Etiket yargı

Ahmet Şık’a TGC Basın Özgürlüğü Ödülü

HaberVs Editörü Ahmet Şık Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 2011 Basın Özgürlüğü Ödülü’ne layık görüldü. Şık ödülü, örgütlü mücadeleyi geliştirmeye yönelik katkıları nedeniyle TGS Başkanı Ercan İpekçi’yle paylaştı.

Ahmet ve Nedim için 100’üncü gün yürüyüşü

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener tam 100 gündür tutuklu. iki gazetecinin meslektaşları ve dostları, tüm tutuklu gazetecilerin durumunu protesto etmek için yine sokakta. “Adaletin kara 100’ü” başlıklı çağrı metninde 60’tan fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye’de ifade özgürlüğü için tüm yurttaşlar dayanışmaya çağırılıyor. Özgürlük sloganlarını atılacağı ve özgürlük şarkılarının söyleneceği yürüyüş 18 Haziran cumartesi günü saat 13:00’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünden başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi basın örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün çağrı metni şöyle: Adaletin kara 100’ü Mart ayının üçüydü. Ahmet ve Nedim’in evine polisler geldi. Gözaltına alındılar. Emniyet’te ifade vermediler. Savcı gazetecilik faaliyetlerini sorguladı. Mahkeme tutukladı onları. Önce bahar geldi memleketimize, sonra yaz. Arada tutukluluklarına itiraz edildi defalarca. Hepsi reddedildi. Onlar hala içerde. Geçtiğimiz cumartesi günü tam yüz gün oldu. Sanmasınlar arkadaşlarımızı unuttuk. Seçimlerin bir gün öncesinde türlü dedikodular üretilmesin diye sokağa çıkmak için bir hafta bekledik. 18 Haziran’da elimizde dövizlerimiz, üzerimizde tişörtlerimiz, megafonlarımızla, kalemlerimizle, “Özgür basın susturulamaz”-“Ahmet ve Nedim onurumuzdur” sloganları atacağız, “özgürlük” şarkıları söyleyeceğiz. Yalnızca onlar için mi sokakta olacağız? Kesinlikle hayır! Bugün 60`dan fazla gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapishanelerde bulunurken, yüzlerce gazeteci davası sürerken, en son Azadiya Welad gazetesi örneğinde gördüğümüz gibi ülkemizdeki gazete ve dergi kapatmalar devam ederken, ülkenin başbakanı gazetecileri açıktan hedef gösterirken kimse bizden sessiz kalmamızı beklemesin. Biliyoruz ki kim muhalifse, kim otosansür uygulamadan gazetecilik yapmaya çalışıyorsa ya gözdağı veriliyor ya da doğrudan hedef tahtasına konuyor. Onlar da bilsin ki kalemimizi kırabilirler ama mesleğimize olan sadakatimizi, umudumuzu ve onurumuzu asla! Bugün gazetecilerin habercilik hakkının engellenmesi aynı zamanda halkın haber alma, doğru bilgiye ulaşma hakkına da tecavüzdür. Özgür toplum ancak özgür basınla mümkün olabilir. Bu bilinçten hareketle sadece gazetecileri değil tum yurttaşları eylemimizi dayanışma çağrısında bulunuyoruz. “Adaletin kara 100’ünü” protesto etmek isteyen herkesi 18 Haziran cumartesi günü […]

‘Ergenekon kaçırılmış bir fırsattır’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin Bilgi Genç Haber Ajansı’ndeki gönüllü çalışmalarıyla hazırladıkları Eksiyirmidört dergisinin ikinci sayısı yayınlandı. 2009’da yazdığı Ergenekon Davası’yla ilgili rapor nedeniyle şimşekleri üzerine çeken gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davasıyla ilgili Eksiyirmidört’e söyledikleri nedeniyle bu davadan çok şey bekleyenlerin yine tepkisini çekecek gibi görünüyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Jenkins’in Ergenekon davası dışında Türkiye’deki gazetecilik ve politik ortam üzerine gözlemleri de ilgi çekici noktalar içeriyor… Emre Temiz Gareth Jenkins bir gazeteci. Yirmi bir yıldır Türkiye’de yaşayıp gazetecilik yapıyor ancak biz onu 2009’da yazdığı Ergenekon Raporu’ndan sonra tanımaya başladık. Henüz hiçbir yerli gazeteci okumamışken ilk iki iddianameyi okudu ve bunlarla ilgili bir rapor yazdı. Ardından geçtiğimiz sene üçüncü iddianameyi okuyup bununla ilgili bir makale yayınladı. Bu süreç içerisinde çeşitli çevrelerce Ergenekon üyesi olmaktan Mosad ajanı olmaya kadar birçok şeyle suçlandı. Aynı zamanda bir siyasi stratejist olan Jenkins, doksanlı yılların önemli bir kısmını ülkemizin Güneydoğusu’nda geçirdi ve Kürt meselesiyle ilgili araştırmalar yaptı. Basının kendisine yönelttiği söyleşi tekliflerini çoğunlukla geri çeviren Jenkins ile Türkiye’de yabancı bir gazeteci olmayı, Kürt meselesini ve Ergenekon sürecini konuştuk Genelde Türkiye ve Avrupa medyası, özelde de ülkeniz İngiltere medyasıyla Türkiye medyası arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Avrupa’nın büyük kısmında hükümetler basından korkarlar, Türkiye’de ise ne yazık ki basın hükümetten korkuyor. Bu büyük bir fark. İngiltere’de hangi parti başta olursa olsun basın her zaman onların karşısındadır. Onların bir hatasını yakalamaya çalışır. Dilin kullanımında büyük farklar var. Editörlerin bu konuda büyük hataları var. Benim editörüm hiçbir zaman “bildirildi, söylendi, yapıldı…” tarzı filler kullanmama izin vermez. Kaynak olarak kimin kullanıldığının çok özel durumlar dışında kullanılması gerekir. Türkiye’de kaynağın kullanılması özel bir durum haline gelmiş. Diğer bir fark da medya ekonomileri arasında. Türk medyası aristokrat bir yapıya sahip ve köşe yazarları çok yüksek paralar alıyor. Yetki alanları da çok geniş tutuluyor. Bir gün siyaset yazan bir köşe yazarı ertesi gün bir futbol maçı […]

Cinayeti gördüm, en az beş kişiydiler

Hrant Dink cinayeti sırasında çevredeki güvenlik kameralarına kaydolan görüntüler, Ogün Samast’ın cinayet sırasında kesinlikle yalnız olmadığını, en az dört kişiden yardım gördüğünü kanıtlıyor.

Ahmet Şık Alman basınında

Haber ve Çeviri: Üç aydır tutuklu bulunan HaberVseditörü Ahmet Şık, dünya basınında yer bulmaya devam ediyor. Almanya’da haftalık yayımlanan Focusdergisinin son sayısında yer alan bir makalede Ahmet Şık’ın tutukluluğuna dikkat çekildi. Derginin Yakın ve Orta Doğu Uzmanı Dr. Andrea Claudia Hoffmann tarafından yazılan makalede “Yargının keyfi tutumunun başlıca örneği marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık’tır” denildi. “Sultan Tayyip Erdoğan”başlıklı yazıda Türkiye’de son dönem gelişmeler ele alındı. Yazıda Türkiye’de hükümeti eleştirmenin gazeteciler açısından işinden olmakla eşanlamlı olduğu vurgulandı. Türkiye’de halen 68 gazetecinin tutuklu olduğuna dikkat çekilen yazıda yargının keyfi tutumunun başlıca örneğinin marttan beri tutuklu olan Ahmet Şık olduğu belirtildi. Ahmet Şık’ın kitap taslağının savcılık emriyle silinmesine karşın internette elden ele dolaştığı ifade edildi. Yazıda kitap şu sözlerle tanıtıldı: “Ahmet Şık ‘İmamın Ordusu’nda Erdoğan’ın Akpartisine ideolojik olarak yakın duran, İslami muhafazakar Gülen Hareketi üyelerinin Türk polisinin içine sızdığı iddiasını ileri sürüyor. ‘Bu hareket İslam ile Milliyetçilik arasında bir bağ kurmaya çalışıyor’ diyor Ahmet Şık hapisten.” Dr. Hoffmann ayrıca yazısında kitap taslağından da şu alıntılara yer verdi:“2000 yılından itibaren Türkiye’nin yönetici kadrosunu dönüştürmek için bu hareket 80li yıllardan beri eğitim alanında aktif olmuştu: Bu kadro kendine Altın Nesil adını vermişti ve gerçekten de Gülen öğrencileri bugün içeride önemli pozisyonlara sahip. Polisin, yargının ve eğitim sisteminin içinde. Amaçları İslam inancını bürokrasiye iyice yerleştirmek.” Focusdergisinde yer alan “Sultan Tayyip Erdoğan” başlıklı yazının tamamını aşağıda bulabilirsiniz. Sultan Tayyip ErdoğanAndrea Claudia HoffmannFocus / 30 Mayıs 2011 Türk sanatçı Bedri Baykam kemerinde bir tabanca taşıyor. Bunun için geçerli nedenleri var. Kısa süre önce İstanbul’da sokak ortasında bıçaklandı. “Pis herif bir milimetre daha derine saplasaydı, şimdi ölmüş olacaktım” diyor ve karnındaki bıçak yarasının üstüne sardığı beyaz sargı bezini gösteriyor. Baykam şuna inanıyor: “Bu manyak bir İslamcının yaptığı münferit bir saldırı değil. Onu bir infaz timi yollamış” Recep Tayyip Erdoğan ve onun tarafından kurulan İslami Akparti hükümetinin Türkiye’deki 9. […]

“Merkez medya bombaları neden görmez!?”

sayfalarımızdan da takip edebilirsiniz Ama siz, -kesinlikle yorumlaması gereken meselelerde sözünü nedense sakınan- Murat Belge, -konduramadığım- Halil Berktay, ve temiz vicdana sahip olduğunu düşündüğüm (sandığım), Roni Margulies, Nabi Bey, Mithat Sancar gibilerinin ise AKP ile “sivillik ve demokrasi” geleceğine, “vesayetten” kurtulacağımıza olan güveniniz ve verdiğiniz destek nedeniyle “ortada kalma korkusu” yaşadığınızı, ezcümle, “Hayır“cıların sizi sürüklediği “Politik arabesk” hali içinde olduğunuzu düşünmeye meyyal ve hazır olduğumdan hâlâ sizlerle konuşmaya çalışıyorum.Bu düşüncemde ne kadar safım bilmiyorum ama, yine de denemeye değer diyorum. Tam bu noktada.. düşündüm de.. yok yahu..! Sizin bu ergenekon meselesinin içini dışını bilmemenize;-bu soruşturmayı yürüten “yapı ve geleneğin” asla ve kat’a bir derin devlet soruşturması yapmasına ve-Türkiye’nin cari siyasal kültürü ve ahlaki anlayışı ile mevcut hükümetin siyasal, kültürel yapısı ve hak ve adalet bilinci itibariyle, derin devletle hakiki ve samimi olarak yüzleşme başlatmasına imkan olmadığını..-hadi olduğunu varsaysak bile Türk yargısının “derin devlet” soruşturması yapacak bilinç, yetenek ve kapasiteye sahip olmadığını..-çok daha önemlisi, demokratik bir amaç taşıyan bir “derin devlet tasfiyesinin” -salt- yargıya havale edilerek mümkün olamayacağını..ezcümle; “yargı eliyle demokrasi” getirmenin mümkün olamayacağını bilmemenize imkân var mı? Yok kesin yok.. (Bir anda Ahmet Şık meselesindeki tavrınızı hatırladım da.) O halde, -izninizle- mektubumdaki tartışmayı sadece girişteki mevzuyla sınırlandırıyorum: Alper bey,Hani demiştiniz ya; “niye görmezler?”Ben de şimdi size soruyorum: -Önce, bir başka örnek:- Başbakanın; “gösterici öğrencilerin karşısına 5-10 bin kişi çıkarma” tehdidi son dönemlerin en korkunç lafı (hatta olayı) değil miydi ki, Taraf’ta yorumsuz, renksiz sıradan bir beyanat olarak geçti? Manşette değil, ilk sayfada bile değil; içerlerde bir yerlerde, bir köşecikte. Hani hatırlar mısınız (lütfen kusura bakmayın, bu gün sizin hafızayı çok zorladım), -tıpkı eskiden “yenildiğimiz ama ezilmediğimiz” maçların ertesinde, yabancı basın taranır da biz de merakla “övgü” imâsı arardık ya, kısmen o hesap- “Ergenekon”un flaş haberlerinin ertesinde medyayı tarar da; “şu azıcık gördü.. bundan tıs yok.. şuncağız manşet yaptı.. bu da […]

Ahmet geldi, beraat etti!

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu "Ergenekon’u Anlama Kılavuzu" kitabı nedeniyle açılan davada beraat etti. Şık 14 Nisan’daki duruşmaya “araç yokluğu” gerekçesiyle getirilmemişti.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

Halil Berktay yaşıyor mu hâlâ?!

Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]

Unutturamadılar, unutturamayacaklar!

Gazeteci Ruşen Çakır, Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Ahmet Şık ile Silivri Cezaevinde görüştü. Gazeteci Ahmet Şık, Ergenekon soruşturması nedeniyle 45 gün önce tutuklanmıştı. Ruşen Çakır, “dostum” dediği Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti. Çakır hem Ahmet Şık’ın yaşananlar hakkındaki düşüncelerini, hem de kendisinin Silivri Cezaevi izlenimlerini Vatan gazetesindeki köşe yazına taşıdı. Ahmet Şık’ın tutuklanmalarının Türkiye demokrasisi içi hayırlı olduğunu söylediği görüşmenin detayları, Ruşen Çakır’ın köşesinde şöyle yer aldı: UNUTTURAMADILAR, UNUTTURAMAYACAKLAR! Dün Silivri Cezaevi’nde dostum ve meslektaşım Ahmet Şık’ı ziyaret ettim. Her zamanki gibi coşkulu, heyecanlı ve duyarlıydı. Örneğin Cumhurbaşkanı Gül’ün, son veto kriziyle ilgili olarak BDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı akşam Köşk’e davet ettiğini benden öğrendi ve sevincini, “Bu ülkeye demokrasiyi de Kürtler getirecek” diye dile getirdi. Herhalde daha sonra, Diyarbakır Bismil’de patlak veren olaylar nedeniyle Demirtaş’ın bu davete icabet edemeyeceğini öğrendiğinde tıpkı o da benim gibi üzülmüştür. Ahmet’le bir saate aşkın, karşılıklı bölmelerde, telefonla sohbet ettik. Söz dönüp dolaşıp, kendisi ve Nedim hakkında üretilen dezenformasyonlara, yalanlara, karalamalara geldi. Kendisine birkaç kez şunu tekrarladım: “Türkiye ve dünya kamuoyunda sizlerin suçsuz yere içerde tutulduğunuz yolunda neredeyse bir görüş birliği mevcut. Sizler hakkında bu yalanları uyduranlar, düştükleri suçlu durumdan kurtulmak için boşuna çırpınıyorlar. Onları umursamayın. Yazdıklarını okumayın, söylediklerini dinlemeyin; sakın onlara cevap yetiştirmeye çalışmayın. Böylece kendi yalanları içinde debelenip dursunlar.” OYUN BOZULDU Dün Silivri Cezaevi’nde, başına gelen adaletsizliklerin şokunu iyice atlatmış, olup bitenleri serinkanlılıkla değerlendiren ve ileriye bakan bir Ahmet gördüm, bu da beni çok sevindirdi. Nedim’in de tıpkı Ahmet gibi olduğunu duyuyor, biliyorum. Onların yıkılmamasında, hatta tam tersine daha bir dirençle ayakta kalmalarında, başta eşleri olmak üzere ailelerinin, dostlarının, meslektaşlarının ve tanımasalar bile demokrasi, temel hak ve özgürlükler adına onlara sahip çıkan herkesin payı var. Hatırlayacak olursak, daha önceki örneklerde gözaltına alınan kişiler hakkında ilk günden muazzam bir dezenformasyon faaliyeti yürütülür, sonra onlar unutulmaya terk edilirdi. Fakat Ahmet […]

Ahmet Şık ve Nedim Şener bardağı taşıran damla oldu

HaberVs İlhan Cihaner’e, “Ahmet Şık’ın kitabını okudunuz mu? Kitapla ilgili yorumlarınız nedir?” sorusunu yönelttik. Ahmet’in kitabını okuduğunu, Şık ve Şener’e yapılanların büyük haksızlık olduğunu ancak Ergenekon davasının geçmişinde de Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi pek çok örneğin bulunduğunu söyledi. Cihaner’in Ahmet Şık’la ilgili görüşlerini dinlemek için videoya tıklayın…

CHP hakkında ser verdi sır vermedi

HaberVs CHP’den adaylığının açıklanmasından saatler önce HaberVs’ye konuşan İlhan Cihaner ısrarlı sorulara rağmen ser verdi sır vermedi. Eski başsavcıya CHP hakkında sorduğumuz sorular şöyleydi: Soru-1:CHP’de aday adaylığı döneminizde sizin tutuklanma görüntüleriniz basına servis edildi ve hakkınızda bir kampanya yapıldı. Parti yönetimi sizce bu kampanyanın etkisiyle mi adaylığınızı gündeme almadı? Soru-2:Şu anda CHP’ye bir kırgınlığınız var mı?

Fethullah Gülen’le ilgili devlet sırrı ne olabilir?

15 Nisan 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne konuk olan Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’le uzun bir söyleyi gerçekleştirdik. Cihaner Türkiye’nin yargı sisteminden, cemaatlere ve tutuklanmasına kadar kadar pek çok sorumuza yanıt verdi. Yanıtlar, Cihaner’in önümüzdeki dönemde siyasette üstleneceği rolle ilgili de önemli ipuçları veriyor. Yargının, kamuoyunda çok tartışılan ve daha uzun yıllar da tartışılacağını sandığımız kararlara imza attığı bugünlerde Cihaner’in açıklamalarının dikkate değer olduğunu düşünüyoruz. Söyleşiyi kısaltmadan üçe böldük; ilk bölümü aşağıdaki soruları kapsıyor. Cihaner’in verdiği yanıtları izlemek için ilgili videonun üzerine tıklayın. Soru-1: Anadolu kentlerinde görev yapan savcılar gerçekten çok zor koşullar ve ağır bir iş yükü altında çalışıyorlar. Türkiye’de savcılık müessesesi nasıl işliyor? Savcılar bu yük altında eziliyor mu? Soru-2: Siz “önünüze düşmeyen” dosyalar açarak mesleğinizi icra ederken kendinizi riske mi atmış oldunuz? Soru-3: Siyasileşen yargıyla medyanın bir işbirliğine tanık oluyoruz. Medyada pek çok asılsız ve delilsiz iddia ortaya atılıyor. Bu iddialarla hukuki bir mücadele mümkün mü? Böyle bir mücadeleyi pek göremiyoruz şu anda. Soru-4: Var olduğu iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” ile İlhan Cihaner bağlantısını ortaya koyan belgeleri siz görebildiniz mi? Gördüyseniz bu belgelerden tatmin oldunuz mu? Soru-5: Sizce şu anda yargının sorunu siyasete karşı çok duyarlı olması mı yoksa söylendiği gibi son 20-30 yılda hakim-savcı profilinin değişmesi mi? Soru-6: 28 Şubat döneminden bugüne kadar hakim-savcı profilinde bir değişiklik yok diyebilir miyiz? Soru-7:Makamınıza yaptığı baskınla gündeme gelen Savcı Osman Şanal’ın HSYK tarafından alınan özel yetkilerinin iade edilmesinin ve Şemdinli olayıyla tanınan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihrac kararının kaldırılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Soru-8: Ferhat Sarıkaya kararı, geçmişte yapılan bir haksızlığın tamiri olarak nitelendirilebilir mi?  

Nedim Şener’in duruşması 31 Mayıs’a ertelendi

Tuğçe Erçalık Gazeteci Nedim Şener 9:30’daki Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşması az önce bitti. Şener Hanefi Avcı tukulandıktan sonra yaptığı bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılanıyor ve 1,5 ile 4,5 yıl ceza alması talep ediliyordu . Savunmasında, soruşturma hakkında basında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belgeleriyle ortaya koyduğunu belirten Şener gizliliği ihlal gibi bir amacı olmadığını ve adaletin sağlanması için haber yaptığını belirtti. Dosya hakkında karar verilmesi için duruşma 31 Mayıs’a ertelendi. Şener’in ailesi, meslektaşları ve destek verenlerden oluşan kalabalık bir grup Adliye’ye getirilişinde alkışlarla destek verdi. Şener’in duruşmasını Orhan Dink, Ertugrul Mavioglu, Sedat Ergin, Uğur Dündar ve pek çok gazeteci izledi. Duruşma salonuna sığmayanlar açık bırakılan kapının önünde bekledi Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı. Yaklaşık 20 dakika süren duruşmanın ardından gazeteci arkadaşları basın açıklaması için Adliye önüne indi. Adliye’nin önünde ve “Nedim çıkacak yine yazacak”, Nedim Ahmet Onurumuzdur” sloganları atan grup adına gazeteci Sedat Ergin basın açıklamasını okudu. Açıklamada Nedim Şener’in “Arı kovanına çomak soktuğu için ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği için” tutuklandığına vurgu yapıldı. Dink cinayetiyle ilgili Trabzon Emniyeti ile İstanbul Emniyeti arasındaki yazışmaları açıkladığı ve ısrarla bu konuda haberler yaptığı için Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçtiği ve iki polis müdürünün bu davada sanık oldu belirtilen açıklamada, Şener’in tutuklanması “Gözdağı” olarak nitelendirildi. Basın açıklamasında Nedim Şener’in Dink cinayeti’nin derin devlet bağlantılarının çözülmesi için, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle ve 12 Eylül düzeniyle hesaplaşılması için çalışan, devletin belli gruplar tarafından kuşatılmasına karşı çıkan bir gazeteci olduğu vurgulanarak, şu anda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı sorgulandığı ve tutuklandığı ifade edildi.

Ahmet ve Nedim 45 gündür içeride

Şimdi soru şu: [12 Eylül sonrasındaki] bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ertuğrul Mavioğlu* 1986 yılının aralık ayıydı, ilk sayısı henüz piyasaya çıkmış bir derginin bürosunun kapısını polis çaldı. Gelen ekibin elinde Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilmiş bir toplatma, el koyma ve savcılık çağrı kararı vardı. Ellerindeki karar ‘tüm nüshalara el konulması’ şeklindeydi ve belli ki başka yerlere de gideceklerdi. Sorumlu yazı işleri müdürü savcılığa gitmeyince aranır duruma düştü. Bir gün gelip gözaltına alındığında, 12 Eylül dönemindeki tutukluluğunu da dikkate alarak, ona sadece ‘yazı işleri müdürü’ suçlamasını yakıştırmadı polisler. Fezlekede, ‘terör örgütü üyesi’ yazılıydı. Sonrası hapislik yılları. Hakkında açılan soruşturmalar beraatle sonuçlanıncaya kadar, hayatının dört yılını demir parmaklıkların ardında bırakmıştı. Bu, 1987 – 1991 yıllarımı kilitleyen kişisel bir öykü. Ve ama 12 Eylül’den bu yana, benzer nitelikteki öykülerin hiç de istisna olmadığını bu topraklarda yaşayan herkes biliyor. Şimdi soru şu: Bu fasitdaire; yani düşünen, yazan insanları akıl almaz bir cenderenin içinde bir çırpıda boğuveren bu adalet biçimi, ‘ileri demokrasi’ ile birlikte nihayete mi erdi? Ahmet ve Nedim Bu soruya, daha önce benzeri örneklerde defalarca olduğu gibi, Ahmet Şık ve Nedim Şener’i de yazdıkları kitaplardan ötürü tutuklayan, onları ‘terör örgütü üyesi’ ilan edenler ne yazık ki ‘hayır’ yanıtı veriyorlar. Tüm bu yaşananların akılcı bir izahını bulamadıkları için olsa gerek, işi kitabı ‘bomba’ diye tanımlamaya kadar vardırdılar. Bir yandan dışarıda haklarında son derece haksız ve karanlık bir linç kampanyası sürdürülürken, diğer yandan Ahmet ve Nedim, gözaltına alındıkları 3 Mart gününden bu yana 45, tutuklandıkları 6 Mart gününden başlayarak sayarsak da tam 42 gündür kara bir kutunun içindeler. Dışarıdan görüntüsü kocaman bir lahiti andırıyor kaldıkları Silivri L tipi Cezaevi’nin. İçeriden görünüşü ve orada nasıl bir hayat döndüğünü de onlardan öğrendim. Yasak, yasak, yasak Ahmet ve […]

Ahmet Şık’sız dava 13 Mayıs’a ertelendi

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi, “araç yokluğu” gerekçesiyle Ahmet Şık‘ın getirilemediği davayı 13 Mayıs 2011, saat 13:30’a erteledi. Şık’ın avukatı Fikret İlkiz, mahkeme heyetinden Silivri Cezeevi’ne yazı yazılarak araç eksikliğinin soruşturulmasını talep etti. Cezaevinde bugün kaç araç olduğunu ve bu araçlarla kimlerin nereye gönderildiğinin araştırılmasını istedi. Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’nun, iki ciltlik Ergenekon’u Anlama Kılavuzu kitaplarının “soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılandığı dava 15:28’de başlamasının ardından sadece 10 dakika sürdü. Mavioğlu duruşma salonundaydı. Ahmet Şık savunmasını gerçekleştiremediği için dava 13 Mayıs’a ertelendi. TGS Genel Başkanı Ercan İpekçiçıkışta “Başbakan gazetecileri hedef göstermekten vaz geçsin. Onları hedef haline getiren yasaların değişmesi gerekiyor.Gazeteciler hakkında 2000 tane dava dostası var, 68 gazeteci içeride. Bunların hepsi gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılanan arkadaşlarımız. Biz bu nedenle yargınlanmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Hepsiyle dayanışma içindeyiz” şeklinde açıklama yaptı

Ahmet Şık Kadıköy Adliyesi’ne getirilmedi

HaberVs editörü Anmet Şık, “Ergenekon’u Anlama Kılavuzu” kitapları nedeniyle Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte yargılandığı dava için Kadıköy Adliyesi’ne getirilmedi. Silivri Cezaevi’nde araç bulunmaması Şık’ın Kadıköy’e getirilmemesi için gerekçe gösterildi. İki gazetecinin “Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılandığı dava yaklaşık 1,5 saatlik gecikme ile ancak 15:30 civarında başlayabildi. Şık ve Mavioğlu’nu destekleyen yüzlerce kişi ise adliye etrafında beklemeye devam ediyor.

Kitap sansürü HSYK’ya şikayet edildi

HaberVs Avukat Ergin Cinmen‘in de aralarında bulunduğu bir grup avukat bugün Kadıköy Adliyesi’nde Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu’na destek için yapılan yürüyüş sonrasında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ‘na (HSYK) şikayet dilekçesi gönderdi. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi‘nin Ahmet Şık’ın kitap taslağının toplatılması için 23 Mart tarihinde verdiği kararın ve Savcı Zekeriya Öz tarafından verilen talimatın “yargının tarafsızlığı ve hukuk kurallarına bağlılığı” ilkelerine açıkça aykırı olduğu, ayrıca “görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturduğu belirtilen dilekçede HSYK’nın sorumlular hakkında gerekli işlemleri yapması talep ediliyor. Kitap taslağına el konulması ve bilgisayarlardan silinmesi uygulamasının tam anlamıyla “sansür” olduğu belirtilen dilekçede kararın ve uygulamanın toplam beş ayrı suçu içerdiği ifade ediliyor. Sansürden sonra ikinci hukuksuzluğun avukat bürosunda yapılan aramalar olduğu ifade edilerek “avukat bürosunda müvekkil aleyhine delil aranamayacağına”vurgu yapılıyor. Üçüncü hukuksuzluğun savcılık talimatıyla ortaya çıktığı belirtilen dilekçede “Bu belgeyi bulundurup da savcılığa teslim etmeyen veya bilgisayarından silmeyen kişilerin ‘örgüte yardım’ suçunu işlediğini varsaymak yargısız infaz anlamına gelir”deniyor. Dilekçede dördüncü olarak uygulamaların, avukatların mesleki faaliyetini ve avukat-müvekkil arasındaki yazışmaların gizliliğini güvence altına alan Birleşmiş Milletler Havana Sözleşmesi‘nin 16’ncı ve 22’nci maddelerine aykırıolduğu dile getiriliyor. Beşinci olarak Avrupa Birliği Avukatlık Prensipleri‘nin de “Avukatlık mesleğinin icrasında özgürlüğün ayrım gözetmeden, hükümet veya kamudan gelebilecek her türlü uygunsuz müdahalelere yer vermeyecek şekilde korunması, teşvik edilmesi ve bağımsızlık prensibine saygı gösterilmesi için gereken tüm tedbirler alınmalıdır” kuralının da çiğnendiği belirtiliyor.