Etiket pazarlama

Türkiye’de influencer marketing büyümesini sürdürüyor

influencer marketing

2024 yılında Türkiye’de influencer marketing sektörü, markaların dijital içerik üreticilerine yaptığı büyük yatırımlarla dikkat çekti. Reklamcılar Derneği’nin yayımladığı Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları Raporu’na göre, dijital reklam yatırımları medya yatırımları içinde yüzde 71,2’lik paya ulaşırken, influencer marketing harcamaları 3,1 milyar…

Sosyal medya arası reklam

Değişen reklam anlayışını kabullenen ve kullanmaya başlayan yüzlerce büyük ölçekli şirket bulunuyor. Ünlü giyim mağazaları, süpermarket zincirleri, eğitim programları, turizm acenteleri , çeşitli toptan internet satış mağazaları da Facebook reklam sistemini düzenli olarak kullanıyorlar. İndirim fırsatlarını, hediye kuponlarını, son gelişmelerini akıllı reklamlarla tüketicilerine ulaştırıyorlar. Tabii sosyal medya için harcanan reklam bütçelerinden en büyük payı en büyük kullanıcı sayısına sahip olan Facebook alıyor. Facebook’un yüzde 53’lük payını yüzde 17’yle MsSpace izliyor. Reklam uygulamasına yeni giren Twitter’ın payı ise şimdilik yüzde 3 düzeyinde. Facebook’un takipçisi Twitter Facebook gibi reklam kullanımını bütün kullanıcılarına bu yılın başında açan Twitter’ın reklam uygulaması Facebook’a göre birkaç farklılık içeriyor. Twitter’da yayınlanacak olan reklamlarımız en az 1 ay boyunca yayınlanacak şekilde belirleniyor. İnternet sitesinde kendi reklamını yapmak isteyen kullanıcının veya şirketin girmiş olduğu twitler ana sayfada düzenli olarak gösteriliyor (“sponsor bağlantı” şeklinde). Böylelikle kullanıcı veya şirket “takipçi” sayısını rasyonel bir şekilde arttırma şansına erişiyor. Ayrıca Twitter’da “trend topic”lerde gözükebilmek gibi bir ayrıcalık da sağlanmış. Ancak maliyet Facebook’a göre çok tuzlu; bütçenizin en az 7 bin 500 TL olması gerekiyor. Bu gelişmeyi Twitter’ın Facebook’u taklit etme çabası gibi görenler de bulunuyor ancak bloglara düşen yazılara göre Twitter’ın reklam kullanımında yaratacağı farklılıklar nedeniyle, yeni reklam sistemi Facebook reklamlarından kolaylıkla ayırt edilebiliyor. Sosyal ağların insanların yaşayış şekillerindeki doğrudan etkisini fazla çaba göstermeden fark edebiliriz. İnternet kullanıcılarının kişisel gelişimlerinde bile interneti etkin olarak kullanması, sıkıştıkları her konuda anında internet aracılığıyla yardım alabilmesi, sahip olduklarını yine internet aracılığıyla bütün dünyayla aynı anda paylaşabilmesi, internetin hâkimiyet alanını geliştirmesinde etkili oluyor. Artık “sanal dünya” ile“reel dünya” etkileşim içine girmeye başlıyor ve internette küçük, büyük bir yere sahip olabilmek önem arz ediyor. Facebook’un hareket kazandırdığı ve Twitter’ın yeni yıl planında önemli bir yer edinen yeni reklam sistemlerinin önümüzdeki günlerde, Türkiye’de de yaygınlaşacağını ve reklam bütçeleri içinde önemli yer edineceğini tahmin etmek hiç de zor değil. Facebook’ta […]

‘Ter kokuyorsun’ diyemedim yüzüne…

Hemen her işimizi internet üzerinden yapar hale geldik. Bizi rahatsız eden bir durum sonrasında karşımızda bulunan kişiyi incitmemek için söyleyemediğimiz şeyleri bizim yerimize söyleyen siteler bile mevcut artık. Ter kokan bir arkadaşınızı uyarmak gibi!

Milyar dolarlık alışveriş trendi

Son günlerde posta kutunuza birbiri ardına indirimli ürün fırsatlarıyla ilgili mesajlar geliyor mu? Şu SPA’da şu tarihe kadar yüzde şu kadar indirim veya falanca restoranda şu tarihe kadar giderseniz şu kadar yerine bu kadar ödersiniz gibi mesajlar almaya başladıysanız siz de elektronik ticarette “sosyal alışveriş”, ”talep birleştirme”, “toplu satın alma” veya “grup tüketimi” olarak adlandırılabilecek trende dahil oldunuz demektir. Konunun dünyadaki örnekleri ve Türkiye’de yakın zamanda faaliyete geçen bir kaç site, e-ticarette grup tüketimi (Group buying) konseptinin kısa süre içinde popülerleşeceğini gösteriyor. Türkiye’de konunun ilk örneklerini Beraberalsak, Grupanya ve Markapon gibi siteler oluşturuyor. Bloglarda, forumlarda, facebook gibi sosyal ortamlarda sistemin yarattığı heyecan dozu hayli yüksek. Zira son bir kaç yıl içinde ortaya çıkan Groupon, LivingSocial, BuyWithMe gibi yabancı örnekler oldukça iştah açıcı görünüyor. CNN’de sosyal ağlar ve teknoloji üzerine yazılar yazan ve Mashable adlı popüler blogun kurucusu Pete Cashmore, 15 Nisan’da yazdığı “Milyar dolarlık trend” başlıklı makalede grup tüketimi sitelerinin iş hacminin yakında bir kaç milyar dolara yükseleceğini ve GroupOn gibi sitelerin değerinin hızla artacağını söylüyor… Aslında grup alımı veya talep birleştirme fikri elbette yeni bir fikir değil. Üstelik internetteki uygulaması da yeni değil. Hepimizin bildiği gibi talep birleştirerek hacim oluşturma ve böylece pazarlık gücü elde etme fikri, online ortamın icadından çok önceye dayanıyor. Klasik dünyada “Tüketici kooperatifi” olarak tanımlanan şirket modeli, halen ülkemizin yasalarında mevcut ve kullanılan bir sistem. Çok temel olarak, tüketicinin tek başına sahip olmadığı ve olamayacağı pazarlık gücünü, birleşerek elde etme prensibine dayanıyor. Aynı malı talep eden pek çok tüketici bir araya geldiğinde, toptancıdan veya çoğu zaman üreticinin kendisinden çok daha büyük bir indirim alınıyor ve böylece aracı kârı tüketiciler arasında bölüşülüyor. Zaten bu tür sistemler genellikle yüksek hacim nedeniyle üreticinin kârının bir kısmından feragat etmesi veya aracı kârının ortadan kaldırılması prensibiyle çalışıyor. İlk örneği battı Gelelim işin internetteki uygulamasına. Türün siber dünyadaki ilk örneğini 1999 […]

Bunun için doğdunuz, markamıza değer kattınız

Müge Doğrular sitesi. Bu kampanyada da Ülker’in “Aklımızda futbol, kalbimizde Türkiye” sloganından çok, reklam filminde kullanılan parçanın öne çıktığını görüyoruz. Daha önce ülkemizde de bir konser vermiş olan Helldorado grubuna ait “A Drinking Song” şarkısının Türkçeleştirilmiş melodisi akılda kalırken, çeşitli ana haber bültenlerinde parça uyarlama olduğu halde çalıntı olduğu epeyce tartışıldı. Son olarak, Milli Takım’ın 6 senedir resmi sponsoru olan Efes Pilsen ve rakıda pazar birincisi olan Yeni Rakı, her maç için özel, çok daha yumuşak bir tonda yayınladığı gazete ilanlarıyla iletişimini devam ettiriyor.

Reklamların sessizliği!

Duygu Ertürk Televizyon izleyicilerinin dikkatini çekmiştir; reklam kuşağı girdiğinde televizyonun sesi bir anda yükselir; ekran başındakiler neye uğradığını şaşırır, rahatsız olur. İngiltere’de reklam yayınlarını kontrol eden Reklamcılık Yayın Komisyonu (BCAP) da televizyon reklamlarının bu rahatsız edici ses seviyesinin düşürülmesi yönünde yeni düzenlemelere başladı. Yayın komisyonuna göre, reklamlarda kullanılan ‘işitsel sıkıştırma’ yöntemi reklamların ses seviyesini azaltacağı ve programdaki maksimum sesten daha yüksek olmasını engelleyeceği için, ses, izleyicileri ve komşuları rahatsız etmeyecek. Yapılacak yeni düzenleme sayesinde yayıncılar, programlar arası ses düzeyindeki dengesizliği en aza indirmek zorunda kalacak. Böylelikle izleyici, program arasında ses ayarı yapmak zorunda kalmayacak.Ses kontrolünü sağlamak için en güvenilir yolun, subjektif ses seviyesini ölçen, ‘gürültü düzey metresi’ adı verilen cihazı kullanmak olduğunu belirten komisyon, bu metreyi kullanmayan yayıncıların, reklam aralarında kanalın ses seviyesini değiştirmek ve programla uyumlu hale getirmek zorunda kalacağını söylüyor.Peki ya yayıncılar uygulamaya kulak asmazsa ve gürültülü reklam kuşakları yayınlamaya tam gaz devam ederlerse?… O zaman suçlu bulunan yayıncılar, İngiliz medya düzenleme kurumu Ofcom’a iletilecek ve cezalandırılmaları sağlanacak. Buna benzer bir uygulama daha önce ABD’de yürürlüğe girdi. Federal İletişim Komisyonu( FCC), reklamların ses seviyesini uygun bir desibelde tutuyor. Buna rağmen Amerikalı izleyiciler, reklamların programlardan daha yüksek seste olmasından yakınmaya devam ediyorlar.Tüm bu düzenlemeler bir yana, yayına reklam girdiğinde, Türkiye gibi izleyicilerin kulak sağlığını düşünmeyen ülkelerde, kanal değiştirmek veya televizyonun mute (sessiz) tuşuna basmak da naçizane çözüm önerileri tabii… Kaynak. The New York Times

Daha az mağaza, daha çok online alışveriş

Medyakronik Uluslararası ödeme sistemleri şirketi Visa Europe’un hazırlattığı bir araştırmaya göre, 2012- 2015 döneminde internet kanalıyla gerçekleşen satışlar, toplam cironun yüzde 18,8’ini oluşturacak. Visa Europe’un İngiltere’deki Perakende Araştırma Merkezi’ne hazırlattığı “Geleceğin Mağazası 2012-2015” araştırması, online kanalların yakın bir zamanda geleneksel perakendeciliğe üstün geleceği iddialarının tersine, bu iki alanın pazarda birbirlerini tamamlayıcı rollere sahip olabileceğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre web sitelerinin daha çok, “işleme dayalı” hale geleceği, bunun sonucunda da perakende sektöründe teknolojinin uygulanmasının yaygınlaşacağı tahmin ediliyor. Ortalama perakende cirosunun yüzde 18’8’lik bölümü online kanaldan sağlanırken bu oran bazı ürünlerde yüzde 40’ın üzerine çıkıyor. Örneğin CD, DVD ve oyun satışlarının yüzde 42’si, cep telefonlarının yüzde 41,6’sı bilgisayarların yüzde 37,2’si, kitapların yüzde 34,7’si internetten satın alınacak. Buna karşılık bazı ürünlerin internet satışlarının toplam satışlar içindeki payı da düşük kalmaya devam edecek. Yüzde 10-12 arasında en düşük internet payına sahip ürünler ev eşyaları, mobilyalar, halılar ve süpermarket ürünleri olacak. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, Norveç, İtalya ve İsveç’te 300 perakendeci ile yapılan araştırmaya göre, 7 yıl içinde, Avrupa’daki mağazaların sayısında bir düşüş bekleniyor. Araştırmaya katılan perakendecilerin yüzde 28.7’lik bir bölümü için, sokaktaki mağazalarının kaderi belirsiz görünürken; yüzde 70’i ise, bu süre zarfında yeni biçimlerin açığa çıkması ve daha fazla bilgi hizmeti sunulmasıyla birlikte, mağazaların bugünkü formatlarının dışında hizmet vereceğini düşünüyor. Araştırmaya göre, gelecek dönemde daha küçük mağazalar yüksek miktarda stok bulundurmak yerine hizmet ve bilgiye odaklanacak. Müşteriler için otomatik tarama Ön plana çıkan bir diğer gelişme de otomatik tarama – otomatik ödeme olacak. Müşterinin sepetindeki ürünleri kasiyer olmadan ödemesi anlamına gelen otomatik tarama veya otomatik ödeme sistemleri perakendecilerin yüzde 22’den fazlası tarafından önümüzdeki 5-7 yıl içinde kullanılmaya başlanacak. Yine perakendecilerin yaklaşık yüzde 50’sinin, nüfus ve müşteri kartı bilgilerini kullanarak e-posta ya da mektup yoluyla, müşteriyi hedefleyen promosyonlara yönelmesi de beklenen bir diğer gelişme olarak öne çıkıyor.

“Çevre sorunları bir kriz değil, bir fırsat”

Alman Yeşiller Partisi’nin popüler isimlerinden ve Dışişleri Eski Bakanı Joschka Fischer’e göre gelişmekte olan ülkeler eski teknolojilerde ısrar etmek yerine en yeni ve en çevreci teknolojilerin peşinde koşmak zorunda. “Önce zenginleşeyim sonra çevre sorunlarını hallederim” düşüncesinin artık geçerli olmadığını dile getiren Fischer çevresel sorunların yalnızca bir kriz değil aynı zamanda bir fırsat olarak da algılanması gerektiğini söyledi. Marketing Türkiye ve Garanti Bonus Akademi’nin işbirliğiyle düzenlenen “Yeşil Pazarlama Konferansı”nda konuşan Fischer, Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda önünde büyük fırsatlar olduğunu söyledi. Enerji fiyatlarında son dönemde yaşanan artışlar ve ortaya çıkan iklim değişikliği işaretleri nedeniyle Yeşiller Partisi’nin yıllardır söylediklerinin ciddiye alınmaya başladığını ifade eden Fischer geleceğin ekonomisinin ve teknolojisinin çevre üzerine odaklanacağını anlattı. Yenilenebilir enerji ve su yönetimi gibi konularda Türkiye’nin önündeki fırsatları değerlendirip hem yeni teknolojiler geliştirebileceğini hem ihracat olanakları yaratabileceğini hem de bölgesel bir merkez haline gelebileceğini söyleyen Fischer’a göre dünyanın önünde “sürdürülebilir ekonomiye” geçişten başka bir şansı bulunmuyor

Kendi alyansını kendin tasarla

Evlilik öncesi en önemli ve en heyecan verici şeydir alyans seçimi. Günlerce kuyumcular gezilir, tasarımı beğenirsiniz parmağınıza uymaz, parmağınıza uysa içinize sinmez; iki seçeneğiniz vardır ya direkt satın alırsınız ya da yaptırırsınız. Ama her zaman bir şeyler eksik kalır ömür boyu taşımak için yemin edeceğiniz ve aşkınızın sembolü olan bu yüzüklerde. Belki de “duygu” dur eksik olan bu duygular karmaşası içinde. New York’ta alyanslara duygu katmak isteyen bir kuyumcu yeni evlenecek çiftlere üçüncü bir seçenek sunarak kendi alyanslarını tasarlama ve yapma imkânı veriyor. Bir gün boyunca çifte özel verilen dersler ve yardımlarla, çiftlere unutamayacakları bir anının yanı sıra yüzüklerine emeklerini ve duygularını katmalarının sevinci yaşatılıyor. Bir günlük bir eğitim süreci ile oluşturulacak normal bir çift alyans 1,075 dolar olarak fiyatlandırılırken, daha fazla eğitim gerektiren tasarımlar için ek olarak çalışılan her güne 850 dolar alınıyor. Henüz New York ve San Francisco’da ulaşabileceğiniz bu hizmet kısa bir süre içerisinde Türkiye’de ki kuyumcular arasında yaygınlaşıp bir trend olacağa benziyor. Bizden duyurması… Daha fazla bilgi için http://www.newyorkweddingring.com/

İnternette içeriğe bağlı yeni bir reklam modeli…

Güventürk Görgülü Yeni yılla birlikte Türkiye’deki internet dünyası yeni bir reklam mecrası ile tanıştı. Linkz Medya şirketinin www.Linkz.net adresinde faaliyete geçirdiği yeni içeriksel reklam mecrası, önümüzdeki günlerde Adwords reklamları kadar popüler olmaya aday görünüyor. LinkZ’in reklam sistemi, dünyada da geçmişi çok geriye gitmeyen “akıllı metin” programlamasına dayanıyor. “IntelliTXT” denilen ve Vibrant Media tarafından geliştirilen bu sistem, bir internet sayfasında okunan metinlerde geçen bazı kelimelere yapılan tıklamalar için reklamveren tarafından ödeme yapılması prensibiyle çalışıyor. Yazılımı 2 yıllık bir çalışmayla tamamen Türkiye’de geliştirilen LinkZ, reklamverenler için tıklama başına maliyete dayalı ekonomik bir reklam çözümü sunarken, site sahipleri ve blogcular için de sitelerini banner reklamlarla meşgul etmeden ve ağırlaştırmadan alternatif bir gelir yöntemi oluşturuyor. LinkZ, Adwords ve Adclick gibi reklam yöntemlerinden iki yönüyle ayrılıyor. Bunlardan bir tanesi gösterilmek istenen reklamın, internet kullanıcısının asıl ilgilendiği alanın dışında; yani sağında altında üstünde değil, içinde olması. Diğeri ise yalnızca kısa bir başlık ve altında 4-5 kelimelik bir metinle yetinmeyip metin ve video reklamı alternatifi sunması. Sisteme dahil olmak isteyen internet yayıncılarının sitelerinde bir kez kurulum yapılıyor ve sistem çalışmaya başlıyor. Reklam vermek isteyen firma ise LinkZ’te tıklama almak istediği anahtar kelimeleri ve görünmek istediği site kategorilerini seçerek sisteme giriyor. Diyelim ki bir otomobil firması haber sitelerinde görünmek istiyor. Bunun için de hedef kitlesini gözeterek çok sayıda anahtar kelime seçerek sisteme dahil oldu. LinkZ reklamlarını gösteren haber sitesinin açılan her sayfasında kullanıcıyı rahatsız etmemek için en fazla üç anahtar kelime seçiliyor ve bu kelimeler metinden farklılaştırılıyor. (LinkZ’in deyimiyle parlatılıyor) Kullanıcı faresiyle bu kelimelerin üzerine geldiğinde, farenin üzerinde beliren kutuda, reklamverenin tercihine göre metin+resim’den oluşan metin reklam veya video reklam ortaya çıkıyor. Fare kelimenin üzerinden ayrıldığında kutu da kendiliğinden kayboluyor. Eğer kullanıcı reklamda tanıtılan ürünle ilgilendiyse kelimenin üzerine tıklayarak reklamverenin sitesine gidiyor ve bu aşamada reklam maliyeti reklamverenin hesabına yazılmış oluyor. Sistemin reklamverenler ve yayınlayanlar açısından verimli olabilmesi […]

İstediğini al, gönlünden kopanı öde

Çeviri ve derleme:Duygu Ertürk İnternetin yaygınlaşması sonucu albümler satmaz, dergi ve gazeteler okunmaz oldu. Bu nedenle yapımcılar ve pazarlamacılar tüketiciyi cezbedecek yeni yollar keşfetmek için uğraş veriyor, yaratıcılıklarını konuşturuyorlar ki ürünleri piyasada fark yaratıp, müşteriyi tavlasın. Bu amaçla ortaya çıkan en son trend ise “gönlünden ne koparsa” konsepti. Bu konseptte aldığınız cd’nin, derginin fiyatı, yediğiniz yemeğin ne kadarlık bir ödemeyi hak ettiği sadece sizin tasarrufunuzda. Konsept şu ana kadar ülkemizde uğramadı ama yurtdışında pek çok sektörde hızla yayılıyor ve talep görüyor. Müzik sektörü öncü oldu Dünyada bu konsepti uygulamaya geçirenlerin başında, dünyaca ünlü müzik grubu Radiohead geliyor. Grup, “In Rainbows” adlı son albümlerinin fiyatını klasik uygulamalardan farklı olarak müşterinin belirlemesini istedi. Albümü edinen herkes albüme, uygun bulduğu fiyatı ödüyor.Ancak müzik endüstrisi uzmanlarınca yakından izlenen proje hüsrana uğramış gibi görünüyor. İnternet izleme kuruluşu Comscore’a dayandırılan verilere göre, Radiohead’in 10 MP3 dosyasından oluşan son albümünü grubun internet sitesinden indirenlerin yalnızca yüzde 38’i bunun için para ödemiş. Albüme para verenler ortalama 6 dolar öderken, ortalama 8 dolarla Amerikalı hayranlar en çok para ödeyenler olmuş.Radiohead’in ardından, indie pop kültürü dergisi Paste de akıma uydu ve dergi aboneliğinde “ne kadar istersen o kadar öde” uygulamasını başlattı. Dergi, 2 haftalık süre içinde 1 yıllık abone olan okurdan sabit bir fiyat yerine, minimum 1 USD olmak üzere, ödemek istediği parayı aldı.Derginin yayın yönetmeni Tim Regan Porter, okurun dergiye ne kadar değer biçtiğini merak ettiklerini ve bu yolla, bunu öğrenebileceklerini söylüyor. Porter: “Bu, alışılmışın dışında bir uygulama ama böylelikle ömür boyu Paste fanatiği olan okurlar kazanacağımızı ümit ediyoruz. Ayrıca bu yol, okurun bize verdiği değeri ölçmek için çok daha gerçekçi bir yol.” Yemek sektöründe yayılıyor… Müzik ve medya sektöründe yenilikler olur da yemek sektörü onlardan aşağı kalır mı? Kalmaz. Nitekim, dünyanın çeşitli yerlerinde “dilediğini öde” restoranları ve kafeleri açılmaya başladı bile.Avustralya’da sadece Melbourne’de 3 tane restoran var: Lentil […]