RTÜK cezalarında suçlu gerçekten senaryo mu?

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısının ardından gözler bir kez daha televizyon ekranlarına, özellikle de "Yeraltı" ve "Eşref Rüya" gibi mafya/aksiyon temalı dizilere çevrildi. RTÜK’ün jet hızıyla kestiği yayın durdurma ve para cezaları, "ekrandaki şiddet sokağa mı iniyor?" tartışmasını alevlendirdi.

- A +

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırısının ardından gözler bir kez daha televizyon ekranlarına, özellikle de “Yeraltı” ve “Eşref Rüya” gibi mafya/aksiyon temalı dizilere çevrildi. RTÜK’ün jet hızıyla kestiği yayın durdurma ve para cezaları, “ekrandaki şiddet sokağa mı iniyor?” tartışmasını alevlendirdi.

Ekranın yeni “suçlusu” kurgusal karakterler

Türkiye’de ne zaman toplumsal bir şiddet ya da cinnet vakası yaşansa, refleks olarak ilk cezalandırılan mecra televizyon dizileri oluyor. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da peş peşe yaşanan okul saldırıları sonrasında da bu gelenek bozulmadı. RTÜK, NOW TV’nin “Yeraltı” ve Kanal D’nin “Eşref Rüya” dizilerine, “şiddeti etkili ve kesin sonuç alınan bir yöntem olarak sunmak” ve “karakterleri özendirici rol model haline getirmek” gerekçesiyle en üst sınırdan cezalar yağdırdı. Hatta toplumsal öfkeyi dindirmek adına bu yapımlar son anda yayın akışından bile çıkarıldı.

Ancak bir iletişim akademisyeni gözüyle bakıldığında, kurumsal olarak kurgusal bir anlatının toplumsal şiddetin tek sorumlusu ilan edilmesi ne kadar gerçekçi?

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Aylin Dağsalgüler, “Bu müdahale yapısal değil, gündem saptırmadır” diyor.
Konunun medya etiği ve sansür mekanizmaları boyutunu değerlendiren İDağsalgüler, RTÜK’ün bu ani refleksini “günah keçisi” yaratma çabası olarak okuyor. Dağsalgüler, meselenin idari ve sistemsel ihmallerin üzerini örtmek için kullanıldığını şu sözlerle ifade ediyor:

“Toplumsal olaylar sonrasında günah keçisi olarak oyunların ve dizilerin seçilmesi en kolayıdır. Ben RTÜK’ün bu müdahalesinin yapısal bir çözüm olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Aksine, bireysel silahlanmanın bu kadar kolay olması, okullardaki güvenlik zafiyetleri ve cezasızlık algısı gibi asıl çözülmesi gereken idari ve sistemsel ihmallerin üzerini örtmek için medyanın bir ‘gündem saptırma’ aracı olarak seçildiğini görüyoruz. Devletin bir şey yapıyor gibi görünmesi, insanların içini soğutması gerekiyor ve bu soğutmayı da televizyona ceza yağdırarak yapıyorlar.”

Dağsalgüler ayrıca RTÜK’ün ceza kriterlerindeki çelişkiye de dikkat çekiyor. Ekranda saatlerce yayınlanan ve devlet gücünü arkasına alan askeri/polisiye dizilerdeki şiddet sahnelerine nadiren dokunulurken, yeraltı dünyasını anlatan kurmaca yapımların “aile yapısını bozuyor” diye cezalandırılması, kurumsal denetimin nesnelliğini sakatlıyor.