Dünya genelinde gıda fiyatları 2022’deki rekor seviyelerinden bu yana düzenli bir düşüş kaydediyor. Başta buğday ve mısır gibi tahıllar olmak üzere, bitkisel yağlar ve süt ürünleri gibi temel kalemlerde dünya genelinde fiyatlar önemli ölçüde geriledi.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verileri ve güncel projeksiyonlara göre hazırlanan 160 ülkelik listede Türkiye, gıda enflasyonunda en yüksek artışın beklendiği ilk 3 ülke arasında yer alıyor!
Küresel gıda enflasyonu gerilerken Türkiye’de yükseliyor: Dünya ortalaması yüzde 3,2 Türkiye yüzde 25,1
2025’te yüzde 4,7 olan dünya geneli gıda enflasyonu ortalamasının 2026’da yüzde 3,2’ye kadar gerilemesi bekleniyor. Dünyada fiyatlar durulurken İran yüzde 55,9 ile birinci, Arjantin yüzde 33,2 ile en yüksek gıda enflasyonunda ikinci sırada yer alıyor. Türkiye ise yüzde 25,1’lik tahminle dünya üçüncüsü konumunda.
İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme Fakültesi tarafından düzenlenen 2026 Türkiye Ekonomisi Panelinde bir araya gelen Prof. Dr. Asaf Savaş Akat, Prof. Dr. Ege Yazgan ve Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu Türkiye’ye ait gıda enflasyonundaki kritik tabloyu masaya yatırdı.

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu
Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Türkiye’de gıda enflasyonundaki yapısal soruna dikkat çekti. Küresel gıda fiyatlarının son bir yıldır düşüş eğiliminde olduğunu hatırlatarak, dünyadaki son 5-6 yıllık artışın yüzde 202 seviyesinde kalmasına rağmen Türkiye’deki sadece son bir yıllık resmi artışın yüzde 36 olduğunu belirtti. Aslanoğlu’na göre bu tablo, mevcut krizin sadece küresel maliyetlerle açıklanamayacağını, temel bir yapısal soruna işaret ettiğini gösteriyor.
Aslanoğlu, krizin temelinde yatan arz-talep makasındaki açılmayı üç ana nedene bağlıyor:
- Tarımsal alanların kentleşme ve yanlış planlama ile 24 milyon hektarın altına gerilemesi,
- Nüfusun 86 milyona ulaşması ve turizm talebiyle birleşen demografik baskı,
- Azot, yem, gübre ve ilaç gibi ithal girdilerin kura bağlı maliyet artışları ile tarımdaki gizli işsizliğin birleşerek verimliliği düşürmesi.

Türkiye’de son 20 yılda beslenmesi gereken kişi sayısı devasa bir artış gösterirken, üretim yapılan toprak miktarı ters orantılı olarak azaldı. 2000’lerin başında 65 milyon nüfus ve 13 milyon turiste ev sahipliği yapan Türkiye’de, bugün 86 milyon vatandaş ve 63 milyonu aşkın turist ağırlanıyor. Sofradaki tabak sayısı yaklaşık iki katına çıkmış durumda.
Artan bu talebe rağmen, gıdanın kaynağı olan tarım arazileri aynı dönemde 27 milyon hektardan 24 milyon hektara geriledi.

Prof. Dr. Asaf Savaş Akat
Geleneksel yöntemler yetersiz kalıyor!
Ekonomist Prof. Dr. Asaf Savaş Akat ise enflasyonla mücadelede geleneksel yaklaşımların sınırına gelindiğini ifade etti. Enflasyonun artık kronik bir hastalığa dönüştüğünü savunan Akat, bazı hastalıkların ilaçla iyileşmeyeceğini ve cerrahi bir müdahale gerektirdiğini belirterek Türkiye’nin bu yapısal operasyonu reddettiği sürece dengesizlikleri çözemeyeceği değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Ege Yazgan
Politika alanı daralıyor
Ekonomi yönetiminin döviz kurunu baskılayarak enflasyonu kontrol altına almaya çalıştığını belirten Prof. Dr. Ege Yazgan , bu politikanın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı konusunda uyardı. Fiyatlama davranışlarının bozulduğunu, firmaların ayda iki kez etiket değiştirmek zorunda kaldığını belirtti. Para politikasının hareket alanının oldukça daraldığını vurgulayan Yazgan, kurda yaşanabilecek sert bir artışın fiyatlara katlanarak yansıyacağını söyledi. Çözümün ise özellikle gıda gibi arz sıkıntısı yaşanan sektörlerde üretimi artırmaya yönelik seçici teşviklerden geçtiğini dile getirdi.

Yorum yazın