Etiket hrant dink

Hrant Dink suikastının “Öz”ü

Medyakronikinfo@medyakronik.com Hrant Dink cinayetinde Trabzon jandarma görevlilerinin ihmallerini araştıran Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’nin talebiyle talimatla ifade veren dönemin Yüzbaşısı Metin Yıldız da, emrinde çalıştığı Trabzon Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Öz’ü suçladı. Yüzbaşı Yıldız, Bolu Sulh Ceza Mahkemesi’ne 9 Haziran günü verdiği talimatlı ifadede, “Yasin Hayal’in plan yaptığı bilgisini bir yıl önceden Ali Öz’e ilettik” dedi. İfadenin alınmasına avukat Hakan Bakırcıoğlu ile birlikte tanıklık eden müdahil avukatlardan Ergin Cinmen, Yıldız’ın ihbarlardan bilgisi olduğunu, bu bilginin hem şahsen Ali Öz’e hem de toplantı halindeyken diğer jandarma görevlilerine iletildiğini kanıtlayan sözler söylediğini açıkladı. Yıldız: “Albay Öz’e bir yıl önce bildirdim” Suikastla ilgili ilk bilgiyi 2006 yılı yazında aldıklarını söyleyen Yıldız, Hayal’in halasının eski eşi ve jandarma muhbiri Coşkun İğci’den gelen istihbarat bilgilerinin Trabzon jandarma yetkilerinin bir toplantısında gündeme getirildiği yönünde daha önce alınan görevlilerden alınan ifadeleri doğrulamış oldu. İfadesinde, komutanı olan Albay Öz’e görevli elemanların kendisine 2004 yılında McDonald’s isimli işyerine bomba koyan Yasin Hayal’in İstanbul’da yaşayan gazeteci Hrant Dink’i öldürmek için plan yaptığını anlattıklarını söylediğini belirten Yıldız, “Beni dinledikten sonra komutan Öz, ‘Arkadaşlar bu konuyu sonra görüşürüz’ dedi ve toplantıdan ayrıldık. Bu toplantıdan iki gün sonra günlük çalışmaları iletmek amacıyla odasına çağırdığında Öz’e konuyu yeniden aktardım. 19 Ocak 2007 tarihinde de televizyondan suikastı öğrendim” dedi. Sanıklar da tanıklar da Öz’ü suçladı Görevi ihmalden yargılanan Başçavuş Okan Şimşek ve Uzman Çavuş Veysel Şahin, Trabzon 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde, 20 Mart’ta verdikleri ifadede, Dink’in öldürüleceği yönünde İğci’den öğrendiklerini, duyumları Öz’e bir toplantı sırasında ilettiklerini ifade etmişlerdi. Mahkeme, bunun üzerine, Ali Öz, Hüseyin Yılmaz, Metin Yıldız, Ali Oğuz Çağlar, Hüsamettin Polat, Gazi Günay, Gökhan Aslan, Hacı Ömer Ünalır, Uğur Erdoğan ve Önder Aras isimli görevlilerin ifadelerinin alınmasını istemişti. 28 Mayıs’ta Iğdır’dan ifadesi alınan uzman kıdemli başçavuş Uğur Erdoğan da, 2006 yılının yaz aylarında, Şimşek ve Şahin’in İnternet’ten Agos gazetesi ve Dink hakkında bilgi topladıklarını […]

Hrant Dink suikastında “meçhul” kişi

Medyakronik/NTV Hrant Dink cinayetiyle ilgili güvenlik kameralarının kaydettiği görüntüler önceki gün Show TV ana haber bülteninde yayınlandı. Hrant Dink’in son anlarının kaydedildiği görüntülerde suikastın tetikçisi O.S. de görülüyordu. Haberin yayımlanmasının ardından dün de (3 Haziran Salı) NTV’de yayınlanan bir bankanın para çekme makinesi (ATM) ile bir işyerinin güvenlik kameralarına ait aynı görüntülerde, suikastın tetikçisi O.S.’yle birlikte hareket ettiği kuşkusunu doğuran ikinci bir kişi görülüyor. NTV’ye göre olayın gerçekleştiği dakikalarda, olay mahallinde uzun süre bekleyen, telefon görüşmesi yapan ve O.S.’nin kaçış güzergahında güvenlik kameralarına tekrar takılan kişinin kimliği gizemini koruyor. Bu ikinci kişi, Agos gazetesi önünde uzun süre bekliyor ve cinayetin ardından da ara sokaktaki inşaata girip kayboluyor. Sırtı Agos’a dönük, telefon görüşmesi yapıyor O.S., saat 12.53.04’te beyaz beresiyle ATM kayıtlarına giriyor, saat 12.58.00’de de aynı güzergahta dolaşmaya devam ettiği görülüyor. Kayıtlar Hrant Dink’in 14.40.04’te bankaya girdiğini ve burada sıra numarası aldıktan sonra dışarıya çıktığını gösteriyor.Saat 14.53.12’de kaldırımın kenarında, sırtını Agos’a dönmüş ama zaman zaman arkasını kontrol eden bir kişi göze çarpıyor. Bu kişi bir ara görüntüden çıkıyor, sonra yine yüzünü Agos tarafına dönmeden geri geri yürüyerek aynı noktaya, bankanın önüne geliyor ve bir telefon görüşmesi yapıyor.Hrant Dink, 14:53:51’de ikinci kez bankaya geliyor. Hrant Dink bankaya girdikten sonra söz konusu kişi telefonu kapatıp görüntüden çıkıyor. Dink içeride beş dakika kalıyor. Bankadan çıkışı 14.57.36’da ATM kameralarınca görüntüleniyor ve tam saat 14.57.44’te gözler Agos’un önüne çevriliyor. Aynı kişi işyeri kamerasında O.S.’nin Şafak Sokak’tan kaçışı 14.59.14’te bir işyerinin kameralarına takılıyor. Hemen ardından O.S.’nin kaçtığı yöne doğru iki kişi geliyor. Bu iki kişiden birinin, daha önce ATM kamerasının da kaydettiği, gözcü olabileceği şüphesini doğuran kişi olduğu görülüyor. Bu iki kişi O.S.’nin arkasından bakıyor ve O.S. gözden kaybolduktan hemen sonra, sokağın üzerindeki inşaata giriyor.Polis, olay yerinde bulunan hemen herkesin ifadesine başvurdu. Şafak Sokak’taki inşaatın kalfası, bu iki kişinin inşaatta çalışmadığını söyledi. Aradan yaklaşık 1,5 yıl geçti […]

“Hepimiz Çarşıyız”

Çarşı grubu yeşil sahayla, “futbolun asla sadece futbol olmadığı” gibi ilgilendi. İnönü Stadyumu’ndan Hasankeyf’e, Hrant Dink’e, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’na ve hatta Pluton gezegenine uzanan “koreografi”si rakip tribünleri de eğitti.

Türkiye’nin, insan hakları karnesi yine kırık

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Uluslararası Af Örgütü (UAÖ) 2007 yılı hak ihlalleri raporu bugün (28 Mayıs Çarşamba) açıklandı. Raporda, “Artan siyasi belirsizlik ve askeri müdahalelerin ardından ülkede milliyetçi duygular ve şiddette artış görülmektedir” denilerek Dink cinayeti, Malatya katliamı, Festus Okey’in öldürülmesi, polis şiddeti, hak savunucularına baskılar, kadına yönelik şiddet ve cezasızlık konularında Türkiye eleştirildi. İfade özgürlüğünün kısıtlanmaya devam ettiği belirtilen raporda, “İşkence ve diğer kötü muamele iddiaları ile yasa uygulayıcıları tarafından aşırı güç kullanımı olayları da devam etmektedir. İnsan hakları ihlalleri için başlatılan kovuşturmalar etkisiz ve yetersiz kalmakta, adil yargılanmaya ilişkin kaygılar devam etmektedir. Mülteci ve sığınmacıların hakları ihlal edilmektedir. Aile içi şiddet mağdurlarına sığınma evleri temininde ise çok az bir ilerleme kaydedilmiştir” denildi. Raporun açıklanmasıyla ilgili Taksim Eresin Otel’de düzenlenen basın toplantısında geçen yıl tüm dünyada adaletsizlik eşitsizlik ve hak ihlallerine karşı cezasızlığın sürdüğünü belirten UAÖ avukatı Özlem Altıparmak, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 60. yılında tüm hükümetlerin geçmişte yaşanan ihlaller için özür dilemesini ve hakları hayata geçirmek için kararlılık göstermesini istedi. UAÖ temsilcilerinin Mayıs, Temmuz ve Eylül aylarında gerçekleştirdiği ziyaretler sonucunda hazırlanan raporda Hrant Dink’in 2007 Ocak ayında vurulmasının ardından Türkiye’de bir hoşgörüsüzlük atmosferinin egemen olduğu ve PKK ile yaşanan silahlı çatışmaların yeniden şiddetlenmesiyle insan hakları ihlallerinde de artış yaşandığı vurgulandı. Demokratik Toplum Partisi’ne kapatılma davası açıldığı belirtilen raporda sivillere yönelik bombalı saldırılarda çok sayıda kişinin öldüğüne yer verildi. İfade özgürlüğü hala sorun Düşünce ve ifade özgürlüğünün yasa ve uygulamalarla kısıtlanmaya devam ettiği vurgulanan raporda, “Avukatlar, gazeteciler, insan hakları savunucuları ve diğer gruplar taciz ve tehdit edilmekte, haksız kovuşturmalara ve fiziksel saldırılara maruz kalmaktadırlar. Ulusal ve uluslararası muhalefete rağmen, ‘Türklüğü aşağılama’ suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi kapsamında açılan davaların sayısında artış görülmüştür” denildi. Türk Ceza Kanunu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” suçunu düzenleyen 216. maddesinin de “keyfi” ve “aşırı kısıtlayıcı” biçimde uygulandığını anlatan raporda konuyla ilgili şu […]

Jandarmaların Dink itirafı ana dosyada

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle yargılanan iki jandarma görevlisinin, “cinayeti önceden üstlerimize bildirdik ama önlem alınmadı” itirafı, Dink suikastıyla ilgili İstanbul’daki ana dava dosyasına da girdi. Jandarma Astsubay Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin’in, Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen davanın Mart ayında yapılan duruşmasında yaptıkları itirafların ardından Dink ailesinin avukatları, İstanbul’daki cinayet davasıyla Trabzon’daki görevi ihmal davalarının birleştirilmesi talebinde bulunmuştu. TBMM’de olayı araştırmak üzere kurulan komisyon da, jandarmaların ihbarını ciddiye almadığı belirtilen Albay Ali Öz’ü ifade için Meclis’e çağırmıştı. Albay Öz, Meclis’e gelmiş, ancak “önce mahkemede konuşacağını” belirterek ifade vermemişti. Albay Öz’ün mahkemede vereceği ifade merakla beklenirken, Dink cinayeti sanıklarını yargılayan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi avukatların talebini dikkate alarak, görevi ihmal suçundan Trabzon’da yargılanan jandarmalardan Şimşek’in talimatla ifadesini aldı Telefonları da dinlenmemiş Cinayetin işlendiği dönemde Trabzon Jandarma Komutanlığı İstihbarat Birimi’nde görevli olan Uzman Çavuş Veysel Şahin, Trabzon’da diğer jandarma görevlileriyle birlikte ‘sanık’ olarak yargılandıkları davadaki itirafını yeni ifadesinde de tekrarladı. Şahin, ifadesinde Coşkun İğci’nin, akrabası Yasin Hayal’in cinayeti işleyeceğini kendilerine bildirdiğini, hatta Hayal ve adamlarına ait 3 GSM numarasını kendilerine verdiğini, ancak bu telefonların dinlenmesine gerek görülmediğini söyledi. Coşkun İğci’nin “kayıtlı eleman” değil, “istihbarat amaçlı görüşülen kişilerden biri” olduğunu belirten Şahin, Başçavuş Okan Şimşek ile birlikte Çoşkun İğci ile yaptıkları görüşmeyi şöyle anlattı:“Coşkun İğci, Yasin Hayal’in akrabası olduğunu ve Hayal’in, Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink’i öldürmek için plan yaptığını, hatta Agos Gazetesi ile Dink’in evi arasındaki güzergahta kroki çalışması yaptığını ve bunları kendisinin gördüğünü anlattı. Yasin Hayal’in bu şahsın internetten çıkartılmış fotoğraflarını da kendisine gösterdiğini söyledi. Yasin Hayal’in 3-4 kişilik bir grubu olduğunu, bunlardan birinin üniversite öğrencisi olduğunu ancak ismini bilmediğini söyledi. Cebinden çıkarttığı bir kağıda yazılı 3 tane GSM numarasını Yasin Hayal ve arkadaşlarının kullandığını söyleyerek bize verdi.”Şahin, Coşkun İğci’den aldıkları bilgileri Eski Trabzon Jandarma Komutanı Ali Öz’ün de aralarında bulunduğu üstlerine […]

Can almak kolay, ifade almak zor

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın bugün (28 Nisan) yapılan 5. duruşmasında yine pek fazla bir ilerleme sağlanamadı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan da Erhan Tuncel’le ilgili daha geniş bilgi istenmişti; ama bu talebe hiçbir cevap gelmedi. Dink ailesinin avukatları, davanın Trabzon’daki davalarla birleştirilmesi talep etmişti. Davaların birleştirilip birleştirilmeyeceği söz konusu mercilerden gelecek cevaplara bağlı. Çetin’e göre bu bilgiler başka bir şeye daha yarayacaktı: “Trabzon Emniyeti ve savcılığından sağlanacak dinleme ve izleme kayıtları ve delil niteliğindeki diğer belgeler devlet içinde sorumluluğu olan kişilerin tespitini sağlayacaktı.” Emniyette imha edilen kayıtlar Mahkeme heyeti ise daha önceki celselerde Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden Erhan Tuncel’in cinayetten önce yaptığı telefon görüşmeleriyle ilgili belgelerin imha edildiğine dair imha tutanağını ve İstanbul Emniyeti’nden “Yasin Hayal’in cezaevinden çıktıktan sonra takip edilip edilmediği”ne ilişkin soruya cevap istemişti. Heyet, beklenen belgelerin geldiğini tutanaklara geçirtti. Böylece, Tuncel’in sözkonusu konuşma kayıtlarının imha edildiği ve Hayal’in takip edilmediği de kesinleşip kayıtlara geçti. 7 Temmuz’a ertelenen davada mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Müdahil avukatlar, duruşmanın görüntü ve ses kayıtlarının bir örneğinin kendilerine verilmesini talep etti, ama mahkeme reddetti. Buna mukabil, İstanbul ve Trabzon’da bulunan, cinayete açıklık getirebilecek 10’un üzerinde tanığın dinlenmesi talebini kabul etti. Avukatlar, 2004’te McDonalds bombalamasından sonra tutuklanan Hayal’i cezaevinde kimlerin ziyaret ettiğinin tespitini ve bu amaçla cezaevine ait bilgisayara erişim için bilgisayar şifresinin ilgili kurumdan sorulmasını istedi. Mahkeme bunu da kabul etti. Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın duruşması öncesinde, yargılamanın yapıldığı Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi çevresinde geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Adliyeye girişlerde kimlik kontrolü ile üst ve çanta araması yapıldı. Dava artık basına açıkİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Tekirdağ, Kocaeli ve Edirne F tipi cezaevlerinde tutuklu olan sanıklar getirilirken, cinayetin tetikçisi O.S.’nin 18 yaşından küçük olması nedeniyle basına kapalı olarak gerçekleştirilen duruşmada, önceki celselerde olduğu gibi sesli ve görüntülü kayıt yapıldı. 7 […]

“Hrant İçin Adalet İçin” 5. duruşma

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili davanın 5. duruşması bugün yapılacak. Dink’in öldürülmesinin üzerinden 15 ay geçmesine karşın hâlâ olayla ilgili tüm sorumlulukları tespit edilebilmiş değil. 8’i tutuklu 19 sanığın yargılandığı davanın bugün yapılacak duruşmasında eksik kalan sorguların tamamlanması beklenirken, Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Duruşma öncesinde daha öncekilerde olduğu gibi Beşiktaş İskelesi’nde basın açıklaması yapılacak. Askerler itirafta bulunmuştu Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Trabzon İl Jandarma Alay Komutanlığı’nda görevli iki askerin, cinayette ihmalleri bulunduğu iddiasıyla açılan davanın Trabzon’da görülen son duruşmasında ortaya çıkan itiraflardan sonra soruşturma genişletilmişti. Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde 19 Martta görülen duruşmada önceki ifadelerini yalanlayan itiraflarda bulunan sanık askerler Okan Şimşek ve Veysel Şahin, Dink’in öldürüleceği bilgisini üstlerine aktardıklarını ancak konuyla ilgili işlem yapılmadığını ve sahte evrak tanzim edildiğini söylemişlerdi. Bu gelişme üzerine Dink’in avukatları İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak dosyaların birleşmesi talebinde bulunmuşlardı. Başvuru dilekçesinde şüphelilerin 2006 yılı Temmuz ayından itibaren Yasin Hayal ve arkadaşlarının Dink’i öldürmeyi planladıklarını bildikleri, önlem alınması gerekirken ihmal ettikleri, ifade verenlere baskı uyguladıklarını öne sürülerek, şüphelilerin eylemlerinin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davanın sanıklarıyla kişisel ilişkilerinin var olduğunu kanıtladığı anlatıldı. “Şüpheliler görevlerini gereği gibi yapsalardı Dink bugün hayatta olacaktı” denilen dilekçede, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’nca haklarında soruşturma başlatılan ve aralarında eski Trabzon Jandarma İl Komutanı Albay Ali Öz’ün de bulunduğu 10 askerin, ceza kanununun “görevini ihmal ederek cinayetin işlenmesine yardım etmek” suçunu düzenleyen maddesi çerçevesinde Dink’in ölümünün gerçekleşmesini sağladıkları, sahte belge düzenleyerek asıl suçun işlenmesine yardım ettikleri öne sürülmüştü. “Hukuk ve vicdanlar tatmin olmayacak” Dink’in avukatlarından Fethiye Çetin, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Trabzon Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki dosyanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyasıyla birleşmesi gerektiğini söyledi. Çetin, Trabzon jandarmasındaki görevlilerle birlikte tek bir dosyada yargılama olmazsa, Dink cinayetinde verilecek […]

Dink suikastında yeni itiraflar

Ahmet Şıkahmets@medyakronik.com Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesinde ihmalleri bulunduğu gerekçesiyle tutuksuz yargılanan iki jandarma görevlisi dün Trabzon 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görülen duruşmada önceki ifadelerini yalanlayan itiraflarda bulundu. Suikasttan sonra açılan idari soruşturmada müfettişlere verdikleri ifadelerde Dink’in öldürüleceğinden haberleri olmadığını savunan sanıklar bu kez de, Dink’in öldürüleceği bilgisini üstlerine aktardıklarını ancak konuyla ilgili işlem yapılmadığını söyledi. Suikasttan sonra açılan adli soruşturmada gözaltına alının cinayetin azmettircisi Yasin Hayal’in eniştesi Coşkun İğci, İstanbul emniyetinde verdiği ifadesinde jandarma için muhbirlik yaptığını belirterek, “Cinayetin işleneceğini çok önceden jandarmaya bildirdiğini” anlatmıştı. Benzer bilgilerin polisçe de biliniyor olmasının ortaya çıkmasından sonra idari soruşturma açılmıştı. Ancak hem sanık askerler hem de üstleri müfettişlere, “Haberimiz yoktu” şeklinde ifade vermeleri üzerine hem polisler hem de askerler hakkında ‘takipsizlik’ kararları verilmişti. Ancak Jandarma Astsubay Okan Şimşek ve Jandarma Uzman Çavuş Veysel Şahin hakkında ‘ihmal’ davası açılmıştı. Cinayetten sonra, sanık olarak yargılanan iki jandarma görevlisinden Okan Şimşek’in tayini İstanbul’a, Veysal Şahin’in tayini ise Adana’ya çıkmıştı. İlk duruşmaya katılmayan iki sanık dün Trabzon’da yapılan duruşmada ise önceki ifadelerini yalanladı. “Suikast krokisini biliyorduk”Verilen istihbaratı değerlendirmedikleri iddiasıyla “görevi ihmal ve kötüye kullanma” suçundan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan sanıklardan Okan Şimşek, İğci’nin kendilerine, Dink’in öldürüleceği istihbaratını 2006 Temmuzunda verdiğini belirterek, “2006 yılı temmuz ayı içerisinde, personelim Veysal Şahin ile birlikte şehir merkezindeyken, Veysel’i, Coşkun İğci isimli biri aradı ve görüşmek istediğini söyledi. İğci ile görüşmemizde, bize, akrabası olan Hayal’in, Agos gazetesinin sahibi olduğunu söylediği, Ermeni asıllı bir gazeteciyi öldüreceğine yönelik bilgiler vererek , Dink’in internetten çıkarılmış fotoğraflarını Yasin Hayal’in kendisine gösterdiğini, Hayal’in 3-4 kişilik arkadaş grubunun olduğunu, fakat Hayal haricindekileri tanımadığını, Hayal’in İstanbul’a gittiğini, Agos gazetesi ile Dink’in evi arasındaki güzergâhın krokisini çıkardığını, hatta kendisine, el yapımı silah alınması için 500 YTL para verdiğini bize anlattı.” dedi. “Komutanlar biliyordu”Hayal’in eniştesi İğci’den aldıkları istihbaratı önce İstihbarat Şube Müdürü Yüzbaşı […]

‘Çekirgeleri dinlemek’

2008 Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Siyaset Bilimi – Uluslararası İlişkiler Bölümü tarafından düzenlendi. Arundhati Roy, suikastın hem Hrant Dink’i cezalandırmak hem de bu ülkede onun sadece söylenemez olanı söyleme değil, düşünülemez olanı düşünme cesaretinden ilham alabilecek olanlara gözdağı vermek için yapıldığını belirtti. Roy, “Hrant Dink susturuldu. Fakat onun öldürülmesine sevinenler bilsinler ki yaptıkları geri tepti. Sessizlik yerine büyük bir gürültü yarattı. Hrant’ın sesi artık ne kurşunlarla, ne hapis cezalarıyla ne de hakaretlerle bir daha asla susturulmayacak bir haykırış haline geldi” dedi. Bu durumun, dünyanın Anadolu’da, 93 yıl önce olmuş bir olayı merak etmesine yol açtığını söyleyen Roy, Dink cinayetinden sonraki ilk tepkisinin 1915 hakkında bulabildiği her şeyi öğrenmek, tarih okumak ve tanıkları dinlemek olduğunu ifade etti. “Beyaz berelilerle savaş” Hindistan’da da benzer sorunların yaşandığını söyleyen Roy, kendisinin de ülkesindeki Hintli “beyaz bereliler” ve meşale taşıyıcılara karşı savaş verdiğini şu sözlerle ifade etti: “Türkiye’de suskunluk, Hindistan’da ise kutlama veya övgü var, hangisi daha kötü gerçekten bilemiyorum. Zaman zaman suskunluğun utanca, utancın da vicdana işaret ettiğini düşünüyorum.” Roy, Türkiye’nin geçmişinden çıkan derslerin, kendi ülkesinin geleceğini daha iyi kavramasına sebep olduğunu da sözlerine ekledi. Boğaziçi Üniversitesi’nin büyük toplantı salonunu dolduran dinleyiciler, konuşmanın sonunda Arundhati Roy’u ayakta alkışlarken, Hrant Dink’in eşi Rakel Dink tarafından kendisine plaket verildi. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Ayşe Soysal, “Hrant Dink İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü” adlı konferansı her yıl yapmaya karar verdiklerini ve böylelikle Hrant Dink’in anısını yaşatmaya çalışacaklarını açıkladı. Arundhati Roy: Suskunluk mu kötü, kutlama mı? Hrant Dink’le hiç tanışmadım, bundan böyle bu şanssızlıkla yaşamak zorundayım. Onun hakkında; yazdıkları, söyledikleri ve yaptıkları, nasıl yaşadığı hakkında bildiklerimden hissediyorum ki (bir yıl önce bugün İstanbul’da olsaydım) bu kentin kışa girmiş sokaklarında “Hepimiz Ermeniyiz, Hepimiz Hrant’ız” yazılı pankartlarla onun tabutunun yanı başında yürüyen yüz bin kişinin arasında olurdum. Belki “Bir buçuk milyon artı […]

Hrant Dink yazılarıyla “ses”leniyor(1)

Adını Hrant Dink’in, “Biz iki nedenle çekeriz ‘tililili’yi der Rakel. Biri sevincimizde, diğeri ağıtımızda…” dediği yazısından alan “Tililili” projesi kapsamında gerçekleştirilen ve bazı sanatçı ve gazeteciler tarafından seslendirilen 19 Hrant Dink yazısı Medyakronik’te. 19 Ocak 2007 günü katledilen gazeteci Hrant Dink’i anma etkinlikleri çerçevesinde, Hadig İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilen Tililili ses enstlasyonu 20 Ocak günü sona ermişti. Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından Agos Gazetesi etrafında ‘gönüllü muhabir’ olarak toplanıp örgütlenen ve üretime yönelik çalışmalar yapmayı amaçlayan Türkiyeli gençlerden oluşan Hadig İnisiyatifi’nin gerçekleştirdiği ses enstlasyonunda Hrant Dink’in, “Osmanlı Ermenileri Konferansı”nda bir soruyu yanıtlarken anlattığı, sonradan “Su Çatlağını Buldu” başlığını alan öyküsü de yine Dink’in kendi sesinden dinlenebiliyor. Projeye Arsen Gürzap, Banu Güven, Çetin Tekindor, Deniz Türkali, Dolunay Soysert, Fikret Kuşkan, Halil Ergün, Haluk Bilginer, Lale Mansur, Mehmet Ali Alabora, Meral Okay, Nejat İşler, Nur Sürer, Okan Bayülgen, Ömer Madra, Pakrat Estukyan, Serra Yılmaz, Tuncel Kurtiz, Yetkin Dikinciler, ve Arsen Gürzap da sesleriyle katkı sundu. Enstlasyonu gerçekleştiren gençler, Hadig’in Ermenice’de ‘tane’ anlamına geldiğini, bu isimle nar tanelerine, berekete ve tanelerin dağılmış olmalarına rağmen birlikte kalma çabasına gönderme yaptıklarını söyledi. Yeniden bir farkındalık yaratmak amacıyla gerçekleştirilen projede seçilen yazılardan ikisinin Dink’in son yazıları olduğunu belirten gençler diğerlerinin de 1996 ile 1999 arasında yayımlanan yazılar olduğunu söyledi.

Hrant Dink yazılarıyla “ses”leniyor

Adını Hrant Dink’in, “Biz iki nedenle çekeriz ‘tililili’yi der Rakel. Biri sevincimizde, diğeri ağıtımızda…” dediği yazısından alan “Tililili” projesi kapsamında gerçekleştirilen ve bazı sanatçı ve gazeteciler tarafından seslendirilen 19 Hrant Dink yazısı Medyakronik’te. 19 Ocak 2007 günü katledilen gazeteci Hrant Dink’i anma etkinlikleri çerçevesinde, Hadig İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilen Tililili ses enstlasyonu 20 Ocak günü sona ermişti. Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından Agos Gazetesi etrafında ‘gönüllü muhabir’ olarak toplanıp örgütlenen ve üretime yönelik çalışmalar yapmayı amaçlayan Türkiyeli gençlerden oluşan Hadig İnisiyatifi’nin gerçekleştirdiği ses enstlasyonunda Hrant Dink’in, “Osmanlı Ermenileri Konferansı”nda bir soruyu yanıtlarken anlattığı, sonradan “Su Çatlağını Buldu” başlığını alan öyküsü de yine Dink’in kendi sesinden dinlenebiliyor. Projeye Arsen Gürzap, Banu Güven, Çetin Tekindor, Deniz Türkali, Dolunay Soysert, Fikret Kuşkan, Halil Ergün, Haluk Bilginer, Lale Mansur, Mehmet Ali Alabora, Meral Okay, Nejat İşler, Nur Sürer, Okan Bayülgen, Ömer Madra, Pakrat Estukyan, Serra Yılmaz, Tuncel Kurtiz, Yetkin Dikinciler, ve Arsen Gürzap da sesleriyle katkı sundu. Enstlasyonu gerçekleştiren gençler, Hadig’in Ermenice’de ‘tane’ anlamına geldiğini, bu isimle nar tanelerine, berekete ve tanelerin dağılmış olmalarına rağmen birlikte kalma çabasına gönderme yaptıklarını söyledi. Yeniden bir farkındalık yaratmak amacıyla gerçekleştirilen projede seçilen yazılardan ikisinin Dink’in son yazıları olduğunu belirten gençler diğerlerinin de 1996 ile 1999 arasında yayımlanan yazılar olduğunu söyledi.

“Adalet Cesaret İster”

Rakel Dink Sevgili kardeşlerim, Ne demişti eşim hayattayken “Önce gelin şu lirik yalnızlığımızı paylaşalım başta! Beni gömmeye değil yaşatmaya gelişinizin ilk töreni olacak bu. Bırakın ağlaşmayı… Yoklayın yüreklerinizi… Aranızdan ayrıldığını sandığınız yürek çırpıntılarımı orada duymuyor musunuz?” Bir yıl sonra onu yaşamak için yine buradayız. Burada, yani onun kanını suyla sabunla temizlemeye çalıştıkları kaldırımdayız. Bu kaldırım bu şekilde temizlenebilir mi, unutturulabilir mi, üstü örtülebilir mi kardeşlerim? Bu ancak ve ancak vicdanların oynamasıyla, kanları dökenlerin pişmanlık ve ikrar ve af dilemeleriyle mümkün olabilir. Yoksa Kelam’daki Habil’in kanının susmadığı gibi, dökülen hiçbir kan ve bu kaldırıma dökülen kan susmayacaktır. O kan bir yıldır hiç susmadı kardeşlerim. Çünkü kanın sesi ancak adaletle susar. İşte bugün sizler de adalet için buradasınız. Sessizliğinizde adalet çığlığı duyuluyor.Peki adalet nasıl yerini bulacak? Geçen bir yıl içinde adalet adına ne gördük? Katilimizin eline ülkenin bayrağını verip poster çektirenlere ülkemin adaleti ne yaptı? Sadece görüntüleri basına verenlere dava açtı. Stadyumlarda “Hepimiz Ogün’üz” diye bağıranlara, katlinden sonra onu hain ilan eden devlet görevlilerine ne yaptı ülkemin adaleti?Telefonda “Tek farklılık kaçmayacaktı ama bu kaçtı” diyen ve kimin öldüreceğini bilen Emniyetçilere ne yaptı ülkemin adaleti? Daha katil yakalanmadan silahın markasına kadar bilen jandarmalara ne yaptı ülkemin adaleti? Cinayet planları yapılan ocaklara ne yaptı ülkemin adaleti? Eşime haddini bildirmeye çalışan vali yardımcısı ve sözde yakınlarına ne yaptı ülkemin adaleti?Diyorlar ki “301’den kim hapse girmiş.” Ben de diyorum ki “Keşke çutağımı yaşatsalardı da hapiste olsaydı.” Çünkü yaşatsalardı bugün gerçekten 301’den hapisteki üçüncü ayı olacaktı. Evet kardeşlerim, bugün adalet istediğimiz için buradayız. Daha kimler bıçaklandı, kaçırıldı ve daha kaç ölüm… Sayısı yok. Elbette acılı yüreklerin de sayısı yok. Ama kimler cesaret bulacak da, onun dediği gibi, terörün gücü ve gücün terörüne karşı gelecek. Kimler karşı gelecekler.Çutagımın dediği gibi: “Uğruna ölünesi davaları, uğruna yaşanası davalara dönüştürmedikçe, belli ki bu tür vahşetler daha çok yaşanacak.” Bizi acılarda akraba […]

“Kucağımdan ayrıldın. Ülkenden ayrılmadın”

Rakel Dink Çutağıma (Ermenice keman) eş olmak bana verildi. Bugün çok acılı ve onurlu olarak buradayım.Ben, çocuklarım, ailem ve sizler çok acılıyız. Bugün sessiz sevgi biraz olsun bize güç katıyor. Kederli bir sevinç yaşatıyor.İncil’den Yuhanna 15/13’te, “Hiç kimsede, insanın dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur” der.Sevgili dostlar, bugün bedenimin yarısını, sevgilimi, çocuklarımın babasını, sizin kardeşinizi uğurluyoruz. Sağdakine, soldakine, öndekine, arkadakine, rahatsızlık, saygısızlık vermeden… Sloganlar, pankartlar açmadan, sessiz bir saygı yürüyüşü gerçekleştiriyoruz. Bugün sessizlikle büyük bir ses yükselteceğiz. Bugün derinliklerin ışığa yükseldiği günün başlangıcıdır. Yaşı kaç olursa olsun, 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim. Onu sevgisi büyüttü… Ah kardeşlerim, onun doğruluğa olan sevgisi, şeffaflığa olan sevgisi, dostuna olan sevgisi onu buraya getirdi. Korkuya meydan okuyan sevgisi onu büyüttü.Diyorlar ki, o büyük bir adamdı. Size sorarım, “O büyük mü doğdu?” Hayır. O da bizim gibi doğdu. O gökten değildi. O da topraktandı. Bizim gibi çürüyen bir beden. Fakat, yaşayan ruhu, yaptığı iş, kullandığı üslup, gözlerindeki, yüreğindeki sevgi onu büyük yaptı.İnsan kendiliğinden büyük olmaz. İnsanı yaptıkları büyük yapar. O büyük oldu. Çünkü, büyük düşündü. Büyük söyledi. Bugün de buraya gelerek, hepiniz büyük düşündünüz. Sessizce büyük konuştunuz. Siz de büyüksünüz. Bugünle kalmayın, bu kadarla yetinmeyin.O, bugün Türkiye’de milat yaptı. Sizler de mührü oldunuz. Onunla manşetler, onunla konuşmalar, onunla yasaklar değişti. Onun için dokunulmazlar ve tabular yoktu. Kelamda dediği gibi yüreğinden taştı. Büyük bir bedel ödedi. Bedellerin ödendiği gelecekler Hrant’ları severek, Hrant’lara inanarak olur. Nefretle, hakaretle, kanı kandan üstün tutarak olmaz. Bu yükseliş, karşındakini kendin gibi görerek, kendin gibi sayarak, kendin sayarak olur.Ah kardeşlerim, Hisus’un (Hz. İsa) yardımıyla yarattığı ev cennetinden ayırdılar. Gökten ve ebedi cennete kanat açtırdılar. Gözleri daha yorulmadan, bedeni daha yaşlanmadan, daha hasta olmadan, sevdiklerine doymadan kanat açtırdılar göksel cennete.Oraya yalnız sevgi […]

Ruh halimin güvercin tedirginliği

Hrant Dink Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca hakkımda başlatılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa’dan aşinaydım. 2002 yılında Urfa’da gerçekleşen bir konferansta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı… Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri yargılanıyordum.Duruşmaların gidişatından dahi habersizdim. Hiç ilgilenmiyordum. Urfa’dan avukat arkadaşlar gıyabımda yürütüyorlardı celseleri. Şişli Savcısı’na gidip ifade verdiğimde de hayli umursamazdım. Sonuçta yazdığıma ve niyetime güveniyordum. Savcı, yazımın sadece birbaşına hiç bir şey anlaşılmayan o cümlesini değil, yazının bütününü değerlendirdiğinde, benim “Türklüğü aşağılamak” gibi bir niyetimin bulunmadığını kolaylıkla anlayacaktı ve bu komedi de bitecekti. Soruşturma sonunda bir dava açılmayacağına kesin gözüyle bakıyordum. Kendimden emindim Ama hayret işte! Dava açılmıştı. Yine de iyimserliğimi kaybetmedim. O kadar ki, telefonla canlı olarak bağlandığım bir televizyon programında, beni suçlayan avukat Kerinçsiz’e “Çok heveslenmemesini, bu davadan herhangi bir ceza yemeyeceğimi, eğer ceza alırsam bu ülkeyi terk edeceğimi” dahi dile getirdim. Kendimden emindim, gerçekten yazımda Türklüğü aşağılamak gibi bir niyetim ve kastım -hiç ama hiç- yoktu. Dizi yazılarımın tamamını okuyanlar bunu çok net olarak anlayacaklardı. Nitekim işte, bilirkişi olarak tayin edilen İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik heyetin mahkemeye sunmuş olduğu rapor da bunun böyle olduğunu gösteriyordu. Endişelenmem için bir sebep yoktu, davanın şu ya da bu aşamasında muhakkak yanlıştan dönülecekti.“Ya sabır” çeke çeke… Ama dönülmedi. Savcı, bilirkişi raporuna rağmen cezalandırılmamı istedi. Ardından da hakim altı ay mahkumiyetime karar verdi. Mahkumiyet haberini ilk duyduğumda, kendimi, dava süresi boyunca beslediğim ümitlerimin acı tazyiki altında buldum. Şaşkındım… Kırgınlığım ve isyanım had safhadaydı. “Bak şu karar bir çıksın, bir beraat edeyim, siz o zaman bu konuştuklarınıza, yazdıklarınıza nasıl pişman olacaksınız” diye dayanmıştım günlerce, aylarca. Davanın her celsesinde “Türkün kanı zehirlidir” dediğim dile getiriliyordu gazete haberlerinde, köşe yazılarında, televizyon programlarında. Her seferinde “Türk düşmanı” olarak biraz daha meşhur ediliyordum. Adliye koridorlarında üzerime saldırıyordu faşistler, ırkçı […]

“Niçin hedef seçildim?”

Hrant Dink Başlarken bir not: Hiç işlemediğim “Türklüğü aşağılamak” suçundan 6 aya mahkum oldum. Şimdi artık son çare olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidiyorum. 17 Ocak tarihine kadar avukatlarım başvuruyu gerçekleştirecekler ve benden de başvuruya eklemek için olayların gelişimini anlatan bir yazı istediler. Ben de dosyaya konacak bu yazıyı kamuoyuyla paylaşmayı uygun gördüm. Çünkü benim için AİHM’in kararı kadar ve hatta ondan daha fazla Türkiye toplumunun vicdani kararı önemli. Birkaç hafta sürecek bu yazı dizisindeki bazı bilgileri ve ruh halimi muhtemelen AİHM’e başvurmak mecburiyetinde kalmasaydım ilelebet kendime de saklayabilirdim. Ama madem ki iş bu noktaya kadar geldi olan biten herşeyi paylaşmak galiba en iyisi… Sadece benim değil, sadece Ermenilerin de değil… Tüm kamuoyunun merak ettiği ve sormaktan kendini alamadığı soru şu: “Türklüğü aşağılamak suçlamasıyla 301’den soruşturma ya da dava açılan hemen herkes için bir biçimiyle teknik ya da hukuki çözüm bulundu ve dava mahkumiyete varmadan daha ilk celselerde sonuçlandı da, Hrant Dink niye 6 aya mahkum oldu?”Hafif atlatılanlar… Bu aslında yanlış bir tespit ya da gereksiz bir soru değil. Anımsanırsa eğer Orhan Pamuk için dava celsesi başlamadan daha, “Ne yapılabilir de dava düşürülebilir?” diye az takla atılmadı. Kimine göre Adalet Bakanlığı’nın yargılama için izin vermesi gerekiyordu, dolayısıyla oraya sormak gerekirdi. Nitekim öyle de yapıldı. Topun kendisine atıldığını gören Adalet Bakanı ise sıkışmışlığın arasında bir yandan Pamuk’a ateş püskürdü, bir yandan da ortaya çıkıp “Ben böyle bir şey demedim” demesi için çağrılarda bulundu. Sonuçta “Pamuk davası”nın ilk celsesi gerçekleşti ve bu ilk duruşma esnasında yaşanan vandalist saldırılarla Türkiye dünyaya rezil olunca, davanın ikinci celsesi aynı şekilde yaşanmasın diye de ikinci celsenin yapılmasına bile gerek kalmadan dava düşürüldü ve Pamuk’un 301 macerası teknik bir çözümle sona erdirilmiş oldu. Benzer sürecin daha hafifi ise Elif Şafak davasında yaşandı. Öncesinde hayli patırtısı koparılan dava daha ilk celsesinde, Şafak’ın mahkemeye görünmesine bile gerek kalmadan, sona […]