Etiket obama

The Obama visit is over, discussions about its significance continue

Although the U.S. President Barack Obama gave a variety of messages to make everybody happy during his two-and-a-half day state visit, opinion makers and politicians keep talking about what really was the concrete outcome of his presence in Turkey. Obama paid ample homage to Kemal Ataturk and his secularism in his address to the Turkish National Assembly which definitely made those who oppose the Islamic-oriented policies of the Tayyip Erdogan government happy. The general feeling in these circles was that Obama’s White House will stop encouraging Turkey to become a “moderate Islamic state” as the previous Bush administration did. The next day, when he met with about 100 youngsters in Istanbul, he did not miss to make a point for the pious Turks by saying that he wants to end the meeting before the muezzin calls for evening prayers from the minaret. He made Erdogan happy by hugging him Turkish style and saying, “I was impressed by the prime minister’s leadership when I first met him at the G-20 meeting in London.” He made opposition party leaders happy by seeing them, albeit for only 10 minutes each, separately, including the Ahmet Turk, the leader of the pro-Kurdish Democratic Society Party (DTP) with whom Prime Minister Erdogan even refuses to shake hands with. He made minorities happy by meeting the religious leaders, non-Muslim and Muslim in Istanbul. He made Orthodox Patriarch Bartholomeos happy by receiving him separately, indicating that he recognizes the ecumenical status of the pontiff as the spiritual head of 170 million Christians belonging to Orthodoxy. To make the patriarch even happier he asked publicly from the Turkish government to reopen the Chalki seminary. Realizing that his advice to Turkey to solve its problems with Armenia caused certain annoyance in Azerbaijan, he even called Ilham Aliev, the Azeri president […]

Obama’nın barışı Afganistan’ı kapsamıyor

ABD Başkanı Barack Obama, “teenage” kuşağın bir rock yıldızına gösterdiği ilgiye benzer bir karşılama ve ağırlamayla gelip gitti. Siyasilerin demeçleri, bir takım “akil” gazeteci ve yazarların sanki lise arkadaşlarını anlatıyormuşçasına hakkında methiyeler düzdüğü ve medyanın tümünün estirdiği sempati rüzgarlarıyla sanki bir Hollywood filminden sahneler izledik birkaç gün boyunca. Böylece geçmişin bütün kötü izleri kolayca silinip, yanıbaşımızda halen yaşanmakta olan ABD kaynaklı trajik olayları unutturuldu sanki. Buraya kadar sayılanlar işin görünür kısımnda yaşananlardı. Ne kadarının ne kadar gerçek olduğunu zaman gösterecek elbet. Ancak bu görünenlerin dışında bir de kapalı kapılar ardında konuşulup ayrıntılarını iddia düzeyinde öğrenmeye çalıştıklarımız var elbet. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olması karşılığında neler alındığını bilemiyoruz henüz. Radikalgazetesinde Hilal Köylü imzasıyla çıkan ve Obama ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül arasında geçen görüşmede neler konuşulduğunu anlatan bir haberde ne tür tavizler verildiğine ilişkin birazcık fikrimiz olabildi. Hilal Köylü’nün iddiasına göre Cumhurbaşkanı Gül, ABD’ye Irak’tan çekilme ve Afganistan konusunda “muharip asker” göndermek de dahil Obama’ya her türlü desteğin sağlanacağı garantisini vermişti. Savaşın yeni adresi Afganistan 11 Eylül 2001’deki saldırıların hemen ardından, ABD’nin saldırıdan sorumlu tuttuğu Taliban’ı yok etmek amacıyla başlattığı Afganistan’daki işgal 8 yılı geride bıraktı. El Kaide ve Taliban’ı tasfiye bahanesiyle oluşturulan “şer ekseni”nin ilk halkası Afganistan, yüzyıllık süreç içerisinde üçüncü süpergüç işgalini yaşıyor. Irak’ın işgali için sıçrama tahtası olarak kullanılan ancak Irak’taki görevin sona ermesiyle Afganistan, yeniden gündeme güçlü bir şekilde gelecek ve önümüzdeki aylardan itibaren bir hayli ısınacak. Taliban militanlarıyla yaşanan sıcak çatışmalara ABD ile birlikte İngiltere, Kanada ve Avustralya askerlerinin girdiği Afganistan’da, diğer NATO ülkelerine ait askerlerin de aralarında bulunduğu 70 binin üzerinde güç konuşlanmış durumda. Buna karşın başkent Kabil dışında hemen hemen hiçbir yer de kontrol sağlanmış değil. Özellikle sıcak çatışmaların yaşandığı ülkenin güney ve güneydoğusunda Taliban’ın mutlak hakimiyeti sürüyor. NATO’ya bağlı olarak ülkede, daha çok geri planda bir takım hizmetler götürmekle mükellef bir askeri güç bulunduran […]

U.S. President Barack Obama addresses Turkish Parliament

Niyazi Dalyanci The U.S. President Barack Obama’s address to the Turkish National Assembly included all the expected topics ranging from Iran, Iraq, Afghanistan to the sensitive issues of minority rights in Turkey and to the sensitive issue of the Armenian question. But he tried to sweeten his speech when mentioning topics that might annoy his hosts by bringing up “dark” examples from his own country’s history, in other words, building his address on a “nobody is perfect” message. Talking about minority rights, he put himself forward saying, “I say this as the President of a country that not very long ago made it hard for somebody who looks like me to vote, much less be President of the United States. But it is precisely that capacity to change that enriches our countries. Every challenge that we face is more easily met if we tend to our own democratic foundation. This work is never over. That’s why, in the United States, we recently ordered the prison at Guantanamo Bay closed. That’s why we prohibited — without exception or equivocation — the use of torture. All of us have to change. And sometimes change is hard.” He asked the Turkish government to reopen the Greek Orthodox seminary on the Chalki Island which was shut down in 1972 through a law that closed all private institutions of higher education. “Freedom of religion and expression lead to a strong and vibrant civil society that only strengthens the state, which is why steps like reopening Chalki Seminary will send such an important signal inside Turkey and beyond. An enduring commitment to the rule of law is the only way to achieve the security that comes from justice for all people. Robust minority rights let societies benefit from the full measure of contributions from all citizens,” […]

Obama’s visit raises opposing views among Turkish opinion makers

aNiyazi Dalyanci “President Barack Obama’s visit to Turkey underlines the importance the new US administration attributes to Turkey as a ‘pivotal’ nation in the region that might undertake more crucial functions beyond and above simply acting as a mediator,” wrote Cengiz Candar, veteran foreign affairs commentator of mainstream daily Radikal. “Why is he coming? Surely, he is coming not to give but to take,” with these words Onur Oymen, the vice-chairman of the main opposition Republican Peoples Party (CHP) expressed his interpretation of the presidential visit. As expected, the new US President Obama’s visit to Turkey, scheduled for the beginning of April, gave politicians and journalists the opportunity to express sometimes diametrically opposing feelings. However, both those who view the visit with some apprehension and those who claim that Obama’s choice of Ankara as the destination of his second trip outside America shows how Turkey’s strategic importance has increased in the eyes of the US administration, agree on the topics that would be discussed during the talks. “It is obvious what he would want. He is giving priority to Afghanistan. While he is shifting his forces from Iraq to this country, he is going to ask for combat units (to serve in Afghanistan) from Turkey. Another topic is the opening of the border with Armenia. He would demand the solution of the Cyprus problem in a satisfactory manner for the Greek Cypriots. Also the withdrawal of US troops from Iraq via Turkish territory will also be on the agenda. There is no chance for the government to say ‘No’ to any of these demands,” said Oymen. Oymen also claimed that Obama will use the Armenian genocide bill in the Congress as a lever to apply pressure on the Turkish government. Leading Turkish journalist Mehmet Ali Birand agrees on the possible […]

Obama ve Erdoğan’ın ortak yönü

Tuğba Kalafatoğlu Amerika’daki birçok politikacıyla çalışmış, Obama ve Clinton’un siyasi danışmanları arasında yer almış başarılı bir Türk kadını. Halen Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Kendi ismini taşıyan şirketinin yönetim kurulu başkanlığının yanısıra American Communication Association (ACA-Amerikan İletişim Derneği) başkanlığını da yürütüyor. Politik iletişim konusunda uluslararası deneyime sahip Kalafatoğlu ile ABD ve Türkiye’deki siyasi dengeleri konuştuk. Politikaya girişiniz nasıl oldu?Bir gün siyasal bilgiler dersi aldığım hocama gönüllü çalışmak istediğimi söyledim. Üniversite birinci sınıftayken gönüllü olarak Demokrat Parti’de haftanın 3 günü çalışmaya başladım. 1994 yılında Robert Kerrey* seçimleri kaybedecek gibi görünüyordu.. Nebraska Cumhuriyetçilere oy veren bir bölgeydi ve Cumhuriyetçiler önde gidiyordu. Özellikle, Güney Omaha’da Meksikalılar yaşıyordu ve Demokrat partiyi iyi tanımıyorlardı. Kampanya yöneticisinin yanına bir gün gittim ve “seçimlerde kampanya yazılarını İspanyolca yazsak, Güney Omaha’da seçim çalışması yapsak” dedim. Çünkü bu bölgede yaşayanların çoğunluğu ingilizce bilmiyordu. Robert Kerrey, seçim çalışmaları için Washington D.C.’den geldi ve yaptığımız toplantıya girdi ve bana söylediklerimi herkesle paylaşmamı istedi. “Sen bana nerede ne zaman bulunmam gerektiğini söyle ben orada olacağım” dedi. İspanyolcası çok iyi olan kız arkadaşımla birlikte Omaha’daki mahalleleri dolaştık. Arkadaşıma, kampanya yazılarını ben İngilizce yazacağım, sen de İspanyolca’ya çevireceksin dedim. Robert Kerrey’nin oy oranı yüzde 11 iken yüzde 80’lere çıktı ve seçimleri kazandı. Televizyonda özellikle benim ismimi vererek teşekkür etti ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Bana öğrenci çalışması vizesi çıkardılar ve haftada 20 saat Demokrat Parti’de çalışmaya başladım. Kerrey daha sonra benim ismimi Bill Clinton’a verdi. 1996 yılında Clinton’ın ekibiyle çalışmaya başladım. Kısacası bir kapıyı çalmakla hayatım değişti. Türkiye’deki politik anlayışı nasıl buluyorsunuz?Türkiye’deki politikacıları ben “eski okul” ve “yeni okul” sistemiyle çalışan politikacılar olarak ikiye ayırıyorum. Türkiye’de genelde “eski okul” sistemiyle çalışan politikacılar var. “Yeni okul” sistemiyle giden politikacılar zaten başarılı oluyor. “Eski okul” seçmenlerle birebir görüşmüyor, başa geçtikten sonra “beni kimse yerimden edemez” diye düşünüyorlar. Oysa “yeni okul” sistemiyle giden politikacılar, kazandım, […]

Beyaz Saray, siyah başkan

Bir siyahın bunca kanlı ve uzun süren bir yolculuk sonunda Beyaz Saray’ın yeni kiracısı olduğu düşünülürse Obama’nınki hiç de azımsanacak bir başarı değil. Bu kanlı yolculuğun kilometre taşlarından, belki de en önemli isimlerinden Martin Luther King‘in “rüyası” da gerçekleşmiş oldu böylece. Herkesin hafızasına kazınan, “I have a dream” (Bir rüyam var) diye başladığı konuşmasında King, “Bir gün küçük siyah erkek ve siyah kızlar, beyaz erkek ve beyaz kızlar ile kardeşçe el ele tutuşabilecekler” diyordu. Seçim kampanyası boyunca, “Bu ülke siyah bir adaya hazır değil” ya da “ABD’nin güneyindeki muhafazakar beyazların bir siyahı başkan seçmesi mümkün değil” yorumlarını dinleyen Obama, bütün bunları kulak arkası ederek, emin adımlarla Beyaz Saray’a yürüdü. 45 yıl sonra gerçekleşen rüya King’in rüyasını 45 yıl sonra gerçekleştiren Obama ABD’nin tek taraflı saldırılarından, mevcut başkan George W. Bush’un sergilediği “Ya bizimlesiniz ya da düşmandan yana” veya “Bize saldırılmadan biz saldıracağız” yaklaşımlarından uzak, yeni bir Amerika umudu da veriyor. Bu sonuç ABD’lilerin kanlı geçmişinden duyduğu utancın özrü mü bilinmez ama ülkede bugün bile hâlâ oy kullanan siyahların bir kısmının çocuklarının otobüslerde arka sıralara oturtulduğu, beyazlarla aynı üniversiteye gitmelerine izin verilmediği, Ku Klux Klan gibi ırkçı örgütlerin saldırılarına maruz kaldığı gerçeği varlığını koruyor. Obama’nın Demokrat Parti adayı olarak girdiği seçimde ülkesinin 44. başkanı olması, Afro-Amerikan vatandaşların tarihinde de en önemli dönüm noktalarından biri, belki de en önemlisi. ABD tarihine Afro-Amerikanların gözünden baktığımızda şu önemli olayları görüyoruz: 1619 – İlk siyah köleler Virginia’ya getirildi.1793 – Pamuk çırçırının icadı güney eyaletlerinde köle işçi talebini artırdı. Çıkarılan Kaçak Köleler Yasası, kuzey eyaletlerinin güneyden kaçan köleleri iade etmesini gerektiriyordu, ama yasa kuzeyde çok seyrek uygulandı.1808 – Yabancı ülkelerden köle getirilmesi yasaklandı.1861- Güney eyaletleri Birleşik Devletler’den ayrıldı ve Konfederasyon kuruldu. İç Savaş başladı.1863 – Başkan Abraham Lincoln, konfedere devletlerdeki bütün köleleri 1 Ocak 1863’ten itibaren özgür ilan eden Özgürlük Bildirgesi’ni yayımladı.1865 – İç Savaş kuzeyin […]

Tom Amca, Sam Amca’nın yerine geçti. Şimdi ne olacak?

Beklenen “sürpriz” gerçekleşti ve Barack Obama Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni başkanı seçildi. Siyahlar, gençler, kadınlar, azınlıklar ve göçmenlerin yanında sermaye ve medyanın da büyük destek verdiği Obama, vatandaşlarına ve tüm dünyaya değişim sözü verdi. “Peki, bundan sonra ne olacak?” sorusunu yanıtlayan Türkiyeli akademisyen ve gazeteciler özellikle Ermeni soykırım tasarısı, Irak’tan çekilme, ekonomik kriz ve siyahların toplumsal eşitlik mücadelesi konularına dikkat çekti. “ABD’nin kendi iç bütünlüğünü sağlaması açısından muhteşem bir olaydır”İlter Turan (Akademisyen): Birincisi bu olay ABD’nin kendi iç bütünlüğünü sağlaması açısından gerçekten muhteşem bir olaydır. Amerika’daki en dışlanmış azınlık olan siyahların da toplumsal hayata her bakımdan eşit katılabilmelerinin artık sembolik bir ifadesi olmuştur.Dış politikayla ilgili müttefiklerine daha fazla danışarak, çok taraflı bir siyaset yolu izleyeceğini beyan etmişti. Aynı şekilde Irak’tan da kısa sürede çekilmeyi istiyor. Amerikan iç politikasındaysa önemli değişikliği vergi kanunlarında ve sağlık politikasında yapacaktır. Daha çok toplumun gelir bakımından alt kesimlerini rahatlatmayı öngören bir takım tedbirlerin alınmasını bekleyebiliriz. Ama dünya sistemi içinde belirli konumu olan bir Amerika’nın çok radikal değişiklikleri aynı anda yapması da sanıldığı kadar kolay değil.Türkiye için hem olumlu hem olumsuz sonuçları olacak. Birincisi Obama’nın müttefiklerine danışarak iş görmeyi tercih etmesi söz konusu olursa, İran’ı da hesaba katarsak, bu bir bakıma Türkiye’yi rahatlatacak. Buna karşılık zamana zaman dile getirildiği gibi Türkiye ile ABD arasında her yıl ortaya çıkan Ermeni kararnamesi gibi konularda Türkiye’yi memnun etmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Benim korkum Türkiye’yi memnun etmeyen sonuçların şiddetli tepkilere yol açarak, iyiye gitmesi muhtemel gözüken bir ilişkiyi yürütülemez hale sokmasıdır. “Tom Amca, Sam Amca’nın yerine geçti”Ertuğrul Kürkçü (Gazeteci): Amerikan kimliğinin iki simgesi, iki öğesi var: Sam Amca ve Tom Amca. Tom Amca yoksul ama O da Amerikan imgesinin bir boyutu. Görünüşe göre Tom Amca, Sam Amca’nın yerine geçti. Bu durum Amerikalılar için gerçekten önemli bir değişim ama dünya için de öyle mi bundan emin değilim.Neticede başkanın görevi aynı; dünya […]

Türkiyeli’nin “başkanı” Obama

Haber: Mert ÇimenKameraman: Emre Sayacan Gezegenimizin kaderini etkileyecek seçimlere birkaç gün kaldı. Seçimlerle ilgili anketlerde Demokratların adayı Barack Obama şanslı görünse de, George W. Bush’u iki kez seçme “becerisini” gösteren ABD’lilerin ne yapacağı seçim ertesinde belirlenecek. Yani Cumhuriyetçi John McCain seçilirse sürpriz olmayacak. 4 Kasım günü yeniden çift kutuplu olmaya doğru yönelen dünyanın yeni “kabadayısı”nın kim olacağının belirleneceği seçimler, tüm ülkeleri olduğu gibi Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Siyasetçilerin, sermaye sahipleri ya da ekonomistler kimi desteklediğini ya da kimin başkan olmasının bizim için iyi olacağını her fırsatta dile getiriyor. Bu hengamede, yaşanan küresel ekonomik krizin en ağır faturasını ödeyen sokaktaki insanlar için de ABD’de kimin başkan olacağı önem taşıyor. Biz de kameralarımızı sokağa, mikrofonlarımızı halka tuttuk. Görünen o ki ABD’de ilk kez bir siyahın başkanlığa bu kadar yakın olması Türkiyelileri de heyecanlandırmışa benziyor.