Doğa Gündem İstanbul

Belgrad Ormanı’nın yer altı suları tehlikede

Yazan: Erol Kerem Arslan
"Belgrad Ormanı
"Belgrad Ormanı"

İstanbul Valiliği, Belgrad Ormanı sınırındaki Kemerburgaz mevkisinde yer alan iki derin sondaj kuyusunu 9 yıllığına ticari işletmeye açmak için ihaleye çıktı. Hasdal-İstanbul Havaalanı bağlantı yolu yakınında, 180 metre derinliğe ulaşan bu kuyuların kiralanması, bölgedeki su kaynaklarının geleceği ve ekosistem üzerindeki etkileri hakkında ciddi tartışmaları beraberinde getirdi.

- A +

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Orman Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, Belgrad Ormanı’ndaki yeraltı sularının ticari amaçla kiralanmasının İstanbul’un su sorununa çare olmayacağını vurguladı. Tolunay, binlerce yılda dolan akiferlerin “stratejik rezerv” olarak kuraklık dönemleri için korunması gerektiğini belirtti.

Tarihi miras

Doğanay Tolunay, Belgrad Ormanı’nın Bizans ve Osmanlı dönemlerinden bu yana kentin su ihtiyacını karşılayan hayati bir havza olduğunu belirtiyor. İmparator Valens ve Theodosius dönemlerinde Çatalca ve Vize’den su aktarıldığını söyleyen Tolunay, Yerebatan ve Binbirdirek gibi sarnıçların da bu sistemin birer parçası olduğuna dikkat çekiyor.

Tolunay, Taksim semtinin adını suların dağıtıldığı (taksim edildiği) yerden, Maslak semtinin ise Hamidiye sularının toplandığı küçük havuzlardan (maslak) aldığını ifade ediyor. 80 kaynağın suyunun 20 maslakta toplandığı bu sistemin bazı parçalarının bugün hâlâ aktif olduğunu belirten Tolunay, bu stratejik önemi nedeniyle bölgenin “muhafaza ormanı” statüsünde korunduğunu vurguluyor.

Sondaj süreci ve orman ekosistemi

Doğanay Tolunay, su çekiminin ağaçlar üzerindeki doğrudan etkisine dair teknik bir ayrıntıya dikkat çekiyor. Belgrad Ormanı’nın killi toprak yapısı nedeniyle ağaç köklerinin genellikle 1 metre, en fazla ise 2-3 metre derine indiğini belirten Tolunay, bu nedenle 200 metre gibi derin bir seviyeden su çekilmesinin ağaçlara doğrudan bir zarar vermeyeceğini ifade ediyor.

Ancak madalyonun öbür yüzündeki dolaylı risklerin oldukça kritik olduğunu vurguluyor. Akifer (Yeraltında su depolanmasını sağlayan jeolojik oluşumlar) seviyesindeki değişimlerin sızıntı suyunun yönünü değiştirebileceğini, bunun da yüzeye yakın kaynakları ve dereleri kurutma riski taşıdığını anlatıyor. Ayrıca sadece suyun çekilmesi değil, bu süreçte yapılacak tesis inşası ve açılacak yeni yolların orman bütünlüğünü geri dönülemez şekilde bozacağının altını çiziyor. İşin en düşündürücü kısmı ise bu konudaki bilimsel boşluk; Tolunay, bugüne kadar yeraltı suyu çekiminin orman sağlığı üzerindeki etkilerine dair kapsamlı hiçbir bilimsel çalışmanın yapılmadığını da özellikle belirtiyor.

Kamu yararı mı, ticari kazanç mı?

Prof. Dr. Doğanay Tolunay, orman arazisindeki suyun özel işletmeye devredilmesindeki “kamu yararı” iddiasını şu sözlerle sorguluyor:

“Hukuk literatüründe Prof. Dr. Halil Kalabalık’ın da belirttiği üzere kamu yararı; kamu hizmetinin kâr amacı güdülmeden, toplumsal ihtiyaçları karşılayacak doğrultuda ve eşitlik ilkesiyle yerine getirilmesini ifade eder. Burada asıl bakılması gereken üstün kamu yararı kavramıdır. Bu kavram, farklı alternatifler arasında toplum için en yüksek faydayı sağlayan seçeneğin tercih edilmesini gerektirir. Ancak bizde durum tam tersi işliyor.”

Denetim çıkmazı: 167 Sayılı kanun ve yönetmelikler

Yeraltı suları konusunda ana yetkili kurum olan DSİ, bu süreçteki görevini 1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’a dayanarak yürütürken, İstanbul özelinde denetimler İSKİ’nin ilgili yönetmelikleri çerçevesinde şekilleniyor. Ancak Doğanay Tolunay, kağıt üzerindeki bu yetki ve yönetmeliklerin uygulama aşamasında ciddi şeffaflık sorunları barındırdığına dikkat çekiyor.

Tolunay, özellikle yeraltı suyu seviyesindeki değişimler ve fiilen çekilen su miktarları gibi kritik parametreler hakkında kamuoyuna doyurucu açıklamalar yapılmadığını vurguluyor. Bununla birlikte, bu tür su çekme işlemlerinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’ne tabi olmamasının büyük bir denetim boşluğu yarattığını; bu durumun ise bilimsel itirazların ve ekolojik risklerin göz ardı edilmesine yol açtığını ifade ediyor.

Taşıma suyla dönmeyen çarklar

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa (İÜC) Orman Fakültesi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay

Doğanay Tolunay, İstanbul’un su meselesinin aslında kuraklıktan ziyade temel bir yönetim sorunu olduğunu belirterek, bu krizin “taşıma suyla” çözülemeyeceğini vurguluyor. 2000 yılında 11 milyon olan nüfusun 16 milyona dayanmasıyla birlikte, yıllık su tüketiminin 600 milyon $m^3$’ten 1,2 milyar $m^3$ seviyesine fırladığına dikkat çeken Tolunay, kentin su havzalarının nasıl göz göre göre tahrip edildiğini çarpıcı örneklerle anlatıyor: 1980’lere kadar kente can suyu veren Küçükçekmece Gölü’nün kirlilik yüzünden kaybedilmesi, Ömerli Havzası’na Formula 1 pisti inşa edilmesi ve tek başına 700 bin kişinin ihtiyacını karşılayabilecek Sazlıdere Barajı havzasının yapılaşmaya açılması bu yıkımın en somut belgeleri.

Tolunay, bu yönetimsel hataların bir uzantısı olarak Belgrad Ormanı’ndaki su tahsislerini de sert bir dille eleştiriyor.Hayati bir kaynak olan suyun kamu mülkiyetindeki bir orman arazisinde 9 yıllığına özel bir işletmeye devredilmesinde gözetilen “temel kamu yararının” ne olduğunu sorgulayan Tolunay, elde edilecek kira gelirinin olası ekolojik tahribatın maliyetinden daha öncelikli görülemeyeceğinin altını çiziyor. Çekilen bu suların tüm İstanbulluların kullanımına sunulduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, çünkü bu suların sadece parasını veren kişilere “şişelenmiş” olarak satıldığını belirterek bu ticari yaklaşıma karşı çıkıyor.

Bugün ihaleye açılan kuyulardan elde edilmesi planlanan yıllık 44 bin $m^3$ suyun, kentin milyar metreküplere ulaşan devasa tüketimi yanında adeta bir “damla” bile sayılmayacağını ifade eden Tolunay, asıl çözümün İstanbul’u sürekli bir cazibe merkezi haline getirip nüfusu artırmak yerine kaynakları korumak olduğunu belirtiyor. Binlerce yılda dolan akiferlerin ticari bir meta gibi satılması yerine, “üstün kamu yararı” gözetilerek geleceğin su güvenliği için birer “stratejik rezerv” olarak titizlikle korunması gerektiğini vurguluyor.

Konuyla ilgili olarak, ihalenin ne zaman gerçekleştiği, yıllık ne kadar su çekimine izin verildiği ve bu yıllık limitlerin nasıl denetleneceği ile ilgili sorularımızı İstanbul Valiliği’ne ilettik. Ancak haberin yayınlandığı saate kadar herhangi bir açıklama elimize ulaşmadı.

Yorum yazın