Etiket türk sineması

‘Yeşilçam seninle gurur duyuyor!’

Twitter ve Instagram'da @nerdecekildi rumuzunu kullanan Kürşat Çetin Yeşilçam'ın en vefalı sosyal medya emekçisi: Film mekânlarını iğneyle kazar gibi keşfediyor, fotoğraflıyor. Türkiye sinemasının belirgin karakterlerini ve yıl dönümlerinde de unutmuyor.

Şu meşhur ‘gişe sorunu’

Bir filmin ödül alma kriterleri nedir? Ya da, ödüle layık görülen filmler neden gişede başarıya ulaşmaz? Daha da genellersek, Türkiye’de sinemacıların ve halkın sinemadan beklentisi birbirine çok mu uzaktır? Tazeliğini yıllardır yitirmeyen bu ve benzeri soruları tekrar tekrar sormak için yeterince nedenimiz var. Çünkü Türkiye’de, başta en köklü ve önemli sinema festivalimiz Altın Portakal’da olmak üzere, ödüle layık görülen filmler çoğu zaman salonlarda ilgi görmüyor. Nitekim 2009’da gerçekleşen 46. festivalin “en iyi film” dahil 5 ödüllü filmi Bornova Bornova, Türkiye’de 11 bin 859 kişi tarafından izlendi. Diğer taraftan gişe rekorları kıran örnekler ise eleştirmenler tarafından kimi zaman “film” olarak bile görülmez. Ödülsüz Recep İvedik serisinin ilk iki filmi de 4 milyonun üzerinde seyirciye ulaşmıştı. Serinin üçüncü filminin gelecek hafta (12 Şubat) gösterime girecek ve büyük olasılıkla yine yüksek bir gişeye ulaşacak olmasıyla benzer tartışmalar yine gündeme gelecek. Ve yine büyük olasılıkla İvedik’in gişe başarısını, aynı kulvarda yarıştığı ticari filmler kadar Altın Portakal’da ödül alan filmlerin gişesiyle kıyaslayan haberler ve yorumlara tanıklık edeceğiz. HaberVs, Türk sinemasının “ödül ve gişe” ikilemini, sinema eleştirmenleri ve akademisyenlerle tartıştı. Festival filmleri, gişe filmleri 2008’de Altın Portakal jürisinde de yer alan Sinema Yazarı Sevin Okyay’a göre sinema izleyicisi “absürd eğlence”yi tercih ediyor: “İnsanlar tercihlerini sanatsal yönü daha düşük filmlerden yana kullanıyorlarsa bu konuda bizim yapabileceğimiz bir şey yok.” Yönetmen Burcu Aykar “kafa yormayı değil de sadece eğlendirmeyi amaçlayan” yapıya sahip fimlerin geniş kitlelere hitap ederek, yüksek gişe hedeflediğini söylüyor. Bu filmler, özellikleri ve dilleriyle festivaller için çok da geçerli olmayabiliyor. “Zaten amaçları sinema sanatını ileriye taşımak, sinema ve hayat üzerine düşünmek/düşündürmek değil genellikle. Para kazanmak ve ticaret yapmak” diyor Aykar. Festival katılımcısı (seyirci, yarışmacı, eleştirmen vs.) ise bir festival filminden herhangi bir popüler filmde gördüğünden fazlasını bekliyor. Bu yüzden de festivallerde ödül alan filmler gişede başarıyı yakalayamayabiliyor. Bir başka Sinema Eleştirmeni Engin Ertan seyircinin ve jüri […]

Türk sinemasına “40” dopingi

Türk sineması son yılların en hareketli dönemlerinden birini yaşıyor. Sezonun açılmasıyla birlikte toplam 71 Türk filmi, beyaz perdede yerini alıyor. Emre Şahin’in senaristliğini ve yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi “40” ise bunlardan biri. 40 için “Ne sanat ne de kitlelere hitap eden bir film” tanımlaması yapan Şahin, filmiyle Türk sinemasındaki boşluğu doldurduğunu ve sinema sektörüne farklı bir bakış açısı getirdiğini söylüyor. 40, hemşire, taksici ve Paris’e gitmek isterken İstanbul’da sıkışıp kalan Nijeryalı mültecinin bir “çanta” altında toplanmasını anlatıyor. Hollywood’un ünlü dizisi Heroes’un oyuncularından Ntare Mwine, dizilerin dizisi Yaprak Dökümü’nün ünlü karakteri Ferhunde, yani Deniz Çakır ve Ali Atay başrolleri paylaşıyor. Türk-Amerikan ortak yapımı film, Altın Portakal Film Festivali’nde Behlül Dal Jüri Özel Ödülü’ne lâyık görüldü. Şahin’in ilk uzun metrajlı filmi olması ve festivalden ödül alması dışında 40’ın teknik açıdan önemli bir ilki daha var; O da filmin 35 mm yerine red kamerayla (Redcam) dijital olarak çekilmesi. Mevcut teknolojiyle sinemada en yüksek kalitede dijital görüntüyü alabilen kamera olan redcam, Türkiye’deki uzun metrajlı filmlerde henüz kullanılmıyor. Zira red ile çekilen filmler, disiplinli çalışmayan ve montaj için iyi bir bilgisayara sahip olmayan yönetmenlerin kâbusu olabiliyor. Emre Şahin’in ilk filminde bu yeni teknolojiyi kullanmaya cesaret etmesi belki de onun, Hollywood’da yetişmesiyle ilgili. Lisede Amerika’ya giden Şahin, Boston’da bulunan Emerson Collage’ın Sinema Bölümü’nden mezun oluyor. Öğrenciliği sırasında çektiği ilk kısa metrajlı filmi olan “Fetish” ile Amerika’da “Öğrenci Oscarları” olarak da bilinen EVVY’de En İyi Film ve Kurgu ödüllerini kazanıyor. Daha sonra çektiği ikinci kısa filmi “Çanta” ise New York Film Festivali’nde gösteriliyor ve Beverly Hills Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü alıyor. İş hayatına Hollywood setlerinde staj ve kamera asistanlığı ile başlayan Şahin, şimdi History ve Discovery Channel, BBC, ABC, NBC, CBS ve MTV gibi kanallara belgeseller de hazırlıyor. Bu arada Emre Şahin’in, gazeteci ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Haluk Şahin’in oğlu […]

Komedinin küfürlüsünü seviyoruz

Türk sineması son dönemde sadece işlediği temalarla değil kullanılan dille de çok konuşuluyor. Özellikle komedi türündeki filmlerde kullanılan dilin küfür içerikli ve argo ağırlıklı olması birçok eleştiriye neden olurken gişede milyonları bulan izleyici kitlesiyle rekor kırmaktan da geri kalmıyor. Her yaştan seyircinin tıklım tıklım doldurduğu bu filmler, “Komedi küfürle aynı şey midir?” veya “Küfürsüz komedi olmaz mı?” tartışmalarını da alevlendiriyor. Sinemanın gerçek hayatın beyazperdeye yansıması olduğu düşünüldüğünde, kimileri küfrün bol miktarda kullanılmasında sakınca görmüyor. Çünkü küfür de gerçek hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak kabul ediliyor. Gerçek hayatta da küfürlü konuşulmasını birçok insan hoş karşılamasa da kullanılmasını engelleyemiyor. Dolayısıyla sinemada gerçek hayatta olan bir şeyin yok sayılması beklenemiyor. Bazı izleyiciler ise küfrün ve argonun kendine has bir edebiyatı olduğunu ve belirli yerlerde kullanılan küfürlü kelimelerin gayet keyifli olabileceğini düşünüyor. Yerinde ve ölçülü kullanılan sözlerin daha gerçekçi ve samimi olduğu savunuluyor… İstanbul Bilgi Üniversitesi, İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nezih Erdoğan’a göre küfrün sinemada kullanılmasının nedeni de filmde gerçeklik havası yaratmak. Birçok senaristin sinemada argo konuşmalara yer vermesinin nedenini gündelik hayatın gerçekliğini yansıtmak istemesine bağlıyor. Erdoğan, “Küfürün kullanılması belli bir durumda düşüncelerin ifade bulması. Sinema bağlamında seyircinin gerginliğini boşaltıyor. Biz ona gülüyoruz, küfrün kendisini komik bulmuyoruz belki. Sebebi, bazı gergin yayları boşaltması. Komik bulmasak da gülüyoruz. Argo konuşmaların altında yatan cinsellik gelip kilidi açıveriyor.” Diğer yandan birçok komedi filmine bakıldığında bazı sahnelerde sadece küfür etmek için küfür kullanıldığı da görülüyor. Bir görüşe göre küfür olmadan da komedi filmi yapılması mümkün. Ancak bir kısım seyirci, küfrü komedi filmlerinin olmazsa olmazı olarak görüyor. Prof. Dr. Nezih Erdoğan ikinci gruptan. “Bence sinemada küfür kullanılmalı. Senarist ya da yönetmen gerekli görüyorsa mutlaka yer almalı. Ama temelde bakmamız gereken sinemada işin kolayına kaçmak için yapıldığı mı, yoksa sahneyi gereksiz şekilde fazlalaştırmak için mi yapıldığıdır.” Sinemada küfüre olan eğilim artıyor mu? Cem Yılmaz ve Murat Akdilek’in yapımcılığını üstlendiği […]

Savulun Türk sineması geliyor

Yakın zamana dek Hollywood filmlerinin hem izleyiciye hem de filmlere yön verdiği Türkiye’de son birkaç yıldır yeni bir hareketlilik var. Artık kendisini toparlayarak, sezon içerisinde salonları doldurup taşıran eserler son birkaç yıldır hep Türk filmleri. Yerli sinemanın yükseliş trendinin arkasındaki en büyük müttefiki ise kuşkusuz televizyon ve diziler. Dizilerden ve oyuncularından aldığı gücün yanı sıra teknolojik efektlerle süslü, sinema tekniği açısından hayli mesafe kat etmiş ve küçümsenmeyecek bütçelerle çekilen filmler sinema salonlarını dolduruyor. Sınırların ötesinden de sık sık nitelikli Türk sinemacıların çeşitli uluslararası yarışmalarda kazandığı ödüller ve başarılarıyla ilgili haberler geliyor artık. Hâl böyle olunca 1990’lı yılların ortalarından beri bir tırmanış içindeki Türk sinemasının niteliksel yükselişi niceliksel olarak da kendini gösterdi. Gişede yükselen başarı Son yıllarda, 2001 ekonomik krizi hariç film üretimi sürekli ararken 2005’te, son 10 yılın en yüksek rakamına ulaşarak toplam 27 Türk filmini izleyiciyle buluşturan sinemacılar 2006’da ise bu rakamı 34’e yükseltti. O yıl gişe hâsılatının da yüzde 52’sini toplayarak Avrupa’nın en yüksek rakamına ulaşan Türk sineması 2007’de ise farklı türlerde toplam 43 film üretimiyle rekor kırdı. 1990’dan bu yana ilk defa 40 film sınırının geçildiği 2007’de film sayısının çokluğuna karşın izleyici sayısında düşüş oldu. 2006’da 17 milyon 800 bin kişiyi salonlara dolduran Türk sinemasının izleyici sayısı 2007’de 11 milyon 500 bin civarında kaldı. 2007’nin en sevindirici yanı ise birçok yerli yapımın yurtdışından ödüllerle dönmesi oldu. Beş Vakit, Kader, Takva, İklimler, Küçük Kıyamet 2006’nın ödüllü filmleri iken Yumurta, Rıza, Beynelmilel, Yaşamın Kıyısında, Polis, Adem’in Trenleri, Mutluluk ve Sis ve Gece 2007’yi ödülle kapatan filmlerdi. İzleyicilerin yarıdan çoğu, “Türk sineması” dedi Yerli film üretiminin tavan yaptığı yıl ise 2008 oldu. Toplamda 39 milyon izleyiciyi salonlara dolduran 265 filmin vizyona girdiği bu yıl, sinemalarda gösterime giren 52 yerli yapımın izleyici sayısı ise 20 milyon 800 bin oldu. Böylece 2008’de tıpkı geçen birkaç yılda olduğu gibi 4 Avrupa’da sadece Türkiyeliler, […]