Etiket yargı

Çevre Bakanı’ndan ‘seri katil’ davası

takip etmişti.Mahkemede milyonlarca canlı Doğa Derneği’nden yapılan açıklamada, Eroğlu’nun Türkiye’nin doğasını koruma görevini yerine getirmek yerine, doğayı yok eden icraatların sözcüsü haline geldiği vurgulanarak “Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye doğası için mücadele eden Doğa Derneği’ne dava açtı” görüşüne yer verildi. Bakan Eroğlu’nun ‘doğanın seri katili’ ifadesini reddederek Doğa Derneği Başkanı Güven Eken aleyhine 15 bin liralık tazminat davası açtığının vurgulandığı açıklamada, “16 Temmuz’da yapılacak ilk duruşmaya Doğa Derneği’nin Türkiye’de son dört yılda yok edilen milyonlarca canlıyı temsilen çıkacağı” belirtildi. Dava nedeni açıklamaDoğa Derneği Başkanı Güven Eken, Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğa kıyımı haberlerinin yoğunlaştığı dönemde Çevre ve Orman Bakanı’na ‘çevre özel ödülü’ veren Akdeniz Üniversitesi’nin bu uygulaması üzerine şu açıklamayı yapmıştı: “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.” Kamu vicdanını rahatsiz eden imza Bakan Eroğlu’nun dört yıllık icraatı süresince yüzlerce derenin yok edilmesine ön ayak olduğu, 20 binden çok yarasanın yuvası olan Havran mağarasını sular altında bıraktığı ve Dicle gibi içinde milyonlarca hayvan ve bitki yaşayan büyük nehirler üzerinde baraj kurulması için sözcülük yaptığının iddia edildiği açıklamada, “Eroğlu imzası, 2B, ormanların madenciliğe açılması, av günü sayısını artıran Merkez Av Komisyonu Kararları, Allianoi ve Hasankeyf’in yok edilmesi […]

Erzincan’da neler oluyor?

Tüm Türkiye’yi örümcek ağı gibi kuşatan Ergenekon adı verilen soruşturma, Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekondunun çatı katında bulunan el bombalarıyla başlamıştı. Dalga dalga yayılan operasyonlarda insana, “Hadi canım sende” dedirtecek birbirinden farklı kutuplarda birçok isim gözaltına alınıyor, darbe ve suikast…

Bir gecede nasıl terörist oldum

Tutuklanıp bir deliğe tıkıldığında, yaşam kalitesi olarak elinizde ne varsa alınıyor, bu yaşınıza kadar sürdürdüğünüz aralıksız eğitim ve çalışma sürecinizin size sağladığı alışkın olduğunuz sayfa ve ayrıcalıklar yerini emir veren, çocukluğunuzda dahi duymamış olduğunuz “sen’’ hitaplarına bırakıyor ve alçakça suçlanıyorsunuz. Ama adliyedeki dosyanızda gizlilik kararı olduğu için “ne ile suçlandığınızı’’ dahi bilmiyorsunuz. Ancak suçlu kabul ediliyor ve suçunuz kesin hükmünde bir muamele görüyor, demir demir üstünüze kilitleniyor. Bir sabah evinizden alınıp “terörist’’ diye iftiraya uğramak suretiyle cezaevine kapatılmış olarak belirsiz bir geleceği eklemeye başlıyorsunuz. İşe benim durumum bu.Tek suçum tanıyor olmam “Terör’’ kelimesi, korku ve endişe ortamı yaratarak halkı o güne ve geleceğe ilişkin belirsizlik içine sürüklemek ve güven duygusunu kalıcı biçimde zedelemek amacı taşır, bu belirsizlik ve güven eksikliğinin oluşturulacağı kaos ortamından faydalanılarak hukuk dışı faaliyetler toplumda haklılık ve meşruiyet kazandırılarak yaygınlaştırılır. Benim “terör’’ tarifim böyle. Bugün bana ve aileme ve yakın çevreme ve beni tanıyan iş ve eş-dost-arkadaş çevreme yeni oldukça kalabalık bir topluluğu, bu cemiyetin bir parçası olan bizlere, benim mesnetsiz tutuklanmam ve akıl sınırlarının ötesinde bir zorlamayla terörist olarak damgalanmaya çalışılmamla yapılan işte tam olarak budur. Benim hayatım bana “terörist’’ denilerek terörize edilmektedir. Hiçbir polisiye delil/bilgi/bulgu olmaksızın bir dosyaya, bir örgüte dahil edilmeye çalışılmam ve hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın hapse atılmış olmam, aklın sınırlarının ötesinde zorlama bir hâyâl gücünün ürünü bile olmaktan uzaktır. Bir terör örgütü ile ilişkili olduğumun iddia edilmesine dayanak olan şey ise sadece üniversiteden arkadaşım gazeteci-yazar Orhan Yılmazkaya’yı tanıyor olmam ve O’nu aile evimize “misafir’’ olarak kabul etmemdir. Orhan Yılmazkaya teröristmiş ve böyle bir örgüte üyeymiş, gözaltına alındığım sabah kolluk kuvvetlerinden öğrendim ve aynı kolluk kuvvetlerinin gözünde Orhan’ın benden saklamış olduğu “terörist yanını’’ bilmiyor olmam, beni “terörist’’ yapıyor. Şayet bir “terörist dedektörüm’’ olsaydı, anlayabilmek için uygun yerlere monte ederdim ama ne yazık ki böyle bir alete sahip değildim. Ayrıca terörle mücadele polislerinin de […]

2010’un AKM ile imtihanı

Mimar Tabanlıoğlu'nun Ekim 2008'de tamamladığı Atatürk Kültür Merkezi yenileme projesinin uygulama ihalesi dokuz ay sonra yapıldı. İnşaatın 210 günde tamamlanacağının söylenmesine rağmen, AKM'nin 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti'ne yetişip yetişmeyeceği belli değil.

Darwin kapakta, sansür firarda

Ankara Başsavcılığı, Bilim ve Teknik dergisinin Darwin kapağını son anda değiştiren TÜBİTAK yönetimi için "takipsizlik" kararı verdi. Mart sayısında dergiden çıkarılan Darwin haziranda kapak oldu.

Sizce adalet tecelli etti mi?

İzmir’de 25.11.2007 tarihinde arkadaşlarıyla bir eğlence programından dönerken, polisin selektör şeklindeki “dur” ihtarını duymadığından polis tarafından öldürülen 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Baran Tursun’un babasıyım. Oğlumuzu öldüren polise verilen 2 yıl 1 aylık ceza, adalete ve hakkaniyette dayalı bir ceza değildir. Her ne kadar yasal itiraz haklarımı kullansam bile, ağır bir adaletsizliğe uğradığımı biliyorum ve acısını derinden hissediyorum. İncinmeyeceğinizi tahmin ettiğim için, maruz kaldığım adaletsizliği bilginize “şikayet” niteliğinde sunuyor, bilgilenmenizi ve tetkik etmenizi rica ediyorum. Davalı devlet olduğunda, adaletin terazisi de devletten yana dönüyor. Baran Tursun’un yaşam hakkını ihlal eden polise verilen sembolik cezayı mahküm etmezsek, bundan sonra “yaşam hakkı ihlallerinde bulunacakların” elini tutmamız mümkün olmayacak. Yapılan dış muayene ve otopsi bulguları,” Baran Tursun’un başına isabet eden ateşli silah mermi çekirdeğinin ölümüne neden olduğunu” söylüyor. Sanık polisin, tanık polisin ve avukatlarının verdikleri ve tutanaklara geçen ifadelerde şu çelişkiler mevcut: 1- Sanık polis: “Öldürme veya yaralama kastım yoktu, elimdeki silah kurulu iken, yere düşme esnasında silah gayri iradi biçimde ateş almıştır, düşerken benim iradem dışında patlayan silah, Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, Nöbetçi 2. Sulh Cez. Mah. 2007/506 nolu sorgu zaptı) 2- Sanık polis: “Şüpheli araç, yanımızdan geçtikten sonra, aracı durdurmak maksadıyla (14 metreden) arabanın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş ettim, asfalt zemine çarpan mermi Baran Tursun’a isabet etmiş olabilir” (Sanık Oral Emre Atar, 1. nolu duruşma tutanağı) 3- Sanık polisin avukatı : “Müvekkilin, öldürme veya yaralama kastı yoktur, elindeki silah kurulu iken, silah gayri iradi biçimde ateş almıştır ve Baran Tursun’a isabet etmiştir” (Av. Muammer Yurdakul, 25.11.2007 ve 2007/27601 sayılı savcılık soruşturma dosyası) 4- Tanık polis : “Şüpheli araç yanımızdan geçtikten sonra arkadaşım Oral Emre Atar ayakta iken, aracın arkasından lastiklerine doğru bir el ateş etti” İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Uzmanı Doç.Dr. Nadir Arıcan’ın mahkemeye sunulan raporu: Mermi çekirdeği parçasının olası seyri ve morfolojik özellikleri birlikte […]

‘Yargı devleti kollamalı!’

“Ben biraz devletçi hukukçuyum… Ben 12 sene devlette, uluslararası hukukta çalıştım. Çok da gittim ben. Düzenli senede altı yedi kere Fransa ağırlıklı giderim. Benim orada hâkimlerde, en demokratik toplumlarda bile gördüğüm, özellikle Almanya’da bu çoktur, devletin çıkarı oldu mu hiç affetmiyorlar… Çok hukuka uydurarak çıkarıyorlar. Yani o sırada devletin menfatine aykırı birşey varsa, adalet de bir yanda ise, biraz adalet es geçiliyor¸o kadar söyleyeyim.” Türkçe düzeltmesi yapılmadan yayınlanan (ve yayınladığı kitabın isminin ortaya çıkmasına vesile olan) bu sözler bir hâkime ait. Aynı hâkim, “İnsan hakları, devletin ulusal çıkarları açısından tehdit oluşturabilir mi” sorusuna da “Türkiye’nin özgüllüğünü” gerekçe göstererek -aynı Türkçe’yle- ve olumlu cevap veriyor: “… Türkiye’nin konumu biraz değişik yani. Şimdi Türkiye’yi İsviçre ile Fransa ile Türkiye’nin konumu değişik, içinde bulunduğu konumlar değişik.” Devlet çıkarının adalete tercih edildiğini itiraf eden hâkim, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyeleri Mithat Sancar ve Eylem Ümit Atılgan’ın sorularını açık yüreklilikle yanıtlayan 51 hâkim ve savcı arasında.İki akademisyen bu insanlarla “yargıya egemen algı ve zihniyet”e dair bir fotoğraf ortaya koyabilmek için görüştü. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın (TESEV) yürüttüğü bu çalışmanın kitabı “Adalet Biraz Es Geçiliyor…” ismiyle yayınlandı. TESEV’in yargıya yönelik araştırma dizisinde yer alan bir diğer çalışma ise, “toplumun yargıyı algılayışı” üzerine yoğunlaşıyordu. Muthat Sencer ve Sosyolog Suavi Aydın tarafından yürütülen bu araştırma ise “Biraz Adil, Biraz Değil…” başlığında kitap haline getirildi. TESEV Demokratikleşme Programı Direktörü Etyen Mahçupyan’ın sözleriyle ilk kitap yargıya içerden yani yargıçların gözünden, ikincisi ise toplumun gözünden bakıyor. Üç akademisyen dün Taksim Point Hotel’de çalışmalarını basınla paylaştı. Her iki çalışma da görev alan Prof. Dr. Mithat Sancar, sayısal verilerden çok saha araştırmalarına ve mülakatlara yönelmelerinin nedenini “Türkiye’de henüz var olmayan yargı sosyolojisini biraz da olsa gün yüzüne çıkarmak” olarak açıklıyordu. “Hakim ve savcılar bizi bekliyor gibiydi” Hukuk sosyolojisi uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eylem Ümit Atılgan da beş aylık çalışma boyunca […]

JİTEM’in illegal faaliyetleri

Ergenekon soruşturmasının tutuklu sanıklarından emekli albay JİTEM’in (Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele) kurucusu Arif Doğan’dan elde edilen dokümanlar, 2. iddianamenin en önemli belgeleri arasında yer almaya aday. İddianamenin Arif Doğan’la ilgili 1488 ile1500 sayfaları arasında, içeriklerine ilişkin kısa bilgiler verilen belgelerde JİTEM’in kuruluşunun ardından, emir-komuta zinciri içinde olmasına karşın özerk bir hale gelen yapının hukukdışı işlere bulaştığına da yer verildi. JİTEM’in, jandarmanın mücadele metotları ve özellikle de istihbarat konusunda yetersiz olduğu için bir boşluğun sonucu ortaya çıktığı belirtilerek, “Jandarma Genel Komutanlığı’nın emir-komuta sistemi içinde olmasına rağmen, çalışma tarzları itibarıyla adeta özerk yapılanma ile faaliyetlerini sürdüren Diyarbakır Jandarma İstihbarat Grup Komutanlığı ve bağlı Jandarma İstihbarat Tim Komutanlıkları’nın üst makamlara sundukları resmi brifing veya özel değerlendirme notlarından bir kısmı önem arz etmektedir. Önemli bulunan bu dokümanlardan bir kısmı örnek teşkil etmesi açısından özetlenerek veya özetinden ilgili bölümü aşağıya çıkartılmıştır” denilerek şu satırlara yer verildi: 11 nolu klasörde, 3 Mart 1988 tarihli Ankara İstihbarat Grup Komutanlığı’na hitaben yazılmış A. Cem Ersever imzalı 2. İstihbarat Tim Komutanlığı’na ait bilgi ve faaliyet formunun sonuç ve teklifler kısmında dikkat çeken husus, haber elemanlarından kanun kaçağı olanlar için kamuflaj maksadıyla boş TC nüfus cüzdanı temin edilmesi talep edilmiştir.PKK süsü verilen eylemler 15 nolu klasörde; mücadeledeki hata ve noksanlıklarla ilgili yapılan değerlendirmelerden “Devletin yapması gerekenin psikolojik paniği çete korucular için yaptığı, bir terör olayı olmasına rağmen teröristlerin ve onlara yardım edenlerin evinin uçurulması gerektiği ve olay yerine PKK, HRK, ERNK bildirilerinin bırakılması gerektiği” hususu, 17 nolu klasörde; “PKK’ya karşı, karşı güç kullanmadaki kapalı yöntem” başlıklı dokümanın 2. sayfasının 2. maddesinin d bendinde “PKK’nın etkin propagandasına maruz kalan yerleşim alanlarında PKK’ya karşı yöre halkının antipatisini kazandıracak hareketleri deşifre olmadan uygun dozda yapma” ifadesi, 19.sayfadaki 4, 5 ve 6.maddelerde “aşiretlerin operasyonlarda daha fazla kullanılması” hususu, dikkat çekicidir. 1 Ocak 1986 tarihli sayfada; “Devlete müzahir olan köy ve mezralarda gizli anlaşmaya girilerek […]

Her taşın altında Ergenekon

Ergenekon soruşturmasının ilkine göre içerik açısından daha hacimli görünen ikinci iddianamesinde darbe planlarının yanı sıra Hrant Dink suikastından, Gazi Mahallesi olaylarına dek birçok konu hakkında elde edilen bilgi, belge ve anlatımlara yer verildi. Savcıların mahkeme heyetine sunduğu dosyada şu iddialar yer alıyor: Hrant Dink suikastı Ergenekon soruşturmasının yeni iddianamesinde Hrant Dink suikastının ardındaki ismin Veli Küçük olduğu savına da yer verildi. İddianamede PKK itirafçısı Alaatin Kanat’a dayanılarak Hrant Dink cinayetinin sorumlusu olarak JİTEM ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük gösterildi. İddianamenin ilgili kısmında, 19 Ocak 2007’de öldürülmeden önce Hrant Dink’in yargılandığı basın davalarında şikayetçi ve müdahil olan Büyük Hukukçular Birliği’nden Kemal Kerinçsiz ve Agos gazetesinin Şişli bürosu önünde gazeteciyi ölümle tehdit edenler arasında bulunan Levent Temiz’in de, “oluşumun başındakiler” olarak yer aldığı ifade edildi.Gazi Mahallesi olayları İddianamenin örgütün işlediği suçlar topluca ve genel olarak anlatıldığı üçüncü bölümünde Gazi Mahallesi olayları ile ilgili “tanık 9” olarak gösterilen Danıştay davası sanığı Osman Yıldırım’ın anlatımlarına yer verildi. Anlatımlarda Gazi Mahallesi olaylarının Osman Gürbüz tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü. Planlanan suikastlar İddianamede Ergenekon örgütünün yapmayı düşündüğü suikast listesine de yer verildi. İddianamenin 134. sayfasında yer alan iddialara göre ilk iddianamenin sanıklarından Muzaffer Tekin’le irtibatlı olan İbrahim Şahin’in bazı dini lider konumundaki insanlara suikast yapmayı planlaması üzerine operasyon yapılarak gözaltına alındığı belirtildi. Örgütün planladığı suikast planları da şöyle sıralandı: *Alevi Bektaşi konfederasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a bombalı suikast planı,* Alevi Bektaşi Konfederasyonu Genel Sekreteri Kazım Genç’e bombalı paketle suikast planı,* Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan’a suikast planı,* Ankara’da bir alışveriş merkezine bombalı eylem planı,*Sivas’ta Ermeni cemati kanaat önderi Minas Durmaz Güler’e el bombasıyla suikast planı. Büyükanıt’ı zehirleme girişimi Dönemin Jandarma Genel Komutanı Mehmet Şener Eruygur’un darbeyi daha sağlıklı gerçekleştirebilmek amacıyla Kara Kuvvetleri Komutanı olmak için normal hiyerarşi içerisinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına gelecek olan Mehmet Yaşar Büyükanıt’ın önünü kesmek için yıpratmaya ve sindirmeye yönelik ciddi çalışmalar yaptırdığının belirlendiği de […]

Koşulları ve şartları hazır darbe planları

Türkiye’nin soruşturulan ilk darbe planları olma özelliğine de sahip olan Ergenekon’un 2. iddianamesinde darbe planlarının nasıl hayata geçirileceğine de ayrıntılarıyla yer verildi. İddianamade, başarısız olunması durumunda yapılacakların da anlatıldığı kimi dokümanların Hurşit Tolon, Şener Eruygur ve Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirildiği de belirtildi. İddianamade Şener Eruygur’un genel başkanlığını yaptığı Atatürkçü Düşünce Derneği genel merkezinde “Ayışığı Çözüm” isimli, dijital ortamda bulunan bir doküman ele geçirildiği ifade ediliyor. Söz konusu belgede darbe planlarının deşifre olması halinde yapılacaklar da anlatılıyor. “Ayışığı ve Yakamoz olarak adlandırılan darbe planını uygulayanlar deşifre olur da dağıtılırsa, planın aynen devam ettirilmesi, sekteye uğramaması için oluşturulacak ve gizli tutulacak ikinci bir yapılanma”dan söz ediyor. Ayrıca Cumhuriyet Çalışma Grubu (CÇG) yapılanması içerisinde yer alan Hasan Atilla Uğur’dan ele geçirilen dokümanlarda, askeri müdahalenin gerçekleştirilmesi yönündeki çalışmaların, CÇG’nin deşifre olması halinde TSK bünyesinde oluşturulacak ikinci bir ekip tarafından yürütülmesi gerektiği ifade ediliyor. İddianamede “bu yöndeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü anlatılmaktadır” deniyor. Darbe planının aşamaları İddianamede daha sonra Ergenekon örgütü tarafından kurulup yönlendirildiği belirtilen CÇG’nin hazırladığı ve uygulamaya koyduğu darbe planları çerçevesinde yapılacaklar anlatılıyor. Planın nasıl işleyeceği ve yapılacaklar da şöyle aktarılıyor: * Hilmi Özkök’ün istifası talebini içeren kendileri tarafından kaleme alınmış mektupları, muvazzaf askerler tarafından hazırlanmış görüntüsü verilerek Hilmi Özkök’e gönderilmek suretiyle onu baskı altına almaya çalıştıkları, * Darbe hazırlıklarına destek sağlamak amacıyla emekli generallere mektup gönderdikleri; Özden Örnek’ten ele geçirilen günlüklerden anlaşıldığı üzere, ulusal yayın yapan gazete ve televizyon sahiplerinin çağrılarak, iktidardaki hükumet aleyhine ve özellikle askerin hükumete bakış açısını sert mesajlarla topluma duyurulması amacıyla yayın yapılması için baskı yapıldığı ve bu yapılan baskılar sonucunda amaçlanan yayınların yapılmasının sağlandığı, * Örgüt yöneticisi İlhan Selçuk’un ve örgüt üyesi Mustafa Balbay’ın talimatları ile Cumhuriyet gazetesinin örgütün amacı doğrultusunda bu yöndeki haberleri manşetten vermek suretiyle darbe hazırlıklarına katkıda bulunmaya çalıştıkları, * Ülkede kargaşa meydana gelmesini sağlamak amacıyla öğrencileri gösterilerle sokağa dökmeye çalıştıkları, bu amaçla bazı […]

“Yavru iddianame”de ağır suçlamalar

Ergenekon soruşturmasının mahkemeye sunulan ikinci iddianamesi bugün (25 Mart 2009) kabul edildi. Mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle aralarında emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un da bulunduğu 56 sanık hakkında daha dava açılmış oldu. Sanıklara darbe planlamak, örgüt kurmak ve yönetmek, örgüt üyeliği, fişleme yapmak, devletin güvenliğine ilişkin bilgileri elde etmek, halkı isyana tahrik, askerleri itaatsizliğe teşvik etmek gibi 23 ayrı suçlama yöneltildi. Muvazzafken soruşturmaya dahil edilen 4 teğmen ve emekli olmuş rütbeli 7 askerle birlikte toplam 11 asker sanığın yer aldığı iddianamede tutuklu sanıklardan JİTEM’in kurucularından Emekli Albay Arif Doğan ile Muzaffer Öztürk’e uyuşturucu ticareti yapmak suçlamaları da yöneltildi. Soruşturmayı yürüten 6 savcı tarafından hazırlanan yaklaşık 2 bin sayfalık iddianame 15 gün önce, Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştu. Davanın ilk iddianamesinde de 86 sanık bulunuyordu. Asker, gazeteci, siyasetçi sanıklar Emekli orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Emekli Tuğamiral İlker Güven, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, Emekli Hakim Albay Tanju Güvendiren, emekli albay Arif Doğan, teğmenler Mehmet Ali Çelebi, Noyan Çalıkuşu, Eren Mumcu, Hasan Hüseyin Uçar ikinci iddianamenin asker sanıkları olarak davadaki yerlerini aldı. Tuttuğu notlar ve günlüklerden darbe planlarının içinde yer aldığı ortaya çıkan Cumhuriyet gazetesi Ankara temsilcisi Mustafa Balbay ile Tuncay Özkan, Ufuk Büyükçelebi, Fatma Sibel Yüksek, Merdan Yanardağ, Adnan Bulut ve Evrim Baykara da yeni iddianameyle birlikte Ergenekon’un sanık gazetecileri arasına katıldı. Gazeteci sanıklara darbe girişiminde bulunmak, örgüt üyesi olmak ve devlete ait gizli bilgileri bulundurmak suçlamaları yöneltildi. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi Ferda Paksüt’ün örgüte bilerek yardım etmekle suçlandığı iddianamede AKP eski Milletvekili Turhan Çömez darbe girişiminde bulunmak ve silahlı terör örgütü üyesi olmakla, yine AKP eski Milletvekili Emin Şirin de örgüt üyeliğiyle suçlandı. Sırada 77 şüpheli daha var İstanbul Cumhuriyet Savcıları Ercan Şafak, Mehmet Ali Pekgüzel, Fikret Seçen, Mehmet Murat Yönder, Zekeriya Öz ve Nihat Taşkın tarafından […]

Fulya’nın gökdelen kompleksi

Açılışı yapılan BJK Fulya Süleyman Seba Kompleksi, kulüp tarihinin en önemli yatırımı olarak nitelendiriliyor. Proje, 2004’teki kongrede göreve gelen Yıldırım Demirören yönetiminin en büyük hedefi ve aynı zamanda en çok eleştiri aldığı konulardan biriydi. İstanbul kent merkezindeki sayılı mesire yerlerinden Fulya’daki arazi, Başkan Hakkı Yeten (1910-1989) zamanında kiralandı. Yeten yönetimi bu arazide bir stadyum yapılmasını arzuluyordu. Devlet stadyuma izin vermedi. Yönetime muhalif üyeler Yeten’in, stadyum projesinden şahsi çıkarları nedeniyle vazgeçtiğini öne sürdü. Ancak kongre, Yeten’in icraatlarını ibra ederek ona onursal başkanlık unvanı verdi. Başkanlık koltuğunu 1973’te devralan Mehmet Üstünkaya, sona ermesi 10 yıl devam edecek altyapı tesislerinin inşasına başladı. Tapuyu Seba aldı Fulya’nın tapusu, 1984 yılında Süleyman Seba’nın kişisel gayretiyle Beşiktaş’a kazandırıldı. 55 bin metrekareye ulaşan bu alana iki çim, bir toprak saha kuruldu. Güreş Şubesi ve alt yapı yatakhanesi inşa edildi. Merkezi konumu ve geniş yüzölçümü nedeniyle iştah kabartan bu tesislerin dönüşümü, Seba’nın görevi bıraktığı 2000 yılından itibaren çeşitli projelerle sık sık gündeme geldi. Dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu 2001’de yaptığı açıklamada “Söz konusu projenin ‘gökdelenler’ şeklinde olması durumunda trafiğin tıkanabileceğine” dikkat çekiyordu. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, 17 Ekim 2003’te Fulya’da tesislerinin bulunduğu yerin imar planını değiştirerek, basının o günkü yakıştırmasıyla “BJK’ye jest yaptı”. Alana, mevcut spor tesislerinin yanı sıra ticari yapılaşma izni de verildi. 2004’te Yıldırım Demirören yönetiminin göreve gelmesiyle proje hızlandı. Fulya Projesi kapsamındaki parsellerle ilgili 1/1000 ölçekli uygulama imar planı, 16 Nisan 2005’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onaylandı. Askıda kalma sürecini 15 Temmuz 2005’te tamamlayarak yürürlüğe girdi. İnşaat, tesislerin yıkımı için gereken ruhsatın alınmasıyla aynı ayın sonunda başladı. Kazı ve iksa (istinat duvarları) için gereken izin Kasım ayında Beşiktaş Belediyesi’nce verildi ve temel çalışmalarına başlandı. Ancak projenin kendisi Beşiktaş Belediyesi tarafından uzun süre onaylanmadı.Eski genel sekreter yönetime karşı Kulüp, avan projeyi belediyeye 11 Kasım 2005’te teslim etti. Projenin onay beklediği yaklaşık dört aylık dönem, bir […]

2003: “Yargı bitmiştir…”, 2008: Y-Muhtıra

Alper Görmüş Önce kısa bir basın özeti geçeyim, ardından bu yazının asıl derdine geleceğim. Durum kabaca şöyle: Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) hakkında açılan kapatma davasının “hukuk”la değil, “siyaset”le ilişkili bir gelişme olduğunu söyleyip bunun bir “yargı darbesi” olduğunu savunanlar, tahmin edilebileceği gibi bu yeni gelişmeyi de “yargı darbesi”nin bir parçası olarak gördüler. Haberlerini seçerken bu bakış açısından yola çıkan gazeteler genellikle “tavırlı” başlıklarla aktardılar gelişmeyi. Bunların en dikkat çekicilerini şöyle sıralayabiliriz:Sabah: Yargıçlardan yargıya baskı.Taraf: Yargıtay’dan darbe denemesi.Vakit: Sanki CHP bildirisi.Star: Aynen iade. (Hükümetin karşı bildirisine atfen…)Zaman: Türkiye yargı sınavından geçiyor.Radikal:Yargı değil anamuhalefet.Yeni Şafak: Yargıtay’dan Anayasa Mahkemesi’ne muhtıra. Bu gazetelerin ortaklaşa üzerinde en fazla durdukları nokta, Yargıtay Başsavcısı’nın hazırladığı iddianamenin “kurumsal” görüşü aksettirdiği şeklindeki gerçekten de tuhaf argümandı. Böylece Yargıtay, kapatma davasının “kapatma” şeklinde tecelli etmesi yönünde oy kullanmış oluyordu. Bildiriyi, gene tavırlı fakat Yargıtay’a hak veren bir üslupla haberleştiren gazeteleri ve başlıklarını da şöyle sıralayabiliriz: Vatan: “Dilediğin her şeyi yapamazsın” uyarısı.Yeniçağ: Son uyarı.Hürriyet: İçe dışa uyarı.Cumhuriyet: AKP davasını etkilemek için yapılan saldırılar ülkeyi gerdi. Yargı-yürütme çatışması. Şu gazeteleri de “tavrı ön plana çıkmayan” gazeteler olarak sıralayabiliriz: Akşam: Gemileri yaktılar.Milliyet: Bildiri gerilimi.Birgün: Yargıdan AKP’ye muhtıra gibi bildiri.Referans: Kuvvetler çatışması.Evrensel: Ankara kaynıyor. Köprülerin altından hangi sular aktı da? Gazeteler böyle… Fakat benim aklımda başka bir soru var: 2003-2004’teki “Sarıkız” darbesi döneminde “Yargı”dan kesilen umutlar, arada ne oldu da tazelendi ve bugünlere geldik? Darbe Günlükleri’ni Noktadergisinde yayımladığımızda ilgimi en fazla çeken tespitlerden biri de, yargıya duyulan güvensizlikti. Belki Tayyip Erdoğan’ın tahliye edilmesinden sonra yargılandığı davalardan beraat edip yeniden siyasete dönmesinin de payı vardı bunda ama, bu duygu, “yüksek yargı”ya güvensizliği açıklayamazdı; çünkü Erdoğan’la ilgili kararlar oralarda değil daha alt kademelerdeki mahkemelerde alınmıştı. Zaten Günlükler’de yargıya karşı dile getirilen yaklaşımlar asıl “ideolojik” bir ton taşıyordu. Bunlardan birini aktarayım… 3 Aralık 2003’te yapılan ve kuvvet komutanlarının yanı sıra bazı orgeneral ve oramirallerin de […]

Can almak kolay, ifade almak zor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün (28 Nisan) yapılan 5. duruşmasında yine pek fazla bir ilerleme sağlanamadı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan da Erhan Tuncel’le ilgili daha geniş bilgi istenmişti; ama bu talebe hiçbir cevap gelmedi. Dink ailesinin avukatları, davanın Trabzon’daki davalarla birleştirilmesi talep etmişti. Davaların birleştirilip birleştirilmeyeceği söz konusu mercilerden gelecek cevaplara bağlı. Çetin’e göre bu bilgiler başka bir şeye daha yarayacaktı: “Trabzon Emniyeti ve savcılığından sağlanacak dinleme ve izleme kayıtları ve delil niteliğindeki diğer belgeler devlet içinde sorumluluğu olan kişilerin tespitini sağlayacaktı.” Emniyette imha edilen kayıtlar Mahkeme heyeti ise daha önceki celselerde Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Erhan Tuncel’in cinayetten önce yaptığı telefon görüşmeleriyle ilgili belgelerin imha edildiğine dair imha tutanağını ve İstanbul Emniyeti’nden “Yasin Hayal’in cezaevinden çıktıktan sonra takip edilip edilmediği”ne ilişkin soruya cevap istemişti. Heyet, beklenen belgelerin geldiğini tutanaklara geçirtti. Böylece, Tuncel’in sözkonusu konuşma kayıtlarının imha edildiği ve Hayal’in takip edilmediği de kesinleşip kayıtlara geçti. 7 Temmuz’a ertelenen davada mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Müdahil avukatlar, duruşmanın görüntü ve ses kayıtlarının bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etti, ama mahkeme reddetti. Buna mukabil, İstanbul ve Trabzon’da bulunan, cinayete açıklık getirebilecek 10’un üzerinde tanığın dinlenmesi talebini kabul etti. Avukatlar, 2004’te McDonalds bombalamasından sonra tutuklanan Hayal’i cezaevinde kimlerin ziyaret ettiğinin tespitini ve bu amaçla cezaevine ait bilgisayara erişim için bilgisayar şifresinin ilgili kurumdan sorulmasını istedi. Mahkeme bunu da kabul etti. Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın duruşması öncesinde, yargılamanın yapıldığı Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi çevresinde geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Adliyeye girişlerde kimlik kontrolü ile üst ve çanta araması yapıldı. Dava artık basına açıkİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Tekirdağ, Kocaeli ve Edirne F tipi cezaevlerinde tutuklu olan sanıklar getirilirken, cinayetin tetikçisi O.S.’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirilen duruşmada, önceki celselerde olduğu gibi sesli ve görüntülü kayıt yapıldı. 7 […]

“Susurluk şimdi başlıyor”

Ahmet Şık Danıştay İdari İşler Kurulu, Mehmet Ağar’ın Susurluk Soruşturması kapsamında Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemle ilgili “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”tan yargılanması yönündeki karara itirazını reddettti. Böylece, yıllardır dokunulmazlık zırhı nedeniyle yargı önüne getirilemeyen Ağar’ın, Susurluk Çetesi davasından yargılanmasının önünde engel kalmamış oldu. Danıştay Birinci Dairesi, geçen Şubat ayında, Susurluk Çetesi davasının görüldüğü sırada milletvekili olan Mehmet Ağar’ın, 22 Temmuz 2008 seçimlerinde TBMM dışında kalması nedeniyle milletvekili dokunulmazlığını yitirmesinden sonra Susurluk davası kapsamında yargılanmasına karar vermişti. Danıştay Birinci Dairesi, Ağar’ın Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçundan yargılanması gerektiği yönünde karar almıştı. Bu karara itiraz eden Ağar’ın talebini görüşen Danıştay İdari İşler Kurulu, itirazı reddederek Danıştay 1. Dairesi’nin yargılama kararını onadı.“Susurluk şimdi başlıyor” Yargılama kararının kesinleşmesiyle, Ağar’ın suça konu eylemlerin gerçekleştiği dönemde Emniyet Genel Müdürlüğü ve bakanlık yapması nedeniyle dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilecek. Susurluk Çetesi davasında adı sıkça anılan, çete faaliyetleriyle ilgili birçok maddi delil bulunan Ağar’ı yargı önüne çıkartmak için en fazla uğraşan isimlerden biri olan avukat Ergin Cinmen, “Ağar’ın yargılanmasının önünü açılmasıyla ‘Susurluk Davası esas şimdi başlıyor’ demek mümkün. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Susurluk’la ilgili verdiği kararda bu yapılanmanın başında gösterilenlerden biri Mehmet Ağar’dı ancak yargılanamadı. Şimdi yeni yargılamayı, adaletin gerçekleşmesini bekleyeceğiz” dedi. “Susurluk’un mimarı” Daha önceden olması gereken olağan bir sürecin başladığını belirten Cinmen, “Ancak Türkiye’deki dokunulmazlık ucubesi nedeniyle bu iş yıllarca sürüncemede bırakıldı. Yargının Susurluk karşısında yetersiz olduğu, siyasi iradenin olmadığı söylendi. Mehmet Ağar’ın Susurluk’un bir numaralı aktörü, mimarı olduğu dava iddianamesinde bile anıldı bu konuda yaygın bir kamuoyu kanaati oluştuğu gibi bugüne kadar ortaya çıkan hukuki belgelerle maddi kanıtların da olduğu ortaya çıkmıştı. Mehmet Ağar katliam zanlılarına, kanun kaçaklarına ne olduğu belli olmayan kimlikleri kendi imzasıyla vermiş birisidir. Şimdi hukuka uygun bir yargılama bekliyoruz. Bu arada Ergenekon soruşturması da yürütülüyor ikisi bir arada sağlıklı götürülürse Türkiye’de bugüne dek görmediğimiz […]

İtalya’da Gladio’yu çökerten savcı bu cumartesi Bilgi’de

Ferda Balancar Genç Siviller tarafından düzenlenen “Hukuk, Devlet, Derin Devlet” başlıklı sempozyum 26 Nisan Cumartesi günü İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde düzenlenecek. Sempozyuma İtalyan “derin devlet”i Gladio’yu çökerten savcı Felice Casson da katılıyor. Casson, sempozyumda “Nasıl Yaptık, Nasıl Yapılır?” başlıklı bir konuşma yapacak. Felice Casson, Türkiye’de ve dünyada “Gladio operasyonu” olarak bilinen soruşturma kapsamında İtalya’da soğuk savaş döneminde kurulan kontrgerilla hareketi Gladio yapılanmasını ortaya çıkaran savcı olarak tanınıyor. Gladio, olası bir Sovyet işgaline ya da komünistlerin iktidara gelmesine karşı ordudan bağımsız fakat paralel olarak mafyayla bağlantılı sivil ve askeri kişiler tarafından oluşturulmuş bir derin devlet yapılanması olarak biliniyor. 21 yıl süren takip Casson tarafından 1993’te açılan Gladio Davası’nın kökleri çok daha eskilere dayanıyor. 1972’de Trieste şehri yakınlarında kimliği belirsiz bir ihbar üzerine şüpheli bir aracı kontrol etmek üzere üç polis görevlendirildi. Araca yaklaşan polislerden birinin aracın kaputunu açması sonucu bubi tuzağı ile hazırlandığı tespit edilen bomba patladı ve üç polis yaşamının yitirdi. Olaydan iki gün sonra yine kimliği belirsiz bir telefonla olayın Kızıl Tugaylar örgütü tarafından gerçekleştirildiği ihbar edildi ve bu ihbar üstüne örgütün 200 üyesi gözaltına alındı. 1984’te Casson, faşist bir silahlı örgüt olan Yeni Dünya’nın üyelerinden Vincenzo Vinciguerra’ya ulaştı. Vinciguerra Trieste’de yaşanan olay da dâhil olmak üzere 1960 – 80 arasındaki pek çok bombalı saldırı ile bağlantısını itiraf etti ve ömür boyu hapse mahkûm oldu. Vinciguerra ifadesinde İtalyan polis teşkilatı, İçişleri Bakanlığı ve tüm sivil askeri gizli servislerin olaylardan haberdar olduğunu ancak siyasi nedenlerden ötürü olayların üstünü örttüklerini belirtti. Dönemin İtalya Başbakanı Andreotti önceleri Gladio’nun 1972’de yaşanan Trieste olayının ardından tasfiye edildiğini savundu ve Gladio’nun varlığını şiddetle reddetti. Gladio’yla gurur duyan cumhurbaşkanı1988’de Kuzey İtalya’da yere gömülü olarak 127 adet silah ve patlayıcı depoları ortaya çıkarıldı. Bu depoların İtalya Haber Alma Örgütü SİSMİ’nin denetiminde olduğu anlaşıldı. Bunun üzerine Casson, 1972’deki bombalı saldırıyı 1989’da tekrar gündeme getirdi ve konuyla ilgili araştırmalarını derinleştirdi. […]

Darbe Günlükleri Davası: Bundan sonra hangi ihtimaller var?

Alper Görmüş Haberin öznesi bizzat haberi yazan kişiyse eğer, o haber nasıl yazılmalı? Birinci sayfanın başlığında, alt başlığında ve spotunda (gördünüz) kendimi dışarıda tutarak yazmayı becerebildim. Fakat bunun sonuna kadar böyle devam etmesinin pek suni kaçacağını hissediyorum. O nedenle izninizle bundan sonrasında “ben” diye gideceğim… Biliyorsunuz, Darbe Günlükleri’yle ilgili olarak emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in şikâyetiyle hakkımda açılan “hakaret ve iftira” içerikli kamu davası, 11 Nisan’daki üçüncü duruşmada beraatla sonuçlandı. Duruşmadan sonra yaptığım açıklamada, “buruk bir sevinç” içinde olduğumu söyledim. Sevinçliydim, çünkü böylece kamuoyu kanaati bakımından oluşmasını istediğim atmosfer, beraat kararıyla birlikte oluşmuştu. “Demek gerçekten de 2004’te iki darbe atlatmışız, Günlükler gerçekmiş” kanaati kamuoyunda yerleşmişti böylece. Bunun en iyi göstergesi de, bir yıl boyunca günlüklerle ilgili bolca tezvirat yayan basındaki kimi köşe yazarlarının tam siper vaziyet almaları ve konuyla ilgilerini kesmeleriydi. Öte yandan buruktum, çünkü hâkimin açıkladığı beraatın sözlü gerekçesi (yazılı gerekçe henüz yazılmadı) beni hiç tatmin etmemişti. Hâkim, “Ben bu davaya hakaret ve iftira suçlaması açısından baktım ve kararımı bu yönden verdim. Darbe girişimlerinin olup olmadığı bu davanın konusu değildir.” Oysa ben ve avukatlarım başından beri bu davanın basit bir “hakaret ve iftira” davası olarak görülemeyeceğini, kamusal niteliğinin olduğu ve bu nedenle davanın mutlaka genişletilmesi gerektiğini savunduk. Bu yönde, Günlükler’in sahihliğine yorumlanacak demeçler veren eski Dışişleri Bakanı yeni Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile zamanın Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün tanıklığına başvurulmasını istedik. Keza, verdikleri haberler ve yazdıkları yorumlar Günlükler’in gerçek olduğu yönünde delil sayılabilecek kimi gazetecilerin de tanık olarak dinlenmesini talep ettik. Mahkeme, bunların tümünü reddetti. Son duruşmada ise basında haberlere konu olan, Emniyet’in Günlükler’in CD’leriyle ilgili olarak yaptığı anlaşılan teknik inceleme raporunun ilgili savcılıktan istenmesi yönündeki talebimiz de reddedildi. Yani, “iftira” suçlamasını açığa düşürecek en somut delil dahi dosyaya giremedi. Oysa davanın cumhuriyet savcısı, bu talebin kabulü yönünde mütalaa vermişti. Savcı ayrıca “görünür gerçek”in “gerçek”le uyuştuğunu da söylemişti. Savcı […]

Basın adalet haberlerinde bile adil değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMeltem Ürütmurut@medyakronik.com Türkiye’de basının ciddi sorunları olduğu, güven krizi yaşadığı, bağımsız ve tarafsız olmadığı çok da bilinmeyen şeyler değil. Fakat son bir araştırma, yargıyla ilgili konularda da Türkiye basınının karnesinin bir hayli zayıf olduğunu ortaya koydu. Vatandaşın adaletle ilgili konulardaki başat bilgilenme kaynağı olan basının bu halde olması ayrıca kaygı verici. İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin “Adalet Gözet” projesi kapsamında yürütülen “Medya Arşivi” çalışması, Türkiye’de tartışma yaratmış dokuz davanın farklı siyasal yelpazedeki gazetelerde ele alınışlarındaki farklılıkları inceledi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim Sistemleri Bölüm Başkanı Doçent Doktor Aslı Tunç’un yaptığı bu araştırma, haberlerin bilgilendirmektenziyade yorumlarla okuru yönlendirmeyi gözettiğini, böylece profesyonel mesafelilik ve güvenilirlik gibi konularda sorunlu bir tavır sergilediğini ortaya koydu. Tunç, Danıştay saldırısı, Elif Şafak davası, Hrant Dink’in TCK 301 davası, Hrant Dink cinayeti, Gamze Özçelik, İlhami Erdil, Orhan Pamuk, Yücel Aşkın davaları ve Ferhat Sarıkaya soruşturmasıyla ilgili haberleri ele aldı. 2004’ten Nisan 2008’e dek geçen sürede Sabah, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde bu olaylarla ilgili yayımlanan haber ve fotoğrafları inceledi. Toplam bin 215 haber ve 604 fotoğrafı değerlendirdi. Cinayeti meşru gösteren ifadeler Güvenilirlik ölçütlerinden biri olan haber kaynağının belirtilmesi kuralı haberlerin yüzde 32.4’ünde yerine getirilmemiş. Kaynağı belirli olmayan haberleri en fazla kullanan gazete Yüzde 47’lik oranla Radikal; onu Sabah ve Zaman izliyor. Araştırma, “incelenen haberlerin yüzde 10’unda vakaya konu olan cinayet, saldırı gibi eylemin kendisini ya da 301. maddeden dava açılması, soruşturma başlatılması gibi adli sürecin ya da işlemin kendisini haklı gösteren ifadelerin kullanıldığını tespit ediyor”. Haberde yanlı ifadelerin kullanımı genel olarak azınlıkta olsa da, Hrant Dink’in 301. maddeden yargılandığı davayla ilgili haberlerin yüzde 24’ünde, Dink’in öldürülmesiyle ilgili 230 haberden 16’sında eylemi haklı gösterebilen ifadeler kullanılmış. Haberin nesnelliğine zarar veren bu tür yanlı ve meşrulaştırıcı ifadelere en çok yüzde 15’lik oranla Cumhuriyet’te, ardından % 11’lik oranla Hürriyet’te yer […]

Mahkemeler hizmet vermeye uygun değil

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.comMine Savaşmsavas@medyakronik.com Türkiye’de vatandaşın gözünden hukukun nasıl göründüğünü anlamak amacıyla yapılan Adalet Gözet projesi kapsamında vatandaşın mahkemelere başvurduğu zaman nelerle karşılaşıp mahkeme deneyiminin nasıl bir ortamda yaşandığını belirlemeye yönelik Adliye Gözlemleri de yer aldı. “Adliye gözlemlerinin amacı, vatandaşı aldığı hizmeti değerlendirmede aktif hale getirmek ve bu sayede de kişilerle mahkemeler arasındaki uzaklığın giderilmesinde aracı olmak.” İstanbul mahkemeleriyle sınırlı araştırma, Temmuz 2006 ile Haziran 2007 döneminde Sultanbeyli, Adalar, Eyüp, Kadıköy, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Üsküdar, Bakırköy, Şişli ve Bağcılar adliyelerinde gerçekleştirildi. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. ve 4. sınıf öğrencileri ile stajyer avukatlar tarafından 113 mahkemeye gidilerek yapılan toplam 135 gözlem bir rapor haline getirildi. Rapora göre adliyelerdeki fiziksel engeller ve zaman kullanımına ilişkin sıkıntılar vatandaşın kendisini yabancı hissetmesine, adliyeyi kendisine hizmet eden bir yer olarak görmemesine, bu anlamda da hukukun kendisi için var olduğundan şüphe etmesine yol açabilecek olumsuzluklar. Bu nedenle adliyelerin temizliği, binaların bakımlılığı, kalabalığı, bekleme salonu olup olmadığı gibi görünüşte sıradan şeylerin algılar üzerinde etkili olabileceği belirtiliyor. Fakat araştırma, vatandaşın mahkemelerle ilgili bilgi alıp alamadığı, işlemler hakkında bilgi edinip edinemediği ve kendisine hizmet etmesi gereken sisteme ne derece erişebildiği gibi konuları da inceliyor. “A4 kâğıdı getirmeyene suret verilmez” Gözlenen adliye binaları amaca uygun tasarlanmamış. Dış cepheleri ve içleri temiz ve bakımlı değil. Dahası, iç mekânlar amaç dışı da kullanılabiliyor. Mahkemelerin beşte biri duruşmalarını mahkeme salonu dışında bir yerde yapıyor. Vatandaşlar için bekleme salonu yok ve aralarında husumet bulunanlar da dâhil, tarafların hepsi duruşma salonuna aynı kapıdan giriyor ki, bu sakıncalı. Adliye girişlerinde metal detektör bulunmakla beraber, X-ray güvenlik cihazı yok, olan binalarda da kullanılmıyor. Üst araması da bazan yapılıyor. Vatandaşlar üst aramasına tabiyken, bazı adliyelerde hâkim, savcı ve avukatlar aramadan muaf. Hiçbir adliyede vatandaşın danışabileceği bir bilgi bankosu yok. Adliyelerin hiçbirinde engelliler için alınmış özel tedbirlere de rastlanmıyor. Asansör ya da tuvaletler her zaman vatandaşların kullanımına açık değil. “Bu […]