Etiket Utku Gökerküçük

Meclisteki korsanlar

Genel seçimlerde meclise üç milletvekili sokmayı başaran İzlanda Korsan Partisi'nin politikası nedir, vekilleri ne kadar korsandır?

Devlerin rakipleri de dev

Avrupa'nın hâlâ en korkulan ekiplerinden Türkiye'nin Avrupa Basketbol Şampiyonası’ndaki rakipleri Rusya, Yunanistan ve İtalya'ya karşı şansı ne?

Euroleague

Geçtiğimiz sezon Fenerbahçe Ülker’in Euroleague’de ilk turu geçemediği, Efes Pilsen’inse son anda kendini “Top 16”ya attığı göz önünde bulundurulduğunda, temsilcilerimizin bu sezon sıkıntı yaşamadan ikinci turu görmeleri başarı sayılabilir. Bu sezon için lige baktığımızda kupayı kaldırmaya aday takım sayısında, geçtiğimiz sezonlara nazaran ciddi bir artış olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum, genel bir kalite artışından ziyade, tüm takımların belli oranda güç kaybedişinden kaynaklanıyor. Ligin ortalamasının çok üzerinde bir kadro olarak görebileceğimiz Olympiakos’un bile ilk turda üç maç kaybetmesi, son şampiyon Barcelona’nın grubunu üçüncü bitirmesi, 8 yıldır Final Four oynayan Rusya temsilcisi CSKA’nın henüz ilk turda elenmesi pek çok takımın final için iştahlanmasına sebep oldu. Bu takımların en önemlilerinden biri de şüphesiz Fenerbahçe Ülker. Temsilcimiz, son hafta zorlanması beklenen maçta Fransız Cholet’yi 32 farkla yenince, Top 16’ya ikinci torbadan adını yazdırdı. Kanarya kanatlandı Euroleague’e deplasmanda Barcelona ve içeride Siena galibiyetlerini de içeren yenilgisiz dört galibiyetle giren Fenerbahçe Ülker, bir anda tüm Avrupa’da dikkatlerin üzerinde yoğunlaşmasına sebep oldu. Ömer-Kinsey-Tomas’dan başlayan baskılı ön alan savunması ve devamında geride Vidmar-Oğuz-Mirsad merkezli arka alan defansı Fenerbahçe’nin bu dört maçta da rakiplerini 70 sayının altında tutmasını sağlamıştı. Takımın başına getirilen Neven Spahija’nın aşılamaya çalıştığı savunma odaklı oyun anlaşıyı, temsilcimizin çoğu otoritelerce “Avrupa’nın en iyi savunma yapan takımı” olarak adlandırılmasını sağlamıştı. Önceleri, kendinden daha güçlü bir takım görünce hemen ilk çeyrekte teslim olan, kaybetmeye baştan razı bir takım hüviyetindeki Fenerbahçe Ülker’e gerekli olan yalnızca bir “takım olma” karakteriydi. Spahija bunu aşıladı. Herkesin saha içindeki rolünden memnun olduğu, herkesin işleyen bir sistemin önemli parçaları olduğu Spahija sistemi, oynamaktan ve izlemekten zevk alınan bir basketbol vaat ediyordu. Seyirci de bu sisteme kendini dahil etmenin yolunu bulmuştu. Bir önceki sezon 1440 olan takımın maç başına seyirci ortalaması, bu sezon yüzde 794’lük inanılmaz bir artışla 12875’e ulaştı. Bir önceki sezon seyirci azlığı sebebiyle ihtar yiyen Fenerbahçe Ülker, bu sezon ligin en yüksek seyirci […]

Sporcunun zeki, çevik ve devrimcisini severim

Emeğinin karşılığını spor yaparak elde etmeye çalışan ve bu sektörde istihdam edilmiş her kademeden insanı bünyesinde bulundurmayı hedefleyen Türkiye Devrimci Spor Emekçileri Sendikası kuruluşunu Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yaptığı oturum ile açıkladı. Ülkemizde, siyasi görüşünü açık etmekten çekinmemiş bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki sporcudan Metin Kurt‘un öncülüğünde kurulan Spor Emek-Sen, birbirine çok uzakmış gibi görünen spor ve sendikacılık kavramlarının birbirine temas edebildiği son canlı örnek. Her ne kadar uzaktan ışıltılı ve son derece cazibeli algılansa da spor sektörü, az sayıdaki yetenekli/şanslı kişinin gerçek anlamda para kazandığı, para kazandırdığı ve gündemde tutulduğu, geri kalanlarınsa o şan-şöhret-servete bir gün ulaşma vaadiyle avutulduğu bir dünya. Spor ve özellikle de futbol, neo-liberalizmin yarattığı düzenin (orta sınıfın tasfiyesi ve elit bir azınlığın “aşağıdaki kalabalık” üzerindeki hakimiyeti) keskin bir sağlamasını yapmaktan öteye gidemiyor. Emeğinin vaat edilen karşılığını alamayan, sağlıklı koşullarda işinin devamını sağlayamayan, insanca muamele edilmeyen ve yalnız bırakılan sporcuların çığlığı; yalnızca lisans bedelini ödeyemediği için kapısına kilit vurulan spor kulüplerinin dramı maalesef bir Süper Lig sporcusunun özel hayatına özen göstermemesi veya antrenmana geç gelmesi kadar basınımızda haber değeri teşkil edememekte. Sporun endüstrileşmesine doğal bir tepki olarak yorumlanabilecek ve ülkemizde sendikal sporun son örneği sayılan Spor Emek-Sen 13 Aralık 2010’da kuruldu. Sendika başkanı Metin Kurt’un sözleriyle bu oluşum, bir avuç spor emekçisinin, yüz binlerce spor emekçisini etkileyen sömürüye son verme iradesini ortaya koyuyor. Sendika, herhangi bir konfederasyona bağlı olmadan varlığını sürdürüyor. Basın açıklamasını yapan Metin Kurt’a göre sporcu örgütsüz ve hak bilinci yok. “Tüm spor emekçileri sosyal güvenlik sistemi içine alınmalıdır” diyen Kurt, sporda güvencesiz çalıştırılan teknik direktör, antrenör, masör, malzemeci, hakem, gözlemci, saha komiseri, kaloriferci, elektrikçi, sağlıkçı v.b binlerde spor emekçisini de kapsayacak mevcut İş Kanunu’nun da ötesinde yeni bir Spor İş yasası çıkartmak için mücadele edileceğini söylüyor. Sendikanın amaçları arasında bölgelerde ve hatta kulüplerde temsilcilikler kurmak da var. Spor Emek- Sen’e göre sporcular […]