Etiket Yusuf Yavuz

Bir dağın yok oluşu

Türkiye’nin en önemli meyvecilik ve dağcılık merkezlerinden biri olan Isparta Eğirdir‘de madenci katliamı görenleri hayrete düşürüyor. Erenler olarak da bilinen Hudulca dağında verilen mermer ocağı ruhsatıyla dağı dümdüz eden özel şirketin falliyetleri bölge halkının tepkisini çekiyor. Elma başta olmak üzere meyve üretiminin yoğun olduğu Ağılköy, Akdoğan, Tepeli ve Çayköy köylerini doğrudan etkileyen mermercilik faaliyetinin durdurulmasını isteyen bölge köylüleri geleceklerinden endişeli. Mermer ocaklarından en çok etkilenen köylerden biri olan Akdoğan köyü Muhtarı Talip Yıldırım, mermer ocakları yüzünden bölge tarımı ve hayvancılığının bitme noktasına geldiğini dile getiriyor. Köylerinde açılan mermer ocağı hakında köylüye bilgi verilmediğini belirten Yıldırım, “Hudulca Dağı’nın neredeyse tamamı mermer ocaklarına tahsis edildi. Bu alanda ektiğimiz tarlaları artık ekemiyoruz. Meyve bahçelerimiz büyük zarar görüyor. Hayvancılık bitti. Mermer çıkartmak için çok sayıda ardıç ağacı yokedildi. Yollar tarla gibi kaldı” diye konuşuyor. Mermer ocağının yaban hayatına da zarar verdiğini anlatan Yıldırım, geçtiğimiz günlerde ORKÖY yetkililerinin yöre köylerini kalkındırmak adına bir toplantı yaptıklarını anımsatarak, “kalkınma böyle mi olacak” sorusunu yöneltti. Su kaynakları tehdit altında Mermer ocaklarının bölgeye verdiği zarar hakkında sorularımızı yanıtlayan Ağılköy’den Turan Sarıkaya ise bölgedeki dört köyün su kaynaklarının Hudulca dağından beslendiğine dikkat çekerek, “Köylerin yanısıra Pınar Pazarı ve Konne Bucağı mahallesinin su kaynakları da mermer ocaklarının tehdidi altında. Biz yöre köylüleri olarak yaşamımızı etkileyen bu ocakların kapatılmasını istiyoruz. Bunun için her türlü mücadeleye hazırız” diyor. Mermer ocaklarının geri dönülmez şekilde tahrip ettiği Erenler dağının yöre halkı için önemli bir inanç merkezi olduğunu belirten Sarıkaya, burada bulunan anıtsal nitelikteki ardıç ağaçlarının da yok edildiğini sözlerine ekliyor. Bölgedeki mermercilik faaliyetlerinin daha dikkatli yapılması gerektiğini belirten Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. İsmail Gökdayı, sözkonusu mermer ocaklarının çevreye olan etkileri üzerine bir çalışma yapılmadığını ancak ciddi anlamda görüntü kirliliğinin ortaya çıktığını söyledi. Mermercilik faaliyetinin büyük bir ranta dönüştüğünü vurgulayan Gökdayı, “Bir kamyon mermer 10 bin dolara […]

Çevre Bakanı’ndan ‘seri katil’ davası

takip etmişti.Mahkemede milyonlarca canlı Doğa Derneği’nden yapılan açıklamada, Eroğlu’nun Türkiye’nin doğasını koruma görevini yerine getirmek yerine, doğayı yok eden icraatların sözcüsü haline geldiği vurgulanarak “Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Türkiye doğası için mücadele eden Doğa Derneği’ne dava açtı” görüşüne yer verildi. Bakan Eroğlu’nun ‘doğanın seri katili’ ifadesini reddederek Doğa Derneği Başkanı Güven Eken aleyhine 15 bin liralık tazminat davası açtığının vurgulandığı açıklamada, “16 Temmuz’da yapılacak ilk duruşmaya Doğa Derneği’nin Türkiye’de son dört yılda yok edilen milyonlarca canlıyı temsilen çıkacağı” belirtildi. Dava nedeni açıklamaDoğa Derneği Başkanı Güven Eken, Türkiye’nin dört bir yanından gelen doğa kıyımı haberlerinin yoğunlaştığı dönemde Çevre ve Orman Bakanı’na ‘çevre özel ödülü’ veren Akdeniz Üniversitesi’nin bu uygulaması üzerine şu açıklamayı yapmıştı: “Bakan Eroğlu Türkiye doğasının tarih boyunca karşılaştığı en büyük yıkımı gerçekleştiren insandır. Bütün derelerimizi inşaat makinelerine açmış, çok sayıda gölün kurumasına neden olmuş, korunan alanları madencilere açmış, Anadolu kırsalını insansızlaştırmış ve ormanların yağmalanmasına sessiz kalmıştır. Eroğlu doğanın seri katilidir. Bir katile ödül vermek ancak yine katliamcıların işi olabilir. Akdeniz Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi zaten daha önceki yıllarda doğayı katleden başka insanlara ödül vererek gerçek niyetini ortaya koymuştur. Bu ödülle merkez, adının içinde geçen hiçbir kelimeyle uyumlu hareket etmeyen bir yapı olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu enstitüyü yönetenlerin Antalya çevresinde Bakan Eroğlu imzasıyla gerçekleştirilen dere katliamlarını yerinde görmelerini tavsiye ederim. O zaman yaptıkları hareketin ne kadar yüz kızartıcı olduğunu belki onlar da anlar.” Kamu vicdanını rahatsiz eden imza Bakan Eroğlu’nun dört yıllık icraatı süresince yüzlerce derenin yok edilmesine ön ayak olduğu, 20 binden çok yarasanın yuvası olan Havran mağarasını sular altında bıraktığı ve Dicle gibi içinde milyonlarca hayvan ve bitki yaşayan büyük nehirler üzerinde baraj kurulması için sözcülük yaptığının iddia edildiği açıklamada, “Eroğlu imzası, 2B, ormanların madenciliğe açılması, av günü sayısını artıran Merkez Av Komisyonu Kararları, Allianoi ve Hasankeyf’in yok edilmesi […]

Karakulak hâlâ aramızda!

Soyu tükenmekte olan memeliler listesinde yer alan, kedigiller familyasının üyesi karakulak(Caracal caracal)Biyolog Batur Avgan tarafından bir kez daha görüntülendi. Karakulak Türkiye’de ilk kez 2002 yılında yine Avgan tarafından görüntülenmişti. İsviçre Bern Üniversitesi Ekoloji Bölümü’nde “Karakulakların Habitat Seçimi, Beslenme Ekolojileri ve İnsanla Olası Çatışmaları’ üzerine yüksek lisans tezi üzerine çalışan biyolog, bu türü 8 yıl sonra Antalya Düzlerçamı’nda görüntülemeyi başardı. Biyolog Avgan, yaklaşık 17 yıldır Türkiye’de bu türün izini sürüyor. Karakulakların varlığını fotokapan (fotoğraf makinesi tuzağı) yöntemiyle belgeleyen Avgan’ın yeni hedefi, Kaş’taki Kıbrıs Deresi kanyonunda karakulak ve vaşak araştırması yapmak. Avgan iki canlının bir arada belgelenmesi durumunda Kıbrıs Deresi’nin bu konuda dünyada en önemli nokta olacağını düşünüyor. Çobanlardan avcılara, bölgeye hakim birçok kişiyle görüşerek arazi hakkında veri toplayan Avgan, yaz aylarında bölgeye gelerek çalışma yapmak istediğini söyledi. İşinin zor olduğunu belirten deneyimli biyolog “Ancak bölgede karakulak vevaşak postunun bulunması da önemli bir kanıt sayılır” diyor. Sekiz yıl önce Atlasdergisi muhabiri Ali Murat Atay’la birlikte Antalya Güllük Dağı Milli Parkı’nda kurdukları fotokapanla ilk kez karakulak görüntülemeyi başaran Avgan, bu yıl 13 Şubat ve 14 Mart tarihlerinde bu canlıyı tekrar görüntüledi.2005’te Elmalı Çığlıkara’daki dokuz göller bölgesinde vaşak görüntülendiğini, Akseki’den de bu yönde haberler geldiğini ancak elde edilen görüntüleri henüz görmediğini söyleyen Avgan, vaşakla karakulakın birbirine karıştırıldığını belirtiyor. Anadolu’da on binlerce yıldır varolan Karakulak, insan baskısı nedeniyle günümüzde yalnızca Ege ve Akdeniz bölgelerinde blunuyor. Aynı yaşam alanını paylaşan karakulak ve vaşaklar çoğu kez birbiriyle karıştırılıyor. Keklik, çobanaldatan ve üveyik gibi yer kuşlarının yanı sıra tavşan ve tarla faresi gibi kemirgenlerle beslenen iki tür, aynı alanda aynı canlılarla beslendikleri için birbiriyle mücadele ediyor. Avgan’ın çalışması, Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve Düzlerçamı Yaban Hayatı Geliştirme ekiplerinin desteğiyle gerçekleşiyor. Karakulak görüntülemek için ormanda kurduğu fotokapanların zaman zaman çalındığını belirten Avgan, “Tavşan ve dağ keçisi gibi canlıların kaçak avlanması karakulak habitatını zayıflatıyor. Özellikle Afrika’da yırtıcı memelilerin […]

‘Dereler ve kurbağalar çekilirse, insanlık sona kayar’

Kamuya ait kaynakların özelleştirilmelerinin yarattığı olumsuz sonuçlar üzerine yazdığı kitaplarla bilinen Tapu ve Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı, Yazar Orhan Özkaya, su kaynaklarının kullanım hakkının özel şirketlere devredilmek istenmesinin göl ve akarsuların yok edilmesi anlamına geldiğini söyledi. Türkiye’nin de imzaladığı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ni hatırlatan Özkaya, “Günümüzde birçok yaban yaşam zenginliğini kaybeden Türkiye, kalanları da yok etme riskini hidroelektrik santrallerle (HES) üstlenmiş olacaktır” ifadelerine yer verdi. Özkaya aşağıdaki açıklamayı kaleme aldı: İnsanoğlunun acımasız ve ölçüsüz bilim dışı tutumu, doğa tanımaz yaklaşım cahilliği sonucu dün yanın ekolojik dengesi alt üst olmuş durumda. Sanayideki gelişmeler hiç çevreyi gözetmeden sürdürülürse, atıklar derelere boşaltılırsa insanoğlunun kılcal damarları sayılan dereler kurur ve içinde barındırdığı tüm doğal organizmaların arasında en önemli canlı olan kurbağalar da yaşamdan koparak dünyanın dengesinin bozulmasına neden olur. Toprağın en büyük beslenme kaynağı olan dereler, sanki onun saçları gibi capcanlı, bütün hücrelerine yayılarak yaşam verir. Teknolojik gelişmeler nedeniyle toprakta kullanılan kimyasal ürünler insanlığın geleceğini tehdit ettiği gibi, tarımın sözde yüksek verim uygulamasına yöneltilmesi, sanayi atıklarının derelere boşaltılması ve kurutulan dere yataklarının yapılaşmaya hoyratça açılması hızla bitirilmekte olan doğal yaşamın canlı organizmasız kalmasına ve bizi, büyük kuraklığı yaşamanın tanığı yapmaktadır. Tarihin en büyük kuraklığını yaşayan Avustralya, bütün topraklarından kimyasal tarım uygulamalarıyla dereleri çekilmiş Avrupa, ABD tarımının yüzde ellisinden fazlasını üreten California Eyaleti ve ABD, hiçbir kontrol olanağı bulunmadan her türlü kimyasalı toprağa boca ederek küreyi yok ediyor. Toprağın kılcal damarlarını oluşturan dereler ise, bu kirlenmeden nasibini alıyor. Derelerin en büyük yaşam kaynağının oluşmasına neden olan kur bağalar da yaşamdan çekilmekte ve doğal dengeleri de bozulmakta. Erkek kurbağaların dişi haline dönüşmelerine yol açmakta. Bu da uygulanan kimyasalların ne kadar genetik tehlikeler içerdiğinin ve insanlığı tehdit eder boyuta geldiğinin göstergesi. İşte ülkemizde son uygulamalarla gözden çıkarılma ya başlanan dereler üzerine HES’lerin kurulması ve derelerin 22, 49 yıllığına kiraya verilmesi insanın kanını dondurmaya yetiyor. Ancak bu durum […]

Hidroelektrik iştahı

Elektrik Üretim Anonim Şirketi’ne (EÜAŞ) ait satışa çıkarılan 52 hidroelektrik santrale toplam 615 teklif geldi. 88 teklif alan Kayaköy en çok talep gören santral olurken, 61 başvuru Kayadibi’ne, 75 başvuru da Bünyan ve Çamardı’na geldi. Kovada I. ve Kovada II. 15 başvuru alırken, Finike Turunçova 12 teklif aldı. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), EÜAŞ’ye ait büyüklükleri 1 Megawatt’tan (MW) 60 MW’a kadar olan 52 hidroelektrik santralini (HES) “işletme hakkı verilmesi” yöntemiyle özelleştiriyor. İhaleye teklif verme süresi 19 Şubat’ta sona erdi. ÖİB’den yapılan açıklamada, 19 gruba ayrılan 52 adet EÜAŞ hidroelektrik santrali özelleştirme ihalelerine katılmak üzere toplam 615 teklif geldiği belirtildi. Rekor başvuru teklifinin yapıldığı özeleştirme ihalesinin bundan sonraki adımı, başvuru sahipleriyle yapılacak görüşmelerin ardından yapılacak olan açık arttırmayla sonuçlanacak. Hangi santrale ne kadar talep geldi 19 grupta satışa çıkan hidroelektrik santraller, bulundukları iller ve ihale öncesinde aldıkları talep sayısı şöyle: Kayaköy (Kütahya)…………………………………………………………………………88Bünyan, Pınarbaşı, Sızır ((Kayseri), Çamardı (Niğde)…………………..75Kayadibi (Bartın)……………………………………………………………………………61Bayburt, Çemişgezek (Tunceli), Girlevik (Erzincan)……………………..54Bozkır, Göksu (Konya), Ermenek (Karaman)………………………………..54Arpaçay-Telek (Kars), Kiti (Iğdır)……………………………………………………40Esendal (Artvin), Işıklar/Visera (Trabzon)…………………………………….30Anamur, Bozyazı, Mut-Derinçay, Silifke, Zeynel (İçel)…………………… 29Dere, İvriz (Kopya)………………………………………………………………………….27Çağ Çağ (Mardin), Otluca (Hakkari), Uludere (Şırnak)………………. 26Engil, Erciş, Hoşap-Zeyne, Koçköprü (Van)………………………………….25İznik Dereköy, İnegöl Cerrah, M.Kemalpaşa Suuçtu (Bursa)………..22Besni (Adıyaman) , Derme, Erkenek, Kernek (Malatya)……………….22Değirmendere, Karaçay (Osmaniye), Kuzuculu (Hatay)……………….20Koyulhisar (Sivas), Ladik-Büyükkızoğlu (Samsun)……………………… 15Kovada I, Kovada II (Isparta)…………………………………………………………15Turunçova-Finike (Antalya)……………………………………………………………12Haraklı-Hendek, Pazarköy-Akyazı (Sakarya), Bozüyük (Bilecik)… ….9Adilcevaz, Ahlat (Bitlis), Malazgirt, Varto-Sönmez (Muş)………………….9

İstanbul’un toprağına yargı koruması

İstanbul Çevre Düzeni Planı’yla yapılaşmaya açılmak istenen yaklaşık 8.240 hektarlık tarım arazisinin yok edilmesine, İstanbul 6. İdare Mahkemesi “dur” dedi. İstanbul Toprak Koruma Kurulu, geçtiğimiz yıl kuruldaki ZMO (Ziraat Mühendisleri Odası) ve TEMA temsilcilerinin karşı oylarına rağmen, İstanbul Büyükçekmece, Küçükçekmece, Çatalca, Tuzla ve Şile ilçelerinde bulunan toplam 8.240 hektar arazinin, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı ile tarım dışı amaçla kullanılmasına izin vermişti. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın 1 Mayıs 2009‘da bu kararı onaylaması üzerine, ZMO tarafından iptal ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açıldı. Davayı gören İstanbul 6. İdare Mahkemesi, söz konusu alan için ilgili bakanlıklar tarafından değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Şile Belediyesi’nin talepleri üzerine İstanbul Valiliği ve Şile Kaymakamlığı tarafından kamu yararı kararı alınması ve alternatif alan araştırması yapılmamasının hukuka aykırı olduğu görüşüne vararak, 25 Ocak 2010 tarihinde yürütmeyi durdurdu. Toprak, orman ve su Tamamı verimli topraklardan oluşan ve bir bölümü de Büyükçekmece ve Ömerli İçme Suyu Havzası içerisinde kalan arazilerin, ormanlar ve meralar ile birlikte İstanbul’un akciğerlerini oluşturduğu belirtiliyor. Yürütmenin durdurulması kararının ardından bir açıklama yapan ZMO Genel Başkanı Dr. Gökhan Günaydın, kontrolsüz artan nüfusun su ihtiyacını karşılamak için ormanların tahrip edilmesi pahasına döşenen devasa borularla 180 kilometre uzaklıktaki Melen Çayı’ndan İstanbul’a su taşınmasına çalışılırken diğer yandan kentin içindeki mevcut su kaynaklarının da rant uğruna tahrip edilmek istenmesinin düşündürücü olduğunu söyledi. İstanbul’un kent yüzölçümünün sadece yüzde 28’ini oluşturan tarım arazilerinin kaybedilmesi halinde, telafisi mümkün olmayan bir noktaya varılacağını öne süren Günaydın, “İstanbul’da tarım arazileri üzerindeki çarpık ve yanlış kentleşmeden kaynaklanan, geçen yılki sel felaketinde, 31 yurttaşımızın hayatını kaybetmesinin acısı halen yüreklerdeyken, bu olaydan ders almayan kurumlar yeni facialara davetiye çıkarmak istemektedir. İstanbul Çevre Düzeni Planı bunun en canlı örneğidir” dedi. Belediye eliyle tahribat İstanbul Tarım İl Müdürlüğü’nün mutlak tarım arazisi raporu verdiği bir alanda ve Büyükçekmece Gölü su havzası içinde inşaatı halen devam etmekte olan KİPTAŞ’a da değinen Günaydın, […]

GDO -1 Mart 2010’a kadar- serbest!

Kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine değiştirilen ve 20 Kasım’da Resmi Gazete’de tekrar yayınlanarak yürürlüğe giren “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” ile ilgili tartışmalar bitmek bilmiyor. Aynı gün “GDO’ya Hayır Platformu”nun düzenlediği basın toplantısında konuşan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Genel Başkanı Dr. Gökhan Günaydın’a göre yeni yönetmeliğin 11. maddesi, 1 Mart 2010 tarihine kadar her türlü GDO’lu ürünün ülkeye girmesinin önünü açıyor. Dr. Gökhan Günaydın, yönetmeliğin bazı maddeleri ya da madde hükümlerinin yürürlükten kaldırıldığını, bazı maddelerin ise hükümlerinin değiştirildiğini vurgulayarak yönetmeliğe bir de geçici madde eklendiğini iddia ediyor: “Halk sağlığına aykırı ve açık lobi faaliyetleri sonrasında yapılmış bu yönetmelik değişikliğinin derhal geri çekilmesi ve kamu yararına bir düzenlemenin yaşama geçirilmesi gerekmektedir.” GDO yönetmeliğinde yapılan değişikliğin asıl amacının “geçici madde” hükmünde gizli olduğunu savunan Günaydın, diğer değişikliklerin, bu ana amacı gizleyici bir nitelik taşıdığını öne sürdü. 26 Ekim 2009 tarihinden önce kontrol belgesi almış GDO’lu ürünlerin ithalatında, bu ürünlerin Avrupa Birliği’nin kabul ettiği kriterlere uygun olması koşuluyla yönetmeliğin; “İzin koşulları” başlıklı 6. maddesi, “Başvuru koşulları” başlıklı 9. maddesi ve “İthalat” başlıklı 11 inci maddesinin, 1 Mart 2010 tarihine kadar uygulanmayacağına dikkat çeken Günaydın, “Bu madde 1 Mart 2010 tarihine kadar, her türlü GDO’lu ürünün, 1998 yılından bu yana olduğu gibi, hiçbir kontrole tabi olmadan, ülkeye serbestçe girmesini yolunu açmaktadır” açıklamasında bulundu. GDO’lu ürün kriteri: Şirket beyanı Bir ön koşul niteliğinde öne sürülen “Avrupa Birliği kriterleri” hükmünün hiçbir geçerliliği olmadığını savunan Günaydın, “Laboratuar analizinin yapılmayacağı bir ortamda, şirket beyanına bağlı olarak GDO’lu ürünleri AB kriterine uygun veya değil olarak ayrılması ve buna göre yurtiçi edilmesinin bir anlamı olmayacağı ortadadır” dedi. Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ve TBMM Tarım Komisyonu Başkanı Vahit Kirişçi’nin basına yaptığı “Yönetmeliğe uyan babayiğit varsa GDO’lu ürünleri getirsin”, “Bu ülkeye GDO’lu ürünler girmeyecek” ve “GDO’lu ürünler zararlı, […]

Bolkar kirazına siyanür suyu

Niğde Ulukışla’da, köylülerin tarımsal sulama amacıyla yaptırdığı göleti siyanür havuzu yapmak isteyen Gümüştaş adlı maden şirketine vermek üzere ihaleye çıkaran Niğde İl Özel İdaresi’nin kararı çevre örgütleri ve meslek odalarını ayağa kaldırdı. İhalenin yapılacağı 16 Eylül günü bölge köylüleriyle eylem yapma kararı alan Bolkar Dağları Platformu’na 30 çevre ve meslek örgütü destek verecek. Çevre örgütleri, bölge için kirazın altından daha değerli olduğu görüşünde. Niğde Ulukışla’da, Gümüştaş adlı maden şirketinin Bolkar Dağları’nın eteklerinde siyanürle altın arama ve işletmeye yönelik girişimleri bölge köylülerini uzun süredir tedirgin ediyordu. Şirket, 2009 başlarında Bolkar Dağları’nın zirvesinde bulunan Maden köyünde işletme kuracağını açıkladı. Ancak kurulacak işletmenin çıkaracağı zehirli ve öldürücü atıkların, bölgenin yeraltı sularına karışacağına yönelik bilimsel raporlar sonucunda işletmeyi bu köye kurmaktan vazgeçti. Sulama için kamulaştırılmıştı…Bu kararın ardından, bu kez de Bolkar Dağları eteklerindeki Porsuk ve Hasangazi köylerine taşınmaya karar veren Gümüştaş şirketi, bölgede bulunan Porsuk Göleti civarındaki 27 dönüm araziyi Niğde İl Özel İdaresi’nden satın almak için girişimlere başladı. Ancak şirketin satın almak istediği bu arazi, daha önce köylerin tarımsal sulama ihtiyacını sağlamaya yönelik göletin bitirilmesi için kamulaştırılmıştı. Gölet için kamulaştırılan bu alan şimdi, siyanür atık havuzu olarak kullanılmak üzere İl Özel İdaresi tarafından ihaleye çıkarılıyor. İlk ihale 12 Ağustos 2009’da yapılmaya çalışılmış ama bölge halkının yoğun tepkisi nedeniyle sonuçlanamamıştı. Niğde İl Encümeni, bu alanın 16 Eylül’de tekrar ihaleye çıkarılması kararı aldı.Ulukışlalılar siyanürle altın arama faaliyetine yönelik ilk örgütlü tepkisini, 3 Nisan’da şirketin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunu almak için yapmak zorunda olduğu “halkın katılımı” toplantısında göstermişti. Altın madeni istemeyen yöre halkı bu toplantıyı boykot etmiş ve toplantı yapılamamıştı. Köylüler, 30 Mayıs 2009 tarihinde Maden köyünde gerçekleştirilen geniş katılımlı bir miting ile açılması planlanan altın madenine tepkilerini yinelemişti. Bu amaçla toplanan on bin imza Niğde Valiliği ve ilgili mercilere iletilmiş ve şirketin altın arama ruhsatlarının iptali için başvuruda bulunulmuştu. Bergama’dan Ulukışla’yaGelişmeler üzerine 30 çevre […]

Son serenler

/ KAŞ Antalya’nın dağlık kesimlerinde Lykia (Likya) lahitlerinden esinlenerek inşa edilen ve geleneksel mimariyi temsil eden arı kovanları yok oluyor. Seren adı verilen bu dev kovanların Elmalı, Korkuteli ve Kumluca ilçelerindeki son örnekleri de yitirilmek üzere. Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Halk Kültürü Araştırmacısı Öznur Tanal’a göre kimi örneklerinin geçmişi 17. yüzyıla kadar inen serenler, yöre insanının karakterini ve özgün mimariyi temsil eden çok önemli bir değer. “Dirim evi” Günümüze ulaşabilen az sayıdaki serenin, Elmalı’ya 11 kilometre mesafedeki Söğle köyleri ve Serkiz yaylasında bulunduğunu dile getiren Öznur Tanal, bu yapıların antik Lykia lahitlerinden (kayadan oyulan kapaklı mezar) esinlenerek inşa edildiğine dikkat çekiyor. Ancak mimarisiyle lahitleri çağrıştıran serenler, kullanım olarak tam tersi bir özellik taşıyor. “Lahitler antik dönemin ‘ölü evleri” sayılırken serenler, doğanın mucizesi sayılan arı hücrelerini harmanlayarak yaşamın hizmetine sunuyor” diyor Tanal. “Bu nedenle serenleri ‘dirim evi’ olarak isimlendirebiliriz.” Ardıç ağacından kalasların (dilme) destek olarak kullanıldığı serenler, taşla örülüyor. Ardıç ve taştan oluşan üç ile dört metrelik bu kaidenin üzerinde, ahşap bir oda bulunuyor. Bu odanın içinde, içi oyularak boru şekli verilmiş ardıç kütükler birer kovan vazifesi görüyor. Bir piramit gibi üst üste dizilen bu kovanlar bu görünümüyle, antik lahitlerin kapağını andırıyor. Toplam yüksekliği altı metreyi bulabilen serenler arıları ve balı, başta ayı olmak üzere vahşi hayvanlardan ve kötü hava koşullarından koruyor. Kovanların bulunduğu üst bölüme, kaidede kullanılan kalasların uçları basamak yapılarak çıkılıyor. İsmi de antik Mimarisi gibi seren isminin de Lykia kökenli olabileceği düşünülüyor. Antik Lykia başkenti Xantos’ta (Ksantos) bulunan Harpyler Anıtı’nın üst kısmında betimlenen mitolojik denizkızları “sirenler”, seren isminin ortaya çıkmasını sağlamış olabilir. Öznur Tanal bu bilgiyi, Arkeolog Ünsal Özçakır’dan aldığını belirtiyor. Sadece Antalya bölgesinde bulunan bu özgün yapıların geleceğe taşınması gereken bir değer olduğunu söyleyen Öznur Tanal son serenlerin, Elmalı’nın Söğle köyleri dışında Korkuteli İmecik Susuzu, Saklıkent Yazır Güzlesi, Kumluca Çakmak Yaylasıyla Göldağı eteklerinde ve Beydağları’ndaki […]

Kaş -limanı- yaparken göz çıkarmak

/Kaş Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Gökseki köyü kıyısındaki taşocağı yöre halkına korku yaşatıyor. Konutları zarar gören ve resmi kurumlara yaptıkları başvurulardan sonuç alamayan Göksekililer, geçtiğimiz hafta düzenledikleri eylemle taşocağında dinamit kullanımının sona ermesini talep ettiler. Türkiye’nin en güzel sahillerinden birini işgal eden ocak, Demiryolları Limanlar ve Hava Meydanları İnşaatı Genel Müdürlüğü’ne (DLH) ait ve Makyol firması tarafından işletiliyor. Taşocağında son günlerde 120 kilo dinamit patlatıldığı iddia ediliyor. Patlamalar, taşocağına 250 metre mesafedeki bazı konutlara ve bu konutlara ait su depolarına zarar veriyor. Konutları zarar gören ve aralarında Gökseki’ye yerleşen AB vatandaşlarının da bulunduğu köylüler, yetkililerle yaptıkları görüşmelerden sonuç alamayınca 29 Mayıs’ta taşocağında eylem yaptı. AB’li yerleşimcilerle Türk köylülerin elele tutuşarak yaptıkları eylem ilginç görüntülere sahne oldu. Eylemin ardından akşam saatlerinde yazılı bir açıklama ileten yüklenici firma Makyol’un Genel Müdür Vekili Özay Turnaoğlu, ocaktaki taş çıkarma işlemine son verildiğini belirtti.“Yetkililer yardımcı olmuyor” Önceki gün sabah saatlerinde Kaş- Kalkan karayolunda bulunan taşocağına gelen yüze yakın köylü, kamyon ve iş makinelerinin ocağa giriş çıkışına engel olmak için elele tutuşarak çalışmanın durdurulmasını istedi. Olay yerinde bulunan Jandarma yetkilileri eylemcilere ocağın yasal olarak çalıştığını belirterek eyleme son vermelerini talep etti. Bunun üzerine eylemciler Kaş Kaymakamı Süleyman Yılmaz’ın olay yerine gelmesini ve kendilerine çalışmanın durdurulması konusunda teminat vermesini istedi. Bu sırada bazı eylemcilerle Jandarma arasında tartışmalar yaşandı. Bazı eylemciler, yetkililerin kendilerine yardımcı olmaktan kaçındığını dile getirerek bu eylemle haklarını aradıklarını belirtti. Çalışmaların durdurulması sözünü almadan ocaktan ayrılmayacaklarını açıklayan eylemciler, Jandarma ekipleriyle birlikte Makyol firmasının proje sorumlusu Osman Almaz’la bir görüşme yaptı. Görüşmede ocaktaki patlamaların sona ereceği sözünü veren firma yetkilisi Almaz, ocağın bulunduğu alanın doldurularak ağaçlandırılacağını belirtti. Bunun üzerine dağılan eylemciler, Gökseki’de yeniden bir araya gelerek patlamaların sürmesi durumunda hukuki yolla mücadele kararı aldı. Yerleşim alanına 250 metre Kaş merkezinde yer alan ve Bucak Denizi olarak anılan koyda inşasına başlanan ancak yıllardır bir türlü bitirilemeyen 400 […]

Müzelerin satış noktaları özelleşti

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 56 müze ve ören yerinin satış noktalarını özelleştirme ihalesini, Bilkent Holding bünyesinde catering ve otelcilik alanında faaliyet gösteren Bilintur kazandı. İhaleyle, Topkapı, Ayasofya, Noel Baba, Anadolu Medeniyetleri, Hacıbektaş, Mevlana ve Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yanı sıra Efes, Olympos, Aspendos, Kayaköy, Sedir Adası, Patara ve Ihlara Vadisi gibi ören yerlerinin de aralarında bulunduğu 56 noktadaki satış alanlarının işletmesi blok halinde 8 yıl süreyle özel sektöre devredilmiş oldu. Akdeniz Üniversitesi Müzoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik, 56 noktanın blok olarak özelleştirilmesinin sıkıntı yaratabileceğini söyledi. “Franchising” uygulamasıYüklenici firma, halıdan lokuma, çiniden replika satışına kadar her alanda tek yetkili olacak. Firma ayrıca dijital ve basılı yayıncılığın yanı sıra internet üzerinden kültür varlıklarının tanıtım ve satışını yapabilecek, franchising sistemiyle yurtdışında da şubeler açabilecek. Bakanlığın hazırladığı şartnameye göre, ihale kapsamına alınan müze ve ören yerlerinde mevcut satış noktalarının yanı sıra yeni satış alanları da kurulabilecek. Çini, tezhip, hat, halı ve kilim gibi geleneksel Türk el sanatlarıyla, kahve ve lokum üretimiyle satışı da yeniden düzenleniyor. Düzenlemeyle müze ve ören yerlerindeki satış kabiliyeti ve temsilinin gelişmiş ülkeler düzeyine ulaştırılması hedefleniyor. Bakanlık, hazırladığı ihale şartnamesinde, müze ve ören yerlerinin, ziyaretçi sayıları ve sahip olduğu tarihi zenginliklere rağmen “yetersiz işletmecilik” nedeniyle önemli bir satış gelirinden yoksun kaldığını vurgulamıştı. “Devlet müze işletemiyor”Prof. Dr. Nevzat Çevik, ihaleyi prensip olarak doğru bulduğunu ancak 56 noktanın blok halde özelleştirilmesinin sıkıntı yaratabileceğini söyledi. Çevik, 56 müze ve ören yerinin toplu ihale edilmesi yerine önceden belirlenen müze ve ören yerlerindeki pilot uygulamalara göre özelleştirme yapılmasının daha doğru olduğunu belirterek şunları söyledi: “ Pilot uygulamalarda edinilen deneyimle eksiklikler giderilebilir ve buna göre hareket edilebilirdi. Devlet bu işi yapamıyor. Müzecilik bir işletmecilik işidir. Memur zihniyetiyle işletmecilik yapılmaz. Müzeler aslında birer eğitim kurumudur. Özel sektörün bu işi daha iyi yapabileceğini sanıyorum. Ancak bu konuda fikir yürütmek için henüz erken. Uygulamanın sonuçlarını görünce bir şeyler […]