Etiket nedim şener

Arat Dink’ten cevap var: Kardeşim Ahmet

“Bir daha görüştüğümüzde bana tıpkı baban gibi sarılacak mısın yine?” diye soruyorsun: “Devletten mi öğrendik ki düşmanlarımızın adını, dostu da ondan soralım!” sayfalarımızdan izleyebilirsiniz. İşlerine geldi mi de “bağımsız yargı işini yapıyor derler”. Bu devletin yargı bağımsızlığı da orantılıdır, “masumiyet karinesi” de orantılıdır. Her bir şeyleri orantılıdır. İdeolojileriyle, işlerine gelmesiyle orantılıdır her işleri. Telefonları da orantılı dinlerler. Bir polis telefonda cinayet planlarından bahseder, mesleği gereği derler. Bir gazeteci haber peşinde koşar, örgüt üyesi derler. “Vatansever”ler cinayet planları yapar duymazlar, sosyalistlerin telefondaki devrimcilik geyiklerini delil diye toplarlar. Devlet’in kulakları da orantılıdır. Bu ülkede katilin tek bir adı vardır. Seni kimselerle karıştırmam elbet. Zaten oradaki kirli işler çevirenler, sen alındığında ellerini ovuşturanlar da asıl suçlarından, devletle tuttukları işlerden değil, tali işlerden yargılanıyorlar; belki rutin dışına çıktıkları doğaçlama işlerinden… Yargı kenar geziyor hep. Bir süre ortalarda olmamalarının daha iyi olacağını düşünmüşler belki de. Soruşturma meşruiyetini kaybettikçe, onlar da meşrulaşacaklar birer birer. “Güzel yaşanılabilir bir dünyanın, eşit ve adil bölüşüme dayalı sosyalizmle geleceğini düşünen bir sosyalistim dedim. Duymadılar” diyorsun. Onların orantılı kulakları duymaz. Duymasın. Biz duyduk. Duyuyorum. Sözünü öldüremezler. Söz, söylendi. Söyleyeni öldürebilirler, zindana atabilirler ama sözü öldüremezler. Bil ki düşlerimiz aynı. “Kuzu”larımız, o “ırkçı”ların ve “faşist”lerin de kuzularını yanlarına katarak, birlikte üretecekler o geleceği. Sen ve senin gibi dostların sözü, eylemi, tertemiz emeği umudumuzun kaynağı oldu hep. Babası ayan beyan bir kampanyayla hedef gösterilip, sonra da gözler önünde öldürülen bir çocuğun yüreğinde, daha o gün umudu yeşertebiliyorsa gücünüz, bir gün o güç adaletin zaferini de doğuracaktır biliyorum. Biliyorum, çünkü hiçbir nehir bir tabutu evinden mezara taşımak için doğup, yok olmaz. O nehir yerin altında çoğalmaktadır. Bir gün yüzeye çıkıp kendi zaferine, hiçbir mağdur yaratmayan zaferine akacak, adaletin toprağını besleyecek. Artık yas tutmaktan vazgeçip, üretecek elbet. Biliyorum. Şimdi, “bu kardeşim bunları niye anlatıyor” diyeceksin: Akşam olurken, daha yeni çökerken karanlık, ışıktan söz eder ya […]

Ahmet çıkacak, yine yazacak!

Geriye dönüp Ahmet Şık’ın haberlerini okuyun. Hepsinde ceberrut devletten hesap soran bir gazeteci göreceksiniz. Şimdi de, onun onurunu ve gerçek gazeteciliği korumak için, bizim devletten hesap sormamız gerekir. Gazeteciliğe ilişkin akademik çalışmaların büyük bir bölümü, gazetecilik ve gerçeklik arasındaki sorunlu ilişkiye dayanır. Haber, aslında gerçeğin aynası değil, gerçeğin sadece işlenmiş, tercih edilmiş, kısaltılmış, eklenmiş, kısacası üzerinde oynananmış bir temsilidir. Çokça da çarpıtılmış bir temsilidir. Her haber metninde o haberi yazan muhabirin, onu okuyan, başlık atan editörün kişisel yargıları, önyargıları vardır. Üstüne, medyanın ekonomi politiğinin, yani medya sahiplik mekanizmasıyla bu mekanizmanın iktidarla/güçle kurduğu ilişkilerin izi düşer. Althusser’in dediği gibi, zaten kendisi de devletin ideolojik aygıtlarından biri olan medya, doğası gereği, devletin baskı aygıtlarının (ordunun, polisin, yargının, cezaevlerinin, vd.) hegemonyacı taleplerine boyun eğer. Türkiye gibi ceberrut devletin sermayeyi ve medyayı arkasına alarak varlığını sürdürdüğü otoriter sistemlerde, haber iyiden iyiye propaganda aracına dönüşür, gerçek kaybolur. Hal böyle olunca, yurttaşın gerçeğe ulaşması, olan biten hakkında doğru, çok yönlü ve derinlemesine bilgi sahibi olması zorlaşır. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanması ve sorgulanması sürecine ilişkin haber içeriklerini analiz ettiğimizde, Ragıp Duran’ın tabiriyle “hakiki gerçek” ve “medyatik gerçek” arasındaki korkunç farkı bir kez daha görmek mümkündür. Bir tarafta ülkenin bir yerinde olup bitmekte olan bir şeyler vardır, diğer yanda ise bu olup bitenlerin medyadaki temsili. Haber metinlerindeki gerçeklik inşa süreçleri tek tek ve detaylıca incelendiğinde, haberin, eğer istenirse, varolan gerçekliği tahrif etmekte nasıl ustalıkla kullanılabileceğine ilişkin önermeler bir kez daha doğrulanır.Devletin işlediği suçların “aktarımı” Biz, Türkiye’de, gerçeğin çarpıtıldığı habercilik pratiğini en çok devletin işlediği suçlara ilişkin bilgilerin kamuya aktarılmasında görürüz. Faili meçhul cinayetler, polisin adının karıştığı işkence/kötü muamele olayları, ordunun Güneydoğu’daki savaşı bahane ederek Kürtlere karşı giriştiği hak ihlalleri, darbe girişimleri, devletin hapishanelerinde tecritte tutulan siyasi tutukluların maruz kaldığı insanlık dışı durumlar gibi olaylar yaygın medyada ya hiç habere dönüşmez, ya da “devletin diliyle” haber olur. […]

Görmüş’ün “Zor yazısı” eksik olunca!

Alper Görmüş, “Özden Örnek Günlüklerini gün yüzüne çıkartan, ardından da yargılanan gazeteci olduğunu yıllarca tekrarladığı halde” gazetecilerin bu gerçeği kavrayamayıp Şık’a mal etmelerine üzülmüş. Nedir bu Şık aşkı, Görmüş düşmanlığı? Nadire Mater/ Bianet Alper Görmüş, Ahmet Şık’ın “Özden Örnek Günlükleri”ni ilk yayımlayan gazeteci olarak anılmasının yanlışlığını “Zor bir yazı: Dört yıl sonra darbe günlükleri” başlığıyla bugün Taraf’ta açıkladı. Yazı, zor, eksik, dolayısıyla o kadar “doğru” değil. Görmüş, “Medya ironik” köşesinden anlıyoruz ki, “Özden Örnek Günlüklerini gün yüzüne çıkartan, ardından da yargılanan gazeteci olduğunu yıllarca tekrarladığı halde” gazetecilerin bu gerçeği kavrayamayıp Şık’a mal etmelerine üzülmüş. Nedir bu Ahmet Şık aşkı, Alper Görmüş düşmanlığı? “Darbe günlüklerini açığa çıkartan gazeteci Ahmet Şık” cümlesini her gördüğünde çaresizliği artmış olarak kendi kendine “ben şimdi ne yapacağım” diye soruyormuş. Görmüş, medyadaki bu “yanlış” tekrarını “tuhaf” karşılıyor; Ahmet Şık’ın “Ergenekon’la ilişkisi gerekçe” gösterilerek tutuklanmasını da tek kelimeyle tuhaf bulduğu gibi. Tutuklanması “tuhaf”, ve “anlaşılmaz bir gelişme”ymiş. O kadar! Kendi yazdığı Taraf gazetesi dahil “yandaş”ı, “yandaş” olmayanı topyekün medya nasıl bir araya geldi de böyle “yalan” üretti ve Görmüş’ün hakkını yedi? En iyisi Görmüş anlatılarına başvurmak. “Sözünü ettiğim haberler silsilesi” diyor Görmüş “Türkiye’deki gazetecileri “TSK karşıtı” ve “TSK yandaşı” diye tasnif eden bir “Genelkurmay andıcı”nın Nokta’nın 8 Mart 2007 sayısının kapak haberinin konusunu oluşturmasıyla başladı.” Görmüş, Tarafgazetesinde 11 Eylül 2009’da yayımlanan yazısında “Haberler silsilesi” derken 29 Mart 2007’de yayımlanan “Darbe Günlükleri”ne giden süreçten söz ediyor. Silsilenin ilk haberi 28 Şubat’tan 10 yıl sonra “Genelkurmay andıcı/ İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!” oluyor. İmzaya bakıyoruz: Ahmet Şık. Şık’ın ödüllü haberi Ahmet Şık, “Genelkurmay andıcı/ İki tür gazeteci vardır: TSK karşıtları, TSK yandaşları!” haberiyle 10 Nisan 2007’de de Metin Göktepe Gazetecilik Yarışması’nda Yazılı Haber ödülünü alıyor. Burada durumu netleştirelim; “darbe günlükleri” derken medya aynen Görmüş’ün de altını çizdiği üzere bir süreçten/silsileden söz ediyor, dolayısıyla Ahmet Şık’ın adı da […]

Ahmet ve Nedim Silivri’de

Ahmet Şık ve Nedim Şener, dün sabah götürüldükleri Metris Cezaevi’nden Ergenekon davası sanıklarının bulunduğu Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ne nakledildi. Gazetecilerle birlikte, dün tutuklama kararı verilen Yalçın Küçük ve Doğan Yurdakul da Silivri’ye götürüldü. Ergenekon sanıklarıyla aynı yere konulmak istemediklerini belirten Şık ve Şener’in istekleri kabul edildi. Şener’in avukatına “burada çok daha iyi şartlardayız” dediği belirtildi.

Kaygı duyun Sayın Cumhurbaşkanı…

* 6 Mart 2011, bu gün Pazar… Pazar günü sabaha karşı iki gazeteci Nedim Şener ve Ahmet Şık hakkında “tutuklama” kararı verildi. Cumartesi günü saat 16.00’da başlayan savcılık ve Mahkeme önündeki sorguları 14 saat sürdü.İki gazeteci Savcılık tarafından “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan tutuklanmasına karar verilmesi isteğiyle mahkemeye sevk edildiler. T.C. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250.Maddesi ile Görevli) Hâkimi gazetecileri sorguladı. İki şüpheli gazetecinin ve gazeteci “şüphelilerin” altı avukatı Mahkeme salonunda yerlerimizi aldık. Dinleyiciler bölümünde iki gazetecinin dostları ve diğer avukatları… Sohbeti, gülmesi, takılması, ciddiyeti, tutanak yazdırması ve verilen aralarla sabahı ettik ve iki “şüpheli” haklarında ileri sürülen suçlamaya karşı sorgulandı. İki gazetecinin haberleri, gazetecilikleri, kitapları, söyleşileri mesleklerinde geçirdikleri sıkıntılar, meslek ilkeleri, gazeteciliğe bakış açıları, dik duruşları, muhalefetleri, meslektaşlarının onlar hakkında söyledikleri, yıllar önce sorulanlar, yıllar önce yaptıkları haberler, yıllar sonra nasıl haber yapacakları, niyetlerinin ne olduğu, yazılmamış kitapları, kitaplarının içeriği, neyi neden öyle ve nasıl söyledikleri, kimlerle konuştukları ve kimlerle konuşmadıkları… Kısacası, hayatları sorgulandı. Onlar, hayatlarının gazetecilik olduğunu sürekli tekrarladı. Hayatları, hayat arkadaşları eşleri ve çocukları… Bizler içeride, günün aydınlanmasını görmüyorduk ama gün ışıdı. Şüpheliler Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın üzerine yüklenen silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında yeteri kadar tutuklama müzekkeresi çıkarılarak tutuklanmalarına karar verildi. Biz altı avukat onları orada öylece bıraktık ve çıktık…Yazının ikinci bölümü… Türkiye’de basın özgürlüğü yoktur. Politikacıların ve siyasal iktidarın söylemi artık şöyledir; biz yargının işine karışmayız. Ama çok üzüntülüyüz. Bir an önce sonuçlansın istiyoruz, olup bitenlerden biz sorumlu değiliz.6 Mart 2011 bu gün Pazar… Ahmet Şık’ın gazetesi yok ama gazeteci arkadaşları var, Nedim gibi… Bilgi Üniversitesinden gelen akademisyen arkadaşları var ve yazı yazdığı çeşitli web siteleri var… Gazeteciler ve arkadaşları sabaha kadar beklediler mahkeme kapısı önünde… Bir umut, bu da geldi geçti diyerek alıp gidecekleri arkadaşlarını beklediler… 6 Mart 2011 bu gün Pazar… Nedim Şener’in gazetesi Milliyet’in başlığında bu […]

Savcı Öz Ergenekon kitabını bilmiyor

“Yargılama makamlarına güveni kalmadığı” gerekçesiyle davadan çekileceğini duyuran Ahmet Şık’ın avukatı Akın Atalay’a göre, soruşturmayı yürüten ve gazetecilerin tutuklanmasını talep eden Savcı Zekeriya Öz, Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun yazdığıKontrgerilla ve Ergenekon’u Anlama Kılavuzu: ‘Kırk Katır Kırk Satır kitabından habersiz. HaberVsSavcılık ve mahkeme huzurunda geçen her anın dolaysız, doğrudan tanığı olduğunu, “soruşturmanın gizliliği” ilkesine inandığını ancak gelinen noktada bu ilkenin yalnızca “şüpheliye karşı gizliliğe” dönüştüğüne gördüğünü söyleyen Akın Atalay, dün bu konuda yazdığı mesajda şunları söylüyor: “İlk kez gördüğüne kalıbımı basarım” 03 Mart 2011 Perşembe günü “Ergenekon terör örgütü üyeliği” suçlaması ile gözaltına alınanlar arasındaki gazeteci Ahmet Şık’ın, gözaltına alınışından Metris cezaevine götürülene kadar geçen son üç günlük süreçte avukatı olarak, bu süreci yaşadım. İfade tutanaklarına zorluklarla geçirte bildiklerimiz dışında, asıl yaşanan gerçeklik, karşılıklı diyaloglardır. Anlatacak çok şey var. Ama hepsi de dehşet verici, ürkütücüdür. Sadece bir anekdot aktarayım. Ben savcıya, Ahmet Şık’ın Ertuğrul Mavioğlu ile 2010 yılında yazdığı iki ciltlik Ergenekon kitabından söz ettiğimde, haberi ve bilgisi olmadığını söyledi. Derhal dışarıdaki arkadaşlardan isteyip, odaya getirttik. Bir yandan sorulara devam ederken bir yandan da kitaba göz gezdirdi. Eğer çok iyi ve yetenekli bir aktör değilse, kitabı ilk kez gördüğüne ve duyduğuna kalıbımı basarım. Sordum: “Gerçekten mi ilk kez duydunuz ve gördünüz?” Yanıtladı: ‘Evet.’ Ve devamla şunları söyledi: “Ya ben bu son gözaltı ve aramalarda kaç kişi ile ve kimlerle ilgili yakalama ve arama istenildiğini bilmiyorum. Ahmet Bey’in de ismi var mı yok mu dikkat etmedim; biliyorsunuz emniyet bizden talep ediyor, biz de çoğu zaman olduğu gibi imzalayarak mahkemeye havale ediyoruz.” İşte, hükümetin ‘yargının tasarrufudur’ dediği olayın aslı astarı budur… “Soruşturmanın gizliliği, şüpheliye karşı gizliliğe dönüştü” Bugüne kadar, ‘soruşturmanın gizliliği’ ilkesi ne hep uydum. Buna uymamın nedeni, sadece uymamanın bir suç olması ve yaptırıma bağlanması nedeniyle değildi. Ben, bu ilkenin konuluş amacının ve koruduğu hukuksal değerin doğruluğuna da inanıyorum. Fakat gelinen […]

Şener ve Şık’ın ailesine destek

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) adına bir grup gazeteci 6 Mart Pazar günü tutuklu gazeteciler Nedim Şenerve Ahmet Şık‘ın evlerini ziyaret ederek ailelerine destek verdi. GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Gülseren Güvener, Türkiye Gazeteciler Sendikası İstanbul Şubesi Sekreteri Cemal Sonsay ve gazeteci-yazar Haluk Şahin‘in de aralarında bulunduğu bir grup, Nedim Şener’in eşini ziyaret etti. Şener’in Bakırköy’de bulunan evine gelen gazeteciler, eşi Vecide Şener ile görüştü. Yaklaşık 1 saat süren ziyaretin ardından bir açıklama yapan TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş, “Son tutuklamalarla Türkiye’deki tutuklu gazeteci sayısının 63’e çıktığına dikkat çekerek “2 bin gazeteci yargılanıyor, 4 bin gazeteci hakkında soruşturma sürüyor. İçişleri Bakanı, basının ABD’den daha özgür olduğunu söylüyor. Hükümete muhalif her gazetecinin bir terör örgütünün üyesi olmak ya da halkı kin ve isyana teşvik etmek gibi suçlarla suçlanması kamu vicdanını yaralar durumda. Hem uluslararası hem de ulusal kamuoyunca bu tepkileri hep birlikte görüyoruz. Umarız hükümet bu talepleri ve tepkileri dikkate alır” diye konuştu. Nedim Şener’in eşine yapılan ziyaretin ardından GÖP adına Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, TGC Saymanı Alper Turgut ve Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi, Ahmet Şık’ın Gümüşsuyu’ndaki evine ellerinde çiçeklerle geldi. Yonca Şık’ı ziyaret eden gazetecileri, Ahmet Şık’ın akrabaları kapıda karşıladı. Bu sırada bir grup gazeteci de Şık’ın evinin önünde “Nedim -Ahmet onurumuzdur” ve “Ahmet çıkacak yine yazacak” sloganları attı. Gazeteciler, Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’ı ziyaret ettikten sonra bir basın açıklaması yaptı. Açıklama sonrasında TGC Saymanı Alper Turgut, “Maalesef arkadaşlarımızı tutukladılar. Ama biz çok iyi bir ivme kazandık. Bu ivmeyi devam ettirtmemiz lazım. Eylemlerimiz devam edecek” diye konuştu. Basın Konseyi Genel Sekteri Oktay Hududi de, kanunda gazetecilerin yazı yazmasının suç olmadığını vurgulayarak, “Ama anlaşılmaz bir gerekçeyle arkadaşlarımızı tutukladılar” dedi. 2007’de öldürülen gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dinkde Şener ve Şık’ın eşleri Vecide Şenerve YoncaŞık’ı ziyaret ederek destek verdi. […]

6 Mart saat 06:00

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in adliyeye sevk edileceği haberi 5 Mart cumartesi sabahı arkadaşlarına ulaştığında herkesin içini bir umut kaplamıştı. Savcılık sorgusunun hızlla bitirileceği ve büyük bir ihtimalle her iki gazetecinin de savcılık sorgusu sonrasında serbest bırakılabileceği konuşuluyordu. Saat 13:00’ten sonra Ahmet ve Nedim’in arkadaşları Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nin önünde toplanmaya başladı. Saat 16:00 civarında iki gazeteciyi taşıyan minibüs Adliye’ye giriş yaptı. Sorgu uzadıkça dışarıya gelen haberler tedirginliği artırsa da yine de kimse umudunu kaybetmek istemiyordu. Saat 11:00 civarında beklentilerin aksine Savcı Zekeriya Öz’ün iki gazeteciyi tutuklanma istemiyle mahkemeye sevkettiği haberi üzerine adliye kapısındaki kalabalık biraz daha arttı. Geceyarısından sonra yaklaşık altı saatlik bekleyiş sonucunda çıkan tutuklama kararı ise kapının önündeki gazetecilerin patlamasına neden oldu. Gece boyunca atılan sloganlar, iki gazeteciyi taşıyan minibüs adliye kapısından çıkarken protesto gösterisine dönüştü. İşte HaberVskamerasından o anlar…

Ahmet ve Nedim tutuklandı

HaberVs Gazeteci ve çalışma arkadaşlarımız Ahmet Şık ve Nedim Şener, geceyarısından sonra çıkarıldıkları 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla tutuklandı. Gece boyunca hakim karşısında savunmalarını yapan iki gazetecinin tutuklanma kararı saat 05:50’de verildi. Yazar İklim Bayraktar ile Polis Memuru Aydın Bıyıklı ise savcılık sorgusunun ardından akşam saatearinde serbest bırakılmıştı.

Ahmet Şık ve Nedim Şener için tutuklama istemi

HaberVs Nedim Şener’in sorgusu saat 21:00’de tamamlandı. Ahmet Şık’ın sorgusunu tamamlayan Zekeriya Öz, her iki gazeteciyi tutuklama istemiyle mahkemeye sevketti. . Savcının her iki gazeteciye de, toplam uzunluğu dokuz sayfayı bulan sorular yönelttiği bilgisi veriliyor. Gazetecilere sorgu sırasında üçer avukat eşlik etti. Gazeteciler, nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar. Bu mahkeme, gözaltıların yapıldığı 3 Mart günü gazetecilerin evinde ve ofislerinde arama ve yakalama kararını veren mahkemeydi.

Ahmet ve Nedim’in sorgusu geceyarısını geçebilir

HaberVs Saat 15:50’de Beşiktaş Adliyesi’ne getirilen Ahmet Şık ve Nedim Şener’in Ergenekon soruşturması savcılarına verdiği ifadelerin gece yarısına sarkması bekleniyor. İfadesine ilk başvurulan Nedim Şener’in sorgusu yaklaşık üç saat önce başlamasına rağmen devam ediyor. Savcıların her iki gazeteciye de, toplam uzunluğu dokuz sayfayı bulan sorular yönelttiği bilgisi veriliyor. Gazetecilere sorgu sırasında üçer avukat eşlik ediyor. Savcıların tutukluluk talep etmesi durumunda gazeteciler, nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çıkacaklar. Bu mahkeme, gözaltıların yapıldığı 3 Mart günü gazetecilerin evinde ve ofislerinde arama ve yakalama kararını veren mahkemeydi.

Nedim ve Ahmet sorguda

HaberVs Emniyette susma hakkını kullanan HaberVs Editörü Ahmet Şık ve Gazeteci Nedim Şener, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar tarafından sorgulanmak üzere saat 15:50’de Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildiler. Adliye girişinde, Ahmet ve Nedim’in getirilmesi sırasında tarihi bir an yaşandı. Gelişmeleri takip etmek ve aktarmakla sorumlu gazeteciler, meslektaşlarını taşıyan minibüsün yaklaşması üzerine “Nedim Ahmet gururumuzdur” sloganı atmaya başladı. Minibüs, girişteki yoğunluk nedeniyle adliyeye girmekte zorlandı. Sadece adliyenin Çırağan Caddesi’ndeki girişinde değil, gazetecilerin adliye binasına giriş yapacağı kapıda görev yapan gazetecilerin bir bölümü de bu tepkiye destek verdi. Ahmet Şık ve Nedim Şener ile aynı gün gözaltına alınan ve onlardan yaklaşık üç saat önce adliyeye getirilen OdaTV Ankara Muhabiri İklim Bayraktar ve Polis Aydın Bıyıklı’nın sorgularının tamamlandığı ifade ediliyor. Gözaltındaki diğer beş kişinin adliyeye sevkinin ise Pazartesi gününe kaldığı tahmin ediliyor. Haberin yayına girdiği anda Nedim Şener’in sorgusu devam ediyordu. Şener’den sonra Şık’ın ifade vermesi bekleniyor. Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz sorgunun ardından tutuklama talep ederse gazetecileri mahkemeye sevk edecek. Talep nöbetçi İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi değerlendirecek.

Ahmet Şık bugün adliyede

HaberVs Önceki gün yapılan operasyonlarda gözaltına alınan HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener’in de aralarında bulunduğu 9 kişinin bugün saat 13:30’dan sonra Beşiktaş Adliyesi’nde savcıya ifade vermesi bekleniyor. Şık’ın avukatlarından alınan bilgiye göre gözaltına alınanlar susma haklarını kullandıkları için bugün savcılık ifadesi için Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’nden Beşiktaş Adliyesi’ne götürülecekler. İfadelerin ardından savcılığın serbest bırakma veya tutuklama istemiyle mahkemeye sevketme olasılıkları bulunuyor. Şık’ın çalışma arkadaşları destek için saat 13:30’dan sonra adliye önünde olacak.

Bilgi’de Ahmet Şık için kampanya

HaberVs İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları dün yapılan operasyonlarla gözaltına alınan çalışma arkadaşları Ahmet Şık’ın serbest bırakılması için bir kampanya başlattı. Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Medya Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan ve aynı zamanda medya bölümünün haber portalı habervesaire.com’un da editörlüğünü yürüten Ahmet Şık’ın serbest bırakılması istenen kısa kampanya metni şöyle: “Çalışma arkadaşımız, İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi Ahmet Şık, evinde ve işyerinde yaklaşık 6 saat süren polis aramalarının sonucunda “Ergenekon terör örgütü üyesi olmak” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlamalarıyla göz altına alındı. Biz, aşağıda imzası bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları, yöneltilen bu suçlamaları, arkadaşımız Ahmet Şık’ı biraz olsun tanıyan herkesin yapacağı gibi, akla, mantığa ve vicdana uygun bulmuyoruz. Büyük bir hata yapıldığına inanıyor, arkadaşımıza sahip çıkıyoruz. Vicdanları yaralayan bu hatanın acilen düzeltilmesini talep ediyoruz.” HaberVs‘yi ’tan takip edebilirsiniz Ahmet Şık’ın çalışma arkadaşları bu imza metninin ilk aşama olduğunu, Şık’ın gözaltından serbest bırakılmasını umduklarını, aksi takdirde Şık serbest bırakılana kadar kampanyalarını sürdüreceklerini dile getiriyorlar: Ahmet Şık’ın serbest bırakılmasını isteyen çalışma arkadaşları Ahmet SüerdemAhmet TonakAkın TekAlan DubenAlev CavdarAli Alper AkyüzAli NesinAli SerdarAlper KırklarAnita OğurluAriana FerentinouArkadaş Su Esmen TekAslı GüneşAslı OdmanAslı TunçAyça ÇiftçiAyça İnceAydın UğurAyhan DoğanAyhan KayaAylin DağsalgülerAysegul AkaydinAyşe BeyazovaAyşe kayalarAyşecan AralAyşegül BaşerAyten ZaraBahar FıratBarış UlusBarış YılmazsoyBaşak TuğBaşak UçanokBerrak KarahodaBeyhan DemirBeyhan SunalBurhan ŞenatalarBülent BilmezBulent OzelCanan TanırCandan YasanCelil OkerCem HakverdiCemal Bali AkalCemil BoyrazCemil KoçakCenktan ÖzyıldırımCeren ÇetinerCeren MertChole Current Chris StephensonChristoph K. NeumannÇiğdem AsarkayaDeniz ÜnsalDerya NizamDicle ÖztürkEbru EzberciEbru EzberciEmek Toraman ÇolgarEmel BedrioğluEmine TopcuEmre GönenErgen Devrim KaragözErkan SakaErtan ÖnselEsin DemirciogluEsra ArsanEsra ElmasEsra Ercan BilgiçEthem ÖzgüvenEvin AslanEvren HosgörEzgi ArıduruFahri AralFatma Pınar ArslanFerda KeskinFerhat BoratavFeyza KasımoğluFigen Gönülcan MarangozFiliz LeventogluFiliz YılmazGökçe ÇatalolukGökçe ÇatalolukGökhan TanGörkem KeserGöktürk UyanGözde DurmuşGülgün AğabeyogluGüneş Ekin AksanGüney ÇobanGüventürk GörgülüGüzide Döndar EfeHale AkayHale BolakHalil BerktayHalil NalçaoğluHasan Kirmanoğlu Harun OzkanHuldan DereliHülya AlkanItır Erhartİlkem Kayıcanİpek Kotanİpek Tan ÇelebiJale ParlaKenan ÇayırKıvılcım YavuzKürşat BuminLevent YılmazMehmet Ali TuğtanMehmet GencerMehmet Özgür BahçeciMelda AkbaşMeneviş TozakMesut VarlıkMetin TaşMurat ÖzbankMurat PakerMustafa Erdem KabadayıMüge Ayan […]

Gazetecilerin eyleminin düşündürdüğü

Bir gazeteci adayı olarak geleceğim açısından iyi olanı öğrencisi olduğum Ahmet Hocam mı, yoksa onu içeri alanlar mı biliyor? Ergenekon terör örgütüne üye oldukları gerekçesiyle çoğunluğunu gazetecilerin oluşturduğu 11 kişinin dün sabah gözaltına alınmasının ardından medya mensupları Taksim İstiklal Caddesi’nde az önce sona eren bir eylem gerçekleştirdi. 1 Mart’ta yayın hayatına başlayan Aydınlık Gazetesi hazırlık gelmişti. Üzerinde Mevlana’nın “Diken içindeler ama gül gibiler. Hapisteler ama şarap gibiler. Balçık içindeler, ama gönül gibiler. Gece içindeler ama sabah gibiler” dizeleriyle birlikte parmaklıklar ardında yer alan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın fotoğrafları basılmış el ilanları dağıttılar. Bu gazetenin okurları, ellerinde hem Türk bayrakları hem de üzerlerinde Atatürk resimleri bulunan bayraklarla, “Faşizm’e karşı omuz omuza” “Yurtsever basın susturulamaz” ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganlarını attılar. Aydnlık gazetesi ve okurları “ulusalcı” olarak anılır çoğu insan tarafından. Ardından da Ergenekon davası sürecinde içeri alınan Doğu Perinçek, Tuncay Özkan, Musatfa Balbay gibi isimler bağırılarak yoklama yapıldı. Ancak bu isimler arasında Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın olmaması dikkat çekiciydi. Bu sefer hem eylemci hem de eylemin haberini yapmak üzere bir araya gelen gazeteciler eylem öncesi son hazırlıklarını yapmaya başladı. Yürüyüşe başlamadan önce İngilizce ve Türkçe hazırlanan “Gazetecilere Özgürlük. Hemen Şimdi Adalet” yazılı pankartların kullanılması dikkat çekiciydi. Kalabalığın en önünde yer alan CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya, Ali Sirmen, Hürriyet Gazetesi Yazarları Oktay Ekşi, Zeynep Göğüş, Ferai Tınç, Tufan Türenç yürüyüşe kol kola başladı. Bu sırada görüntü almak isteyen foto muhabirleri ve kameramanlar arasında yaşanan yer kapma çalışmaları eylemin kısa süreli gecikmesine neden oldu.Galatasaray Meydanı’nda sonlanacak yürüyüşün hemen başında Fransız Konsolosluğu’nun yanında yer alan CHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı’nın penceresinden aşağı çiçekler atıldı. Bu hareket eyleme renk kattı ve alkış aldı. Ellerinde Radikal, BirGün, Posta gazeteleriyle birlikte üzerinde “Gazetecilere Özgürlük”, “Türkiye Basın Özgürlüğü’nde 138.”, “Bugün Ahmet, Nedim yarın kim?”, “AKP elini medyadan çek” yazan dövizler taşıyarak […]

“Ahmet Şık, ortak tepki için son nokta”

HaberVs Gazetecilerin dün gözaltına alınan meslektaşlarına destek için Ankara ve İstanbul’da eylem yaptığı saatlerde Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, NTV ekranındaydı. Bayramoğlu, bugünkü köşesinde “Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder” dediği HaberVs editörü Ahmet Şık hakkında konuştu. Bayramoğlu’nun konuşmasından bazı bölümler şöyleydi: Ahmet Şık’ın Ergenekon soruşturmasında gözaltına alınması, toplumun farklı kesimlerinin bir araya gelerek tepki göstermesinde son noktayı koydu. Bu düzeyde tutuklamalar için Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı bilgilendirilir. Bilgilendirilmiştir de. İçişleri Bakanı Atalay, konu hakkında görüşü sorulduğunda sadece “arkadaşlar konu yargıya intikâl etmiştir” demekle yetiniyor. Evet, konu yargıdadır ama İçişleri Bakanı bir cümle daha sarf edebilir. Bakan basın özgürlüğü hakkında bir iki cümle etmiyorsa durum vahimdir. Gözaltına alınanlar herhangi isimler değil. Çalışmaları ve isimleri, uluslar arası alanda da bilinen gazeteciler. Sistemi temizleyecek bir davanın bizzat kendisinin temiz olması gerekir. Konuyla doğrudan ilgili olmasa da bir süre Hanefi Avcıile ilgili iddialar gündeme geldi ve kendisi tutuklandı. Ergenekon soruşturması, belli bir şeye karşı tepkisini ortaya koyan kesimlere karşı kullanılıyor. Nedim Şener ve Ahmet Şık, katılırsınız ya da katılmazsınız gazetecilik yaptılar. Yürütülen soruşmayla ilgili bilgi ve belgelerin üzerine gittiler. Bu bir gazetecilik faaliyetidir. Belli ki bu yaptıkları belli bir grup tarafından tehdit olarak görülüyor.” Ali Bayramoğlu daha önce, bugün yayınlanacağını duyurduğu 28 Şubat hakkındaki yazısını erteleyerek gazetedeki köşesini de gözaltına alınan gazetecilere ayırmıştı. Bayramoğlu “Ahmet Şık ve Nedim Şener: Hangi Ergenekon” başlıklı yazısında şunları yazdı: Ahmet Şık’ı yıllardır tanırım. Yeni Yüzyılgazetesi dâhil olmak üzere birçok kez birlikte çalıştık. Fikirlerimiz zaman zaman kesişmiş zaman zaman ayrışmıştır. Onun düzgün ve dürüst bir gazeteci olduğundan hiçbir şüphem yoktur. Ergekenon davasıyla ilgili gözaltına altına alınması aklımı da vicdanı mı da her anlamda, her açıdan rahatsız eder. Nedim Şener hayatta olduğum sürece asla affetmeyeceğim bir isimdir. Girdiği kavgada Dink dosyasını kullanmış ve işi, dilini bana uzatacak “iktidarı […]

“Dokunan yanar”

Aralarında HaberVs editörü Ahmet Şık’ın da bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınması bugün yazılı ve görsel basında geniş yer buldu. Yeni Şafak “Cemaat aleyhine kitabı Soner Yalçın’dan çıktı” başlığı altında verilen haberde “Şık’ın Fethullah Gülen ve cemaatiyle ilgili henüz basılmamış kitabı Odatv baskınında Soner Yalçın’ın bilgisayarında çıkmış ve “o kitabın orada ne işi var” demekle yetinmişti” denildi. Vatan “Darbe Günlüklerini yayınlayan da, ‘Dink Ergenekon işi’ diyen de gözaltında!” başlığı altında ‘Dokunan Yanar’ sloganına yer verdi. Zaman “Oda TV’de ikinci dalga” başlıklı haberinde, “Ahmet Şık, polis nezaretinde evinden çıkarıldığı sırada, ‘dokunan yanar’ diye bağırdı. Şık’ın çalıştığı özel bir üniversitedeki bürosunda da arama yapıldığı bildirildi.” dedi. Akşam “Dokunan yanar”, “Kitabım rahatsız etti”, “Beni tanıyan bilir” başlıklı haberleriyle Ahmet Şık’ın hem yazılı hem sözlü ifadelerine yer vererek konuyu ele aldı. Oda Tv baskınında bitmemiş kitabının taslağının ele geçirildiği iddasına yönelik yaptığı “Hazırladığım kitap son 20–25 yılda emniyet teşkilatı içinde cemaat örgütlenmesi sürecini anlatıyor. Yazılanlardan anladığım kadarıyla kitabımın bir kopyası birilerinin eline geçmiş ve orda yazılanlar belli ki birilerini rahatsız etmiş. Bu nedenle beni Oda Tv vasıtasıyla Ergenekon örgütüyle ilişkilendirmeye çalışıyorlar. Böylece birilerinin bana bu kitabı yazdırdığı iddiası dillendirilerek, kitabın tarafsızlığı ve objektifliği gölgelenmeye çalışılıyor.” açıklamaları geniş yer buldu. Akşamgazetesindeki “Sözün bittiği yer budur” başlıklı bir diğer haberde ise Ertuğrul Mavioğlu’nun “Halkı kin ve nefrete sevketme” iddasına karşı yaptığı “Doğmamış çocuğa don biçilmez sözü vardır. Çıkmamış kitaba siz nasıl don biçersiniz. Çıkmamış kitap nasıl halkı kin ve nefrete sevk ediyor anlayışında oluyorsunuz. Nasıl olur da yıllarını, hayatını derin devletle mücadeleye vermiş, insan hakları savunucusu bir gazetecinin derin devletle yan yana koyup itibarsızlaştırırsınız.” yorumu ön plana çıkarıldı. Hürriyet “İmamın Ordusu kitabını yazıyordu” başlıklı haberinde “İmamın Ordusu adlı kitabının bir kopyası ‘OdaTv’ nin sahibi Soner Yalçın’ın bilgisayarında bulundu. Yalçın’ın durumdan haberi olmadığı açıklanmış. Şık’da Bianet’teki köşe yazısında bitmemiş kitabının kopyasının Soner Yalçın’ın bilgisayarından çıkmasının olanaksız olduğunu dile getirmiş […]