Etiket avrupa parlamentosu

Dünya emekçilerinden Ahmet’e destek

HaberVs Dünyanın 151 ülkesindeki 176 milyon üyesiyle dünyanın en büyük işçi örgütü olan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ( tarafından yapılan çevirisini yayınlıyoruz. Recep Tayyip ErdoğanBaşbakan, Türkiye CumhuriyetiAnkara 7 Mart 2011 Asılsız iddialarla nedeniyle bir gazetecinin/sendikacının tutuklanmasıSayın Başbakan, Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) ve Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) olarak sizlere gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklanmasını protesto etmek için yazıyoruz. Ahmet Şık aynı zamanda, IFJ’ye ve ETUC ve ITUC üyesi DİSK’e bağlı Sosyal-İş sendikasının bir üyesidir. 3 Mart tarihinde, Ahmet Şık 6 gazeteci ile birlikte gözaltına alınmıştır: Nedim Şener, Doğan Yurdakul, Sait Çakır, Müyesser Yıldız, Çoşkun Muslukve Yalçın Küçük. Ayrıca gazetecilerin evleri aranmış, bilgisayarlarına ve defterlerine el konulmuş ve dün de haklarında tutuklama kararı çıkmıştır. Diğer iki gazeteci, İklim Bayraktar ve Mümtaz İdil, geçen hafta tutuklanmış, İklim Bayraktar polis tarafından ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılırken, Mümtaz İdil hala savcılığa sevk edilmemiştir ve sağlık problemi bulunmaktadır. Her ikisi de geçen hafta polis tarafından ofisleri basılan OdaTv.com haber sitesinde yazmaktadırlar. Üç gün önce Oda Tv yöneticiler polis tarafından gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. 3 Mart günü sabah saat 7’de polis Şık’ın Beyoğlu’ndaki evinde arama yapmıştır; aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi bünyesinde yayın yapan HaberVesaire sitesinin de ofisinde arama yapılmıştır. Ahmet Şık, ait bu sitede editörlük yapmakta ve aynı zamanda Türkiye’den İngilizce haber sunan Bianet’te de yazmaktadır.Şık, gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile beraber Ergenekon davası üzerine kitap yazmıştır. Şimdi bu iki yazar hakkında “Ergenekon örgütü üyesi olmak” ve “halkı kin ve nefrete teşvik etmek” iddialarıyla haklarında dava açılmıştır. Aynı zamanda Şık, son 25 yılda emniyet teşkilatı içindeki “kimi grupların örgütlenmesi” ile ilgili kitap hazırlıyordu. Şık’ın ne Ergenekon davası hakkındaki kitapları ne de bir gazeteci ve yazar olarak faaliyetleri yıkıcı bir faaliyet olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda yukarıda da bahsedildiği şekilde Şık’ın gözaltına alınış sürecinden de anlaşılıyor ki, siyasi konular hakkında yazan ve çalışan profesyonel kişiler […]

Avrupa Parlamentosu: Şık ve Şener davasının peşindeyiz!

HaberVs Strasburg’da toplanan Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’nda Hollandalı Hristiyan demokrat Ria Oomen-Rujiten’in hazırladığı raporu bugün (9 Mart) onayladı. AP, raporda “polis ve yargı tacizine maruz kalan” Nedim Şener, Ahmet Şık ve diğer gazetecilerin davalarını yakından izleyeceğini belirtti. Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünün “endişe verici biçimde kötüye gittiği” vurgusu yapılan raporda, Türkiye’deki ifade özgürlüğü tutukluluk süreleri, adil yargılama, polis şiddeti, eşcinsel düşmanlığı sorunlarına değinildi. Raporda, “Nedim Şener ve Ahmet Şık gibi tanınan gazetecilerin tutuklanmasının bu tür yargılamalarda güven kaybına neden olabileceği, halbuki bu davaların tam tersine demokrasiyi güçlendirmesi gerektiği” ifade edildi ve özgürlükler konusunda şu noktalara değinildi: * Düşüncelerin cezalandırılması Türkiye’de insan haklarının korunmasının önündeki en temel engellerden birini oluşturmaktadır. * Yeni Radyo/TV yasasını “ticari” perspektiften olumlu olmakla beraber, yasanın mahkeme veya yargıç izni olmaksızın “ulusal güvenlik” adına bazı yayınların durdurulmasına imkan tanıması kaygı verici. * Türkiye’de özellikle “soruşturmanın gizliliğini ihlal” ve “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla gazeteciler aleyhine açılan davalar ve bazı internet sitelerine yönelik yasaklar endişe verici. * Ceza Kanunun 301, 318 ve 220’inci maddeleri ile Terörle Mücade Kanunu’nun 7/2 maddesinin ifade özgürlüğü önünde engel oluşturuyor. * İfade özgürlüğüyle ilgili yasal çerçevenin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihadıyla uyumlu hale getirilmesi gerekli. * Türkiye’de makul sürede adil yargılama koşullarının bulunmuyor. “Ergenekon” ve “Balyoz” davaları kapsamındaki aşırı tutukluluk süreleri kaygı verici, tüm zanlılar için “gerçek yargı güvencesi” getirilmeli. * Yargıtay’ın anayasal düzene karşı işlenmiş suçlarda geçici tutukluluk süresini 10 yıla kadar çıkması kabul edilemez. TBMM’ye bu alanda Türk yasal mevzuatını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanmayla ilgili maddesiyle uyumlu hale getirmeli. * AİHM’nin 14 Eylül 2010 tarihli Hrant Dink davasına rağmen, “Dink’in gerçek katilleri ortaya çıkmasın diye Türk devleti içindeki unsurların yarattığı yapay engeller” endişe verici. * Gösteri ve örgütlenme özgürlüklerine saygı duyulmalı. Polisin geçen Aralık ayında Ankara’da üniversite öğrencilerinin gösterilerini aşırı güç kullanarak bastırması kabul edilemez. * […]

Avrupa Türkiye’yi Bilgi’den öğrenecek

İstanbul Bilgi Üniversitesi, tek başına girerek kazandığı ihaleyle birlikte Avrupa Parlamentosu’na (AP) danışmanlık hizmeti verecek. 5 yıl süreyle AP tarafından istenen ve belirlenen konularla ilgili çalışmalar ve sunumlar yapacak. IRIS adlı Fransız düşünce kuruluşunun lideri olduğu konsorsiyumda da yer alan Bilgi Üniversitesi, yine aynı kurum tarafından AP’ye danışmanlık yapması için seçildi. Üniversite, hazırladığı tüm raporları IRIS’e gönderecek ve çalışmalar oradan AP’ye iletilecek. Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile de daha önce çalışmalarda bulunan Bilgi Üniversitesi’nin, bu kurum tarafından IRIS’e tavsiye edildiği belirtiliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Senem Aydın Düzgit, danışmanlık hizmetinin verilmesinde önemli katkısı olan isimlerden biri. Üniversitenin AB ilişkileri bölümü program koordinatörlüğü görevini de sürdüren ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi olan Düzgit, aynı zamanda Avrupa Araştırmaları Merkezinde (CEPS) araştırmalar yapıyor. Senem Aydın Düzgit, üniversite olarak daha önce Avrupa Araştırmaları Merkezi (CEPS)’ile çalıştıklarını ve onlar tarafından IRIS’e tavsiye edildiklerini söylüyor. Düzgit, kendilerinden şu anada kadar sadece Türkiye’nin ilerleme raporu ve ticari ilişkilerle ilgili bir çalışma istendiğini belirtiyor:“Biz AP’den gelen talepler üzerine çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve bu çalışmalarda iyisi ve kötüsüyle kendimizi değerlendiriyor ve önerilerimizi sunuyoruz.” İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin vermiş olduğu bu hizmetin AP’nin karar alma mekanizmasında içerden bir katkı sağladığını söyleyen Düzgit, politik olarak değil aynı zamanda akademik görüşlerin de Türkiye- AB ilişkilerini içinde olumlu yönde etkileyeceğinin altını çiziyor. Bilgi Üniversitesi danışmanlık çalışmalarını sadece uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde çalışmakta olan akademisyenlerle değil okulda görev alan tüm akademisyenlerle sürdürecek. Örneğin medya ile ilgili bir rapor istendiğinde, bunun medya bölümünde çalışan akademisyenlere danışılarak hazırlanacak. Ekonomi, kültür veya istenen herhangi bir konu için de aynı yönteme başvurulacak. Ayrıca Bilgi Üniversitesi’nin danışmanlık adı altında yapmış gerçekleştirdiği çalışmalar yayın niteliği de taşıyacak. Tüm raporlar sunumlar çalışmalar AB’nin kendi web sitesinde de yayınlanacak.

Brüksel’den Türkiye manzarası

/ Brüksel Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkileri, yıllardan beri hem medyada hem de sokaklarda, süreçle ilgili uzmanlığı olsun ya da olmasın her vatandaşın en çok konuştuğu konulardan bir. AB’nin merkezinde de Türkiye’nin durumu sıkça konuşulan ve hâlâ çözüme kavuşamayan bir başlık olmayı sürdürüyor. Avrupa Parlamentosu (AP), özellikle gelişme raporu adını verdiği, 33 maddenin yer aldığı bildirgedeki her maddenin aynı titizlikle yerine getirilmesinin çok önemli olduğunun altını çiziyor. Türkiye, özellikle insan hakları, ekonomi ve demokrasi konularında AB’den gelen uyarılara maruz kalmakla beraber, konulara acilen deyim yerindeyse bir “tamirat yapılması” gerektiğinin altı çiziliyor. Türkiye gerçekten de, hâlâ parti kapatma gibi konularla uğraşırken daha çok eleştiri ve uyarı alacağa benziyor. Bu tarz ciddi sorunların yaşandığı bir süreçte Brüksel’deki hava da aynı derecede gergin oluyor. Özellikle parlamentonun şu sıralar üzerinde en çok durduğu konu Kıbrıs. Yıllardan beri çözülemeyen bu sorun, Türkiye’nin AB’ye girme sürecini en çok etkileyen olaylar arasında ilk sıralardaki yerini koruyor. Hatta yapılan toplantıların ve süreçle ilgili konuşmaların tümü Kıbrıs sorunu ile başlıyor demek doğru olur. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girme sürecinde yaptıklarını takip eden komisyonda yer alan Finlandiyalı Dr. Taneli Lahti, Türkiye’nin AB üyeliğini çok istediğini ve bunun gerçekleşeceğine inandığını vurguluyor. Ancak şu an için bu üyeliği engelleyecek en önemli sorunun Kıbrıs meselesi olduğunu düşünüyor: “Her iki ülkenin de somut adımlar atması gerekiyor ve artık bu anlaşmazlığın en kısa zamanda çözüme ulaşması gerekiyor. Biz AB olarak bu sorunun ortadan kalkması için elimizden gelenleri yapıyoruz.” Lahti ayrıca Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyesi olması nedeniyle Türkiye’nin bu sorunu çözme konusunda daha fazla çaba sarf etmesi ve yapıcı adımlar atması gerektiğini de vurguluyor. Lahti, Almanya ve Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliğine karşı tutumuyla ilgili sorulara ve Türkiye’nin her koşula uyması halinde bile AB’ye girişinde sorun yaşayacağı iddiaları karşısında ise sessiz kalmayı yeğliyor. Türkiye’nin AB üyeliğini tüm kalbiyle istediğini ve bunun için çaba sarf ettiğini söyleyen […]

Dikkat! AP’de “Korsan” var

Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede, geçen günlerde yapılan Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri bu kez de parlamentoda her zamanki, görmeye alıştığımız partilerin sandalye kapma yarışı şeklinde geçti. 2009-2014 yılları arasında görev yapacak olan parlamentoda 267 sandalyeyle birinci parti olmayı kimseye kaptırmayan Hristiyan Demokratlarla, 159 sandalye sayısıyla bu sene de ikinci parti olan Avrupa Sosyalist Partileri Grubu (PES) geçen seneki parlamento düzenini korumuş oldu. Üçüncülüğünü koruyan Avrupa için Liberal ve Demokrat İttifakı (ALDE) de 81 sandalyeyle parlamentodaki yerini aldı. Cem Özdemir’in de üyesi olduğu Yeşiller/Avrupa Serbest İttifak Grubu (Greens/EFA) ise 51 sandalyeyle AB için söz sahibi oldu. Seçimlerin ardından tüm dünya basını konuyu farklı pencerelerden bakarak yorumladı. Türkiye basını ise seçim sonuçlarının Türkiye’yi nasıl etkileyeceği ile bir hayli ilgilendi ve sağcı kanatın güçlenmiş olması Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde olumsuz etkileri olacağı sonucuna varıldı.Ancak seçimlerin tüm bu kendini tekrar eden işleyişi içerisinde bir parti sıyrıldı ki tüm bu tekdüzelik bozuldu. AP’ye girebilmek için gerekli yüzde 7,1’lik oy oranını alarak parlamentoda bir sandalye kazanan Korsan Parti ( Piratpartiet/ Pirate Party) kendilerinin de beklemediği bu gelişmeyle seslerini duyurabilecekleri çok önemli bir platforma girmiş oldu. Partinin sesini duyurabilmesi önemli, çünkü eleştiri, öneri ve vaadleri bugüne kadar duymaya alışık olduklarımızdan bir hayli farklı. Sloganlarıysa, tüm dünya halklarının diline tercüman olur nitelikte: “Tüm vatandaşlar için adalet, özgürlük ve demokrasi talep ediyoruz”Bu slogan aslında çok klişe bir söylem gibi dursa da Korsan Parti özgürlüğü, demokrasiyi ve adaleti bilgi çağına uyarlayarak istemesiyle diğerlerinden ayrılıyor. İsveç örneğini izleyen İspanya, Danimarka, Almanya, Hollanda, İsviçre, Brezilya ve Kanada’da da korsan partileri kuruldu.Kurulduğu ilk 24 saatte 2 bin üye Politikasına geçmeden önce partinin Avrupa Parlamentosu’nda sandalye kazanmasına kadarki süreci anlatmakta fayda var. Bugün İsveç’in en büyük üçüncü partisi olan Korsan Parti oluşumu aslında bir internet sitesiyle başladı. Haziran 2006’da “Pirate Party Bay” adıyla kurulan sitenin başarmak istediği altı etap vardı. Birinci etap sundukları […]