Genel

Kyoto hedefleri tutturulamıyor

Yazan: [email protected]

Ahmet Şık Değişen iklim koşulları, küresel ısınma, kuraklık, seller, enerji kaynaklarının hızla tükenişi, temel gıda fiyatlarının inanılmaz yükselişi, açlık isyanları son birkaç yıldır hiç de yabancısı olmadığımız terimler. Hemen her gün dünyanın bir köşesinden, bu tür felaket haberlerine tanık oluyoruz. İnsanlık adeta kendi eliyle dünyanın sonunu hazırlıyor. Bilim insanları da kıyamet teorilerinin yakın gelecekte gerçekleşeceğine […]

Ahmet Şık

Değişen iklim koşulları, küresel ısınma, kuraklık, seller, enerji kaynaklarının hızla tükenişi, temel gıda fiyatlarının inanılmaz yükselişi, açlık isyanları son birkaç yıldır hiç de yabancısı olmadığımız terimler. Hemen her gün dünyanın bir köşesinden, bu tür felaket haberlerine tanık oluyoruz. İnsanlık adeta kendi eliyle dünyanın sonunu hazırlıyor. Bilim insanları da kıyamet teorilerinin yakın gelecekte gerçekleşeceğine yönelik uyarılar yapıp hükümetleri önlem almaya çağırdı, çağırıyor.

Bu uyarıların dikkate alan Birleşmiş Milletler 1992’de Rio De Janeiro’da düzenlenen Dünya Zirvesi’nde, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında bugün Kyoto diye anılan protokolü hazırladı. Böylece 1997’de Japonya’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Toplantısı’nda katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen ve sera etkisi yaratan gazların salımlarını kısmak üzere sanayileşmiş ülkelere çeşitli hedefler belirleyen uluslararası bir anlaşma olan Kyoto Protokolü ortaya çıktı. Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve olan Kyoto Protokolü’yle imzacı devletler, yeryüzündeki hayatı tehdit edecek derecede artan küresel ısınmanın nedenleri arasında gösterilen karbondioksit ve sera etkisine neden olan diğer gazların salımını azaltmaya; bunun için tedbir almaya söz veriyordu.

En büyük kirletici ABD imzalamadı

Kyoto Protokolü’ne göre gelişmiş ülkeler, 2008-2012 yılları arasında atmosfere saldıkları ve sera etkisi yapan karbon ve karbondioksit, metan, nitrik oksit, sülfür heksaflorid içeren gaz miktarının 1990 yılındaki seviyelerinden yüzde 5 aşağı çekmeleri gerekiyordu. BM verilerine göre, 2001’den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı . Protokol, salım oranlarını düşürmek üzere belirli hedefler verilen dünya çapındaki salımların en az yüzde 55’inden sorumlu olan en az 55 ülkenin imzalamasıyla 16 Şubat 2005’ten itibaren yasal olarak bağlayıcı nitelik kazanabildi. Yürürlüğe girmesinden sonraysa Kyoto Protokolü’nü bugüne dek imzalayan ülke sayısı 176’ya çıktı. Ancak aralarında Brezilya, Çin ve Hindistan’ın da bulunduğu 137 gelişmekte olan ülke, “iklim değişikliğinin ana sorumlusu olarak görülmedikleri” için protokolü benimsediğini açıklasalar da, gaz salımını rapor etmekten başka sorumluluk taşımıyordu. Nüfusu dünyanın yüzde 4’ünü oluşturan ve toplam karbondioksit emisyonunun neredeyse dörtte birini tek başına üreten ABD de “ekonomik çekinceler” nedeniyle Kyoto’ya taraf olmayı reddetti. 2005 yılı rakamlarına göre dünyanın en büyük karbon salımını tek başına gerçekleştiren ülke olan ABD’nin Kyoto Protokolü’nü imzalamamasının nedeni ise, ekonomisinin, Kyoto prensiplerinden muaf olan Çin karşısında büyük darbe alacağı endişesi.

Düşüş var ama Kyoto sayesinde değil

Tek başına, “dünyanın canına okuyan” ABD’nin imzalamadığı protokol iklim değişikliğinde en az paya sahip olmalarına karşın, sonuçlarından en çok etkilenecek olan gelişmekte olan ülkelerin neredeyse tamamı tarafından imzalanmış durumda. Bu ülkeler protokolün özel hedeflerini tutturma yükümlülüğünden muaf olsalar da salım düzeylerini bildirmek ve ulusal çapta iklim değişikliğini hafifletme programları geliştirmek zorundalar. Devasa nüfusları ve büyüyen ekonomileriyle geleceğin büyük çevre kirleticilerinden olmaya aday Çin ve Hindistan da protokole imza atmış durumda. Çevreci örgütler, küresel ısınmanın önüne geçilebilmesi için başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması’na imza atmasını ve kurallarına uyması gerektiğini savunsa da bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında gaz salımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Sanayileşmiş ülkeler, 1990’dan 2000’e kadar, toplam salımlarını yüzde 3 oranında azaltsalar da bu düşüşün, aslen eski Sovyet ülkelerinin ekonomilerindeki çöküşten kaynaklandığı ve zengin ülkelerdeki yüzde 8’lik artışı da maskelediği düşünülüyor. BM sanayileşmiş ülkelerin 2010 yılı için belirlenen hedeften fazlasıyla saptığını söylerken, 2010’daki salım oranının, 1990’dakinin yüzde 10 üzerinde olacağını tahmin ediyor. İklimle uğraşan birçok bilim insanı da Kyoto Protokolü’nde belirlenen hedeflerin, sorunun yalnızca yüzeyine temas edebildiğini belirterek, küresel ısınmanın dehşetli sonuçlarının önünü alabilmek için, katılımcıların salımlarını yüzde 60 oranında azaltması gerektiğinde hemfikir. Bu durum, anlaşmanın bir işe yaramadığı ve ABD’nin desteğinden yoksun kaldığında, geri kalmış bir anlaşma olacağı yönünde eleştirilere neden oluyor.

ABD her şeye itiraz ediyor

Halen ABD’nin imza atması için tartışmaların sürdüğü Kyoto Protokolü’nün süresi de 2012 yılında doluyor. Kyoto Protokolü’nün yerini alacak anlaşma ise geçen yıl Endonezya’nın Bali Adası’nda düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı’nda karara bağlandı. Konferansta, Kyoto Protokolü’nün yerini alacak yeni anlaşma için müzakerelerin başlaması karara bağlansa da yine ABD’nin itirazları nedeniyle karbon gazı salımlarını azaltmak için bağlayıcı kısıtlamalar getirilmesi önerisi benimsenemedi. Tüm baskılara rağmen ABD’ye geri adım attırılamayınca Avrupa Birliği’nin, 2020’ye kadar karbon salımlarının yüzde 25 ila 40 oranında azaltılması yönündeki talebi, herhangi bir metne giremedi. Konferansta, karbon salımlarının azaltılmasıyla ilgili olarak 2009’da tamamlanmak üzere müzakerelere başlanması kararı alınsa da, kamuoyuna açıklanan metinde ABD’nin tutumu nedeniyle karbon salımlarının azaltılmasına dair net hedeflerden bahsedilemedi.
Bali Konferansı’nda çizilen yol haritası küresel ısınmaya yol açan gazların salımının azaltılması, temiz enerji kaynaklarının gelişmekte olan ülkelere transferi, ormanların korunması ve iklim değişikliklerine karşı yoksul ülkelere yardım edilmesi hedeflerini kapsıyor. Bali’de benimsenen metin, süresi 2012’de dolacak Kyoto Protokolü’nün yerini alacak yeni anlaşma belgesinin oluşturulması için 2 yıllık bir müzakere sürecini başlatıyor. Süreç, 2009’da Kopenhag’da yapılacak bir konferansla sona erecek.

Yorum yazın