Gitme Turnam Bizim Evden

Simge Sunguroğlu Telli turnanın tükenişi Doğa Derneği ve Irmak Okulları’nı işbirliğine yöneltti. İki kurum, Anadolu’nun sembolü bu türü yaşatabilmek için bir konser düzenliyor. Genç Orkestra, 25 Mayıs saat 20:00’de İstanbul Caddebostan’daki Irmak Okulları’nda, geliri “Son 11 Telli Turna Projesi’’ne aktarılacak konser için sahne alacak. Geleceğin virtüözlerini yetiştirmeyi amaçlayan Genç Orkestra, bu konserde İslam Manavof yönetiminde Mozart, Şostakoviç ve Karayev gibi bestecilerin eserlerini seslendirecek. 20 YTL’lik konser biletleri, Irmak Okulları’ndan temin edilebiliyor. Son turnalar Anadolu kültürünün önemli doğal öğelerinden telli turna, tükenme noktasına gelinceye değin, araştırılmayan bir türdü. Doğa Derneği, 2004 yılında gerçekleştirdiği saha araştırmasında Türkiye’deki son 11 telli turnaya ulaştı. Doğa fotoğrafçısı Soner Bekir, türün bu son örneklerini fotoğraflamayı başardı. Muş’taki Bulanık Ovası’nda üreyen telli turnalar, sadece Anadolu’da değil Avrupa’da da bu türün son temsilcileri. Turnalar kışı Afrika’da geçiriyor. Uzun bir göçün ardından mart ve nisan aylarında Bulanık Ovası’na geliyor. Muş dışında telli turnaların en yakın akrabaları Hazar Denizi’nin kuzey doğusunda yaşıyor. Turnaların Bulanık Ovası’ndan da çekilmesi durumunda, türün tükenmesi söz konusu. Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken, Hazar Denizi ve Muş arasında telli turnaların kullandığı bir başka üreme alanı olmamasına dikkat çekiyor. Güven Murat Nehri boyunca uzanan Bulanık Ovası’nın tür için önemini “Ovada yoğun tarım yapılırken, Murat Nehri’nin tarım faaliyetlerine uzak kıyıları doğal özelliğini korumaya devam ediyor. Nehir üzerindeki adacıklar ve çevresindeki insan eli değmeyen alanlar telli turnaların en önemli üreme ve beslenme alanları” sözleriyle anlatıyor. Güven Eken, koruma projesinin başarısı için yerel halkın katılımının da şart olduğu görüşünde: “Muş, gelişmişlik düzeyinin en düşük illerden biri. Bu kuşları görebilmek için göç zamanlarında Avrupa’dan, ABD’den turistler geliyor. Yöre halkı, bu turistlerden gelir elde etmeye başlarsa, daha kısa sürede başarıya ulaşacağını tahmin ediyoruz.” Doğa Derneği’nin projeye destek çağrısına olumlu yaklaşan Irmak Okulları Müdürü Atilla Küçükkayıkçı “Yüreğimize yer etmiş telli turnanın Anadolu’muzdan sessiz yok oluşuna elbette duyarsız kalamazdık. Öğrencilerimiz ve tüm çalışanlarımız […]

Garson bey, doğayı korumak istiyorum

Simge Sunguroğlu WWF-Doğal Hayatı Koruma Derneği, anlaştığı kurumlar yoluyla müşterilerden 1 YTL bağış alarak doğa koruma çalışmalarına destek sağlıyor. Bu miktar alışverişinize, tatil faturanıza ya da yemek hesabınıza eklenebiliyor. Proje, bir restoranda yemek yerken ya da tatil programı yaparken bile doğaya katkıda bulunabileceğini göstermeyi amaçlıyor. WWF-Doğal Hayatı Koruma Vakfı Kaynak Oluşturma Sorumlusu Talya Enriquez, “1 YTL’lik bağış, sahip olduğu maddi değerden çok daha fazlasını ifade ediyor. Küçük adımlarla büyük değişiklikler yapılabileceğini gösteren bir proje. Kendisi küçük, katkısı büyük” sözleriyle bu sembolik bağışın önemini vurguluyor. Vogue Restoran, Rainforest Cafe, doğal kozmetik mağazası Aisha ve VIP Turizm, derneğin bugüne kadar anlaştığı işletmeler. İşletmeler, masalarda ya da kasaların yanında bulunan küçük broşürlerle müşterilerini bilgilendiriliyor. Bağış isteğe bağlı. Müşteri itiraz ederse, hesaba eklenen 1 YTL iade ediliyor. Projenin ilgi uyandırdığını söyleyen Enriquez, restoranlarda başlanan 1 YTL uygulamasının zamanla farklı sektörlerde hizmet veren işletmeleri de içine aldığını belirtiyor. Enriquez, 1 YTL’lik bağış miktarını da “Türkiye’nin ekonomik düzeyine göre” belirlediklerini söylüyor. Müşteri ne düşünüyor?Müşteriler, hesaplarına eklenen bu “ekstra” konusunda farklı tepkiler verebiliyor. Vogue Restoran İşletme Müdürü Erdal Doğan, “Misafirlerimizin ilk tepkileri genel anlamda pek olumlu değil. Çoğunlukla katkıda bulunmak istemiyorlar. Kendilerine detaylı açıklama yapıldığında fikirleri değişebiliyor. Aynı zamanda hesaplarına yansıtılan miktarın derneğe gideceğinden emin olamıyorlar’’ diyor. Doğan’a göre sorun, daha önce buna benzer uygulamalarda başarısız olunması ve suiistimaller yaşanması. Doğan, bu proje sayesinde ayda ortalama 250 YTL yardım toplandıklarını belirtiyor. VIP Turizm, projeye destek veren kurumlar arasında. Kurumun, Bireysel Seyahat Satış Direktörü Müge Ay, “Tüm misafirlerimiz konuya son derece duyarlı ve içten yaklaşıyor. 1 YTL‘yi ödemeyi reddetmek bir yana, daha fazla vermek isteyenler çıkıyor” diyor.

Karanlık, sesini duyurdu

Simge Sunguroğlu WWF – Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın çağrısına uyan yüz binler, cumartesi akşamı ışıklarını kapatarak, tüm dünyayı daha iyi bir gelecek için örgütlenmeye davet etti. Işık, bu eylemin sembolüydü. İnsanları ihtiyacı kadar tüketmeye, küçük enerji tasarruflarla, büyük kazanımlar elde edilebileceğini göstermeye ve doğal kaynakları, yerküreyi korumaya yüreklendiren bir sembol. Bir saatlik eylem, kalıcı sonuç elde edebilmek için bireysel çabaların önemini ortaya koydu. Eylemi Türkiye’den destek veren kişi ve kurumların sayısı, dünyanın pek çok kentine göre düşük kaldı. Eylem saatinin, Beşiktaş-Fenerbahçe Süper Lig karşılaşmasıyla çakışması, Dünya Saati uygulamasına az sayıda işletmenin katılmasında etkili oldu. Uygulamanın öncesinde, WWF – Doğal Hayatı Koruma Vakfı’na kayıt yaptıran bazı kuruluşlar ışıklarını kapatmadı ancak küresel ısınmaya dikkat çekmeyi amaçlayan bu sembolik eylemi anlatan yayın ve duyurularda bulundu. Türkiye’de kim, ne yaptı? Hilton zincirinin Türkiye’deki tüm otelleri, eyleme katıldı. 29 Mart 2008’de, otellerde konaklayan tüm müşteriler konu hakkında bilgilendirildi. Restoran, lobi gibi genel mekânlarda ise bir saat süreyle ışıklar kapatıldı ve ortam mumla aydınlatıldı. Hilton İzmir Oteli’nde evlenen bir çift, davetlilerini mum ışığında misafir ederek eylemi destekledi. “Dünya Saati” hareketine katılan kurumların arasında Türkiye İş Bankası’da yer aldı. Banka, İstanbul Levent’teki ve aralarında Türkiye’nin en yüksek binasının da bulunduğu İş Kuleleri’nin ışıklandırmasına bir saat ara verdi. Yeni Karamürsel Mağazaları, 4. Levent’teki merkez binasında ışıklar söndürüldü. Santral İstanbul Müze Eğitim Birimi eylemi, hafta boyunca eğitim için Enerji Müzesi’ne gelen okul gruplarını bilgilendirerek destek verdi. Sıra dışı reklam alanları yaratmak için kurulan Sniper Channel, eyleme, internet sitesine “banner” koyarak dahil oldu. Ayrıca medya ajansları ve reklam verenlerin de içinde bulunduğu 1000 kişilik e-posta grubuna mesaj gönderdi. Eylemi internet sayfasındaki “banner” ile destekleyen NTSR Uluslararası Fuar ve Kongre Organizasyonları Şirketi, ofis ışıklarını söndüren bir başka kuruluştu. Mustafa Kemal Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Toplum Gönüllüleri (TOG) kulüpleri de üniversitelerine afişler asarak ve e-posta gruplarına bilgi mesajları atarak destekte bulundu. […]

Danıştay, Kaz Dağları’ndan yana

Simge Sunguroğlu Ormanlık alanda sondaj yapabilmek için Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan izin almak zorunluluğu, Maden Yasası’nın Aralık 2004’te değişmesiyle birlikte kaldırılmış ve bu durum pek çok şirketin Kaz Dağları’na ilgisini arttırmıştı. Aralık 2007’ye gelindiğinde yerli ve yabancı 11 firma, dağ silsilesinin eteklerinde, toplam 37 noktada sondaj yapıyordu. Enerji Bakanı Hilmi Güler, sondaj çalışmaları için “Bir bardağın çapı kadar aşağı iniliyor” dese de, iş makinelerinin ormana girebilmesi için yüzlerce ağaç kesilmesi ve bu çalışmaların sonunda maden ocağı açılma tehlikesi yöre halkının tepkisini toplamıştı. Özellikle 2007’nin son aylarında sivil toplum örgütleri ve çevreye halkı, sondajları durdurmak için yoğun çaba gösterdi. Koza Altın İşletmeleri, Küçükdere beldesinde çıkardığı maden cevherini, Çanakkale-İzmir Karayolu’nu kullanarak, Bergama yakınlarındaki Ovacık köyüne getirilecek ve siyanürle ayrıştırarak, altın elde edilecekti. Turizmci Ersin Turgutluoğlu’nun da aralarında bulunduğu yedi kişi, siyanürle altın elde edilmesine dair, Koza Altın İşletmeleri’nin aldığı ruhsatın iptali için Bursa Üçüncü İdare Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkeme, 2005 yılında maden için verilen onay ile söz konusu yerde yürütülen çalışmalarda, mezuata aykırı bir durum olmadığına karar verdi. Danıştay Sekizinci Dairesi, temyize giden davacıların endişelerini haklı buldu ve yürütmeyi “telafisi güç zarara neden olacağı” gerekçesiyle durdurdu. Oy birliğiyle aldığı durdurma kakarında, “dava konusu ruhsatların bulunduğu taşınmazlarda toz, duman emisyonu bulunduğunun yargı kararıyla saptandığını ve bu durumun göz ardı edilmesinde, hukuki isabet görülmediğini” bildirdi. Maden, zeytinlere kalıcı zarar veriyor Danıştay Sekizinci Dairesi’nin kararında şöyle denildi: “Altın madeni çıkarmak üzere ruhsat alınan arazinin kuzey, doğu, güney ve güneybatı yönlerinde, arazinin sınırından itibaren, 500 metre yarıçapa sahip alan dahilindeki parsellerde çok sayıda, düzenli ve bakımı yapılmış, tam verime yatmış, genelde “Ayvalık yağlık” türü zeytin ağaçlarına sahip, kapama zeytin bahçelerinin bulunduğu, inceleme konusu arazide yapılacak işlemler sırasında toprağın nemine, bu işlemler sırasında esecek rüzgârın hızına ve yönüne, mevsime ve işleme şekline bağlı olarak değişik yoğunlukta tozuma meydana geleceği, çıkan tozların çevredeki bitki örtüsüne, orman ağaçlarına ve […]

Küresel ısınma için bir saat karanlık

Simge Sunguroğlu adreslerine kayıt yaptırabiliyor. Şu ana kadar 19 bin 27 işyeri ve 260 bin 56 kişi eyleme katılacağını bildirmiş durumda. İstanbul, eyleme kent olarak kayıt yaptırmış değil. Ancak aralarında Garanti Bankası, Santral İstanbul Müze Birimi, Türkiye İş Bankası, Unilever ve YKM’nin de bulunduğu 19 kurum ışıklarını bir saat süreyle kapalı tutacak. Tasarruf, hayata engel değil Dünya Saati, tasarrufun bir sene içinde sadece bir saate sınırlı kalmaması gerektiği mesajını da veriyor. Gündelik yaşamdan ödün verilmesinin beklenmediği, kullanılmayan ve enerji tüketen aygıtların kapatılmasının, küresel tehdidi engellemek için yeterli olduğunun altını çiziyor. Örneğin, boşa yanan lambaların kapılması, emisyonu yüzde beş oranında düşürmeye yetiyor. Tasarruf için evde, işyerinde ve okulda uygulanabilecek tüyolar da veriliyor. Örneğin, telefon şarjları, MP3 çalar, televizyon ve mikrodalga gibi elektirikli aletler kullanılmadığı zaman bile enerji tüketiyor. Avustralya’da, Dünya Saati eyleminin ardından enerji tasarrufu bilincinin arttığı ve elektrik faturalarının yüzde 10 düştüğü gözlemlendi. Duştan bir dakika erken çıkmak bile kullanıcıyı, küresel ısınmaya karşı mücadeleye dahil ediyor.

Çiftlik çipuralarını tatlı su öldürdü

Simge Sunguroğlu Muğla’nın Milas ilçesi kıyılarında son iki hafta içerisinde yaklaşık iki milyon çipuranın ölmesi, yıllardır tartışılan balık çiftlikleri konusunu tekrar gündeme getirdi. Toplu ölüm, çiftliklerin yarattığı kirliliğe ve sudaki okijen miktarının azalmasına bağlanırken konuyla ilgili bilimsel ilk araştırmanın sonuçları 18 Ocak 2007’de, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi tarafından duyuruldu. Beş bilim adamının Güllük Körfezi’nde gerçekleştirdiği bu araştırmaya göre, körfeze bol miktarda tatlı su girişinin yarattığı termal şok ve ozmotik stres (balıkların vücut sıvısı ile dış sıvı arasındaki dengesizlik), çupiraların ölmesine yol açtı. Suçlu Sarıçay!Falkültenin hazırladığı rapora göre ölümler, yaklaşık bir hafta süren şiddetli yağmurlar sonrasında meydana geldi. Körfeze akan Sarıçay’ın debisinin yağmurla birlikte artması bölgede tatlı su yüzdesini arttırdı. Bu artış, tuzluluk oranını ve su sıcaklığını düşürdü. Çiftliklerin sığ ve sirkülasyona kapalı bir alanda faaliyet göstermesi, balıkların değişimden doğrudan etkilenmesine ve ölümlere neden oldu. Fakültenin dekanı Ahmet Kocataş’a ifadesine göre, tuz oranı ve sıcaklıktaki ani azalma, levreklerden daha duyarlı oldukları için sadece çipuraları etkiledi. Hastalık kaynaklı ölüm yokRaporu hazırlayan bilim adamları, Güllük’te Kıyıkışlacık Köyü sahili, Gazalıkuyu bölgesi ve körfezin ortasındaki Ziraat Adası çevresinden balık, su, dip çamuru ve yem örneklerini inceledi. Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr Serap Birincioğlu’nun da katılımıyla yapılan laboratuvar çalışmalarında, birkaç parazite ve insan sağlığını etkilemeyen bazı bakterilere rastlandı. Ancak bu paratiz ve bakteriler, balıkların toplu ölümünü açıklamaya yeterli bulunmadı. Bu yönde araştırmalar devam ediyor. Ölümlerin hastalık kaynaklı olamayacağını belirten Dekan Kocataş, balık hastalıklarının aniden ortaya çıkamayacağını, etkilerinin uzun sürede ortaya çıkacağını söylüyor. Yemler, karaciğerlerinde yağlanmaya neden oluyorYem örneklerinde yapılan incelemelerde ölümlere neden olacak herhangi bir bulguya rastlanmazken, balıkların karaciğerinde beslenme bozuklukların neden olduğu şiddetli yağlanma tesbit edildi. Araştırma, Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Doç. Dr. Erol Tokşen, Yrd. Doç. Dr. Ali Yıldırım Korkut, Araş, Araştırma Görevlisi Okan Kamacı, Araş. Gör. Egemen Nemli ve Adnan Menderes Üniversitesi’nden Prof. Dr Serap Birincioğlu […]

Çocuk bezinden al ilhamı

Simge Sunguroğlu Sağlık sektöründe ve yaygın olarak çocuk bezlerinde kullanılan sıvı emici polimerler, tarım arazilerinde su tasarrufu için bilim adamları ve üreticilere ilham verdi. Polimerlerden faydanılarak Almanya’daki Giessen Üniversitesi’nin bilimsel desteğiyle üretilen Geohumus, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de de satışa sunuldu. İçerisinde emiciler ve volkanik taşlar bulunan toprak renkli bu karışım, yüksek miktarda su tutabiliyor. Doğaya zarar vermiyor ve uzun ömürlü. Bir kilogram karışım yaklaşık 30 litre su saklayabiliyor. Toprakla karıştırıldığında suyun alt tabakalara inmesine engel oluyor ve bitkinin uzun süre sudan faydalanabilmesini sağlıyor. Yapılan testler ürünün yüzde 50 oranında su tasarrufu sağladığını gösterdi. Toprağa nefes aldırıyor Ürünün piyasadaki benzerlerinden farkı granül formunda, yani tanecikli yapıya sahip olmasında. Aynı işlevi gören diğer ürünler jel formunda olduğu için toprağın hava almasını engelleyebiliyor. Geohumus, tanecikli yapısı sayesinde hava akımını sağlıyor ve bitki kökleri oksijenden mahrum kalmıyor. Giessen Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği araştırmalar, Geohumus’un bitki örtüsünün gelişimine ve toprağın verimini artmasına da katkı sağladığını ortaya koydu. Tunus, Suudi Arabistan ve Mayorka’nın verimsiz topraklarındaki denemelerde, Geohumus kullanılan alanlarda verimin yüzde 40 artış gösterdiği ve bitki örtüsünün daha uzun ömürlü olduğu belirlendi. Tuzlanmayı azaltması ve erozyonu engellemesi ürünün diğer avantajları. Dönüm başına 150 ile 300 kilogram Geohumus, bitki köklerine ve toprağın alt katmanlarına uygulanıyor. Toprağın özelliğine ve suyun kalitesine göre üç ile beş yıl arasında ömre sahip. Karışım, bu süre sonunda kendiliğinden yok oluyor ve zararlı kalıntı bırakmıyor. Bir kilogramı ortalama 10 avro. Toprağın verimine göre, dönüm başına 150–300 kilogram uygulanıyor. Buna göre ürünün dönüm başına maliyeti 1500 ile 3000 Avro arasında değişiyor. “Önce denemek gerekir” Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Erhan Akça, ürünün öncelikle Türkiye’deki kurak ve yarı kurak bölgelerde denenmesi gerekliliğine dikkat çekiyor. Akça, “Bu çok önemli çünkü bizim ülkemizde buharlaşma ve yağış rejimi çok farklı” diyor. Ürünü Almanya’dan ithal eden İnoveks Kimya San. ve Tic. A.Ş Genel Müdürü Doğan Elveren, “Geohumus’u Türkiye’ye […]

“Denizanası artışı küresel ısınmanın değil, kirliliğin sonucu”

Simge Sunguroğlu Marmara Denizi’nde gözle görünür değişiklikler oluyor. Denizanası miktarındaki olağandışı artış, kuşkusuz bunların en göze batanı… Hidrobiyolog Levent Atüz, Marmara Denizi’ndeki değişmeleri algılayabilmek için son 20 yılda yaşananlara bakmak gerektiğini söylüyor: “Bir ortamda organizma türleri arasındaki ilişkiler ne kadar çok yönlü ve ne kadar karmaşık ise, doğal denge olarak nitelendirdiğimiz olay zinciri o derece sağlam ve sağlıklı bir yapıya sahip olacaktır. Şayet bir ekosistemde herhangi bir tür grubu, doğal dengeyi etkileyecek ölçülerde çoğalırsa sistemin öteki üyeleri arasında bir veya birkaçı, bu çoğalmayı normal boyutlara indirmek için çabalar. Böylece avlayan-avlanan arasındaki denge yeniden kurulur. Bu durum, dünya üzerinde canlı varıkların oluşumundan beri işleyen son derece düzenli denge mekanizmasıdır.’’ Ancak Artüz’e göre bu mekanizma insanoğlunun çevre üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle artık işlemiyor. Denize bırakılan endüstriyel ve evsel atıklar doğal dengeyi bozan en büyük düşman. Kirlilik ve dış etkenlerden kurtularak yaşamayı başaran türlerin ise fert adetlerinde artış gözleniyor. Geçtiğimiz senelerde denizi kırmızıya boyayan yakamozlardaki artış, belirli bölgelerdeki bazı deniz yosunlarında sirkülerde düzenleme yapılmasını gerektirecek boyutlarda artış, iki üç yıl önce memnuniyetle karşıladığımız lüfer, palamut gibi ekonomik türlerdeki geçici artış bu durumun örnekleri. Denizdeki oksijen sorunu Artüz’ün dikkat çektiği bir başka konu da denizdeki oksijen oranının azalması. 2006 yazında Marmara Denizi’nin su kalitesiyle ilgili gerçekleştirdikleri araştırmanın ön sonuçlarına göre, sudaki asit derecesini gösteren Ph seviyesi normalde 7,9 ile 8,1 arasında olması gerekirken, 6,9’ olarak belirlendi. Ph seviyesinin 7,0’nin altına düşmesi, sudaki asit seviyesinin arttığını gösteriyor. Bu da suyun kirlendiğini ve canlılar için bir tehdit oluşturduğunun kanıtı. Artüz, “Canlıların yaşamlarını sürdürebilmesi için deniz suyunun litresinde 5 miligram oksijen bulunması gerekir. Marmara Denizi’nde canlıların yaşayabileceği su katmanının derinliği 1970’te 70 metre civarında iken, 1982’de 40 metreler civarına, 2006’da ise 6-7 metreye düştü’’ diyor. Levent Artüz küresel ısınmanın, deniz analarının artışında etkili olup olmadığıyla ilgili soruyu ise “Küresel bir suçlu aramak yersiz, suçlu alenen ortadadır ve […]

Kuşsuz Dünya neye yarar?

Simge Sunguroğlu Stanford Üniversitesi’nin (ABD) en son verileri kullanarak gerçekleştirdiği, küresel ısınmanın türlerin yok olma oranına etkisini ortaya koyan kapsamlı ilk araştırmanın sonuçları geçtiğimiz hafta Conservation Biology dergisinde yayımlandı. Araştırmaya göre, Dünya’nın ısısında meydana gelebilecek her bir derecelik artış, ortalama 100 kuş türünün tükenmesine neden olacak. Isının beş veya altı derece yükselmesi durumunda, 300 ile 500 arasında kuş türünün yok olması bekleniyor. Bu en kötü senaryo gerçek olursa, 2100 yılında toplam kuşların yüzde 80’ini oluşturan kara kuşlarının yüzde 30’u yok olacak. Stanford Üniversitesi Araştırma Görevlisi ve makalenin başyazarı Çağan H. Şekercioğlu bu sayıların, küresel ısınmayı düşürmek için alınacak en basit önlemin bile önemini ortaya koymak için iyi bir örnek olduğu görüşünde. Dar alanda rekabet Bitki ve hayvanların yaşam alanları daralıyor. Sıcaklık artışı kuşların besin stoklarını da etkilediği için yemek bulmaları zorlaşıyor. Ana besin kaynakları alçak yerlerdeki ısınma nedeniyle bir süre sonra yok olursa, yaşamlarını sürdürebilmek için yükseklere çıkmak zorunda kalacaklar. Yükseldikçe, habitatları ve beslenme alanları daralacak. Ve gittikleri yerde diğer canlılarla girecekleri yemek mücadelesi, varlıklarını tehlike altına sokacak. Ancak ısınmanın kısıtlanabilmesi ve türlerin buna uyum sağlayabilmesi, yaşam alanlarının genişlemesini ve kurtuluşlarını sağlayabilir. Araştırmanın çarpıcı sonuçlarından biri de, güvende olduğu düşünülen pek çok dağ türünün aslında küresel ısınmadan dolayı tehlikede olduğunu gösteriyor. Genel itibariyle iklim değişikliği, tropikal bölgelerdeki dağlarda yaşayan sadece kuşlar değil, böcekler, memeli, sürüngen ve amfibi için de tehlike arz ediyor. “Tükenme tehdidi altında olduğu düşünülen kuş türlerinin yüzde 79’u gerçekte şu anda bu tehlikeyle karşı karşıya değil. Fakat bu gidişatı durdurmazsak çoğu tükenme tehdidi altına girecektir” diyen Şekercioğlu, küresel ısınmaya karşı mücadeleden vazgeçilmesinin gerçek bir felaket olacağının altını çiziyor.