Etiket afrika

Mayın dedektörü fareler

Türkiye’de son yılların tartışma konularından biri de, topraklarına gömülü 1 milyondan fazla kara mayınının temizliği sorunu. Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin yasa TBMM’de kabul edilse de, mayın temizlemenin yöntemleri, temizlenmiş arazinin ne yapılacağı ve bu işin neden İsrailli firmalara verildiği konusundaki tartışmalar nedeniyle bu hayati konu bir türlü hayata geçirilemedi. Türkiye’nin sınır boyları bir yana, 25 yıldan uzun zamandır süren savaş nedeniyle de hem PKK’nin hem de TSK’nin bölgede mayın kullandığı biliniyor. İşin kötüsü bu döşenenmayınlaran hiç birinin haritası da yok. Öyle ki boşaltılan 4 binin üzerindeki yerleşim birimi de mayınlandığı için köye dönüşlerin önündeki en büyük engellerden biri de bu. Maliyeti oldukça düşük, ortalama 2 dolar olmasına karşın bir mayının temizlenmesi için gereken para ise bin doları bulabiliyor. Neredeyse 100 yıllık bir ömre sahip olması nedeniyle de, temizlenmemişse eğer mayınlardan patlamadığı sürece kaçış yok. Fareden dedektörİlerleyen teknolojiye rağmen dünyanın en zor işlerinden biri olan mayın temizliğinde son yıllarda öne çıkan gelişme ise mayın bulan fareler. Yanlış okumadınız, evlerin davetsiz misafirleri olarak sevilmeseler de, hastalık da taşıyan pis hayvanlar olarak bilinse de, kara mayınları konusundaki en dertli ülkelerin bulunduğu Afrika’da son bir kaç yıldır eğitimli fareler, mayın tarlalarında görev yapıyorlar. Mozambik’te 20 yıldan uzun bir süredir yaşanan ve 1 milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan iç savaş ve çatışmalarda neredeyse tüm ülkenin bir mayın tarlasına çevrilmesinden sonra, bu mayınların yüksek maliyetli temizlik işi için parası olmayan hükümet ülkede bol miktarda bulunan fareleri eğiterek mayın bulma uzmanı haline getirdi. 1 aylık olduktan sonra belli bir eğitimden geçirilen fareler salındıkları alanda koklayarak mayınların yerini tam olarak bulup hızla kazdıktan sonra imha edilmelerini sağlıyor. Bu tehlikeli görevi başarıyla yerine getiren farenin ödülü, maliyeti teknolojisiyle kıyaslanmayacak derecede ucuz olan muz ya da fıstık. Yöntem öyle başarılı oldu ki bahtı da kendi gibi kara olan Afrika’nın bir çok ülkesi mayın temizliğinde farelerden faydalanıyor. Kahraman FarelerMayın […]

Kadın sünneti

Senegal’de resmi bir toplantının ortasında kimseye fark ettirmeden sessizce ağlıyordu. “Her şey o kadar yabancı ki, ben n’apıyorum burada” dedi kendisine. Dillerini bilmediği insanlar devlet erkânının da olduğu bir toplantıda konuşmalar yapıyor, şiirler okuyor, dans ediyordu. Sonra ağlaması geçti, konuşulanları anlamasa da konuyu bilmesi yabancılığını atmasına yetti. Çünkü o konunun belgeselini çekmek için İstanbul’dan Afrika’ya gitmişti. Kadın sünneti, İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü son sınıf öğrencisi Cemre Yeşil’in (23) bitirme tezi için seçtiği konuydu. Cemre “başkasına, bambaşkasına ait bir hikâye” için yıllar önce okuduğu ama hiç unutmadığı bir kitabın etkisiyle gitti Senegal ve Gambiya’ya. İki hafta boyunca sünnet yapılan köylerde kadınlarla, erkeklerle birlikte oldu. Kesik(Cut) ismini verdiği belgesel bu çalışma sonunda ortaya çıktı. Onunla ekmeğini paylaşan insanlara “ihanet etmeden” tamamladı belgeselini. Doğru anlaşılmak için de “Bu, sadece bir gelenektir. Korkunçtur, ama özünde kötü niyetli değildir. İnsanlığın utancı değildir, insanın kendisidir” diye başlayan bir beyan yazdı. Bize de “kadının, kadın olmaya devam etme çabası” diyerek tanımladığı sünneti ve gözlemlerini anlattı. Kadın sünneti konusu seni neden yollara düşürdü?Somalili model Waris Dirie’nın kadın sünnetini anlattığı Çöl Çiçeği kitabını okumuştum 16 yaşında ve çok etkilenmiştim. O zamandan beri kafamı kurcaladı bu konu. Üniversiteyi bitirme projemde benimle hiçbir alakası olmayan (kadın olarak tabii ki alakası var) bir hikâye anlatmak istedim. Buradan Afrika’ya gidip o kadınları orada dinleyen biri olmak istedim kendi adıma. Oradaki bağlantıları nasıl kurdun, nasıl bir ön hazırlığı oldu belgeselin?Uzun bir süre bana destek verecek kuruluş aradım. Tostandiye bir sivil toplum kuruluşuyla yazısız bir anlaşma yaptık: ben onlara fotoğraflarımı verdim onlar da insanlara ulaşmamda kolaylık sağladı. Bu kuruluş orada kadın sünnetinin bırakılması konusunda eğitimler veriyor. Dolayısıyla konuya nasıl baktığımı çokça sorguladılar; döndüğümde “iğrenç bir şey yapıyorlar” demeyeceğime emin olmak istediler. Onlarla aynı kafadaydık ama ne yalan söyleyeyim kadın sünnetine dair algımı değiştirdiler. Sünnet coğrafyasıKadın sünneti yoğun olarak Afrika ve Asya’da uygulanıyor. […]

Kara Afrika’nın beyaz kurbanları

“Biz”den farklı olana yabancılaşma, dışlama, onu tehlikeli görme hemen hemen her ırkta, her toplumda sıkça rastlanan bir durum. Bize benzemeyenleri tanıyıp, öğrenmek yerine onları uzaklaştırmak hatta bazen yok etmek en kolay seçim gibi görünüyor nedense. Bunun en güncel örneklerinden biri de uzunca bir süredir Afrika’da yaşanıyor. Afrika kıtasında yaşayan halkların çoğunluğunun siyahi olduğu bölgede bembeyaz tenli albinolar da “öteki” olmanın zorluklarını en vahşi şekilde yaşıyor. Büyüler, iksirler, batıl inançlar kıtası Afrika’da albino cinayeti haberlerini çok sık okumamız da bu tezi doğrular nitelikte.Özellikle 2008 yılından beri Afrika ülkelerinde yaşayan albinolara büyük saldırılar yapılıyor. Geçtiğimiz aylarda Doğu Afrika ülkesi Burundi’de 8 yaşında bir albino çocuk öldürüldü. Öldürülen çocuğun 2 kolu ve 1 bacağı kesildi ve katiller tarafından götürüldü. Son 4 ayda 6 albinonun öldürülmesi üzerine ülkedeki tüm albinolar güvenlik amacıyla ülkenin belli yerlerinde toplanmaya başlandı. Bir diğer Afrika ülkesi Tanzanya ise albino ölümlerinin en çok yaşandığı ülke konumunda. Bugüne kadar kayılara geçen 43 albinonun öldürüldüğü ülkede 2009 yılı başından beri de 6, 8 ve 14 yaşlarında üç çocuk sırf albino olduğu için cinayete kurban gitti. Zenginlik iksiri için öldürülen albinolar Peki albinolar neden böyle bir vahşete kurban ediliyorlar? Bunun inanması zor iki nedeni var: Birincisi çoğu Afrika ülkesinde albinolar “uğursuz” ve “lanetli” kabul ediliyor. İkinci nedeni ise Afrikalı büyücülerin, albinoların zenginlik ve bereket getireceğine olan inançları nedeniyle, onların vücutlarını ve kanlarını kullanarak yaptıkları zenginlik iksirleri. Yanlış duymadınız, 2009 yılında zenginlik iksiri için öldürülen insanlardan bahsediyoruz. İlk nedene geri dönersek, albino cinayetlerinin en fazla olduğu ülke olan Tanzanya’da albinolarla ilgili şu inanışlar oldukça yaygın: “Uğursuzluk getirir,görünce yere tükürün. Hastalıklıdır, evlenmeyin. Kesin zina yapmıştır, dışlayın. Çoğalırlar, doğumda öldürün.” Bazı inanışlarda albinolar bu kadar lanetli görülürken, bazı inanışlara göre ise zenginlik ve bereketin kaynağı oldukları söyleniyor. Ancak yaşarken değil, ölüp bir iksire karıştıkları zaman. Bu nedenle zenginlik peşinde olanlar, albinoların öldürülmesi karşılığında 2 bin dolar […]

Kenya’da ulusal katliam

Çeviri Duygu Ertürk 2004 yılında vizyona giren Hotel Ruanda adlı bir dram filmi izleyenler hatırlayacaktır. Tamamen gerçek olaylara dayanan film, Ruanda’da 1994 yılında radikal Hutular tarafından yaklaşık 800 bin ılımlı Hutu ve Tutsi’nin vahşice öldürülmesiyle son bulan Ruanda Katliamı’nı konu alıyordu. Filmde, Hutu kökenli olan ancak bir Tutsi’yle evlenen otel sahibi Paul Rusesabagina, katliam sırasında kurtarabildiği tüm Tutsi ve Hutu mültecileri oteline alıyor, 1268 mültecinin hayatını kurtarıyordu. Yeni yılın ilk günlerinde Kenya’da seçim sonrası, bu filmi anımsatan bir vahşet gerçekleşti. Yine iki rakip parti; daha doğrusu kabile, yine şiddet, soykırım ve tüm vahşeti rahat koltuklarından seyreden parti liderleri… Bu sefer başrolde Kikuyu ve Luo kabileleri, ancak ne sığınabilecekleri bir otel var, ne de yardımsever bir otel sahibi…Bilmeyenler için özetlemek gerekirse, Kenya’da başkan seçimini Mwai Kibaki’nin kazanması sonrası rakip parti lideri Raila Odinga seçime şike karıştığını iddia ederek Luo kabilesini Kibaki taraftarı Kikuyular’a karşı şiddete yöneltmişti. Çıkan olaylarda 250 bin insan evini terk etmek zorunda kalmış, 500’den fazla insan vahşice öldürülmüştü. 50’si toplu halde, bir kilisede… Kilisedeki vahşet Başkent Nairobi’ye 200 mil uzaklıkta bulunan Eldoret’te bir kilise… İçinde kıyımdan kaçan bebekler, çocuklar, kadınlar, yaşlılar… Odinga taraftarları tarafından tecavüze uğradılar, işkence gördüler ve yakılarak öldürüldüler. Olay yerine giden bir muhabir: ‘ Yaklaşık 15 tane vücut gördüm. Kömür gibiydiler ve üst üste yığılmışlardı. İkinci kez bakamadım o sahneye.’ sözleriyle anlatıyor vahşeti. Grace Githuthwa, saldırganları görmeden önce seslerini duydu. Savaş şarkıları söylüyor, Grace’le birlikte ulusal vahşetten kaçan 200 kişinin sığındığı kiliseye doğru yürüyorlardı. Grace üç çocuğunu kaptığı gibi kilisenin içine doğru ilerledi. Bu arada yüzlerce Luo genci ellerinde ok, yay ve palalarla önce birkaç Kikuyu erkeğini öldürdü sonra da kadınlara ve çocuklara yöneldi. ‘Palayla, kilise kapısını kırmaya başladılar.’ diyor Githuthwa. ‘Buralıydılar. Bazılarımızın adını bile biliyorlardı. Diz çöktük. Etraf çok sessizdi. Herkes dua ediyordu. Biliyorduk: bu ‘son’du…’‘Benzine batırılmış şilteleri kilisenin camlarından içeri attılar. Kapıdan çıkışı […]