Etiket tvsaire

Karadeniz, sel ve otoban…

sayfasını ziyaret edebilirler. Doğayı katleden proje Yaklaşık 4.2 milyar dolara mal olan 542 kilometrelik Karadeniz sahil yolunda, 27 kilometre uzunluğunda 263 adet köprü, 41 kilometre uzunluğunda 12 adet tek tüp tünel, 18.5 kilometre uzunluğunda 20 adet çift tüp tünel yer alıyor. Karadeniz sahil yolu, Samsun’dan Sarp’a kadar, 6 il, 63 ilçe, 17 bucak merkezi, 9 liman, 2 havaalanı ve bir çok yerleşim birimine uzanıyor. Öte yandan proje büyük bir sahil şeridinde GAP topraklarından daha büyük bir alanın kayalarla doldurulmasına neden oldu. Karadeniz yapısı itibariyle kapalı bir sisteme sahip olduğu için kıyıdan açığa doğru gidildikten çok kısa bir mesafe sonra denizdeki canlı varlığı oldukça azalıyor. Bu nedenle proje doğal ortamları kıyılarla sınırlı canlılar için büyük bir tehdit oluşturuyor. Bu korkunç düzeydeki tahribata karşılık yapılan yol ve yapılan masrafların boşa gitme ihtimali de var. Zira yolun azgın Karadeniz sularına dayanamayacağı, çelikten de yapılsa alttan çökeceği söyleniyor. Projeye karşı çıkanlar, yolu içerden geçirerek kıyı şeridine zarar vermeden tüneller açarak bir güney projesi oluşturmak gerektiğinden söz ediyorlar. İşte “Son Kumsal” belgeseli de Karadeniz halkına bu seçeneği hatırlatmak ve “sahiline sahip çık!” mesajı vermek için Aydın Kudu ve Rüya Arzu Köksal tarafından çekilmiş…

Bilgi sahaya iniyor

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Madrid Avrupa Üniversitesi ve dünyaca ünlü spor kulübü Real Madrid ile imzaladığı anlaşma çerçevesinde 2009-2010 öğrenim yılında Türkiye’de ilk kez Spor Yönetimi alanında önlisans eğitimi başlayacak. 2010-2011 döneminde ise aynı alanda yüksek lisans programlarının başlatılması planlanıyor. Santralistanbul’da gerçekleştirilen Spor Endüstrisi Zirvesi’nde duyurulan program dahilinde öğrencilere sporun yanısıra hukuk, pazarlama, iletişim ve yönetime kadar pek çok alanda ders verilecek. Real Madrid Futbol Kulübü Kurumsal İlişkiler Direktörü ve Spor Okulu’nun Genel Müdürü Emilio Butragueno Santos, lider olabilecek profesyoneller yetiştirmek istediklerini ve yenilikçi karakterlere ihtiyaç duyduklarını söyledi. Uluslararası Laureate Üniversiteleri Akdeniz Bölge Başkanı ve Madrid Avrupa Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Miguel Carmelo Garcia ise sporun gelecekte daha önemli rol oynayacağını ve sadece beden eğitiminden ibaret olmadığını belirtti. Real Madrid’in küresel bir futbol kulübü olduğunu söyleyen Garcia, kulübün aynı zamanda da toplumun bir parçası olmayı hedeflediğini anlattı. Spor Yönetimi Önlisans Programı’nın ardından, 2010 – 2011 akademik yılı itibariyle lisans ve yüksek lisans bölümlerinin de açılması planlanıyor.Emilio Butragueno Santos 1991’de İspanya Ligi’nin gol kralı olan Emilio Butragueno Santos, iki kral kupası, iki süper kupa, iki UEFA kupası sahibi. 1984-1995 yılları arasında Real Madrid’te, 1995-1998 yılları arasında Celaya’da oynayan Butragueno, 1985-1986 ve 1987 yıllarında ardı ardına üç yıl boyunca 24 yaş altı en iyi oyuncu seçildi. 1984 Fransa Avrupa Şampiyonası, 1986 Meksika Dünya Kupası, 1988 Almanya Avrupa Şampiyonası ve 1990 İtalya Dünya Kupası’na katıldı, 1986 ve 1987’de Avrupa’da Bronz Top ödülüne, yine 1986’daki Meksika Dünya Kupası’nda attığı beş golle Gümüş Top Ödülü’ne layık görüldü. 1994’te Complutense Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi alanında lisans derecesi alan Butragueno, 1998’de Los Angeles’daki California Üniversitesi’nde Yöneticilik Programı’na ve 2003-2004 yıllarında Madrid’deki IESE İşletme Okulu’nda Genel Yönetim Programı’na katıldı. 2007’de Madrid Carlos III Üniversitesi’nden Şehir ve Bölge Planlama alanında yüksek lisans derecesi aldı. Real Madrid Futbol Kulübü’nde oyunculuğun yanısıra yöneticilik de yapmış olan Butragueno, 2001-2004 yılları arasında Spor Direktör Yardımcılığı, […]

Nihat Kahveci yeniden!

HaberVs Son bir kaç haftadır spor kamuoyunu meşgul eden Nihat Kahveci transferinin gerçekleştiği Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören tarafından açıklandı. Beşiktaş’ın Nihat için Villarreal Kulübü’ne 4,5 milyon Euro bonservis bedeli ödeyeceği öğrenilirken, Nihat’ın alacağı ücret konusunda bir açıklama yapılmadı. Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören iki kulübün daha önceden anlaştığını belirterek , “Nihat Kahveci Beşiktaş camiasına hayırlı olsun.Nihat bundan sonra Beşiktaş’ın başarısı için ter dökecek” açıklamasını yaptı. Habervesaire bundan tam bir yıl önce Nihat Kahveci’yi kulübü Villareal’in bulunduğu Valencia’nın 170 bin nüfuslu Castellon kentinde ziyaret etmiş ve uzun bir söyleşi yapmıştı. Bilge Egemen‘in gerçekleştirdiği söyleşide Kahveci futbola İspanya’da devam etmek istediğini, Türkiye’ye dönmeye pek de niyetli olmadığını anlatmıştı. Eğer bir gün Türkiye’ye dönerse de top koşturacağı kulübün Beşiktaş olacağını söylemişti. Nihat Kahveci Türkiye’ye dönmeye, düşündüğünden erken karar verdi. İşte Nihat’ın Villareal’deki hayatı ve Türkiye’deki futbol dünyası üzerine düşünceleri…

Oyun içinde çocuk hakkı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Bölümü tarafından hazırlanan Söz Küçüğün Kutu Oyunu, 10-15 yaş arası ilköğretim çağındaki çocukların insan haklarını oynayarak öğrenmelerini hedefliyor. Monopol isimli oyundan esinlenerek tasarlanan Söz Küçüğün Kutu Oyunu, öğretmen, pedagog, oyun tasarımcısı ve sivil toplum kuruluşu üyesi gibi farklı alanlarda çalışan bir ekiple birlikte hazırlandı. Eyüp ve çevre ilçelerdeki okullarda oynanmaya başlanan oyun, İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından da ilgiyle karşılandı. Tanıtımı Santralistanbul’da gerçekleştirilen oyun dış ve iç olmak üzere iki parkurdan oluşuyor. Hak savunuculuğu ve hak ihlallerine dayalı sorunlar karşısında çocuklara, “Ne söylersin?” ve “Ne yaparsın?” soruları yöneltiliyor. Oyunun tasarımcılarından Gülesin Nemutlu, çocuk haklarıyla ilgili bir oyun hazırlamanın çok zevkli, fakat çok da zor olduğunu söylüyor. Özellikle ekip olarak, “Çocuk hakları çocuklara mı, yoksa yetişkinlere mi öğretilmeli?” sorusu üzerine hâlâ tartıştıklarını sözlerine ekliyor. Oyunu oynayan öğrencilerin aileleriyle de bir takım atölye çalışmaları yapan Çocuk Çalışmaları Birimi, oyunun daha da geliştirilerek tüm ilköğretim okullarında oynanmasını hedefliyor.Haber: Mine Savaş Kamera-Kurgu: Ertan Önsel

50 yıllık TV yıldızı: Küresel ısınma

Yine 5 Haziran Dünya Çevre Günü geldi çattı. Çevre dendiğinde herkesin ağzından çıkan iki kelimeden biri olan ‘’küresel ısınma’’, son yılların en büyük sorunu. Buzulların eriyeceği ve suların yükseleceği ihtimali, bir gölge gibi peşimizde dolaşıyor. Peki küresel ısınmanın, 50 yıldır televizyonlarda konuşulan bir gerçek olduğunu kim biliyor? Yapımcılığını Frank Capra’nın üstlendiği ‘’Unchained Goddess’’ adlı belgesel, 1958 yılında ABD’deki TV kanallarında bu konunun konuşulduğunu gösteriyor. Yönetmenliğini William T. Hurtz ile Frank Capra’nın paylaştığı 12 Şubat 1958’de yayınlanan belgeselde, Dr. Frank C. Baxter’ın anlatımıyla küresel ısınma konusundaki neden sonuç ilişkisi, izleyiciye aktarılıyor. Baxter, “Mevcut bilgimizle, zamanla neler olabileceği hakkında bir fikir üretemiyoruz. Şu an bile insanoğlu, uygarlığının atık ürünleriyle istemeden de olsa dünyanın iklimini değiştiriyor olabilir. Havanın, güneşin sıcaklığını emmesine neden olan fabrika ve otomobillerimizin atıkları dolayısıyla her yıl bir milyar ton karbondioksit yüzünden atmosferimizin sıcaklığı artıyor” sözleriyle küresel ısınmanın olumsuz sonuçlar doğuracağını 50 yıl önce anlatıyor. Dr Baxter’a eşlik eden Amerikalı aktör Richard Carlson’ın anlatılanlara karşı sorduğu “Atmosferin ısınması kötü mü?” sorusu filmin en can alıcı bölümü. Çünkü o zamanlar bu etki kötü bir durum olarak algılanılmıyor. Bu soru üzerine Dr. Baxter çareyi yapılan ölçümleri söylemekte buluyor; Yeryüzü sıcaklığındaki bir kaç derecelik artışın buzulları eriteceğini ve Mississipi Vadisi’nin bir iç denize dönüşeceğini söylüyor. Dr. Baxter hiç kuşkusuz televizyonda dile getirdiği bu bilgileri, o ana kadar yapılan bilimsel araştırma sonuçlarından ve konuyla ilgili makalelerden aktarıyor. Bir başka deyişle bundan 50 yıl önce ilk kez Dr. Baxter tarafından televizyonlarda dile getirilen küresel ısınma tehlikesiyle ilgili bilimsel çalışmalar aslında çok daha eskiye dayanıyor. Ancak asıl ilginç olan, popüler kültürde 50 yıldır konuşulan küresel ısınma konusuyla ilgili 50 yıl sonra hâlâ ciddi bir adım atılmamış olması… Dr. Baxter televizyonun bilimsel ikonu Dr. Frank C. Baxter, Amerikalıların hayran olduğu bir televizyon yıldızı ve eğitmen. Aynı zamanda Southern California Üniversitesi’nde ingilizce profesörü. Dr. Baxter, içlerinde Unchained Goddess’ın […]

Falcıya kim neden gider?

Türkiye son iki gündür İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın falcıya gittiği haberini konuşuyor. Ancak Hürriyet yazarı, Yılmaz Özdil’in Celalettin Cerrah’ı işaret eden ‘Fal’an filan’ başlıklı yazısına İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yalanlama geldi. Yapılan açıklamada köşe yazısında yer verilen bilgilerin yalan olduğu, fal ve falcılara danışarak olay aydınlatmanın söz konusu olmadığı belirtildi. HaberVs muhabirleri, İstanbul Emniyet Müdürü’ne kadar giden bu fal merakının nedenlerini ve sonuçlarını araştırdı Falcılara kim neden gidiyor? Ne umuyor, ne buluyor?Yılmaz Özdil’in “Fal’an filan” başlıklı yazısından bir bölüm: “Gazeteciliğe başladığım şehirde pek meşhur bir medyum var şu sıralar… Vergi levhalı, fişli faturalı, resmi yani… Elini eline koyuyorsun, gözüne bakıyor, başlıyor anlatmaya… İstersen geçmişten, istersen bugünden, istersen gelecekten. Gelen gidenin haddi hesabı yok. En son kim geldi biliyor musunuz? Bir başka büyük şehrin, pek meşhur, pek medyatik Emniyet Müdürü! Peki, ne sordu? Başı kesilen ve katili bir türlü bulunamayan kızcağız var ya… Onun akıbetini! Medyumluk böyle bi şey işte… Bulaşıcı. Bakın, hangi emniyet müdürü olduğunu yazmadım ama, şak diye bildiniz kim olduğunu…” İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklama: 02.06.2009 tarihli HürriyetGazetesindeki Yılmaz Özdil’in köşesinde “Fal’an filan…” başlığı altında Münevver Karabulut’un öldürülmesi olayının aydınlatılmasında, halk arasında falcı tabir edilen kişilere başvurulduğu şeklinde yalan bir habere yer verildiği görülmüştür. İstanbul Emniyet Müdürlüğü olayları pozitif bilim tekniklerinden yararlanmak suretiyle delilden sanığa giderek aydınlatmaktadır. Fal ve falcılara danışarak olay aydınlatılması asla söz konusu olamayacağı gibi İl Emniyet Müdürümüz Sayın Celalettin Cerrah’da son yedi yıl içerisinde İzmir iline gitmemiştir. Ayrıca, Öncel Öziçer’in 27.05.2009 tarihli Yeni AsırGazetesinde yayınlanan köşe yazısında ileri sürdüğü, İstanbul Emniyet Müdürü’nün İzmir İlinde bir falcıya gittiği yalan haberi ile ilgili de avukatlarımız aracılığıyla yasal işlemler başlatılacaktır. Gerçekle bağdaşmayan, suçlayıcı iddialara yer verilmesi objektif gazetecilik ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Video haber: Meryem Ayhan – Orçun Niş

Bilgi öğrencileri Madrid’teydi

İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Programlar Ofisi tarafından 19-26 Nisan 2009 tarihleri arasında düzenlenen Elçi Öğrenci Programı kapsamında İspanya’nın Madrid kentinden bulunan Universidad Europea de Madrid (UEM) ziyaret edildi. Bilgi öğrencilerinin, Laureate uluslararası üniversiteler ağında yer alan üniversiteleri yakından tanımasını amaçlayan programa farklı bölümlerden 16 öğrencinin yanı sıra Uluslararası Programlar Ofis Koordinatörü ve Elçi Öğrenci Programı Grup Lideri Beyhan Demir ile Bilgililer Derneği Başkanı Volkan Çakıroğlu da katıldı. Bir haftalık yoğun programda akademik birimler, kütüphane ve kampüs oryantasyonu, İspanyol tarihi ve örnek istatistik dersine katılma, UEM Öğrenci Birliği ile tanışma, Madrid, Toledo, Segovia ve Salamanca şehir turları, Prado Müzesi’ni ziyaret ve Flamenko gecesi gibi birçok etkinlik yer aldı. Elçi öğrenciler, gezi sırasında hem Bilgi Üniversitesi’nin dahil olduğu uluslararası eğitim ağının sunduğu olanaklar hakkında detaylı bilgi aldılar hem de Madrid’de benzersiz bir deneyim yaşadılar. Uluslararası Programlar Ofis Koordinatörü Beyhan Demir, Laureate networkünün öğrencilere sağlayacağı olanak ve fırsatları Elçi Öğrenci Programı’yla, bizzat kendilerinin keşfetmesini istediklerini belirterek; “Elçi Öğrenci Programı’nın Madrid ziyareti bir ilk. Program, diğer Laureate partner üniversitelerine farklı öğrenci gruplarıyla yapacağımız ziyaretlerle devam edecek.” dedi. Arda BengüSinema ve Televizyon 3. Sınıf Öğrencisi Elçi Öğrenci Programı ile gittiğim Universidad Europea de Madrid’i, dokuz gün boyunca gezdim ve gözlemledim. Üniversitede ilk dikkatimi çeken öğrenci yurtlarının okulun içerisinde olmasıydı. Öğrenciler için büyük kolaylık… Ayrıca, yurt odaları da gayet temiz ve güzeldi. Her ne kadar Madrid Üniversitesi’nin eğitim sistemini uzun süre inceleme şansım olmasa da, öğrencilerini en az teorik eğitime olduğu kadar, pratik eğitime de yönlendirmeyi hedefleyen bir üniversite olduğunu gördüm. Öğrencilere, branşlarıyla ilgili tüm ekipman ve mekân olanaklarını sunuluyor. Özellikle de İletişim Fakültesi’nde. Bir Bilgi öğrencisi olarak, üniversitemin bu yönünü çok beğendiğim ve bu anlayışın çok önemli olduğunu düşündüğüm için Madrid Üniversitesi’nin de bu misyona sahip olması çok hoşuma gitti. Burcu YücetaşTasarım Kültürü ve Yönetimi Sertifika Programı Öğrencisi Madrid, bünyesinde barındırdığı ve koruduğu tarihi yapılarıyla […]

Santralistanbul’dan bir Mayfest daha geçti

İstanbul Bilgi Üniversitesi 2009 Mayıs Festival’inde bu yıl yine birçok ünlü sanatçıyı ağırladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde gerçekleşen festivalde Yüksek Sadakat grubu, Nil Karaibrahimgil ve Kenan Doğulu gençlerle buluştu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğrenci Birliği, gelenekselleşen Bahar Şenliklerinin bu yıl 12’ncisini düzenledi. Festivaldeki pek çok aktivite de katılımcıların güzel vakit geçirmelerini sağladı. Gün batmaya başlarken sahne alan Yüksek Sadakat’in şarkılarıyla şenliğe merhaba diyen üniversiteliler daha sonra Nil Karaibrahimgil’in hareketli şarkıları ve danslarıyla eğlenceye devam ettiler. Gecenin finalinde sahne alan Kenan Doğulu ise kendisinin de Bilgi Üniversitesi’nden terk bir öğrenci olduğunu söyleyerek konserine başladı. Kenan Doğulu’nun sahne almasının ardından eğlencenin doruğa çıktığı festival, sabahın ilk ışıklarına kadar devam etti.Hilal Özdemir Gökhan Tünay

İlk Kadıköy

Kadıköy’ün imar girmeyen son alanı Salı Pazarı (Kuşdili Çayırı), İstanbul’daki ilk insanın izlerini saklıyor. Oysa Büyükşehir Belediyesi kanunlarla korunan bu sit alanına dev bir alışveriş merkezi inşa etmenin peşinde.

‘Ölü şeğire oşgeldiniz’

Kentsel dönüşüm projesi kapsamında, İstanbul sur içinde çoğunlukla Roman vatandaşların oturduğu Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinin yıkımı Hafriyat Karaköy’de açılan “Sulukule’yi Aldılar Darbukamı Kırdılar” sergisine konu oldu. Sergi, dünyanın en eski yerleşik Roman topluluklarından birinin, yüzlerce yıllık yaşam alanından ve sosyal çevrelerinden koparılarak, kent dışındaki (Arnavutköy’e bağlı Taşoluk beldesi) çok katlı binalara gönderilişini fotoğraflarla ve belgelerle anlatıyor. Projenin yürütücüsü Fatih Belediyesi ile kurulmaya çalışılan iletişim çabalarını belgeleyen dökümanlar, STOP girişimi tarafından hazırlanan alternatif kentsel plan, bölgede yapılan araştırmalar, basın taramaları ve videolar da yer alıyor. Sulukule Platformu tarafından düzenlenen sergi 31 Mayıs’a kadar görülebilir.Haber:Müge Ergül Kamera:Gökhan Tünay

Ezidiler

Ortadoğu halkları Coğrafî ve kültürel olarak yakın olmalarına rağmen birbirlerini ya çok az tanıyor; ya da birbirlerinden habersiz yaşıyor. Bilinenler ise çoğunlukla önyargılardan, yüzeysel kanaatlerden ve eksik bilgilerden ibaret. Ezidilik de çok az bilinen, tek Tanrılı bir din. Fotoğraf sanatçısı Hüsamettin Bahçe’nin 2005-2008 yılları arasında Kuzey Irak’ta çekmiş olduğu Ezidi fotoğrafları Beyoğlu, İstiklal Caddesi’ndeki Fototrek Fotoğraf Merkezi’nde sergileniyor. 1970’li yıllara kadar Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde yaşayan Ezidiler’in bugün Türkiye’de yaşayanlarının sayısı 500’e yakın. Ezidîler ayrıca Suriye, İran, Irak, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Almanya, Belçika ve Fransa’da yaşıyorlar. Ezidî dini ve kültürünü yansıtan fotoğraf sergisi 22 Mayıs’a kadar görülebilir.Merve Akçay–Duygu Furuncu

Bilgi’nin Öğrenci Birliği adayları ve programları

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bütün kampüslerinde 20-22 Mayıs tarihleri arasında Öğrenci Birliği seçimi için öğrenciler her yıl olduğu gibi bu yılda sandık başına gidecek. Geçen yılki seçimlerde 3 aday grup varken bu yıl yarışa iki yeni grup katıldı. Öğrenci Birliği seçimleri geçen yıl zorlu, çekişmeli ve olaylı geçerken bu yıl daha sakin geçiyor. Kuştepe, Dolapdere ve Santral kampüslerinde stand açan iki grup yapmayı hedefledikleri çalışmalar hakkında öğrencileri bilgilendirerek seçim çalışmalarına devam ediyor. Öğrenci birliğine aday olan Genç Bilgili ve Birlik grupları bundan önce yönetime gelen gruplar gibi iç karışıklık yaşamamak için yeni ve farklı bir yol izlediklerini belirtiyorlar. Ayrıca iki grubun da çalışma konuları arasında İstanbul Bilgi Üniversite’nin değişen yönetimiyle birlikte gündeme gelen “Laureate Ağı” var. Uluslararası bir üniversite ağına katılan İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki uluslararası olanakların öğrencilere tanıtımına ağrılık vermek iki grubun da programı içinde yer alıyor. Birlik Grubu’nun projeleri Önceki yıllarda seçime giren Armada Grubu’nun kurucularından ve bu seçimlerde Birlik Grubu’nun başkan adayı olan Tayfun Furkan Gülen, yeni bir grup olmalarına rağmen daha önceki seçimlerde farklı gruplarda edindikleri deneyimlerin bu seçimi kazanmalarında etkili olacağını belirtiyor. Geçen seçimlerde kıyasıya rekabet eden iki grubun birleşmesiyle ortaya çıktıkları konusunda çıkan söylentileri de reddeden Gülen, farklı bölümlerden farklı insanların birlikteliğiyle yepyeni bir grup olduklarının altını çiziyor. Bilgililik ruhunun uzun süreden beri yapılan her seçimde göz ardı edildiğinin ve kutuplaşmaların seçimler boyu hoş olmayan durumlar yarattığına değinen başkan adayı, bu yılki seçimlerde bu tür durumlar yaşanmamasını istiyor. Tayfun Gülen, “Amacımız seçimi kazanıp öğrencilerle idare arasında en iyi koordinasyonu sağlayabilmek” diyor. Öğrencilere yapabileceklerinden fazlasını vaat etmediklerini vurgulayan Gülen; diğer üniversitelerde bulunan her öğrenciye bir dizüstü bilgisayar kullanımının İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde de uygulamaya geçirilmesi konusunda projelerinin olduğunu, bunun dışında sanat haftası, shuttle hizmeti, sınav saatleri düzenlemeleri, kantin fiyatları, Santral kampüsünde otoparkın ücretli olması gibi konuları gündeme getireceklerini belirtiyor. Genç Bilgililer sahnede Genelde birinci sınıf öğrencilerinden oluşan Genç […]

Yalvaç Ural’dan teneke oyuncaklar

Çocuk dergileri ve kitaplarıyla tanınan gazeteci Yalvaç Ural’ın düzenlediği “Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar Sergisi”, Rahmi Koç Müzesi’ndeki Fenerbahçe Vapuru’nda ziyaretçileriyle buluşuyor. 1910-2008 yılları arasında Türkiye’de ve dünyanın çeşitli ülkelerinde üretilmiş oyuncakların yer aldığı, Yalvaç Ural Teneke Oyuncaklar Sergisi 14 Haziran’a kadar görülebilir.Merve Akçay- Duygu Furuncu

Güvendikleri topraklara sergiyle döndüler

Tarih boyunca değişik nedenlerle kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalarak Türk topraklarına sığınan siyasi liderler, krallar ve sanatçıların fotoğraflarının yanı sıra bilgi ve belgelerin de bulunduğu “Türkiye’ye Güvendiler” sergisi, santralistanbul’da açıldı. Sergide, Nazım Hikmet’in dedesi Konstantyn Borzecki (Mustafa Celalettin), Nazi Almanyası’ndan kaçan bilim adamları, Macar Kralı II’nci Ferenc Rakoczi, Polonyalı şair Adam Mickiewicz’e kadar pek çok devlet başkanı, politikacı, sanatçı ve ordu mensubuna ilişkin bilgi ve belge bulunuyor. Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Ender Arat’ın derlediği sergi, Bilgi Üniversitesi santralistanbul’da Mayıs sonuna kadar açık kalacak. Nihai amaç müze kurmak Türkiye topraklarında hüküm süren devletleri yönetenlerin, zor zamanlarında kucak açtığı sığınmacıların yeterince bilinmediğinden hareket ederek, “Türkiye’ye Güvendiler” sergisini derleyen Büyükelçi Arat, tarih boyunca Türkiye’ye göç edenler temasından hareketle Ankara’da bir müze kurmayı da amaçlıyor. Sergi fikri 1998-2002 yılları arasında Budapeşte ‘de büyükelçilik görevi sırasında aklına gelen Arat, Macarlarla ilgili dokümanları da bu sırada toplamış. Daha sonra yurtdışındaki büyükelçilikler vasıtasıyla bu ülkelerden gelen sığınmacıların envanterini çıkarttırmış. Ankara’daki Rusya Federasyonu ve Polonya temsilcileri gibi bazı büyükelçilikler de önemli katkılarda bulunmuş projeye. Arat, “Sığınmacıların çoğunun başından geçenlerin her biri bir film konusu. Onun için esas amacımız bu konuda bir müze açmak. Ne var ki müze açmak yıllar ve büyük masraflar gerektiriyor. Kısıtlı imkanlarımızla öncelikle sergiyi gerçekleştirmenin uygun olacağını, böylece ilk tohumun atılacağını, daha sonra müze üzerinde çalışılabileceğini düşündüm” diyor. Yüzbinlerce insanın hikayesi Daha önce ABD, İspanya ve Estonya’da gösterilen sergi, Medeniyetler İttifakı Forumu sırasında İstanbul’da liderlerin ziyaretine de açılmıştı. Yüzbinlerce insanın hikayesini görsel ve yazılı malzemelerle anlatan sergi; sözkonusu sığınmacıların Türk ve yabancı kamuoyuna tanıtılmasının ötesinde, bu insanların/toplulukların kimliklerinin, ülkelerini terk etme nedenlerinin, Türk topraklarında yaşadıkları sürelerin, ikamet ettikleri şehirlerin, evlerin, yaptıkları faaliyetlerin, bıraktıkları eserlerin, Türkiye’den ayrıldıktan sonra neler yaşadıklarının, haklarında yazılmış kitapların gün ışığına çıkartılabilmesi için tarihçileri ve araştırmacıları teşvik etmeyi de amaçlıyor. “Devletime sığınanları asla geri vermem” Padişah Abdülmecid’in fotoğrafının altında, “Tacımı veririm, tahtımı […]

Taksim Meydanı?

Yazı:Gökhan TanVideo Haber:Gökhan Tünay-Hilal ÖzdemirKurgu: Ertan Önsel Haberle birlikte yayınlanan fotoğraf, büyük olasılıkla 1960’lardaki bir Cumhuriyet Bayramı kutlamasına ait. (1969’da açılan Atatürk Kültür Merkezi’nin inşası devam ediyor ve bugün ismi The Marmara olan Intercontinental Oteli henüz ortada yok). Fotoğraf, son yıllarda en çok 1 Mayıs’larda gündeme gelen Taksim Meydanı ve İstanbul’da “meydan” diye andığımız alanlarla ilgili önemli bir belge. Çünkü bir meydanın, o kentte yaşayan insanların kullanımı için var olması gerektiğini belgeliyor. Bugün yoğun araç trafiğine sahne olan, meydan içindeki ve çevresindeki yollar da insanlarla dolu. Gerçek bir meydan gibi. Kent plancıları meydanların yaya trafiği odaklı ve çevresindeki işlevlerle birlikte planlanması gerektiğini dile getiriyor. “Her açık alan meydan değildir” diyen Şehir Plancıları Odası İkinci Başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Yakar Taksim’in, meydan fonksiyonu gören bir alan olarak nitelendirilemeyeceği görüşünde örneğin. İstanbul Valisi Muammer Güler’in 1 Mayıs kutlamaları sonrasında yaptığı açıklama Hülya Yakar’ı doğruluyor. Güler, o gün yaptığı basın toplantısında, eskiden miting ve kutlamalar için kullanılan Taksim ve Beyazıt meydanlarının artık bu işler için uygun olmadığını, meydanların kapanmasının tüm kenti felce uğrattığını ve bu tür etkinlikler için yeni alanlara ihtiyaç olduğunu söylüyordu. Vali haklı. Çünkü İstanbul trafiği, insanları, toplanma mekânları olan meydanlara ulaştırmak için değil, tam tersine meydanlar araç trafiğini ve ulaşım sorununu çözme alanları olarak kullanıldı. Yani trafikten muaf olması gereken yegâne alanlar, çıkış ve çözüm noktası haline getirildi. Meydanda insana yer kalmadı. Kentin açık alanları bugün öyle anılsa da, gerçek birer meydan olma şansını yitirdi. Motorlu araç trafiğine, köprülere, otobüs duraklarına, belediyelerin tanıtım ofisleri gibi işlevi tartışmalı yapılara, kısacası yayaların kullanımı hariç her şeye terk edilmiş durumda. Durum tam bir felaket. 30 yıl öncesine kadar meydan görünümüne daha yakın olan Aksaray, Mecidiyeköy, sadece ismiyle yaşayan Okmeydanı, Eminönü tanınmaz halde. Düşünün ki kentin en eski meydanı Sultanahmet’te (At Meydanı) bile turist taşıyan otobüsler ve diğerleri, belediyeye gelir kazandırma karşılığında park […]

Anadolu’nun Elleri

Gazeteci Nazım Alpman, Anadolu’nun çeşitli yerlerini dolaşarak “Ustadan Çırağa, Dededen Toruna Anadolu’nun Elleri” isimli kitabı kaleme aldı. Nar Photos fotoğraf ajansından Tolga Sezgin’in çekimlerini gerçekleştirdiği kitabın fotoğrafları da Fotografevi Allianz Galerisi’nde geçtiğimiz günlerde sergilendi. Alpman’ın Ahlat, Afyon, Bartın, Beykoz, Buldan, Bursa, Denizli, Devrek, Diyarbakır, Gaziantep, Görece, İznik, Mardin, Midyat, Milas, Mudurnu, Safranbolu, Şanlıurfa ve Tavas olmak üzere Anadolu’nun farklı bölgelerinden 15 el sanatı ustasını yansıtan kitabında toplam 48 fotoğraf yer alıyor. Kitapta gümüş, demir, boncuk, semer, lüle taşı, yemeni, tekne, çini, bakır, dokuma, baston, kalay, halı, taş ve keçe ustalarının üretim süreçleri ve ürünleri fotoğraflarla anlatılıyor. Kitapta ayrıca, ustaların hayat hikayeleri ve sanatlarına ilişkin bilgiler de yer alıyor.

Şiddete karşı bitpazarı

Bilgi Açık Kapı tarafından düzenlenen ve geliri Mor Çatı ve Umut Sokak Çocukları Derneği’ne aktarılacak olan “Şiddete Karşı Bitpazarı” bu yıl ikinci kez tezgâh açtı. Santralistanbul’da tokadan oyuncağa, kitaptan giysiye yüzlerce ürün, kadına ve çocuğu karşı şiddeti önlemek için çalışan onlarca gönüllü gencin açtığı kermeste satışa çıkarıldı.İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayten Zara Page ve 55 öğrencisinin özverileriyle düzenlenen kermes, şiddet ve travma konularında halkı bilinçlendirme çalışmalarının sadece bir parçası. Bilgi Açık Kapı, cinsel istismar, fiziksel, cinsel ve duygusal şiddet konularında toplumu bilgilendirme amacıyla bu konuda çalışan dernekler ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak, onlara hem bilgi-beceri bazında, hem de ekonomik olarak destek sağlamayı hedefliyor. Gelir Mor Çatı ve Sokak Çocukları Vakfı’na Türkiye’de sivil toplum örgütlerinin kendi ekonomik kaynaklarını kendilerinin oluşturduğunu, ekonomik kaynak olmadığı için hayata geçirilemeyen birçok proje olduğunu vurgulayan Ayten Zara Page “Biz bir taraftan kendi bilinçlendirme çalışmamızı yapmak için ihtiyaç duyacağımız ekonomik desteği bulabilmek, hem de sivil toplum örgütlerine ihtiyaç duyduğu ekonomik desteği sağlayabilmek için yapabileceğimiz en iyi şeyin bit pazarı olduğuna karar verdik. Kullanmadığımız eşyaları getirerek bir bitpazarı oluşturduk. Geçen sene yaptığımız bitpazarının geliri olan bin 780 lirayı Van Kadınlar Derneği’ne bağışlamıştık. Bu yıl ise geliri Mor Çatı ve Umut Sokak Çocukları Derneği’ne aktaracağız. Kaynağın bir kısmı İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde çalışan Çocuk Çalışmaları Birimi’ne gidecek” dedi. Ekonomik ve sosyal anlamda çok hoş destekler aldıklarını vurgulayan Page, “Şiddete karşı bitpazarı” adıyla tepeden tırnağa, giydikleri çoraptan saçlarına taktıkları tokaya kadar her şeyleriyle şiddete karşı oldukları mesajını vermek istediklerini söyledi.Psikoloji bölümündeki çoğu öğrencinin bu proje için canla başla çalıştığını belirten Psikoloji Bölümü yüksek lisans öğrencisi Hejan Epözdemir, bölüm, hatta üniversite dışından pek çok kişinin bağış yapmak için başvurduğunu söyledi. Amacın sadece yardım için para toplamak olmadığını, verilmek istenen mesajın öneminin altının çizilmesi gerektiğini vurguladı. Kermesin asıl temasının şiddet ve travma olduğunu belirten […]

Ahırkapı denize taştı

Ahırkapı’daki hıdrellez kutlamaları 10. yılında, semtin dışına çıkarak sahilde yapıldı. Mekan Ahırkapı Parkı’ydı. Geçen yıllarda Cankurtaran semtinde sokak aralarında yapılan şenlik, izdiham sebebiyle bu parka alındı ve birçok yenilik getirildi. Kuponla çalışan yiyecek-içecek istasyonları, biri büyük olmak kaydıyla beş ayrı konser platformu ve hıdrellez ruhunu yansıtacak birçok ayrıntı: Renk renk çaputlarla süslü dilek ağaçları, dilek sahiplerinin dilek kağıtlarını attıkları birkaç dilek çeşmesi, ‘Baryam’la ayısı’, ‘Kamilin melekleri’ gibi karakterlere bürünerek hatıra fotoğrafı çektirebileceğiniz panolar. Surlar ve Bukaleon Sarayı ışıklandırılmıştı. Parkı hınca hınç dolduran binlerce insan bu dekor eşliğinde, kendini hıdrellezin ve Roman müziğinin coşkusuna kaptırdı. Canlı müzikler saat 19:00 gibi başladı. Buzuki Orhan’ın ana sahnedeki performansı sona erdiğinde saat 00:30’u gösteriyordu. Sürekli renkleri değişen ışıklar tarihi yapıları masalsı bir havaya büründürmüştü. Gecenin sonuna doğru kutlama alanının hemen yanından atılan havai fişekler, eğlenenlerin üzerine bir yağmur gibi yağdı.Hızır’ın günü Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan hıdrellez, Hızır ve İlyas Peygamber’in yeryüzünde buluştukları gün olması nedeniyle kutlanıyor. Bu gün, Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs eskiden kullanılan Rumi takvim olarak da bilinen Julyen takvimine göre 23 Nisan’a denk geliyor. İsmi, Hızır ve İlyas adlarının birleşerek halk arasında hıdrellez şeklini almış. Hıdrellezin’in Mezopotamya ve Anadolu kültürlerine ya da İslamiyet öncesi Orta Asya Türk kültürüne ait olduğuna dair inanışlar var. Büyük kentlerde daha az görülmek kaydıyla Anadolu’da ve Trakya’da kasaba ve köylerde hâlâ yaygın kutlanıyor. Evinler temizleniyor, temiz kıyafetler giyiliyor. Yemekler yapılıyor. Hızır’ın temiz olamayan evlere uğramayacağına inanılıyor. Hıdrellez kutlamaları daima yeşillik, ağaçlık alanlarda, su kenarlarında, bir türbe ya da yatırın yanında yapılıyor. Baharın taze bitkilerini ve taze kuzu eti ya da kuzu ciğeri yeme hıdrellez adetleri arasında. Bunların şifa getireceğine inanılıyor. Hıdrellez gecesi Hızır’ın uğradığı yerlere ve dokunduğu şeylere feyiz ve bereket vereceği inancıyla çeşitli uygulamalar yapılıyor. Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakmak, ev, araba gibi şeyler ya da eş, çocuk isteyenlerin,istediklerini […]

Taksim’de 1 Mayıs marşı

1 Mayıs’ın kutlanması konusunda sendikalarla hükümet ve İstanbul valiliği arasında ortaya çıkan gerginlik geçen yıldan farklı olarak bu yıl Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs Marşı’nın söylenmesiyle sona erdi. Sabah 9:30 civarında DİSK genel merkezi’nden ayrılan işçiler ve KESK üyesi memurlar uzun süre Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde polis tarafından bekletildiler. Yan sokaklardan caddeye çıkmak isteyen gruplarla polis arasında çatışma uzun süre devam etti. Bu arada yine yan sokaklardan ana korteje katılmak isteyen gruplar da polisin sert müdahaleleriyle karşılaştı. Bu müdaheleler zaman zaman ortamın aşırı derecede gerilmesine neden oldu. Daha sonra Osmanbey’den Harbiye, Elmadağ ve Taksim yönüne yürüyüşe geçen DİSK ve KESK korteji çeşitli duraklamalarla Taksim’e ulaştı. İşçilerin buradaki bekleyişi sonrası polis barikatının açılmasıyla üç bin kişi civarındaki grup Taksim Meydanı'nı doldurdu. Böylece işçiler 1978 yılından bu yana 1 Mayıs’ta ilk kez Taksim Meydanı’na topluca ulaşmış oldu. Kazancı Yokuşu önünde toplanan kalabalık 1 Mayıs 1977’de gerçekleştirilen provokasyon sonucu hayatını kaybeden 36 kişiyi andı ve ardından yıllar sonra ilk kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs marşı toplu olarak söylendi. Gösteride konuşan DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ve KESK Başkanı Sami Evren bunun bir başlangıç olduğunu belirterek işçi sınıfının yoksulluk ve yolsuzluğa karşı mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler. Konuşmalar sırasında Taksim Atatürk Anıtı çevresi bir şenlik alanı görünümündeydi. 13:30’da ise mitingin sona erdiği duyuruldu.

Yunan partizanların Kaptan Kemal’i Mihri Belli

Yunan İç Savaşı’na (1946-1949) gerilla olarak katılan, Demokratik Ordu saflarında çarpışan 94 yaşındaki Mihri Belli, Türk solunun önemli isimlerinden biri. Partizanlar ona, komutan anlamına gelen “Kaptan (Kapetan) lakabını ve Kemal ismini vermişti. Savaşta, Batı Trakyalı solculardan oluşan Osmanlı Tugayı’nın başında bulunan Belli’nin hikayesi Yunanlı yönetmen Fotos Lambrinos’un da dikkatini çekti. Lambrinos Kaptan Kemal, Bir Yoldaş (Captain Kemal: A Comrade) ismini verdiği belgeselinde Belli’nin Yunan partizanlarla omuz omuza mücadelesini konu aldı. Belli’nin II. Dünya Savaşı sonunda Yunanlı komünistlerle ABD ve İngiltere tarafından desteklenen hükümet güçleri arasında patlak veren iç savaşta komünistlerin safında verdiği mücadeleyi anlatan belgesel, 28’inci Uluslararası İstanbul Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluştu. Filmin son gösterimi 18 Nisan Cumartesi saat 21:30’da Pera Sineması’nda gerçekleştirilecek. Yunanistan’da da gösterime giren ve halkın takdirini toplayan belgeselin yönetmeni Lambrinos, filmin ortaya çıkış hikayesinden, çekim sırasında yaşananlara kadar tüm merak edilenleri HaberVs’ye anlattı. Röportaj: Ariana FerentinouÇeviri: Niyazi Dalyancı – Pınar KeleşKamera: Ertan Önsel – Gökhan TünayKurgu: Ertan ÖnselEditör: Güventürk Görgülü Mehri Belli 1916’da Silivri’de doğan Mihri Belli, İstanbul’da Robert Koleji’ni bitirdikten sonra Amerika’ya İktisat okumaya gitti. Orada gençlik ve işçi hareketlerine katılan Belli, 1940’da Türkiye’ye dönerek Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile ilişkiye geçti. O zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi altındaki Türkiye’de ise tek muhalefet parti TKP’ydi. 1943-1944’lü yıllarda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde asistanlığa başlayan Belli, orada İlerici Gençler Birliği’ni kurdu ve sonrasında tutuklandı. 1946’da yurt dışına çıkarak Yunanistan iç savaşında, Yunanlı komünistlerle beraber mücadele ederken iki kez yaralandı. Sonrasında Türkiye’ye pasaportsuz girmekten ve tabanca bulundurmaktan tekrar yargılandı. 1950 yılından sonra Türkiye’ye döndü, ancak bu sefer de TKP yöneticisi olmak suçundan tutuklandı. Bu cezası da bitince, ilk defa 1960’lı yıllarda “Aydınlık Sosyalist Dergi”, “Türk Solu” gibi yayın organlarında yazma imkanı elde ettikten sonra, yazılarından dolayı aylarca hapse mahkum edildi. Yine bu dönemde Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini geliştirdi ve Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi liderlerle de […]