İstanbul'da yine 1 Mayıs gazı

1 Mayıs bayramı hükümetin Taksim korkusu yüzünden yine biber gazına teslim oldu. Valilik İstanbul ulaşımını engelledi ama çatışmayı engelleyemedi

1 Mayıs bayramı hükümetin Taksim korkusu yüzünden yine biber gazına teslim oldu. Valilik İstanbul ulaşımını engelledi ama çatışmayı engelleyemedi

Gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan’ın cenazesinde polis şiddetine ve sorumlularına karşı haykıran on binler, cenaze sonrasında yine gaza maruz kaldı.

Berkin Elvan'ın ölümü Türkiye'nin dört bir yanında eylemlerle protesto ediliyor. Bilgi öğrencileri de cenaze için yarın saat 11:00'de buluşuyor

Başbakan Erdoğan ve oğluna ait olduğu öne sürülen ses kayıtları pek çok şehirde protesto edildi. İstanbul Kadıköy'de polisle göstericiler çatıştı.

Hükümet ve TİB'e internette sansür yetkisi veren yasaya karşı Taksim'de gerçekleştirilmek istenen gösteri yine polis tarafından engellendi

HaberVs, geçtiğimiz haftasonu Fenerbahçe-Kasımpaşaspor maçı için İstanbul’a gelen Ali İsmail Korkmaz’ın ailesiyle Gezi Parkı ve sonrasında maçtaydı…

İnternette sansüre yol açacak yasaya karşı protesto hakkını kullanmak isteyen vatandaşlar polis şiddetiyle karşı karşıya kaldı.

Belgin Akaltan'ın haberi ve Ayşe Arman'ın röportajıyla tanıdığımız Komiser Süleyman ve arkadaşlarının icraatları.

Gezi eylemlerindeki polis şiddetini raporlaştıran Uluslararası Af Örgütü, mağdurların devlete ve adalete güvensizlik nedeniyle gizlendiğini belirtiyor

Gazetecilere polis saldırıları asgari müşterek olabilir mi? Eğer olabilirse, bu konuya ilgi gösterebilir misiniz?
Dün akşam İstiklal Caddesi'nde bir vatandaşı gözaltına alan sivil polislerin olayı takip eden gazetecileri darp görüntüleri

Dün akşam Beyoğlu'nu gaza boğan polislerin en büyük derdi meğer turistlere rezil olmakmış

Bilgi Üniversitesi öğretim elemanları, ODTÜ'yü eleştiren rektörlere ve YÖK'e ortak duyuruyla tepki verdi: Akademi itaatin değil, eleştirinin mekanıdır.

29 Ekim kutlamaları için Ankara'ya hareket eden otobüslerin gece boyunca engellenmesinn ardından polis Ulus'taki göstericilere gazla müdahale etti.

Tam da “Bu sene 1 Mayıs nispeten güzel geçti, en azından ‘makul sayıda’ da olsa bir grup Taksim’de dilediği kutlamayı ve anma törenini yapabildi” derken basına yansıdı ara sokaktaki vahşet. Vicdanı rahat etmeyen bir mahalle sakini, evinde perdenin arkasına gizlenerek kaydetti 5-6 polisin tüm günün acısını bir bedenden çıkarışlarını. Öztürk Alataş’ın adını böyle duyduk: “1 Mayıs’ta ara sokakta, yere yatırılıp dakikalarca tekmelenen genç.” Tıpkı Seyfi Tursun’u da, 23 Nisan’da Hakkari’de “Kafası dipçikle ezilen çocuk” olarak duyduğumuz gibi. İnsan Hakları Derneği’nin 2008 Türkiye İnsan Hakları İhlalleri Raporu’nda “Toplumsal Gösterilerde Güvenlik Güçlerinin Müdahalesi Sonucu Dövülen ve Yaralananlar” başlıklarının altındaki liste bir hayli kabarıktı. 2009 yılı ise daha şimdiden fazlasıyla şiddete tanıklık etmiş bulunuyor. Devletin toplumsal gösterileri bastırma ihtiyacı duyan yapısını ve çoğu zaman birkaç kişinin bir araya gelip dile getirdiği en ufak bir hak talebine bile tahammül gösteremeyen polisin neden bu kadar kolaylıkla şiddete başvurduğunu Ferhat Kentel, Murat Belge ve Mesut Bedri Eryılmaz ile konuştuk.Toplumsal hareketten korkan devlet Ferhat Kentel (İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi):Bir toplumun harekete ihtiyacı vardır. Toplumsal hareketler sayesinde, insanlar nefes alıp, rahatlar. Toplumsal hareketi bastırma ihtiyacı ise, düzenin ne kadar kutsal bir şey haline geldiğini, aslında o kutsallığın altında o düzenin ne kadar çok güç ilişkisi sakladığını anlatır bize. Siz ona kutsallık atfettiğiniz zaman altındaki güç ilişkilerini görünmez kılmış olursunuz. Toplumsal gösterileri bastırma eğilimli devleti hareketten korkan devlet olarak tanımlamak mümkün. Bu tür devlet yapısı ikna ederek, onay alarak kazanmayı beceremediği meşruiyeti şiddetle sağlar. Mesele asla sadece vatanseverlik, memleketi savunmak değil, içiçe geçmiş çıkar ilişkilerinin olduğu bir dünyayı saklamaktır. Çıkar ilişkilerini saklayan düzen o kadar önemli bir hale gelmiş ki, nefes almamızı sağlayacak toplumsal hareketlerin önüne, her türlü yol mübah görülüp engel koyuluyor. Toplumsal hareket engelleniyor, karşısında düzen kendisini sürekli olarak performe ediyor. Askeri düzende kutlanan cumhuriyet bayramları, her sabah okullarda yapılan törenler gibi ritüellerle, aslında bu düzenin […]

Dün tam anlamıyla çocuklara ayrılmış bir gündü. Sokaklarda çocuklar için hazırlanmış şenlikler, tüm televizyon programlarında farklı farklı maharetlerini sunan ve hatta devletin zirvesine oturan çocuklar. Televizyonda hangi kanalı açsak, ya kendinden geçercesine İstiklal Marşı okuyan bayrak renkli bir kız, ya da milli dansımız haline gelen kolbastı oynayan kızlı erkekli gruplar vardı. Barış Manço şarkıları söylendi, dünya çocuklarıyla kardeşlik mesajları verildi. Devletin zirvesiyse her sene olduğu gibi koltuğunu yarım saatliğine çocuklara bıraktı! Başbakan’ın koltuğuna oturan 23 Nisan Başbakanı 10 yaşındaki Ecem Gülce Uçar, Başbakan’dan bile daha iyi manevralarla cevapladı sorulan soruları. “Kriz” dediler, “Çok da etkilenmedik” dedi. “Maaşlar yetmiyor” dediler, “Dişimizi biraz sıkmak lazım” dedi. “Ermenistan sınırı” dediler, “Azeri dostlarımızı üzmek istemeyiz” dedi. “Kabine’de revizyon” dediler, “Daha koltuğa yeni oturdum, revizyonu konuşmak için erken değil mi” dedi. Ecem yaşından beklenmeyecek cevaplarla Başbakan’ı aratmasa da Cumhurbaşkanı Gül’ün koltuğuna oturan 4. sınıf öğrencisi Büşra Kılıç, 23 Nisan Cumhurbaşkanı olsa da çocuk olduğunun unutulmamasını istedi. Bir gazetecinin siyaset içerikli sorusu üzerine “Ben çocuğum, bana neden böyle şeyler soruyorsunuz” diye cevap verdi. Evet, o çocuktu ve diğer tüm çocuklar gibi siyasete, devlet işlerine, ekonomiye kısacası büyüyünce sıkça bulaşmak zorunda kalacağı konularla ilgilenmek zorunda değildi. Onun görevi çocuk olmaktı, çocukluğunu yaşamaktı.Doğu’da çocuk olursan… Peki ya Seyfi? O da henüz çocuk. 12 yaşında. Tıpkı Batı’daki tüm çocuklar gibi o da bugün eğlendirilmek, kendini önemli hissetmek istiyordu. Ama o ülkenin en doğusunda doğmuştu, teni batıdakilerden daha esmer, konuşması daha gırtlaktandı ve bir de polise taş atmış bulunuyordu. Doğal olarak onun için gün, elinde balonla eve dönerek değil, beynindeki kanamayla hastaneye yetişerek bitmeliydi. Hakkari’de günlerdir süren DTP’ye yönelik operasyon kapsamında Dağgöl ve Bağlar mahallelerinde slogan atan göstericilere polis tarafından müdahale edildi. Polis araçlarına taş atan göstericilere biber gazı ve tazyikli suyla müdahale eden Özel Harekat Timi’nden bir polis, 12 yaşındaki Seyfi Turan’ı yakalayarak tekme ve yumruklarla dövdü. Polis yere […]
Polis denince akla ilk gelen şey güven, ya da öyle olmalı. Çünkü polis, bir ülkede suçu önleyen ve suçla mücadele eden, halka hizmet amaçlı görevde bulunan ve en önemlisi de halkın huzurunu sağlayan kamu görevlisi. Tüm dünyada olduğu gibi. Fakat özellikle son birkaç sene içerisinde, polisle vatandaş arasında yaşanan çarpıcı olaylar dikkat çekici. Dur ihtarına uymayan 10’a yakın insanın öldürülmesi,1 Mayıs’ta sade vatandaşın çevik kuvvet tarafından yumruklanması, maç sevinciyle Nişantaşı’nda eğlenen çocukların üzerine biber gazı sıkılması, İstanbul’da Moda sahilinde sadece içki içtikleri için gençlerin polis dayağına maruz kalması hafızalardan kolay silinemeyecek olaylar. Kimi polisin trafik kurallarını itinayla çiğnemesi ise hemen her gün karşılaştığımız olağan bir durum haline geldi. Şüphesiz örnekler çoğaltılabilir. Tabii, her polisi aynı kategori içerisine almak mümkün değil, ama yaşanan bu olaylar gün geçtikçe polisin güvenilirliğini, koruyucu ve kollayıcı olma imajını zedeleniyor ve bu durum halkın gözünde “Polis her şeyi yapar, istediği kuralı uygular” durumuna geliyor. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, yaşanan vahşetle ilgili olarak, bunları yapan polis dahi olsa peşine düşeceklerini söylüyor ve “Sivil olarak ya da polis yeleği giyen, ‘ben polisim’ diyen kişilere, vatandaşlarımızın kimlik sormaları gerekiyor” diyor. Fakat polis yeleğini satın almak ne kadar kolaysa polis üniformasını da temin etmek o kadar kolay olsa gerek. Tabii, olay sadece üniforma, yelek ya da sivil olmak değil, olay sadece “polis” olmak. Maalesef, polis Celalettin Cerrah ve bakan Cemil Çiçek, Türkiye’de “ben polisim” deyince akan suların durduğunu, her türlü yolun açıldığını pek bilmiyor olsa gerek. Polis olunca yapılan haksızlıklar, gerçekleşen ölümler ve çiğnenen kurallar meşru gibi gözüküyor olsa gerek, geçtiğimiz günlerde izleyenleri televizyon karşısında şoke eden bir görüntü haberlerde ilk sırayı aldı. “Polis kılığına” giren kişiler, Avcılar’da bir müzikhol basarak, bir kadını saçlarından sürükleyip kaçırdı ve ardından tecavüz etti. Olaya tanıklık edenler polise değil “kimliğini göster?” demek, “n’apıyorsun kardeşim?” bile diyemedi. Çünkü bu […]

Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili Abdulkadir Akgül, geçen günlerde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Adalet Bakanlığı bütçesi görüşülürken, “Devletime, milletime karşı suç işleyenleri vurmaktan hoşlanacağım. Adalet herkese fazla eşit uygulanıyor” demişti. Demokratik Toplum Partisi milletvekili Hasip Kaplan’ın, “Polis ‘dur’ diyor, durmayanı vuruyor” sözlerine verdiği bu cevapla ilgili eleştiriler üzerine sözlerine açıklama getiren Akgül, “Devletin karşısında olanlar kim; teröristler, vururum. Ne var bunda?” demişti. İktidar partisinden bir milletvekili böyle konuşunca, hemen her ay en az bir kişinin de güvenlik kuvvetlerinin açtığı ateşle ölmesi de akla ister istemez, yellenen imamla cemaati arasındaki ilişkiyi özetleyen atasözünü getiriyor elbet. Milletvekili Akgül’ün kılavuzluğundan mı, yoksa her olayın ardından yetkililerin çıkıp benzer sözcüklerle “münferit” açıklamasını yapmasından mı bilinmez gazete sayfalarında, “dur ihtarı” cinayetlerinden ya da yaralanmalarından geçilmez oldu. En son Adana’da 14 yaşındaki bir çocuk, polis kurşunlarına hedef olarak felç kaldı. Bu olaydan birkaç gün önce ise Antalya’da, 18 yaşındaki Çağdaş Gemik, polis kurşunlarına hedef olarak ölmüştü. Her iki olayda aynı gerekçeyle açıklandı; “dur ihtarına uymamak”. Aynı gerekçeyle yurdun dört bir yanından öldürme ve yaralama olaylar hak örgütlerinin bilançolarında yerini alıyor.Bu yıl şimdiye kadar 33 ölü 38 yaralı Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre, 5 Ocak – 9 Kasım 2008 tarihleri arasında sadece dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle ölenlerin sayısı 11 olurken, aynı dönem içinde anı gerekçeyle yaralananların sayısı ise 19 oldu. TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin hazırladığı verilere göre polis ya da jandarma bölgelerinde meydana gelen bu olaylara rastgele ateş açma ve yargısız infaz iddialarını da eklediğimizde ise ölenlerin sayısı 33, yaralananlar ise 38 kişi. Listedeki bilgilere bakılırsa, “dur ihtarı mağdurlarının” ikisi 18 yaşın altında, 1’i ise, zihinsel ve işitme engelliydi. Yapılan incelemelerden ve avukatların raporlarından anlaşıldığı kadarıyla, mağdurların hiçbirisinin sabıkası yoktu veya vurulduklarında bir suça teşebbüs etmiyorlardı. Mesela Antalya’daki olayda Çağdaş Gemik, motosikletiyle gezerken, Hakkari’deki Tekin Ediş (35) koyunlarını otlatırken, Van’da Aziz Özer ise sokak ortasında […]

Ahmet Şık İzmir Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı Baran Tursun’un, “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle polis tarafından öldürülmesiyle ilgili 10 polis hakkında daha dava açtı. Tursun ailesi ve avukatlarının suç duyurusunda delil olarak sunduğu fotoğraf ve görüntü kayıtlarını bilirkişi incelemesine gönderen savcılık, 9 Eylül Üniversitesi’nden gelen rapor doğrultusunda 10 polis hakkında adli kolluk görevini yapmama, delilleri gizleme ve değiştirme, resmi evrakta sahtekârlık suçlamasıyla dava açtı.Polis delil gizleyip delil üretmiş Baran Tursun’un polis kurşunuyla öldürülmesinden sonra ailesi ve avukatları “delil karartıldığı” iddiasıyla Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusu dilekçesiyle birlikte verilen ve olaydan hemen sonra çekildiği belirtilen 8 ayrı fotoğraf ve televizyon kameralarının görüntüleri ile İzmir Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Şubesi ekiplerinin çekmiş olduğu fotoğraf ve görüntüler savcılık tarafından bilirkişi incelemesi için Ege ve 9 Eylül üniversitelerine gönderildi. 9 Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Başkanı Yardımcı Doçent Doktor Beyhan Özdemir, bilirkişi sıfatıyla savcılığın gönderdiği fotoğraf ve görüntüleri inceleyerek 16 Mayıs 2008 tarihinde raporunu tamamladı. Fotoğraf ve görüntülerin tamamının orijinal olduğu ve üzerlerinde oynama yapılmadığı belirtilen raporda, “Olay yeri inceleme tarafından çekilen bir fotoğraf dahil olmak üzere, incelenen fotoğraf ve görüntü kayıtlarının hiçbirinde koltuk üzerinde mermi çekirdeği gömlek parçası bulunmadığı ancak tüm bu fotoğraflardan daha sonra çekilmiş olan ve 5 nolu olarak nitelenen olay yeri inceleme görevlilerince çekilen fotoğrafta koltuk üzerinde mermi çekirdeği gömlek parçası bulunduğu saptanmıştır. Mermi çekirdeği gömlek parçasının sonradan ve polis memurları tarafından araç koltuğuna konduğu ortaya çıkmıştır” denildi. 10 polise dava açıldı Bilirkişi raporu üzerine 4 Haziran günü Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce, olaya müdahale eden Bornova İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli 10 polis hakkında, “Adli kolluk görevini yapmama, delilleri gizleme ve değiştirme, resmi evrakta sahtekârlık” suçlamaları ile dava açıldı. İddianamede, olayla ilgili polislerin çektiği fotoğraflarda araç koltuğunda yer alan mermi gömlek parçasının basın mensuplarının çektiği fotoğraflarda görülmediği vurgulandı. İddianamede, polisler Hasan Taşan, Murat Masat, Kenan Duman, […]
Ahmet Şık Polis şiddetinin damga vurduğu İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamalarında yaşanan şiddet görüntüleriyle ilgili basında çıkan haberlerden sonra açılan soruşturmada iki polise fatura kesildi. İçişleri Bakanlığı müfettişleri, 28 polisin ifadesine başvurulmuş ancak iki polis hakkında adli ve idari soruşturma açılmasını talep etmişti. Müfettişler, polisin şiddet uyguladığını belgeleyen onlarca görüntü ve fotoğrafa rağmen, diğer polislere ulaşamamamıştı. Buna göre DİSK binası ile Şişli Etfal Hastanesi’ne gaz bombası atılması, yerde yatan savunmasız insanların tekme ve coplarla dövülmesi, ÖDP binasının basılıp parti üyelerinin dövülmesi, 530 kişinin dövülerek gözaltına alınması ve Cumhuriyetgazetesi muhabiri Ali Deniz Uslu’nun kolunun kırılmasını “iki süper polis” gerçekleştirmiş oluyordu. Sığ soruşturma Medyakronik’in ulaştığı, Prof. Nurettin Mazhar Öktel sokaktaki bir şirkete ait güvenlik kamerası tarafından kaydedilen görüntüler, sorumlularının iki polisle sınırlı olmadığını bir kez daha gösteriyor. Polisin müdahalesi üzerine bu sokağa kaçan grubun bir bölümü Cumhuriyetgazetesinin bahçesine sığınıyor. Kaçmaya devam eden insanlardan, biri yaşlı iki kişi ayakları takılarak yere düşüyor. Üniformalı ve sivil bazı polislerin dövmeye çalıştıkları iki ikişiye, başlarındaki amir engel oluyor. Meslektaşlarını üç kez engelleyen amir sırtını döndüğü anda, polisler yerde yatan insanları tekme ve coplarla dövüyor. 1 Mayıs olaylarından sonra basında çıkan eleştiriler üzerine İçişleri Bakanlığı inceleme başlatmış ve görüntüleri inceleyen müfettişler de, Bahçelievler İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde görevli iki polis memuru hakkında “idari ve adli soruşturma açılmasına” karar vermişti. Valilik bünyesinde oluşturulan bir komisyon tarafından MOBESE ve televizyon kameraları ile gazetelerde yer alan fotoğraflar incelenmiş ve haklarında soruşturma açılanlar da dahil olmak üzere 28 polisin ifadesi alınmıştı. İnceleme komisyonu tarafından hazırlanan ön raporda Cumhuriyetgazetesi bahçesinde gazeteci Ali Deniz Uslu’un copla kolunun kırılması, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gaz bombası atılması DİSK binası önünde yerde yatan bir kadın göstericinin başına tekme atılması olayıyla ilgili soruşturma başlatılmasına karar verilmişti. Ön raporun ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen iki müfettiş, bir hafta boyunca incelemede bulunmuş ve “orantısız güç kullandığı” belirlenen iki polis […]