Etiket protesto

Gazeteciler adliye önündeydi

Ergenekon Soruşturması kapsamında yapılan operasyonda 3 Mart’ta gözaltına alınan ve 6 Mart’ta tutuklanan gazeteciler Ahmet Şık ve Nedim Şener‘in, aynı soruşturma kapsamında tutuklanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi araştırma görevlisi Coşkun Musluk ve OdaTV çalışanı Müyesser Yıldız’ın tutukluluğuna yapılan itirazlar reddedildi. Tutukluluk hallerine yapılan itirazın reddedilmesi üzerine Şık ve Şener’in arkadaşları akşam saat 19:30‘da kararı protesto etmek için Beşiktaş’taki adliyenin önünde toplandı.. Ellerinde meşalelerle adliyeye doğru yürüyen yüz kadar gazeteci bir basın açıklaması yaptı. Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının bir hukuksuzluk olduğunu söyleyen gazeteciler, arkadaşları serbest bırakılana kadar eylemlerine devam edeceklerini açıkladılar. Yaklaşık iki saat içinde karar verilip toplanıldığı için birçok kişinin katılamadığı eylem yine de beklenenden daha çok sayıda insanı topladı.Ellerinde meşaleler olan grup “dokunan yansa da dokunacağız”, “Ahmet çıkacak yine yazacak”, “Nedim, Ahmet onurumuzdur” , “çeteler dışarıda gazeteciler içerde” gibi sloganlar attı. Protesto trafiği aksatmasa da etraftaki evlerin camlarının kapanmasına neden oldu. Yaklaşık yarım saat süren gösteri HaberVs editörü gazeteci Güventürk Görgülü ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Yöneticisi Alper Turgut’un açıklamalarıyla son buldu. Güventürk Görgülü tutuklamaların hukuksuz olduğunu ve gazeteciler tutuklu kaldıkça eylemleri sürdüreceklerini söyledi. Alper Turgut da “İktidar içeride hiç gazeteci yok derken 68 gazetecinin içeride olduğunu biliyoruz ve eylemlerimizi sürdüreceğiz. Eylemler için sosyal medyayı da kullanıyoruz. Bu akşam iki saat öncesinde karar alındı. Toplanabilenler toplandı, bazı arkadaşlarımız mesai saatleri bitmediği ve yetişemediler ama onlar için de başka eylem günleri düzenliyoruz. Bu süreç eylemlerle ilerleyecek. Bir de Türk Ceza Kanunu’na değişiklik tasarısı geliyor. Bu tasarı gazetecilere daha büyük yaptırımlar içeriyor. Eğer kabul edilirse bugünü bile mumla arayabiliriz.” dedi. Gazeteci Banu Güven ise şunları söyledi: “Neler düşündüğümüzü bu akşamki protestomuz anlatıyor. Ergenekon soruşturmasına dair eleştirel bir tavır içinde olan gazetecilerin Ergenekon üyesi olmakla suçlanarak gözaltına alınıp tutuklandığını gördük ve itirazlar da reddedildi. O çok gizli delillerin ne olduğunu çok merak ediyorum çünkü delillerin varlığı konusunda şüpheliyim. Ergenekon’la ilgili olarak darbe […]

TT Arena’daki TekYumruk

Emekçinin yanındalar. Küfürsüz bir tribünün, rant kaygısı olmayan bir fanatizmin ve duyarlı taraftarlığın özlemindeler. Son günlerde isimlerini daha çok duymaya başladık. TT Arena’nın açılışında “kale arkasında oturan 150 kişilik bir grup” olarak ve olasılıkla sadece siyasi görüşleri nedeniyle, Türkiye’yi sarsan protestonun sorumlusu olarak gösteriliyorlar: Galatasaraylı taraftar grubu TekYumruk’tan bahsediyoruz. Türkiye Gökhan Yavuz(30) ve Raşit Ek’in (21) adını 12 Eylül 2010’da, bir bayram sabahı duydu. İki inşaat işçisi, Galatasaray’ın yeni stadı Türk Telekom Arena’nın yapımı esnasında kanalizasyon çalışması yaparken göçük altında kalarak hayatını kaybetti. Bu olay bir süre Galatasaray-TOKİ-Varyap ve Uzunlar ekseninde tartışıldı. Orada hayatını kaybeden iki genç adamın sorumluluğunu kimse almadı. İki işçinin yakınlarına gerekenin yapılması için TekYumruk harekete geçti ve www.isimleriyasatilsin.com/ sitesinde bu isteklerini dile getirdiler. Kanat Akkaya, Bağış Erten, Bener Onar ve Bülent Timurlenk gibi spor yazarları da köşelerinde bu çağrıya destek verdi. Kısa sürede çığ gibi büyüyen kampanya sonucunda Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı Adnan Öztürk bir açıklama yaparak, Gökhan Yavuz’un çocuklarını ve Raşit Ek’in kardeşlerinin eğitiminin vakıf tarafından karşılanacağını açıkladı. Kampanyayı başlatanların bir diğer isteği olan iki işçinin isimlerinin yaşatılması da Galatasaray Spor Kulübü yönetimince kabul gördü. Bunun üzerine Tekyumruk grubu kampanyayı sonlandırdığını ama verilen sözlerin takipçisi olacağını açıkladı. Galatasaray taraftarının öncelikli isteği bu iki çalışanın isimlerinin Türk Telekom Arena’nın tribünlerine verilmesiydi. Ama kulüp yönetiminin tribünlerin isim haklarını sponsorluk karşılığında vermesi bu isteği imkânsız kıldı. Diğer yandan ölen işçilerin ailelerine Galatasaray Kulübü tarafından bir yardım yapılıp yapılmadığı, çocukları ve kardeşlerinin eğitiminin Galatasaray Eğitim Vakfı tarafından üstlenilip üstlenilmediği konusunda da somut bir veri bulunmuyor. Zira HaberVs’nin bütün çabalarına rağmen, ne kulüp ne de vakıf yönetimi ailelerle ilişkiye geçilmesine izin vermiyor ve ailelerin iletişim bilgilerini paylaşmayı reddediyor. Ayrıca 3 Aralık 2010’da Cihan Gayretli adlı işçi de stat inşaatında yüksekten düşerek hayatını kaybetmişti.

Beklemek, hep beklemek, umutsuzca beklemek…

). Emre Aköz’ün artık sayısını unuttuğumuz yediği herzelerden birinden yola çıkarak yazılan bu yazı, deyim yerindeyse gündem yarattı. Ya da unutulmaya , mecrasından kaydırılmaya çıkarılan, “öğrencilere yönelik polis şiddetini” yeniden tartışmaya açtı. İyi de oldu. “Ben seni beğenmiyorum” demenin en gösterişli yollarından biri olan yumurta atmayı, cop ve biber gazı kullanılarak, yerlerde sürükleyerek cezalandıran bir şiddetle eşdeğer görüp eleştiri yöneltenlere de iyi bir yanıttı. Ama bu “iyiliği” yaratan unsurların vahametini, acımasızlığını, korkunçluğunu, kanun tanımazlığını ve maalesef cezalandırılamazlığını gözler önüne sermesinden ötürü de ironik. Peki bu yazı nereden çıktı? Barış’ın haberinde yer alan öğrencilerden birisi, Neslihan ya da bizim aramızdaki adıyla Hayat, arkadaşımdı. Aynı dönemde İstanbul Üniversitesi’nde o Edebiyat, ben ise İletişim Fakültesi’nde öğrenciydik. Bana kıyasla öğrenci hareketinin siyasal mücadalesi içinde fazlasıyla önde yer alan Hayat’ın başına gelenleri okudunuz. “Hiçbiri öğrenci sorunlarını bilmiyor” diye görüşünü anlatan Hayat, 1998’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamamıştı. O dönemin savaş politikalarının en kirli araçlarından birisiydi gözaltında kaybetme. Latin Amerika’da doğan ve dünyanın tüm faşist yönetimlerinin üzerine atladığı bir sindirme aracı olan gözaltında kaybetme bir dönem Türkiye’nin egemen güçlerinin de en çok başvurduğu araçlardan biri oldu. Şimdi size ajitasyon yapacak değilim. Derdim bir mesele anlatmak daha doğrusu anlatılmasına aracı olmak. Nar Fotoğraf Ajansı’ndan bir grup arkadaşımla birlikte bu meseleyi bir belgesele dönüştürmek için bir yıldan uzun bir zamandır çalışıyoruz. Her biri kaybettiği evladı ya da sevdiği için her cumartesi saat 12.00’de Galatasaray’da buluşan ve yakınlarının akıbetini öğrenmeye çalışan, “Cumartesi Anneleri” ya da “Cumartesi İnsanları” diye anılanlarla bir araya geldik haftalar boyunca. Çekimler, söyleşiler, uzun sohbetler yaptık. Dertleştik. Birlikte ağladık kimi zaman. Zaten başlı başına bir travma olan bu konuyu, hem de sevdiklerini kaybedenlerin ağzından dinlemek, aktarmak hiç kolay değildi. Ara verdik. Belgesel üzerinde çalışmaya devam ediyoruz. İşte henüz adı konmamış bu belgesele konuşanlardan biri de Neslihan’ın ablası Nagihan Kurt’tu. Aslında annesiyle konuşmak istemiştik […]

‘Halkın katılımı’na tek engel: Halk

Yusuf Yavuz Çevre ve Orman Bakanlığı’nın davetiyle, Bartın’da kurulması planlanan termik santral için dün düzenlenen ikinci “halkın katılım toplantısı” da, “halkın katılımı” nedeniyle gerçekleşemedi. 24 Kasım sabahı düzenlenen ilk toplantı da, termik santrallere karşı kurulan Bartın Platformu üyelerinin protestosu nedeniyle yarım kalmıştı. Batı Karadeniz A.Ş.’nin Bartın il merkezi ve Amasra ilçesi sınırları içerisinde kurmak istediği iki termik santral için yaptığı Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) müracaatı nedeniyle düzenlenen ikinci toplantı 25 Kasım sabahı, bir önceki gün olduğu gibi Belediye Sosyal Tesisleri’nde başladı. Ancak salonu dolduran yüzlerce Bartınlı, yaptığı yoğun protestoyla toplantıya imkân tanımadı. Çevre ve Orman Müdürü Zeki Şaltu, dövizler ve sloganlar eşliğinde eylem yapan platform üyelerinin varlığı nedeniyle etkinliği iptal etti. Bakanlık yetkililerince düzenlenen tutanakta “salon içinde bulunan halkın tepkisinden dolayı toplantının yapılamayacağı kanaatine varıldığı” ifade edildi. Tutanak, salonda bulunanlara da okundu. 120 sivil toplum kuruluşunun desteklediği Bartın Platformu üyeleri, protestosuna salon dışında da devam etti. Platformun eylemi, Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya, Bartın Belediye Başkanı Cemal Akın, Amasra Belediye Başkanı Emin Timur, Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Başkanı Hakkı Arslan tarafından da desteklendi. Termik santrale karşı olduklarını dile getiren Bartın ve Amasra belediye başkanları kanuni haklarını talep ettiklerini ve tepkilerini demokratik yollarla göstermeye devam edeceklerini dile getirdi. ÇED mevzuatı gereği yapılması gereken “katılım toplantısı”nın gerçekleşmemesi üzerine gözler, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Ankara’da 29 Kasım’da yapacağı “kapsam belirleme toplantısı”na çevrildi. Her iki santralle ilgili ÇED süreci, bu toplantıda karara bağlanacak. Öte yandan Bartın Platformu, il halkını ve kendilerine destek veren tüm kurumları, bu tarihte bakanlığın önünde gerçekleştirilecek geniş katılımlı protesto için Ankara’ya davet etti. Halkın katılımı toplantısı Çevre Etki Değerlendirme Yönetmeliği’nin 9. maddesi “halkın katılımı toplantısı”nin düzenlenme gerekliliğini ve uygulamasını şöyle tanımlıyor: Madde 9- Komisyonun Kapsam belirleme toplantısından önce, halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere proje sahibi tarafından projenin gerçekleştirileceği yerde Bakanlık ile mutabakat sağlanarak belirlenen […]

‘Asrın projesi’ Marmaray’da kölelik

Marmaray projesi kapsamında gerçekleşen arkeolojik kazıların en büyük ve en önemli istasyonu Yenikapı hareketli bir gün yaşadı. Çalışma koşullarını düzeltilmesi ve işten çıkarılanların geri alınması talebiyle 49 gündür eylemde olan Marmaray işçileri İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadır Topbaş’ın alanı ziyareti sırasında şantiyeyi işgal etti. Başkan Kadir Topbaş, İstanbul Metrosu ve Marmaray arkeolojik kazılarının eş zamanlı devam ettiği Yenikapı’ya, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’yla İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında imzanalacak protokolün imza töreni için gelmişti. Bu protokolle alanda yapılan tüm çalışmaların bir master plan çerçevesinde sürmesi hedefleniyordu. Topbaş’ın ziyareti sırasında, aylardır maaş alamayan ve bu duruma itiraz ettikleri için bir kısmı daha önce işten çıkarılan işçiler de eylemde bulundu. Yaklaşık 40 işçi alana girerek şantiyeyi işgal etti. “Ölmek var dönmek yok”, “Gün gelecek devran dönecek, patronlar işçiye hesap verecek”, “Marmaray işçisi köle değildir” sloganları attı. İşçilerden Yüksel Topal kendini yakmak istese de arkadaşları ve polis tarafından engellendi. Topbaş eylem üzerine şantiyeden ayrıldı. Bu sırada alana, işçilere destek vermek isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Milletvekili Sabahat Tuncel geldi. Tuncel’in işveren temsilcileriyle yaptığı görüşme sonrasında işçilerin taleplerinin değerlendirileceği sözü verilmesi üzerine işgal eylemi sona erdi. “Asrın projesi” olarak sunulan Marmaray projesinde, taşeron şirket Polat Deniz İnşaat’a bağlı çalışan ve 16 Ocak’tan bu yana eylemde olan işçiler yaklaşık iki aydır taleplerini devlet yetkililerine ve projeyi üstlenen firma yönetimine ilettiklerini ancak bir sonuç alamadıklarını dile getirdi. İşçilerden Rıfat Yeşilyurt, 49 gündür düzenli maaş alamadıklarını belirterek, SSK primlerinin eksik yatırıldığını bazı sosyal haklardan yararlandırılmadıklarını öne sürdü. Yeşilyurt, inşaat sahasında kullandıkları çizme, yelek ve kasket paralarının da işveren tarafından maaşlarından kesildiğini söyledi. Eyleme destek veren DİSK’e bağlı Tekstil-Sen Genel Sekreteri Beycan Taşkıran da 16 Ocak’tan bu yana Çalışma ve Ulaştırma Bakanlıkları ile DLH (Demiryolları, Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü) ve ilgili şirketlerle görüştüklerini ancak sorunu çözmek için bir girişimde bulunmadıklarını söyledi.

IMF varsa gösteri de var

HaberVs IMF toplantılarına yönelik protestolar bugün de sürdü. Ancak bugünkü gösteriler dün yaşananların aksine hayli sönüktü. Sabahın erken saatlerinden itibaren Şişli ve çevresinde toplanmaya çalışan göstericiler gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesinde başlayan eylem, daha sonra E-5’e taşındı. Uzun süre müdahale edilmeyen göstericiler, görüntülerini çeken bir polis helikopterine roketatar gibi kullanılan havai fişekle saldırdı. Dün (6 ekim) yapılan sert müdahale üzerine yaşanan olaylardan sonra İstanbul polisi Taksim ve Tarlabaşı ile Osmanbey’de yoğun güvenlik önlemleri aldı. Beklenenin aksine Taksim’de herhangi bir olay çıkmazken, göstericilerin toplanma adresi ise Osmanbey’di. IMF ve Dünya Bankası toplantılarını protesto etmek için bir araya gelmeye çalışan gruplar sabahın erken saatlerinden itibaren gözaltına alındı. Pangaltı Ergenekon Caddesi’nde toplanan ve sloganlar atarak yürüyüş yapan yaklaşık 200 kişilik bir grubun önü polis tarafından kesildi. Polisin dağılın uyarısına uymayan göstericilere önce tazyikli su ardından da gaz bombalarıyla müdahele edildi. Polise taş ve molotof kokteylleri atarak karşılık veren göstericiler ara sokaklara kaçtı. Bomonti üzerinden Çağlayan kavşağına kadar herhangi bir müdahaleyle karşılaşmadan yürüyen grup bazı banka şubelerini tahrip etti. Daha sonra E-5’e çıkan göstericiler karşılarına çıkan bir polis aracına da saldırdı. Zor anlar yaşayan polisler ise araç içinden havaya ateş açarak kaçtı. Kendilerini havadan izleyerek görüntülerini kaydeden polis helikopterine göstericiler, roketatar gibi kullanılan bir boruyla havai fişek atarak vurmaya çalıştı. 103 kişi gözaltında İstanbul Valisi Muammer Güler , CEBIT Bilişim Eurasia fuarının açılışı öncesi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü karşılamak için beklediği sırada gazetecilerin IMF toplantılarındaki gözaltılarla ilgili sorularını yanıtladı. Vali Güler, “Basın açıklamalarından sonra polise saldırıldı. Polisin müdahalesi tamamen suçun önlenmesine yönelikti. 7 polis aracı 6 konsolosluk binası ve 11 bankanın camı kırıldı. 5 işyeri tahrip edildi. Bunu eleştiri konusu yapıyorsak, bu özgürlüklerin artık üzerinde iyi düşünülmesi lazım. Şiddet kullanmayla fikir hürriyeti düşünce açıklama hürriyetini mutlaka ayırmak lazım” dedi. Vali Güler 25’i bugün olmak üzere 47’si kadın 22’si 18 yaşindan küçük olmak üzere toplam 103 […]

Bu da IMF gazı

HaberVs Taksim Meydanı, Harbiye Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen IMF toplantısını protesto etmek isteyen sendika temsilcileri ve sivil toplum kuruluşları hazırlanmıştı. Ancak buradaki kalabalık beklenenin çok üzerine çıktı ve kısa süre içerisinde sayıları birkaç bini bulan göstericiler saat 11:00 civarında protestoya başladı. Basın açıklaması yapmak için toplanan grubun bir bölümü IMF toplantısının yapıldığı Uluslararası Kongre Merkezi’ne yürümek için polis barikatına yöneldi. Polisin bu girişime tepkisi çok sert oldu. Ortalık bir anda karıştı. Polis, kalabalığı biber gazı ve tazyikli su ile dağıttı. Göstericiler, molotof kokteyli ve taşlarla polise mukavemet gösterdiler. Bu karşılık polisin müdahalesini daha da sertleştirmesine neden oldu. Panzerler ve gaz bombalarıyla dağıtılan kalabalık Gümüşsuyu, Tarlabaşı, İstiklâl Caddesi ve Cihangir yönüne dağıldı. Polisle göstericiler arasındaki çatışma bu mevkilerde sokak aralarında devam ediyor. Gösteriler sırasında polisin, tıpkı 1 Mayıs olaylarında olduğu gibi en küçük gruba karşı bile biber gazı kullanmaktan çekinmediği göze çarpıyor. Saat 13:15 itibarıyla polisin 100 kadar kişiyi gözaltına aldığı bildiriliyor.

Bilgi’deki o meşhur salon…

IMF Başkanına atılan ayakkabıyla birlikte gözler İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde bulunan BS1 salonuna çevrildi. İstanbul Bilgi Üniversitesi kurulduğu günden beri BS1 salonu pek çok önemli konuğu ağırladı. Üniversite tarafından veya değişik sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen organizasyonlarda ev sahipliği yapan BS1 salonu basında devlet başkanlarından işadamlarına kadar konuk konuşmacıları ve olaylarıyla her zaman geniş yer aldı. BS1’in dikkatleri üzerine çekmesi ilk defa 24-25 Eylül 2005 tarihinde Boğaziçi, Sabancı ve Bilgi üniveristelerinin ortaklaşa düzenlediği (daha önce 4.İl İdare mahkemesi kararıyla durdurulan) Ermeni Konferansı’yla oldu. Protesto gösterilerine sahne olan konferansta katılımcılardan bazılarının üzerine yumurta ve domates atıldı. İkinci gün toplantılarında da Bilgi Üniversitesi’nin tabelası üzerine yumurta ve domatesler fırlatıldı. Konferans nedeniyle Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere Kampüsü’nde yoğun güvenlik önlemleri alındı.Yine aynı salonda çekimi yapılan 32. Gün programına Şubat 2008’de konuk konuşmacı olarak katılan Abdurrahman Dilipak ile TKP’li öğrenciler arasından yapılan türban tartışması basında geniş yer bulan olaylar arasındaydı. Bugüne kadar Dolapdere BS’in konuk ettiği isimlerin listesine bakınca bu mekanın özellikle politik tartışmalar açısından ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu da hemen anlaşılıyor. Bu salonun IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn’dan önceki konukları arasında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı René van der Linden, “Günümüzde Hâlâ Anti-Kapitalist Olmak Mümkün Mü?” başlıklı konferansıyla Slavoj Zizek, AB ve Küresel Kriz hakkında konuşan Belçika Eski Başbakanı Yves Leterme, 30’uncu yılında İran İslam Devrimi’ni anlatan İran Dışişleri Bakanı Başdanışmanı Muhammedi Manuşehr, demokraside çeşitlilik üzerine konuşan Yunanistan eski başbakanı Kostas Simitis gibi isimler yer alıyor. Dünya çapında tanınan önemli akademisyen ve konuşmacıların katıldığı konferanslara; tartışmalara ve çeşitli protestolara ev sahipliği yapan BS1’in hareketliliği, hemen bitişiğindeki BS2 salonuna pek de yansımadı. Ancak yine Dolapdere Kampüsü içinde yer alan Hukuk Fakültesi Mahkeme salonu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katılımıyla gerçekleşen, “Ülkemizde ve dünyada 2007” konulu konferansta sahne olduğu protestolarla BS1’in popülerliğini yakalamaya çalışsa da aynı performansı göstermekten uzak kaldı. Çoğu zaman olayların geçtiği mekanların bir […]

Protestocuyu ‘kurtaran’ adam

İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere kampüsünde gerçekleşen IMF Başkanı Dominique-Strauss Kahn konferansında meydana gelen “ayakkabı protestosunda” dikkatleri çeken bir nokta da protestocuya yapılan güvenlik müdahalesiydi. Eylemci Selçuk Özbek bu tür protestolarda alışılageldiği üzere, aşırı şiddet uygulanmadan ve çok çabuk bir zaman dilimi içerisinde salon dışına çıkarıldı. Olay esnasında protestocuyu engellemeye çalışan güvenlik görevlileri arasında Strauss’un özel korumaları, sivil polisler ve Bilgi Üniversitesi güvenlik görevlileri ve Güvenlik Müdürü bulunuyordu. Kısa süren bu arbede sırasında çekilen video görüntülerinde Strauss Kahn’ın yakın korumalarından birinin Selçuk Özbek’e müdahale etmek için elini pantolonunun arka kısmındaki silahına götürdüğü ancak başka görevli tarafından engellendiği görülüyordu. Bu görevli Özbek’e sarılarak salondakiler kadar eylemcinin de güvenliğini sağlıyordu. Bu müdahaleyi yapan görevli, 4 yıldır Bilgi Üniversitesi Güvenlik Müdürü olarak çalışan Yunus Sefer’den başkası değil. Sefer, emniyet teşkilatında geçirdiği uzun süre içinde Narkotik Şube müdür yardımcılığı ve İstanbul Valiliği yakın koruma amirliği gibi görevlerde bulunmuş deneyimli bir profesyonel. Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen olaylı Ermeni Konferansı ve yine protestolara sahne olan Süleyman Demirel konferansı gibi Bilgi Üniversitesi’nin evsahipliğinde gerçekleştirilen pek çok organizasyonun güvenliğini sağlayan Sefer, olayda kimsenin bir zarara uğramamasından memnun olduğunu söylüyor. Yunus Sefer, protesto sırasında gerçekleştirdiği müdahalenin yılların deneyimiyle, refleks olarak bir anda meydana geldiğini ve o ana dair çok şey hatırlamadığını belirtiyor. “Protestocu o an linç girişimine ya da sert davranışlara maruz kalabilirdi” diyen Sefer, protestocu dahil salondaki herkesin güvenliğinin birinci derecede öncelikli olduğunu vurgulayarak yaptığı işe bakışını “Ben de bir babayım ve bu üniversitenin içindeki herkes benim evladımdan farksızdır” sözleriyle ifade ediyor. Konferanstan bir gün önce konferans salonunu gerekli güvenlik önlemlerini almak için kendisinin eşliğinde Strauss’un özel korumaları ve polislerin gezdiğini belirten Sefer, Strauss’un platform arkasındaki kapıdan girmesini önerdiğini ancak IMF başkanının korumalarının, böyle bir tedbire ihtiyaç duymadığını ve başkanın da ön kapıdan girmek istediğini anlatıyor. Protestocuyu öğrenci sandığını fakat daha sonra “BirGün” gazetesi politika editörü Selçuk Özbek olduğunu öğrendiğini […]