı. Tutuklamalarda cemaat etkisi “Gazetelerin basılıp bilgisayarlardaki dosyaların silindiği, basılmamış kitapların toplatılıp yok edildiği, telefonların dinlenip elektronik postaların izlendiği bir ülke, yalnız gazeteciler için değil özgür düşünceye sahip herkes için güvenilir olmaktan çıkmıştır.” denilen açıklamada, Şık ve Şener’in tutuklanmasındaki “cemaat etkisine” şu sözlerle dikkat çekildi: “Ahmet Şık’ın kaleme aldığı İmamın Ordusu’nun “Fethullah Gülen Cemaati”nin emniyet içindeki yapılanmasını işlemesi ve Nedim Şener’in Dink Cinayeti’nde o yapılanmadaki polislerin sorumluluğuna işaret etmesi, onların neden hedef alındığının ipucunu veriyor. Cemaat çizgisindeki yayın organlarının, polis açıklamalarına endeksli, insaf ölçülerini aşan yayınları da, “Radikal Baskını” ile ilgili “Ertuğrul Mavioğlu, polise komplo kurdu” iddialarında bulunmaları da bu etkinin varlığına işaret ediyor.“ Silivri’de bugün kaç araç vardı? Duruşmaya Ahmet Şık adına 15 avukat müdafi olarak katıldı. Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, mahkeme heyetinden Silivri Cezeevi’ne yazı yazılarakaraç eksikliğinin soruşturulmasını talep etti. Cezaevinde bugün kaç araç, kaç şoför olduğunu ve bu araçlarla kimlerin nereye gönderildiğinin araştırılmasını istedi. Mahkeme başkanı da talebi kabul ederek cezaevine yazı yazılmasına karar verdi. Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun, iki ciltlik Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitaplarının “soruşturmasının […]

Yabancı basına tutuklu gazeteci brifingi

Ahmet Şık ve Nedim Şener için verilen brifinge 40 kadar yabancı muhabir katıldı. Şık ve Şener’in gazeteci arkadaşları tarafından düzenlenen ve resmi bir nitelik taşımayan toplantıya katılanlara gazetecilerin sorgularında verdikleri yanıtların ve savunmalarının İngilizce çevirilerini kapsayan dosyalar da dağıtıldı. HaberVs. “İki arkadaşımızın Silivri’de cezaevinde olmalarının Türkiye’de gazeteciliğe bir saldırı olduğu kanısındayız. Tutuklanmalardan sonra toplandık, neler yapabileceğimizi konuştuk. Bu toplantı gibi etkinlikleri yaparken aslında korkuyoruz. Ama bizim bu mesleğe olan borcumuz, arkadaşlarımıza olan borcumuz, onlar hapiste işlerinden, ailelerinden uzaktayken bizim korkmaya hakkımız olmadığını düşünüyoruz.” Toplantının açılış konuşmasını yapan gazeteci Hilmi Hacaloğlu böyle diyordu. Gazeteci Ragıp Duran’ın yönettiği toplantıya Ahmet Şık ile birlikte Ergenekon davası rehberi niteliğindeki “Kırk Katır mı, Kırk Satır mı?” adlı kitabı yazan gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, Nedim Şener’in avukatı Yücel Döşemeci ve Milliyet gazetesinden Murat Sabuncu katıldı. Duran dağıtılan dosyaların içinde sorgulama metinleri ve savunmaların İngilizce çevirilerinin olduğunu belirtirken, “Ne yazık ki, dünden beri internette dolaşmakta olan “İmamın Ordusu” adlı kitabı çevirecek vaktimiz yoktu, onun için sizlere iletemiyoruz. Ama sonunda bu kitap da ana dilinize çevrildiğinde okuyacaksınız ve bir terör örgütü belgesi mi yoksa araştırmacı gazeteciliğin bir örneği mi olduğuna kendiniz karar vereceksiniz,” dedi. Dosyalardaki belgelerin, Şık ve Şener’in yalnızca gazetecilik kapsamındaki eylemlerinden dolayı sorgulandıklarını ve somut hiç bir delil olmadan tutuklandıklarını açıkça kanıtladığını vurgulayan Duran, “Bir noktayı belirtmek istiyorum. Biz profesyonel gazeteciyiz, yargıç değiliz, ya da hükümetin veya şu ya da bu cemaatin halka ilişkiler görevlisi hiç değiliz,” dedi. Delilleri basından öğreniyoruz Avukat İlkiz, iki gazetecinin tutuklanma kararının gerekçelerini “öncelikle kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, OdaTv’de ele geçen belgeler ve telefon konuşmalarının tutanakları” olarak saydıktan sonra, kendilerinin avukatlar olarak dosyadaki delilleri göremediklerini, basından öğrendiklerini belirtti. Avukatların dosyadaki delilleri görmelerini engelleyen kısıtlama kararının tam bir yıl önce, 19 Mart 2010 tarihinde verilmiş olduğunu açıklayarak, “Demek ki, soruşturma bir yıl önce başlamış ama bizim haberimiz […]

‘İmamın Ordusu’nda neler var?

Radikalgazetesi muhabiri Ertuğrul Mavioğlu, Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in gözaltına alındığı 3 Mart’tan bugüne Türkiye’nin ismini en çok duyduğu gazetecilerden biri haline geldi. Meslek hayatının önemli bölümünü gazetelerin “mutfağında” geçiren bir gazetecinin, o tarihten beri görüşüne belki de en çok başvurulan isim olmasının iki nedeni vardı: Mavioğlu, Radikal’de editör olarak çalışmaya başladığı 2001’den, Şık’ın gazeteden ayrıldığı 2006’ya kadar onunla birlikte görev yaptı. İki gazetecinin ortak yanı ise özellikle “hak baberciliği” diye anlandırabileceğimiz disiplinde uzman birer editör ve muhabir olmaları. Bu mesleki paylaşım, Şık’ın Bilgi Üniversitesi‘nde çalışmaya başladığı dönemde de devam etti. İki gazeteci Kontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu, Kırk Katır Kırk Satır isimli kitabı 2010’da birlikte kaleme aldı. Bu bilgileri hatırlattıktan sonra Mavioğlu’nun, Şık’ın habercilik anlayışını ve dünya görüşünü en yakından bilen gazetecilerden olduğunu söylememize sanırız gerek yok.İkinci ve daha güncel neden ise -malum olduğu üzere- polisin, 24 Mart’ta Radikalgazetesinin bulunduğu Hürriyet Medya Towers‘a girmesi. Polis, Mavioğlu’na haber vererek yaptığı bu “ziyarette” Şık’a ait İmamın Ordusuisimli kitap taslağının Mavioğlu’nun bilgisayarındaki nüshasına mahkeme kararı gereğince el koydu ve “örgüt dökümanı” olduğu gerekçesiyle sildi.*** Yayınlanmamış -hatta ismi bile henüz netleşmemiş- bir kitap taslağı, olası ismi ve gördüğü muamele nedeniyle Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Kamuoyu haklı olarak “Bu kadar önemli ‘kitapta’ ne vardı?” sorusunun cevabını öğrenmek istedi. Kimi gazetelerde ve internet sitelerinde, nereden ve nasıl ulaşıldığı anlaşılamaz bir şekilde sayfa numaraları dahi verilerek yapılan “alıntılar” dışında “kitabın” içeriği hakkında bilgi sahibi olamadı. Ertuğrul Mavioğlu’nun bugünkü Radikal‘de yayınlanan “İmamın Ordusu’nda neler var?” başlıklı yazısı, -yukarıda bahsettiğimiz “alıntıları” saymaz isek- “kitabın” içeriğine dair net bir cevap veriyor. Mavioğlu’nun “Kitap yok edilmeye çalışıldığına göre okurun bunun içindekileri öğrenme hakkı tartışılamaz” diyerek kaleme aldığı yazısını yayınlıyoruz.HaberVs ‘İmamın Ordusu’ adlı kitabın içinde ne var? Ahmet Şık’ın 3 Mart günü sabahı evine polis baskını yapıldığı andan beridir bu konuşuluyor. Ahmet Şık, kitap hazırlık çalışmaları sürerken […]

Mahkeme ‘İmamın Ordusu’na sansürde ısrarlı

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göre “ifade özgürlüğünün de bir sınırı var. Kitap taslağında değişik kişilerin notları bulunduğu için terör örgütünün amacına hizmet ediyor.” HaberVs editörü Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitap taslağına el konulmasıyla ilgili itiraz reddedildi. Mahkemenin kararında, “İmamın Ordusu isimli taslak metnin ve nüshalarının iddia konusu ‘Ergenekon silahlı terör örgütünün’ amaçları ve talimatları doğrultusunda kamuoyunu yönlendirmek ve bu amaçla açılmış davaları etkilemek amacıyla bir ekip tarafından hazırlanmış proje çalışması niteliğinde olduğu konusunda somut olgular bulunduğunun anlaşıldığı” belirtildi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10. maddesinde ”ifade özgürlüğü”, anayasanın 25. maddesinde ”düşünce ve kanaat hürriyeti”, anayasanın 26. maddesinde “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” ve anayasanın 28. maddesinde “basın hürriyeti” düzenlemelerine yer verildiğini kaydederek, anayasanın 26/2. maddesinde ise bu hürriyetlerin kullanılmasının “milli güvenlik, kamu düzeni, cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amacıyla sınırlandırılabileceğini” ifade etti. Basın Kanunu’nun 2 ve 3/1. maddelerinde, tanımlamalar ile basın özgürlüğüne, aynı kanunun 3/2. maddesinde ise anayasanın 26/2. maddesindeki düzenlemeye paralel olarak basın özgürlüğünün sınırlandırılabileceği hallere yer verildiğini bildiren heyet, 1. maddesinde ”terör” kavramının tanımının yapıldığı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2. maddesinde de “terör örgütü propagandası yapma” suçunun cezalandırılmasıyla ilgili düzenleme olduğunu kaydetti. Söz konusu bütün maddelerle birlikte değerlendirildiğinde basın özgürlüğünün anayasa, AİHS ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının belirlediği ilke ve kurallara uygun olarak açıklanan ölçütler çerçevesinde sınırlandırılabileceğini belirten heyet, “Basın hürriyetinin koşulsuz ve sınırsız olamayacağı açıktır” ifadesini kullandı. Mahkeme heyeti, İstanbul Nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce hakkında “el koyma” kararı verilen taslak metinlerin Basın Kanunu’nun 2. maddesinde tanımı yapılan “basılmış eser”, “yayım” ve “süresiz yayın” özelliğini henüz kazanmadığınıve metin niteliğinde olan taslağın bu nedenle Basın Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceğinibelirterek, söz konusu “İmamın Ordusu” isimli taslak metinlerinin nüshalarının farklı içeriklerde olduğunu […]

‘İmam’ın Ordusu’ internette yok!

Çeşitli internet sitelerinde ve paylaşım ortamlarında bulunduğu veya bulunacağı söylenen İmam’ın Ordusu adlı kitabın Ahmet Şık tarafından kaleme alınan orijinal versiyonu hiç bir internet sitesinde mevcut değil.