Etiket ermeni

İçinde Hrant geçmeyen bir anı yazısı

Aydın Engin*Bu suskunluğu terk edip sesini, itiraz çığlığını yükselten bir Ermeni’nin, uğursuz bir Cuma akşamüstü ensesine sıkılan mermilerle yok edildiğine tanık olduğunuzda acınızı bile ancak sessiz çığlıklarla dile getirmeye katlanmak kolay mıdır? O yüzden, sözün bittiği bu günde ben sadece içimi ısıtan bir günü hatırlamak ve “O”na, o günü hatırlatan bir mektup yazmak istiyorum.Tepenot: Biliyorum “dipnot”lu yazıya çok rastladınız. Ama “tepenot”lu bir yazıyla sanırım ilk kez tanışmaktasınız.İyi ya… Buyrun tanışın!2007 Ocak’ının o uğursuz Cuma akşamüstünden bu yana söylenmedik söz, yazılmadık yazı kalmadı. Sözün bittiği yerdeyiz…Bu ülkenin en iyi evlatlarından birini aramızdan çekip alan o cinayetin tetikçileri, cellâtları dışında, cinayeti özendirenler, katillerin önünü açanlar, sırtını sıvazlayanlar, cinayete göz yumanlar yani gerçek suçlular hâlâ yargıç karşısında değiller. Bu kanlı ağın katiller dışındaki halkalarına açılan her adım tam bir dirençle karşılaşıyor. Yargı aygıtı adeta zamanın bellekleri zayıflatan gücünü pekiştirmek istercesine ağır, çok ağır işliyor.O yüzden sözün bittiği yerdeyiz. O yüzden o cinayetin ikinci yılı biterken bilinenleri yineleyen bir yazı yazmaya niyetim yok.Ama Türkiye’de Ermeni olmanın anlamı üstüne söylenecek sözüm var.Bir de…Bir de İstanbul Ermenilerinin pek çoğunun yazlarını geçirdikleri Kınalıada’nın karakışı üstüne söylemek istediklerim var. Yabancısı olmadığım dünya Çocukluğumdan beri “gayrımüslimler” dünyasına yabancı değilim.Babam terzi Sadık’ın ilk ustası terzi Agop imiş. Makastarlık ustası ise Gedikpaşalı terzi Stelyo. Çocukluğumuzda, terzi Sadık’la Adalet Hanım, kızkardeşimle benim anlamamı istemedikleri bir şeyler konuştuklarında Rumcaya başvururlardı. Çocukluk aşkımsa önce Yahudi Klara, sonra da –yine Yahudi- Meri idi.Üniversite için İstanbul’a ayak bastığımda, Tarlabaşında Ermeni Madam Eva Minas’ın pansiyonunda kaldım.Türkiye İşçi Partisi saflarına katıldığımda “sosyalizm” ile “yoksullara merhamet duyma”nın bir ve aynı kavram olmadığını öğrendiğim ustalarım arasında Pangaltılı soğuk demirci ustası Garo’nun yeri büyüktür.Masis Kürkçügil hem kadim arkadaşım, hem hapishane arkadaşımdır.12 yıllık siyasi göçmenliği bitirip Türkiye’ye döndüğümde edindiğim yeni arkadaşlardan –galiba- ilki, tahliye edildiğim Sağmalcılar Hapishanesinin kapısında beni karşılayanlardan biri de bir Ermeniydi. Hani bir kaç yıl sonra Agos diye bir […]

Hrant için, Adalet için

İki yıl önce katledilen Hrant Dink, öldürüldüğü Osmanbey’deki Agos gazetesinin önünde anıldı. Anma törenine Dink’in ailesi, arkadaşları ve yakınları ile vatandaşlar katıldı. Geçen yıla göre katılımın düşük olduğu törende, Hrant’ın Arkadaşları adına konuşan oyuncu Halil Ergün, “Başına gelenlere engel olamadığımız için senden ve bu toprağın Ermenilerinden özür diliyorum, herkesi de özür dilemeye çağırıyorum” dedi. Öğle saatlerinden itibaren, Halaskargazi Caddesi’ndeki Agos gazetesi binası önünde toplanmaya başlayan vatandaşlar, Dink’in öldürüldüğü yeri de daha önce olduğu gibi yine karanfiller ve mumlarla donattı. Ellerinde “Hrant için adalet için” yazılı dövizler taşıyan vatandaşlar, “Faşizme inat kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Tören, Dink’in öldürüldüğü saat 15.00’te saygı duruşuyla devam etti. Saygı duruşu sırasında Hrant Dink’in, “Ben hiçbir ulusa hakaret etmem, ettirmem. Türklüğe de hakaret etmem. Ermeniliğe de hakaret ettirmem. Türkleri ya da herhangi bir ulusu aşağılamak dünyanın en büyük suçu olan ırkçılıktır. Ben ırkçı biri değilim ve her tür ırkçılığa karşıyım” sözleri kendi sesinden dinletildi. Başına gelenlere engel olamadık… Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekilleri Akın Birdal ve Sabahat Tuncel, CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, müzisyenler Leman Sam ve Kerem Kabadayı, oyuncu Mustafa Alabora, Profesör Dr. Ahmet İnsel, Türk Tabipler Birliği Başkanı Gençay Gürsoy, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Başkanı Sülayman Çelebi, Dink ailesinin avukatları Fethiye Çetin ve Deniz Tuna, Ercan Kanar, gazeteciler Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar, Muhsin Kızılkaya, İpek Çalışlar, Oral Çalışlar, Murat Çelikkan, Ercan Karakaş, Mahir Günşiray, Orhan Aklaya da anma törenine katılanlar arasındaydı. Sanatçı Halil Ergün, katılımcılar adına yaptığı konuşmasına Türkiye topraklarının her zaman ölümlerle beslendiğini vurgulayarak başladı. Hrant Dink’i kaybetmenin üzüntüsünü halen yüreklerinde yaşadıklarını belirten Ergün Türkiye’de adaletin alması gereken daha çok yol bulunduğunu vurgulayarak, “Hrant Dink, bu toprağın yerlisi ve sahibiydi. İnsanları kucakladı ve bizden biri olarak konuştu. Dink, Türkiye’de değişik kültürleri, zenginlikleri ortaya çıkarttı. Halkların kardeşliğini savundu. […]

İki Hrant, son kez

Video: Garabet Orunöz Hrant Dink’in son görüntülerinden biri 14 Haziran 2006’da, Garabet Orunöz tarafından kaydedildi. İlk kez HaberVesaire‘de yayınlanan bu amatör kaydın birden fazla anlamı var. Kaydın yapıldığı yer İstanbul Gedikpaşa’daki Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı. Görüntüde yer alan insanlar ise, bu vakfa ait olan Tuzla Ermeni Çocuk Kampı’ndan (Kamp Armen) yetişenler ve aileleri. Hrant Dink bu kampın ilk çocuklarındandı. İnşaatın başladığı 1963’ten “azınlık vakıflarının mülk edinemeyeceği” gerekçesiyle arazinin ellerinden alındığı 1983’e kadar Tuzla’daydı. Bu 20 yılda, büyük çoğunluğu öksüz ya da yetim bin 500 çocuk Kamp Armen’in ekmeğini yedi. Video görüntülerini bizimle paylaşan Garabet Orunöz de o bin 500 çocuktan biri. Kamp Armen’in “çocukları” 14 Haziran 2006’da Gedikpaşa’da, okullarının kurucusu ve müdürü Hrant Küçükgüzelyan’ı görebilmek için toplandı. Küçükgüzelyan (çocuklarının taktığı isimle Baron), 12 Eylül’den sonra “Ermeni militan yetiştirme” gerekçesiyle yargılanmış ve hapis cezası almıştı. Küçükgüzelyan 8,5 ay sonra serbest kaldığında Türkiye’den ayrılmak durumunda kaldı ve Marsilya’ya yerleşti. Kampı, son üç yılında Hrant Dink idare etti. İşte Haziran 2006’daki bu buluşma da, Hrant Küçükgüzelyan’ın 25 yıl sonra Türkiye’ye ilk gelişinde nedeniyle gerçekleşti. Küçükgüzelyan gelmeden önce Dink’i aramış ve yetimhanedeki çocukları görmek istediğini söylemişti. Dink’in evinde yapılması düşünülen buluşma, katılımın artması üzerine Gedikpaşa’daki kiliseye alındı. Küçükgüzelyan İstanbul’da 17 gün geçirdi ve bu sürede Dink’in evinde kaldı. Küçükgüzelyan, Dink’in öldürülmesinden sonra kendisine ulaşan Star gazetesinden İnci Döntaş’a şunları söylemişti: “Hrant bana ‘Her zaman gel’ dedi. Hrant yaşasaydı yine gelirdim, şimdi kime geleceğim?” Bir daha gelmedi, gelemedi. Dink’in ölümünden dokuz ay sonra 6 Ekim 2007’de, 87 yaşında Marsilya’da hayata gözlerini yumdu ve orada defnedildi. Görüntüler Garabet Orunöz’ün kaydettiği ilk video Hrant Dink’in konuşmasıyla başlıyor. Dink, Kamp Armen’e Anadolu’dan getirilen ve tuvalet eğitimi olmayan çocukları eğitebilmek için Küçükgüzelyan’ın icat ettiği “kalem oyunu”nundan bahsediyor. (Garabet Orunöz’e göre Küçükgüzelyan bu oyunu, Silopi’den kampa getirilen çocukların bir türlü tuvaletin deliğini tutturamamaları ve etrafı kirletmeleri üzerine uydurmuş. Ama sadece […]

Dink’in ardından iki yıl

Fethiye Çetin-Deniz Tuna*bianet.org Türkiyeli Ermeni gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin üzerinden iki yıl geçti. Cinayetin ardından açılan davaları takip eden avukatlardan Fethiye Çetin ve Deniz Tuna’nın tespitlerini ve değerlendirmelerini paylaşıyoruz. Pazartesi günü Agos’un önünde bir anma düzenlenecek. Bu hafta boyunca düzenlenecek anma etkinlikleri hakkında bilgi edinmek için: Dink’i anma etkinlikleri. Hrant Dink cinayetinin üzerinden iki yıl geçti. Cinayetin birinci yılında hazırladığımız raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde şöyle tespitlerde bulunmuştuk: * Hrant Dink cinayeti, cinayete hazırlık süreci, Hrant Dink’in hedef haline getirilmesi, cinayetin teşvik edilmesi, güvenlik güçlerinin sürece dahli, tetikçinin hazırlanması ve cinayetin işlenmesi ile bütünlük arzeden bir süreçtir. Bir bütün olarak yürütülmesi gereken bu süreç, parçalara ayrılarak, bütünle ilişkisi koparılmış ve soruşturma yürüten makamların süreci bütünüyle görmesi engellenmiştir. Cinayet, öncesi ve sonrası ile bir bütün olarak değerlendirilip soruşturulmadıkça Hrant Dink cinayeti soruşturmasında sonuca ulaşmak mümkün değildir. * Hrant Dink’in yaşamının yakın, açık ve ciddi tehlike altında olduğu, güvenlik güçleri ve tüm istihbarat birimleri tarafından tespit edilmesine hatta cinayetin işleniş biçimine ilişkin tüm ayrıntıların istihbarat görevlilerince bilinmesine rağmen hiçbir önlem alınmamış, aksine kimi kamu görevlilerinin bulguların, delillerin üstünü kapatma eylemlerine giriştikleri, durumun vahametini ve ciddiyetini gizledikleri, birbirlerinden bilgi gizledikleri, birbirleri ile görevlerini unutacak denli çatışma içinde oldukları ortaya çıkmıştır. Hrant Dink cinayeti konusunda Jandarma, Emniyet ve MİT arasında herhangi bir bilgi paylaşımı olmamıştır. Bilgi ve duyumların ve gerekli tedbirlerin tartışılması yönünde aralarında bir koordinasyon bulunmadığı, tam tersine bu kurumların birbirlerinden bilgi sakladığı, cinayet sonrasında da birbirlerini suçladıkları görülmüştür. * Soruşturma sırasında soruşturulan kamu görevlileri görevlerini sürdürmeye devam etmiş, soruşturma dosyasına herhangi bir dosyaya sundukları gibi delil sunmuşlardır. Bu kişiler, görev yaptıkları birimin amiri, müdürü ya da komutanı konumundaki kişilerdir. Soruşturmalar bu kamu görevlilerinin sundukları delillere dayanılarak yapılmıştır. Sadece bu durumun kendisi dahi soruşturmaların güvenilir ve bağımsız olmayacağının, etkili ve sağlıklı sonuçlara varılamayacağının kanıtlarından biridir. * Haklarında soruşturma yapılan görevliler, sadece idari soruşturma […]

Türkiye Dink’i anıyor

Agos gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink ölümünün 2. yıldönümünde, çeşitli etkinliklerle anılacak. İstanbul’daki kitlesel anma töreni ise, Dink’in öldürüldüğü 19 Ocak’ta, Agos gazetesinin Osmanbey’deki binasının önünde yapılacak. Tören saat 14.30’da başlayacak. Aynı gün İzmir ve Bursa’da da çeşitli sivil toplum örgütleri, sol siyasi partiler, sendikalar ve hak örgütleri tarafından Dink için anma etkinlikleri düzenlenecek. 17 Ocak Cumartesi Hrant Dink için hafta boyunca İstanbul başta olmak üzere çeşitli kentlerde bir dizi anma etkinliği gerçekleştirilecek. Sivil toplum örgütleri, sol siyasi partiler, sendikalar ve hak örgütleri tarafından düzenlenen etkinliklerde Dink özelinde insan hakları, kişisel özgürlükler, adalet, halkların kardeşliği, ırkçılık ve milliyetçilik gibi kavramlar sorgulanacak. Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi tarafından düzenlenen, “19 Ocak’ta ne olmuştu?” başlıklı panel 17 Ocak Cumartesi günü saat 15:00’de Beyoğlu TMMOB’da gerçekleşecek. Aynı gün saat 16.00’de Makine Mühendisleri Odası’nda ise “Özür diliyoruz kampanyası ve Hrant Dink söyleşisi” başlıklı etkinlik yapılacak. Bilgi Üniversitesi santralistanbul’da ise, Anti-Kapitalist Öğrenci Hareketi’nin düzenlediği, “Hepimiz Hala Hrant’ız – Türkiye’de Irkçılık, Milliyetçilik ve Yurtseverlik” başlıklı panel saat 16.00’da başlayacak. Nor Zartonk grubunun, Hrant Dink anısına düzenlediği Tophane’deki Tütün Deposu’nda düzenlediği anma gecesinde ise “Beni adım…” isimli belgesel gösterilecek. 17 Ocak Cumartesi saat 18.00’de başlayacak etkinlikte daha sonra Dink cinayetinin dava süreci anlatılacak. Şevval Sam 22 Ocak’ta Dink Vakfı için sahnede Bilet gelirinin Hrant Dink Vakfı’na bırakılacağı bir başka etkinlik ise Şevval Sam konseri. 22 Ocak Perşembe gecesi Ghetto Barda düzenlenecek ve slayt gösterilerinin de yapılacağı gecede Şevval Sam Türkçe, Ermenice, Rumca, Lazca ve Çerkezce gibi farklı dillerden şarkılar seslendirecek. Yine gelirinin Hrant Dink Vakfı’na bağışlanacağı bir başka etkinlik ise dans gösterisi. Zeynep Tanbay’ın 4 Ayak isimli koreografisini Hrant Dink anısına sahneleyeceği gösteri 21 Ocak günü Garaj İstanbul’da 20.30’da yapılacak. Anadolu Kültür ve Araştırma Derneği (AKA-DER) ise bir hafta boyunca çeşitli etkinliklerle Hrant Dink’i anacak. Derneği Kadıköy’deki binasında 24 Ocak’a kadar sergi, müzik dinletileri, panel, film gösterimi […]

O şimdi nihayet sanık

SantralHaber Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Jandarma Astsubay Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysal Şahin’in ifadeleri doğrultusunda başlatılan soruşturma tamamlandı. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı, Dink’in öldürüldüğü dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanı olan Albay Ali Öz’ün de aralarında bulunduğu rütbeli 6 asker hakkında daha “görevi ihmal” suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. Askerleri suçlamıştı Trabzon Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Can tarafından aylardır yürütülen soruşturma sonunda, Dink’in öldürüldüğü dönemde Trabzon İl Jandarma Komutanı olan Albay Ali Öz ve dönemin Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız ile istihbarat görevlileri Önder Araz, Okan Şimşek, Veysal Şahin, Hüseyin Yılmaz, Hacı Ömer Ünalır ve Gazi Günay hakkında iddianame hazırlandı. Savcılık askeri görevlilerin, Hrant Dink’in öldürüleceği bilgisini cinayetten aylar önce almalarına rağmen ilgili makamlara bildirmediklerini ve Dink’in öldürülmesinden sonra geçmişteki istihbari zafiyetlerini saklamak amacıyla gerçeğe aykırı belge düzenlediklerini belirledi. Başsavcı Vekili Can, iddianamesini Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’ne sundu. Davanın, daha önce Okan Şimşek ve Veysel Şahin hakkında aynı mahkemede açılan ve görüşülmesine 4 Şubat’ta devam edilecek olan davayla birleştirileceği belirtiliyor. Coşkun İğci’nin itirafları süreci başlattı Albay Ali Öz’ü sanık yapan süreç, Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul’da öldürülmesinin ardından yapılan soruşturma sırasında Yasin Hayal’in halasının eşi olan Coşkun İğci’nin, cinayeti olaydan 6 ay önce Trabzon’da jandarma istihbarat görevlilerine bildirdiğini söylemesiyle başlamıştı. İğci’nin ifadeleri üzerine Trabzon İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şubesi’nde çalışan Başçavuş Okan Şimşek ile Uzman Çavuş Veysel Şahin hakkında “görevi ihmal” suçundan dava açılmıştı. Dava kapsamında ifade veren iki rütbeli, müfettiş ifadelerinde İğci’yi yalanlamalarına rağmen, mahkemede itiraflarda bulunarak, “Albay Ali Öz bize baskı yaptığı için müfettişlere yalan söyledik. Coşkun İğci’nin, Hrant Dink’in öldürüleceğini cinayetten 6 ay önce bize bildirdiği doğrudur. Biz de bu bilgiyi İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız ve dönemin İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz’e toplantıda […]

Sokak özür dilemiyor

Türkiye’nin, ABD’nin ve bir çok ülkenin gündemini zaman zaman meşgul eden “Ermeni soykırımı oldu mu olmadı mı?” veya “1915 olayları soykırım mı değil mi?” tartışmaları, bir grup aydının başlattığı “Özür diliyoruz” kampanyasıyla yeni bir boyut kazandı. Soykırım var mı yok mu tartışmaları şimdi de “özür dilenmeli mi, dilenmemeli mi”, “özür dileyecek bir durum var mı” tartışmasına dönüştü. Gazete ve televizyonlarda tartışan ve özür dilenmesine karşı çıkan kanaat önderlerinden bir kısmı “acıyı paylaşmak başka özür dilemek başka” derken bazıları da konuyu “Asıl bizden özür dilenmesi gerekiyor” noktasına getirdi. Biz de toplumda bu konunun nasıl algılandığını belirleyebilmek için mikrofonu sokağa tuttuk. İşte sonuçlar…

Özür dilemek için çok gerekçem var

Ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla, 8 yıl önce tanışıp dost olduk Antoine Agoudjian’la. Buralarda adı pek bilinmese de, vatandaşı olduğu Fransa’da hayli meşhur bir fotoğrafçıdır kendisi. Annesi Erzurum, babası ise Kütahya kökenli olan Antoine’nin dedesi de Osmanlı ordusunda komutanlık yapan bir askermiş anlattığına göre. Zaten dedesinin ve annesinin ailesinin, 1915’te başlayan kıyımda hayatta kalmasını sağlayan da bu olmuş. Antoine’ı ikinci kez Türkiye’ye getiren hâlâ üzerinde çalıştığı bir projeydi. Ermenilerin halen ya da geçmişte yaşadığı 10 ayrı ülkede çekimlerini gerçekleştirmeyi planladığı bir fotoğraf projesiydi bu. Lübnan’dan İsrail’e, Irak’tan Gürcistan’a dek belirlediği ülkelerde, eskiden Ermenilerin yaşadığı topraklarda şu an kimler yaşıyorsa onların günlük hayatların fotoğraflıyordu. Haliyle, bu ülkelerden biri de Türkiye idi. Yola çıktığının ikinci günündeyken daha, Erzurum’da annesinin köyüne gittiğinde jandarma dipçikleriyle gözaltına alınıp, takip eden iki gün boyunca da kâh asker kâh polis tarafından takip edilince gerisin geriye İstanbul’a döndü korkuyla. Annesinin göç etmek zorunda kaldığı topraklarda dipçiklenirken, aile büyüklerinden dinlediği katliam öykülerinin ışığında neler hissettiğini kendisine sormak gerek. Ben başka bir hikâye anlatacağım. Projesinin Türkiye ayağını tamamlamak istiyordu. Korkmuştu. Gideceği bölgeleri bilen bir gazeteci olarak kendisine yardım etmemi önerince beraber yola koyulduk. Adana’dan başlayan ve iki haftadan uzun süren seyahatimizi doğu ve güneydoğuda kimi kentleri ve ilçeleri katederek Hopa üzerinden Trabzon’da noktaladığımızda neredeyse 8 bin kilometre yol yapmıştık. Van’da ilk ziyaret ettiğimiz yerlerden biri Ahtamar Adası’ydı. Daha motordan iskeleye adımımızı atar atmaz gizleyemediği bir heyecan duymaya başladı Antoine. O zamanlar harap haldeki adayla aynı adı taşıyan kilisenin önündeyken yere eğildi. Eline aldığı bir avuç toprağı koklarken, “42 yıldır sadece adını duymuştum. Şimdi toprağına dokunabiliyorum” derken gözyaşlarını tutamadı. Şaşkınlık içinde bakarken aynı anda ağzımdan refleks bir şekilde iki sözcük döküldü: “Özür dilerim.” Son günlerde, bu iki sözcük üzerinden kopartılan fırtına, nefret kokan ırkçılık söylemleriyle birleşince bu hikâyeyi paylaşmak elzem oldu. Herkesin bildiği üzere tartışmaları başlatan, “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı Büyük […]

Özür mü büyük kabahat mi?

“1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felâket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.”Son günlerin giderek alevlenen tartışmasını başlatan, “Özür diliyorum” kampanyasının imza metni bu iki cümleden oluşuyor. Hem kampanyanın imzacıları hem de tepki verenleri her geçen gün giderek artıyor. Öncülüğünü akademisyenler Ahmet İnsel, Baskın Oran ve Cengiz Aktar ile gazeteci-yazar Ali Bayramoğlu’nun yaptığı kampanya, www.ozurdiliyoruz.com adresinde devam ediyor. Bu haber yayına hazırlandığında 11 bini geçmişti. Kampanyanın duyurulmasıyla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli’nin, “Ortada utanacağımız bir suç ve adına özür dileyeceğimiz bir suçlu yoktur” diye gösterdiği tepkiye daha sonra Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Deniz Baykal, kimi köşe yazarları, emekli büyükelçiler, akademisyenler ve son olarak bugün (17 Aralık 2008) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Erdoğan: “Suç işlemedik ki özür dileyelim” “Bu tür davranışlar ortalığı karıştırır. Yazar ve çizerleri anlamakta zorlanıyorum. Bu kampanyayı kabul etmiyorum, desteklemiyorum. Herhalde onlar böyle bir soykırımı işlemiş olacaklar ki, özür diliyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin böyle bir sorunu yok” sözleriyle tepkisini açıklayan Başbakan Erdoğan, “Ortada suç varsa suç işleyen özür dileyebilir. Suç işlemedik ki özür dileyim. İşlersem dilerim” diye konuştu. Kampanyanın duyurulduğu ilk günlerde de aralarında eski dışişleri müsteşarlarından Şükrü Elekdağ, Korkmaz Haktanır ve Onur Öymen gibi isimlerin de bulunduğu yaklaşık 50 emekli diplomat da, bir bildiri ile “Özür diliyorum” girişimini, “haksız, yanlış ve ulusal çıkarlarımız açısından sakıncalı” olarak nitelendirmişti. Aktar: “Bu bir vicdan meselesi” Santralhaber’e “özür diliyorum” kampanyası ile ilgili açıklama yapan Akademisyen Cengiz Aktar, “Bu kadar zaman boyunca, bu konudan bahsedememiş, açıkça konuşamamış olmaktan dolayı özür dileniyor.” dedi. İnternet üzerinden, uzun soluklu bir kampanya ile herkesin söyleyebileceği, basit ve vicdani bir mesaj vermek istediklerini anlatan Aktar, pek çok insanın aksine, bu yoğun ilgiyi beklediklerini ifade etti. Devlet görüşüne ve bu görüşün 90 senedir tekrar edilmesine rağmen, 1915 […]

Türküler kardeşlik için söylenecek

1990’ların başında Boğaziçi Üniversitesi’nin bağrından kopup gelmiş bir grup çıktı ortaya. Anadolu halk şarkılarını, orijinalliğini bozmadan, anadillerinde yorumlayan bu grup Türk, Kürt, Azeri ve Ermeni şarkılarına aynı albümde yer verdi. Şimdilerde halen süren kanlı bir savaşın en şiddetli biçimiyle hüküm sürdüğü o günün şartlarında hayli cesaret gerekiyordu böyle bir albüm için. Barışın insan kokan yağmuru azaldıkça, şiddet ortamı barış diyenleri önüne katarak sürükleyip götürüyordu ölümün kollarına. Ama onlar cesaret etti. Yüzyıllardır bir dilin bahçesinden öteki dilin ırmağına derin kardeşlik cümleleri taşıyan türküleri söylediler. Geniş bir türkü coğrafyasının temsilcileri olarak, farklılıkların müzik şemsiyesi altında birleşmesini sağladılar. Farklı etnik kimliğe sahip insanlar arasında oluşturulmaya çalışılan düşmanlıklara, derin uçurumlara ve kutuplaşmalara müziğin diliyle cevap verdiler.Türkülerin kardeşliği Bu topraklarda farklı etnik kökenden insanların yan yana yaşayıp aynı acılara, aynı sevinçlere farklı dillerde türküler yazdıklarını, aynı topraklarda Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Laz, Çingene, Makedon, Çerkes, Zaza, Yezidi, Süryanilerin de yaşadığını ezgileriyle anlattılar. Türkiye toprakları üzerinde yaşayan ya da yaşamış olan, bu toprakların tarihini yüzyıllar boyunca birlikte yazan, kız alıp kız vermiş, gülmüş ağlamış, nice ihanetler görmüş, nice dostluklara yelken açmış halkların şarkılarını kendi dillerinde seslendirdiler. Adeta bu ülkenin insan haritasının çeşitliliğini, her türküyü kendi dilinde söyleyip dinlemenin daha güzel, daha etkileyici olduğu gerçeğiyle dile getirdiler. Hiç bilmediğimiz dillerdeki türküler, notalardan kanatları olan kuşlarla yüreklerimize nakşoldukça, her türkü çalınışında kardeşlerimizin hali nicedir bilir olduk. Hızlarını kaybetmeden ve giderek büyüyerek bugünlere ulaştılar. Her albümlerinde, türkülerin önderliğinde kardeşliği vurguladılar. Sonra kendilerine de da “Kardeş Türküler” dediler. Hrant Dink’in vasiyet olan hayali “İnsan olan insan, sever insanı / Bizden evvel gelip gidenler hanı / Aşkına düşürüp mecnun misali / Bir kuru hayale yeldirme beni” diye Neşet Ertaş’tan seslenmeye başlamalarının üstünden 15 yılı geride bıraktılar. Kardeş Türküler 15 yıl boyunca farklı dil, din ve şarkıların bir arada yaşayabileceği umudunu yeniden yeşertti bizim için. Bu defa da, kanlı geçmişimizden miras kötülük […]

Her derde deva Kültür Başkenti

İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti (AKB) seçilmesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma sürecinde önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor. Örneğin, AKB girişiminin öncülerinden AB Uzmanı Cengiz Aktar “Bu projeyi başarmamız şart. Başarırsak AB sürecinde işleri kolaylaştıracak” diyor. İstanbul’un, üyesi olmayı istediği birliğin kültür başkenti seçilmesinin Türkiye’ye ne kazandıracağı, kazandıracaksa da bu “proje”nin başarı ölçüsünün ne olacağı bir başka soru. Ancak görünen o ki, sadece Türkler değil konunun Avrupalı tarafları da aynı fikri paylaşıyor. Örneğin, Avrupa Komisyonu Onursal Genel Direktörü Baron Daniel Cardon De Lichtbuer de İstanbul 2010’un, ‘değiştirmesi gerekenler’ konusunda Türkiye için mükemmel bir başlangıç olacağını düşünüyor. De Lichtbuer, geçtiğimiz hafta İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın ev sahipliğinde gerçekleşen “Avrupa Kültürü Nedir” başlıklı sempozumun konukları arasındaydı. Onlarca profesyonel ve bürokrat The Marmara Oteli’nde üç gün boyunca bir aradaydı. Altı farklı oturumda, farklı başlıklar altında sempozyuma isim veren soruyu tartıştı. Baron De Lichtbuer, ikinci gün yapılan “Avrupa Kültürünün Türkiye’ye Bakışı” başlıklı oturumun açılış konuşmasını yaptı. Konuşmasında “Türkiye’nin değiştirmesi gerekenler”i sıraladı. Şunları söyledi: “Türkiye’nin kırsal kesimlerinde kadınlar kocalarını seçme özgürlüğüne bile sahip değil. Kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadına seçme hakkının tanınması ve bunun hemen yapılması gerekir. “Almanlar Yahudilerle, İngilizlerin Hintlilerle, Fransızlar Cezayirlilerle yüzleşti. Türkiye Ermenilerle ve Rumlarla arasındaki problemi çözemedi. Bu konuların laik ve demokratik bir ülkede rahatça konuşulabilirken Türkiye’de hâlâ bir tabu. “Türkiye’de, yabancı ülkelerden gelen öğrencilere ve göçmenler uygulanan programlar yetersiz. Avrupa’daki bu insanlara özel olarak dil eğitimi ve yurtdışında yaşam eğitimi veriliyor. Bu eksiklik Türkiye için olumsuz sonuçlar doğuruyor.” De Lichtbuer’in açılış konuşmasının ardından oturuma ara verildi. Ancak daha henüz kahve arasında yapılan sohbetlerden, oturumun devamının bu konuşma nedeniyle hareketleneceği belliydi. “Mustafa değil, Mustafa Kemal Atatürk” İlk konuşmacı Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı ve İktisadi Kalkınma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu’ydu. Sözlerine aslında farklı bir konuşma hazırladığını, ancak De Lichtbuer’in konuşmasından sonra […]

İki Yakın Halk İki Uzak Komşu

“Bugün her iki tarafta, “Türk” ve “Ermeni” kelimelerinin yanyana gelmesinden rahatsız olan, sessiz çoğunlukların kaderini bloke eden marjinal milliyetçi kesimler var; ve ne yazık ki bugüne değin hep bu kesimler, sorunun seyrinde belirleyici rol aynadılar. Türk-Ermeni diyaloğundan bahseden ve bu yönde çaba harcayan birçok girişim, her iki tarafın bu uç kesimlerince sürekli baltalandı. Her biri diğerinden beslenen ve aslında ancak birbirlerinin varlığıyla ayakta kalabilen aşırı milliyetçi kesimlere gayrı maydan boş bırakılmamalı” (s. 33) TESEV’in Dış Politika Programı projelerinden birinde kullanılmak üzere Hrant Dink’ten yazılması istenen fakat sonrasında yayınlanmayan metin ailesi ve dostları tarafından kurulan Hrant Dink Vakfı tarafından yayınlandı. Kitabın içeriğine ilişkin söylenecek herşeyin Hrant’ın belirttiği şu cümle kadar anlamı yok; “Onlar ‘Türk’ ve ‘Ermeni’ sözcüklerini birlikte kullanmaktan kaçınsalar da, kader bu iki milleti aynı coğrafyada birbiriyle yan yana yaşamaya mecbur kıldı. Başka çıkar yol yok.”

Hatırlayanlar, hatırlamayana hatırlatıyor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Trabzon İl Jandarma Komutanlığı eski Asayiş Şube Müdürü Ali Oğuz Çağlar da, Hrant Dink’i öldürmek için plan yapıldığı bilgisinin dönemin alay komutanı Albay Ali Öz’e iletildiği halde işlem yapılmadığını söyledi. Dink’in öldürülmesinden sonra Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı’nın açtığı soruşturmalar sırasında ifadesinin alınmadığını belirten ve tanık olarak ilk kez ifadesi alınan emekli Kıdemli Binbaşı Çağlar, “Cinayetin işlenebileceği ile ilgili bilgiler Albay Öz’e ulaştırıldı. Ancak komutan önemsemediği için veya bilerek ya da bilmeyerek yapması gereken görevi yapmamıştır” dedi. Çağlar’ın, 25 Kasım 2005 tarihinden Eylül 2007’e kadar Asayiş Şube Müdürü olarak Trabzon’da görev yapmasın karşın, Jandarma Genel Komutanlığı ve İçişleri Bakanlığı müfettişlerince bilgisine hiç başvurulmadığı da böylece ortaya çıkmış oldu.İlk kez suikastın sanıkları arasında yer alan jandarma muhbiri Coşkun İğci’nin dile getirdiği iddia daha sonra Ali Öz’ün emrindeki askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin tarafından da mahkemede anlatılmıştı. Daha sonra dönemin İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı Metin Yıldız da benzer ifadeyi vererek Ali Öz’ü suçlamıştı. İçişleri Bakanlığı müfettişlerinin iddialar üzerine yaptığı ön inceleme raporu sonunda Trabzon Valiliği’nin hakkında soruşturma izni verdiği Albay Öz ise geçen günlerde konuyla ilgili “tanık” sıfatıyla alınan ifadesinde iddia edilen konuları hatırlamadığını iddia etmişti. Ali Öz’ü suçlayan ifadeler gerçek Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink öldürüldüğünde Trabzon Jandarma Alay Komutanlığı’nda kıdemli binbaşı rütbesiyle asayiş şube müdürü olarak görev yapan Ali Oğuz Çağlar, bugün (25 Temmuz) Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde tanık olarak ifade verdi. Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin’in, Hrant Dink’in suikastıyla ilgili “görevi ihmal” iddiasıyla Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde görülen davasında ifadesi alınan Ali Oğuz Çağlar, sanık askerlerin 2006 yılı Temmuz ayında suikastla ilgili bilgileri edinip üstlerine ileterek görevlerini yaptıklarını söyledi. Başçavuş Şimşek ve Uzman Çavuş Şahin’in ilk ifadelerini yalanlayarak mahkemeye verdikleri ifadelerinin gerçek olduğunu belirten Çağlar, “Her ne kadar daha önce İl Jandarma Komutanının baskısı ile yalan yanlış ifade verseler […]

Eldekiler dışında kimsenin yargılanması istenmiyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hrant Dink’in öldürülmesi konusunda istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen tedbir almadıkları iddia edilen İstanbul Emniyet Müdürü Celalattin Cerrah’la birlikte sekiz polisin yargılanmasının önü yargı kararıyla kapandı. Bölge İdare Mahkemesi, sekiz polisin yargılanmasına gerek olmadığına karar verdi. 2005’te Ermeni konferansının yürütmesini durduran karara imza atan üye hâkim Sadaattin Yaman, Cerrah’ın yargılanması yönünde karşı oy kullandı. Dink ailesinin avukatlarıysa iç hukuk yolları tükendiği için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gidecek. Cerrah’a yargıdan koruma kalkanı Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, İstanbul emniyetiyle ilgili inceleme başlatılmış, ilk ön inceleme raporunda dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler hakkında soruşturma izni verilirken, Cerrah hakkında izin verilmemişti. İtiraz üzerine Bölge İdare Mahkemesi kararı bozdu. Bunun üzerine yeniden müfettiş görevlendirilip ikinci ön inceleme yapıldı. Yeniden Güler’in yargılanması istendi. İtiraz üzerine üçüncü bir ön inceleme yapıldı. Bu üçüncü incelemede Güler’le birlikte Emniyet Amiri İbrahim Pala, İstihbarat Şube’de Başkomiser İbrahim Şevki Eldiven, Komiser Volkan Altnbulak ile polis memurları Bahadır Tekin ve Özcan Özkan hakkında soruşturma izni verilmesi istendi. Cerrah’la birlikte İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Bülent Köksal’ın yargılanmasına gerek olmadığı görüşü bildirildi. İstanbul Valiliği de bunu onayladı ve altı polisin Dink cinayetinde ihmalleri olduğu gerekçesiyle yargılanmasına izin verdi. Hem hakkında ön inceleme yapılanlar ve hem de Dink ailesinin itirazı üzerine dosya yeniden Bölge İdare Mahkemesi’ne taşındı. Dink ailesi Cerrah’ın da soruşturmaya dahil edilmesini istiyordu. Bölge İdare Mahkemesi bu talebi reddettiği gibi diğer polisler hakkında ‘yeterli bilgi ve belgenin dosya muhteviyatı itibariyle mevcut olmadığı anlaşıldığından’ ‘yargılamaya gerek yok’ kararı verdi.Ayetli karşı oy Bölge İdare Mahkemesi’nin ‘polislerin yargılanmaması’ yönündeki kararına mahkeme üyesi hâkim Sadettin Yaman ‘Cerrah’ın yargılanması gerekir’ diyerek muhalif kaldı. 2005’te düzenlenmek istenen Ermeni konferansının yürütmesini durdurma kararını veren İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin başkanı olan Yaman, karşı oy yazısında ayetlere atıfta bulunuldu, farklı düşüncelerin toplumda güvenle ifade edilmesi için gerekli önlemlerin alınması gerektiği ifade edildi. Karardan […]

Mahkeme değil sirk

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün yapılan 6. duruşmasında Coşkun İğci ilk kez dinlendi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davada Yasin Hayal’in eski eniştesi ve cinayetin işlendiği dönemde jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci, davanın tanığı iken sanığı haline geldiğinden yakınıp eski ifadelerini tekrar etti. İğci, “Vatandaşlık görevimi yaptım Hayal’in bu işi yapmaması için çalıştım, baktım engelleyemeyeceğim jandarma kolluk birimine bildirdim. Bildirdikten sonra 1-1,5 ay silah alacağım diyerek Ekim 2006’ya kadar onu oyaladım. Ondan sonra hiç görüşmedim” dedi.Dink cinayetinin duruşması, tetikçi Ogün Samast’ın 18 yaşını doldurması nedeniyle ilk kez basına ve izleyicilere de açıldı. Basına açık ilk duruşmaya sanıkların “sululukları” damga vurdu. Kendi aralarında eğlenen sanıklardan Samast, “Cinayetten önce beni Jennifer Lopez aradı” derken, cinayetin kilit ismi Erhan Tuncel sevgilisinin İsrail Cumhurbaşkanı’nın kızı olduğunu söyledi. Yasin Hayal ise gazeteciler aracılığıyla Muhsin Yazıcıoğlu’na selam gönderdi. İğci suikastı jandarmanın bildiğini yine söyledi İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, Dink davasının ilk ‘açık’ duruşmasına tutuklu sanıklar Ogün Samast, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Ersin Yolcu, Ahmet İskender, Mustafa Öztürk, Tuncay Uzundal ve tutuksuz yargılanan Coşkun İğci, Erbil Susaman, Veysel Toprak ve Salih Hacı Salihoğlu katıldı. Mahkeme karşısında ilk kez ifadesi alınan jandarma muhbiri İğci, Trabzon’da mahkemeye verdiği ifadeleri aynen tekrar etti. Sanıklardan bir tek Ahmet İskender’i tanıdığını belirten İğci, Yasin Hayal’in planladığı suikasttan haberdar olunca kendisini oyalamaya çalıştığını, engelleyemeyeceğini anlayınca da iki jandarmada istihbaratçısına durumu bildirdiğini anlattı. Jandarma istihbaratçılarını olaydan haberdar ettikten sonra Yasin Hayal ile Ekim 2006’dan itibaren görüşmediğini anlatan İğci, “Hrant Dink’in öldürüldüğünü duyunca şok oldum. ‘Eyvah Yasin bu işi yapmıştır’ dedim. Sonra Ogün Samast’ın ismini duyunca rahatladım. Olaylar aydınlığa kavuşunca Yasin’in de bu işin içinde olduğunu öğrendim” dedi. “Yasin bu olayı yapacak kişi değil” Mahkeme heyeti, duruşmada, Coşkun İğci”nin Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde talimatla alınan ifadesini […]

Hrant için adalet için 7 Temmuz’da Beşiktaş’ta

Erol ÖnderoğluBianet Hrant Dink’in arkadaşları, “Hrant için, Adalet için mahkemeye! 1 yıl oldu. Ne oldu?” çağrısıyla 7 Temmuz’da (Pazartesi) İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edecek cinayet davası için kamuoyundan ilgi bekliyor. Agos gazetesi Yayın yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili İstanbul 14. Ağır ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın 6. duruşmasında Hrant’ın arkadaşları, 7 Temmuz’da Beşiktaş Meydanı’nda saat 9.30’da bir araya gelerek adalet istemeye devam edecekler. “Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Adalet istiyoruz” Hrant’ın öldürülmesinin üstünden 535 gün, katil zanlısının yakalanmasının üstünden de 534 gün geçtiğini anımsatan Hrant’ın arkadaşları, davanın ilk duruşmasından bugüne kadar bir yılın geçtiğini belirterek, “Beş duruşmada bir adım yol alınmadı” dediler. Yargılamada gelinen aşama da, “O.S., Ogün Samast’a dönüştü, planlı pusunun hikayesi ekranlarda anlatıldı. Adalet istedik. Er ya da geç ortaya çıkacağını umduğumuz gerçeklerin adalet tarafından da görülüp, anlaşılması ve değerlendirilmesi için ne kadar daha beklemek zorundayız?” açıklamasıyla eleştirildi. “Hrant için, adalet için yine mahkemede olacağız. Biz susalım istediler. Susmadık. Vazgeçmedik. Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Adalet istedik. Adaletin tecelli edeceğine şahit olmak istiyoruz. Hrant için, adalet için toplanıyoruz.” Sanık Coşkun İğci ve tanıklar dinlenecek Cinayet davasında, tetikçi zanlısı Ogün Samast’ın 18 yaşını doldurduğu için bu altıncı duruşmanın basına açık olarak görülmeye bekleniyor. Duruşmada, “azmettirici” olarak yargılanan Yasin Hayal’in halasının eski eşi ve cinayetin işlendiği dönemde jandarma muhbiri olarak görev yapan Coşkun İğci de dinlenecek. Mahkeme, 10’a yakın tanıktan duruşmaya gelenlerden cinayetin nasıl işlendiği konusunda bilgi alacak.Trabzon’un tanığı İğci İstanbul’un 19. sanığı 12’si tutuklu toplam 18 sanık hakkında açılan davada mahkeme, daha ilk duruşmada dört sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Ardından jandarma muhbiri İğci de 19. sanık olarak davaya dahil edildi. Bu kişi, daha önce mahkemeye gelmiş ancak avukatı olmadığı için ifade verememişti.

O.S. büyüdü, duruşmada gizlilik kalkıyor

Medyakronikinfo@medyakronik.com Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’i öldürdüğü iddiasıyla yargılanan O.S, 28 Haziran cumartesi günü 18 yaşını dolduracağı için, 7 Temmuzdaki duruşma basına ve izleyicilere açık olarak yapılacak. Üsküdar’daki Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 1990 yılında dünyaya geldiği belirtilen ve Adli Tıp Kurumunca yapılan muayenesinde fizyonomik olarak nüfus kaydına uyumlu yaşlarda gözüken O.S, 28 Haziran Cumartesi günü 18 yaşını dolduruyor. Dink’in öldürülmesine ilişkin O.S’nin de aralarında bulunduğu 19 sanığın yargılamasını yapan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Temmuz Pazartesi günü yapılacak duruşmada, O.S 18 yaşından küçük olduğu için daha önce verilen “kapalı duruşma” kararını kaldıracak. Karar uyarınca önceki duruşmalara giremeyen basın mensupları ve izleyiciler, söz konusu duruşmayı izlemek için salona alınacak. Dava kapalı olduğu için önceki celselerde uygulanan “gizlilik kararı” da ortadan kalkarken, basın mensupları da sanıkların ifadelerini haber yapabilecek. Davaya ilişkin tensip tutanağını düzenleyen İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, O.S’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle CMK’nın 185. maddesi uyarınca duruşmaların kapalı olarak yapılmasını kararlaştırmıştı. Davanın iddianamesinde, O.S’nin, “Hrant Dink’i öldürmek” suçundan 18 yaşından küçük olduğu da dikkate alınarak 18 ile 24 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması, ayrıca “terör örgütüne üye olmak” ve “ruhsatsız silah taşımak” suçlarından da 8,5 ile 18 yıl arasında hapisle cezalandırılması talep ediliyor. O.S’nin bu suçlardan toplam 26,5 ile 42 yıl arasında hapsi talep edilen iddianamede, diğer 18 sanığın da 7,5 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası arasında hapisle cezalandırılması isteniyor.

Agos’a beraat

Erol ÖnderoğluBianet.org Şişli 2. Asliye Mahkemesi, Agos gazetesi imtiyaz sahibi Serkis Seropyan ve yazı işleri müdürü Aris Nalcı’nın “yargıyı etkilemeye teşebbüs etmek” iddiasıyla yargılandığı davanın bugünkü (18 Haziran) duruşmasında beraat kararı verdi. Müdahil avukatlardan Kemal Aytaç, Şişli Adliyesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, aslında böyle bir davanın hiç açılmaması gerektiğini belirterek, bunun da alınan kararla tescillendiğini söyledi. Mahkeme daha rahat, yeni savcı beraat istedi Karar duruşmasında, mahkeme heyetinin daha önceki duruşmalardaki gergin tavrı yoktu. Duruşmada söz alan savcı Mücahit Ercan, bir önceki duruşmada gazetecilerin Ceza Yasası’nın (TCK) 288. maddesi uyarınca ceza isteyen Cumhuriyet savcısı İsa Dalgıç’ın esas hakkındaki mütalaasını değiştirdi. Savcı Ercan, Agos gazetesinin 9 Kasım 2007 tarihli sayısında “Akıllı Tahta” başlıklı yazıda, Arat Dink ve Seropyan’ın 301. maddeden mahkum oldukları kararı ima yoluyla eleştirdikleri, eleştirilerinse yargılamayı etkilemeye teşebbüs boyutunda olmadığı, atılı suçun unsurları bakımından hukuki çerçeve içerisinde mahkeme kararının da eleştirilebileceği, yazının tümü itibariyle açıklama ve fikir özgürlüğü boyutları ve eleştiri sınırları içinde kalındığına işaret etti ve sanıkların beraati yönünde görüş bildirdi. Hakim Yalçınkaya da, “Davanın temyiz sürecinin etkilenmekten ziyade gazetenin Ermeni asıllı vatandaşlarımız üzerinde daha ziyade kabul görme amacıyla yazılmış bir yazı olarak nitelendirileceği, yazının tamamı itibariyle amaç açısından yargılamayı etkilemeye yönelik olamayacağından her iki sanığın müsnet suçlardan ayrı ayrı beraatlerine” karar verdi. Avukatlar protesto için duruşmaya katılmadı Müdahil avukatlar, taraflı oldukları gerekçesiyle daha önce haklarında “reddi hakim” kararı alınmasını istedikleri yargıçlar Metin Aydın ve Hakkı Yalçınkaya’yı protesto etmek amacıyla daha önce savunma yapmayı reddettikleri gibi karar duruşmasına da katılmadılar. Sanık gazetecilerin de katılmadığı duruşmada sanık sandalyesine aralarında insan hakları ve emek aktivisti Haluk Ağabeyoğlu’nun da aralarında bulunduğu gözlemciler ve gazeteciler oturdular. Duruşmayı İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) temsilcisi Emma Sinclair-Webb de izledi.