Bundan tam on yıl önce EURO 2016’da İzlanda’nın sadece çeyrek finale çıkma başarısına odaklanmak, bu peri masalının arkasında yatan emeği ve mücadeleyi gözden kaçırmak olur. Çünkü İzlanda’nın yükselişi, Avrupa Şampiyonası’yla bir anda başlamamıştı. 2014 Dünya Kupası elemelerinde de adlarından söz ettirmişlerdi. Play-off turuna kadar yükselen İzlanda, turnuvaların gediklisi Hırvatistan’a elenmekten kurtulamamıştı. O günlerde İzlanda’nın yükselen ivmesi, futbolu yakından takip edenler tarafından hissediliyordu. EURO 2016 elemelerinde Hollanda karşısında aldıkları galibiyetler ve Türkiye Millî Takımı karşısında elde ettikleri dikkat çekici sonuçların ardından gruplarını ikinci sırada tamamladılar ve tarihlerinde ilk kez Avrupa Şampiyonası’na katılma hakkı kazandılar.
Nüfusu birçok Avrupa şehrinden daha küçük olan bu ülke, artık kıtanın en büyük futbol sahnesinde bir yer bulmuştu. Ancak İzlanda’nın hikâyesi, yalnızca büyük rakiplere karşı alınan sonuçlardan ibaret değildi. Bu başarının arkasında yıllarca süren bir hazırlık, inanç ve vazgeçmeme kararlılığı vardı.
İzlanda’da futbola yapılan yatırım
BBC’de yayımlanan bir araştırmaya göre 330 bin nüfuslu ülkede her türlü hava koşuluna uygun 30 tam boyutlu saha bulunuyordu. Bunların yedisi kapalı sahalardan oluşuyordu. Ayrıca çok sayıda yapay çimli küçük saha da futbolcuların kullanımına sunulmuştu. Çocukların hava koşullarından bağımsız olarak futbol oynayabilmesi için oluşturulan bu alanlar, ülkenin geleceğine yapılan yatırımlarından biriydi.
İzlanda yalnızca sahalar inşa etmekle yetinmedi. Altyapı çalışmalarının yanında antrenör yetiştirmeye de önem verdi. Lisanslı antrenörlük kurslarıyla yeni antrenörler yetiştirilerek altyapıdan üst seviyeye kadar profesyonel antrenör sayısının artırılması hedefleniyordu.
Bugün EURO 2016’daki o başarıya dönüp bakıldığında, İzlanda’nın hikâyesinin aslında çok daha önce başladığı görülüyor. Avrupa’nın büyük ülkeleriyle aynı nüfusa veya imkânlara sahip değillerdi. Ancak sahip oldukları imkânları değerlendirmek ve gelecek nesillere futbol oynayabilecekleri alanlar bırakmak için çalışmışlardı. EURO 2016’da ortaya çıkan sonuç, yıllar boyunca yapılan bu çalışmaların en görünür karşılıklarından biri oldu.

İzlanda’nın patronu Heimir Hallgrímsson
Turnuvanın en ilgi çekici hikâyelerinden biri, İzlanda’nın teknik direktörü Heimir Hallgrímsson’a aitti. Millî takımın başında görev yapmasının yanı sıra diş hekimliği de yapan Hallgrímsson, futbolun en alt basamaklarından başlayarak adım adım yükselmişti.
Avrupa Şampiyonası gibi milyonlarca insanın takip ettiği bir turnuvada, bir ülkenin millî takımını yöneten teknik direktörün aynı zamanda diş hekimliği yapması, İzlanda’nın hikâyesini daha da sıra dışı kılıyordu. Ancak bu hikâyede şaşırtıcı olan yalnızca Hallgrímsson’un mesleği değildi. Onun yanında, kariyeri en az kendisininki kadar ilginç olan bir futbolcu daha vardı.
İzlanda’nın kalesini koruyan Hannes Þór Halldórsson, futbolculuğun yanı sıra film yönetmenliği de yapıyordu. Üstelik yönetmenlik, onun için yalnızca boş zamanlarında ilgilendiği bir uğraş değildi. İzlanda’nın 2012 Eurovision Şarkı Yarışması’nda seslendirdiği Never Forget adlı şarkının video klibini yönetmişti.
Halldórsson’un futbol kariyeri de kolay bir yolculuk olmamıştı. Gençlik yıllarında yaşadığı omuz sakatlığı nedeniyle futbolu bırakma noktasına gelmişti. Bir dönem hayallerinden uzaklaşma ihtimaliyle karşı karşıya kalan file bekçisi, yıllar sonra kendisini Avrupa Şampiyonası’nın en dikkat çekici kalecilerinden biri olarak buldu.
EURO 2016’da Cristiano Ronaldo’nun da formasını giydiği Portekiz karşısında yaptığı kurtarışlarla takımının 1-1’lik beraberliğinde önemli rol oynadı. Hikâyesi burada da bitmedi. İki yıl sonra, 2018 Dünya Kupası’nda Lionel Messi’nin penaltısını kurtararak yeniden dünya gündemine geldi.
Bir yanda diş hekimliği yapan bir teknik direktör, diğer yanda film yönetmenliğiyle uğraşan bir kaleci vardı. Futbolun milyonlarca insanın gözünü çevirdiği o büyük sahnesinde, İzlanda yalnızca rakipleriyle mücadele etmiyordu; kendi hikâyesini de yazıyordu. Belki de bu yüzden İzlanda’yı izlemek, yalnızca bir futbol takımını izlemekten çok daha fazlasıydı.
İzlanda’nın hikâyesinin başlangıcı
İzlanda, turnuvanın ilk maçında Avrupa Şampiyonası’nın favorilerinden ve turnuvanın sonunda şampiyon olacak Portekiz’le karşılaştı. Cristiano Ronaldo gibi yıldızlara sahip Portekiz’in galibiyetine kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak İzlanda, daha ilk karşılaşmadan turnuvada adından söz ettireceğini gösterdi.
Portekiz’in 27 şut çektiği mücadelede İzlanda savunması ve kalecisi Hannes Þór Halldórsson başarılı bir performans sergiledi. Portekiz, Nani’nin golüyle öne geçmesine rağmen İzlanda, Birkir Bjarnason’un golüyle eşitliği sağladı. Karşılaşma 1-1 sona erdi.
İzlanda için bu sonuç, yalnızca turnuvaya bir puanla başlamak anlamına gelmiyordu. Avrupa’nın en büyük futbol yıldızlarına sahip takımlarından birine karşı ayakta kalabileceklerini de gösteriyordu. Turnuvaya gelirken kendilerinden beklenen belki de yalnızca mücadele etmekti. Ancak İzlanda, ilk maçından itibaren beklentilerin ötesine geçmeye hazır olduğunu hissettiriyordu.
Grubun ikinci maçında Macaristan ile karşılaşan İzlanda, Gylfi Sigurðsson’un penaltı golüyle öne geçti. Galibiyete çok yaklaşmışken maçın son bölümünde kendi kalesine attığı golle üstünlüğünü kaybetti ve mücadele 1-1 sona erdi. Böylece İzlanda, önemli bir fırsatı son dakikalarda kaçırmış oldu.
Artık gruptan çıkabilmek için son bir sınavları vardı: Avusturya maçı.
İki takım için de gruptan çıkma mücadelesi anlamına gelen karşılaşma, büyük bir çekişmeye sahne oldu. Jón Daði Böðvarsson’un golüyle öne geçen İzlanda, Avusturya’nın eşitliği sağlamasının ardından son dakikalara kadar mücadeleyi bırakmadı. Maçın son anlarında gelen hücum, İzlanda’nın turnuvadaki yolculuğunu değiştirecekti.
Arnór Ingvi Traustason’un 90+4. dakikada attığı golle İzlanda sahadan 2-1 galip ayrıldı ve gruptan çıkmayı başardı. Maçın son düdüğüyle birlikte yalnızca bir galibiyet kazanılmamış, küçük bir ülkenin hayali de bir tur daha ileri taşınmıştı.

İngiltere-İzlanda maçı
Turnuvanın favorilerinden İngiltere, EURO 2016’ya iddialı bir kadroyla gelmişti. Grup aşamasında mağlubiyet almadan son 16 turuna yükselen İngilizler, İzlanda karşısında da favori gösteriliyordu. Rakiplerinin turnuvanın bu aşamasına kadar gelmesi başlı başına bir başarıydı; ancak İngiltere karşısında yollarının sona ereceğini düşünenler de az değildi.
Maçın başlarında kazandıkları penaltıyı Wayne Rooney ile gole çeviren İngiltere, 1-0 öne geçti. Karşılaşma henüz başındayken İngiltere’nin üstünlüğü ele aldığı düşünülüyordu. Ancak İzlandalı futbolcuların söyleyecekleri henüz bitmemişti.
Yalnızca iki dakika sonra Ragnar Sigurðsson’un golü geldi ve İzlanda skoru eşitledi. Tribünlerdeki beklenti bir anda değişirken İngiltere’nin maç üzerindeki kontrolü de sarsılmaya başladı.
18’inci dakikada İzlanda bu kez organize bir atak geliştirdi. Kolbeinn Sigþórsson’un ceza sahası içinden attığı golle skor 2-1 oldu. Henüz 18 dakika geride kalmışken İzlanda, erken bir golle geriye düştüğü karşılaşmada öne geçmişti. Hem İngiliz futbolcular hem de tribünlerdeki ve ekran başındaki izleyiciler için büyük bir sürpriz yaşanıyordu.
Ancak maçın geri kalanında İzlanda için asıl sınav başlayacaktı. İngiltere, beraberlik golünü bulabilmek için baskısını artırdı ve önemli fırsatlar yakaladı. İzlanda savunması ise uzun süre devam eden bu baskıya karşı direncini korudu. Her geçen dakika, İzlanda’nın çeyrek finale biraz daha yaklaştığı anlamına geliyordu.
İngiltere gol bulamadı. Maçın son düdüğüyle birlikte İzlanda, futbol tarihinin unutulmaz sürprizlerinden birine imza atarak İngiltere’yi 2-1 mağlup etti ve çeyrek finale yükseldi.
İngiltere için turnuvanın sonu olan bu karşılaşma, İzlanda için unutulmayacak bir hikâyenin en önemli sayfalarından birine dönüştü.

İkonikleşen Viking Clap
İzlanda’nın EURO 2016’daki başarısı yalnızca sahadaki sonuçlarla sınırlı kalmadı. Maçların ardından futbolcuların taraftarlarla buluştuğu, tribünlerle birlikte aynı ritimde alkış tuttuğu kutlama da turnuvanın simgelerinden biri hâline geldi. Giderek hızlanan bu ritim, Viking Clap adıyla tanındı.
Özellikle İngiltere karşılaşmasının ardından ortaya çıkan görüntüler büyük ilgi gördü. Futbolcuların ve taraftarların aynı anda gerçekleştirdiği kutlama, kısa sürede İzlanda millî takımının simgelerinden birine dönüştü.
UEFA’nın turnuva dönemindeki haberlerinde yaklaşık 10 bin İzlandalı taraftarın Fransa’da takımlarını desteklediği aktarılıyordu. Yaklaşık 330 bin nüfusa sahip bir ülke için bu sayı oldukça dikkat çekiciydi. Nüfusunun önemli bir bölümünü temsil eden bu taraftar kitlesi, takımlarının peşinden Fransa’ya gelmiş ve başarıya tribünlerden ortak olmuştu.
Maçların ardından yükselen alkışlar, yalnızca bir kutlama değildi. Küçük bir ülkenin büyük bir sahnede kendisini gösterme sevincinin, futbolcularla taraftarların aynı ritimde buluşmasının bir ifadesiydi. İzlanda’nın hikâyesi, sahadaki gollerin yanı sıra tribünlerde yankılanan bu ritimle de hafızalara kazındı.
Peri masalının sonu
İzlanda’nın önünde artık turnuvanın ev sahibi ve güçlü ekiplerinden Fransa vardı. İngiltere’yi eleyen takım için yeni bir sürpriz ihtimali konuşuluyordu. Ancak bu kez karşılarında, Avrupa Şampiyonası’nı kazanmak isteyen ve turnuvanın en etkili takımlarından biri olan Fransa bulunuyordu.
Karşılaşma, İzlanda’nın önceki maçlarında gösterdiği direncin aksine, Fransa’nın üstünlüğüyle başladı. Ev sahibi ekip, ilk yarıda bulduğu gollerle maçın kontrolünü eline aldı. İzlanda, ikinci yarıda iki gol atmayı başarsa da mücadele 5-2 sona erdi. Böylece İzlanda’nın EURO 2016 yolculuğu çeyrek finalde noktalandı.
Skor, İzlanda’nın turnuvadaki diğer maçlarından farklıydı. Ancak bu yenilgi, takımın turnuva boyunca yarattığı etkiyi ortadan kaldırmadı. İngiltere’yi eleyerek çeyrek finale yükselen İzlanda, ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda hafızalara kazınan bir başarıya imza atmıştı.

İzlanda futbolu ne durumda?
2018 Dünya Kupası’na katılarak EURO 2016 başarısının tesadüf olmadığını gösteren İzlanda, Rusya’daki turnuvada da adından söz ettirdi. Arjantin ile oynadığı maçta Lionel Messi’nin penaltısını kurtaran Hannes Þór Halldórsson, bir kez daha ülkesinin futbol hikâyesinin merkezine yerleşti.
Ancak bu yükselişi sürdürmek, İzlanda için beklenenden daha zor oldu. EURO 2020 elemelerinde doğrudan katılım hakkı elde edemeyen takım, play-off finalinde Macaristan karşısında 1-0 öne geçmesine rağmen son dakikalarda yediği gollerle 2-1 mağlup oldu ve turnuvanın dışında kaldı.
Ardından 2022 Dünya Kupası elemelerinde ve EURO 2024 yolunda da istediği sonuçları alamadı. EURO 2024 play-off finalinde Ukrayna’ya 2-1 yenilerek turnuvaya katılma fırsatını bir kez daha kaçırdı.
EURO 2016 ve 2018 Dünya Kupası’yla yükselişe geçen İzlanda futbolu, sonraki yıllarda aynı başarı seviyesini koruyamadı. Ancak altyapı yatırımları, doğru organizasyon ve güçlü bir takım kimliği, küçük bir ülkenin Avrupa futbolunda nasıl ses getirebileceğini gösterdi.
İzlanda, kupalarla dolu uzun bir dönem geçirmemiş olabilir. Ancak futbol tarihine unutulmaz bir hikâye bıraktı. EURO 2016, ülkenin yalnızca en başarılı turnuvalarından biri değil, aynı zamanda futbolun büyüklük ve nüfusla sınırlanamayacağını gösteren örneklerden biri olarak hafızalarda kaldı.







