Etiket voleybol

Klimalı salonlardan sıcak kumlara plaj voleybolu

Salon voleybolu ile plaj voleybolu arasındaki fark sadece oynandıkları zaminle sınırlı değil. Oyuncu sayısı, strateji, performans, güç açısından neredeyse iki farklı spor dalı sayılabilecek bu iki branşın her ikisinde de kendinden söz ettiren Öykü Akdemir'le plaj voleybolunu konuştuk...

Naz Aydemir

Aralık ayında Katar’da, Dünya Kadınlar Kulüplerarası Voleybol Şampiyonu olan Fenerbahçe Acıbadem Voleybol Takımı bu kez Avrupa şampiyonu olabilmek için İstanbul’da sahaya çıkıyor. Burhan Felek Spor Salonu’nda yarın başlayacak 2011 Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonlar Ligi Dörtlü Finali’nde iki maç kazandığı taktirde, Avrupa’nın bir numaralı kupasında şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanını da kazanacak.Şüphesiz bu başarılar, Fenerbahçe’nin son yıllarda Acıbadem sponsorluğunda kadın voleybol şubesine yaptığı yatırımın bir getirisi. Sadece yurt dışından getirilen yıldızlar değil, ulusal takımın önemli oyuncuları da sarı lacivert formayı giyiyor. İşte A Milli Takım’ın pasörü Naz Aydemir (21) genç yaşta ismini dünyaya duyuran Fenerbahçeli yıldızlardan biri. Naz sadece kulüp bazında değil, ulusal takım ölçeğindede tarihimizin en büyük başarılarına imza atan ekibin bir parçası. Ve aynı zamanda bir öğrenci! HaberVsmuhabiri Volkan Ağır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nden bu yıl mezun olmaya hazırlanan Naz Aydemir ile voleybolu ve öğrenciliği konuştu. 21 yaşında kulüp bazında dünya şampiyonluğu kupası kaldırdın. Dünya altıncısı milli takımının da bir parçasıydın. Genç yaşta bu kadar büyük başarıları omuzlamak hayatını güçleştiriyor mu?Zor oluyor açıkçası ancak bu tempoya genç yaşta girdiğim için alışkınım. Bunların yaşla çok alakası olduğuna inanmıyorum. 30 yaşında da olsam aynı zorluğu yaşardım. Başarı aynı zamanda bir baskı da oluşturuyor mu sporcu üzerinde?Daha ziyade özgüven katıyor. O unvanlar her zaman sizinle ancak her maça farklı bakmak lazım. Bambaşka bir maça çıkıyorsun ve bütün bunları unutuyorsun sahada. Bu yüzden bir baskı da yaratmıyor bende. Seni Eczacıbaşı formasıyla 16 yaşında tanıdık. O günlerle kıyasladığımızda performansını nasıl buluyorsun?Eczacıbaşı’ndayken dört yıl boyunca sürekli sahadaydım. Geçen sene [Fenerbahçe’de] çok az oynayabildim. Bu sene de Fofao’yla. Tabi ki sürekli forma şansı bulmak her zaman artı sağlıyor. Sürekli oynamanın getirdiği özgüvenle maç içinde daha rahat hareket edip karar alabiliyorsunuz. Arada kenara çıkıp geldikten sonra zaman zaman performansınızın düşmesi de çok muhtemel. Milli takımlara bakınca da performansımın çok da yükseldiğini görebiliriz. Kulüp düzeyinde henüz […]

Demir Lady evine döndü

Volkan Ağır Türk voleybolunun en önemli isimlerinden Neslihan Darnel. Ulusal Voleybol Takımımız 2003 Dünya Şampiyonası’nda boy gösterdiğinde henüz 20 yaşındaydı. Japonya’daki o turnuvanın “en çok sayı kazandıran” ve “en iyi servis atan” ikinci oyuncuydu. Sporseverler, sert smaçlarıyla sivrilen Neslihan’a o dönemki soy isminden esinlenerek “Demir Lady” lakabını taktı. Şampiyona sonrasında Avrupa’da adından söz edilen bir oyuncu haline geldi. Vakıfbank Güneş Sigorta’nın Avrupa Final Four’una çıktığı 2005-2006 sezonunda, finallerin en çok sayı yapan oyuncusu oldu. Daha sonra İspanya’nın Tenerife takımına transfer oldu. Daha önce “çocuk yapmak için çok erken olduğu” yönünde bir açıklama yapan Neslihan, hamile olduğunu ulusal takım kampında öğrendi. Türk basınında “profesyonel sporcu ne zaman hamile kalacağını bilmeli” eleştirileriyle karşılaştı. Takımı Tenerife’den izin istedi. Ancak o dönemde bile, Avrupa Kupası’nda mücadele eden takımının Avusturya deplasmanında sakatlık nedeniyle eksik kalması üzerine sahaya çıktı. Neslihan Darnel, ayrıldıktan üç yıl sonra sürpriz bir şekilde eski takımı Vakıfbank Güneş Sigorta’nın formasıyla Aroma Bayanlar Voleybol Ligi’nde döndü. “Demir Lady” ile, takımının idman yaptığı Haldun Alagaş Spor Salonu’nda görüştük. Tenerife ile üç yıllık sözleşme imzalamıştınız. Neden Türkiye’ye döndünüz?Tenerife’yle kontratımı doldurduktan sonra dönmek istiyordum. Ancak kulüp ekonomik krizden fazlasıyla etkilendi. Kulübün 26 senelik başkanı Kiko Cabrera’nın ani gelişen hastalığı da takımı etkiledi. Benimle birlikte birkaç oyuncunun daha ücreti kulübe yüksek gelmeye başladı. Biz de dönüş tarihimizi biraz erkene çektik. Ancak İspanya’daki günlerimiz çok güzeldi; düzenimizi de oturtmuştuk. Kanarya Adaları’nda yaşıyorduk ve kış mevsimini unutmuştuk. Benim için İspanya’nın en güzel yanı bu idi. Takımınızın durumu nasıldı?Tenerife takımında 2,5 sezon forma giydim. Son sezona başlamadan önce de İspanya Süper Kupası’nı kazanarak iyi bir başlangıç yaptık. Ligde de çok iyi devam ediyorduk ama sonra bazı problemler çıktı ve işler pek de istediğimiz gibi gitmedi. Neslihan’ın kariyeri2006-2007 İndesit Şampiyonlar Ligi-En iyi servis atan 2. oyuncu2006 Dünya Şampiyonası (Japonya) – En skorer oyuncu2005-2006 Indesit Şampiyonlar Ligi Final Four-En skorer oyuncu2005-2006Indesit Şampiyonlar […]

Leyla Gencer’in külleri, Aysun Özbek’in tesettürü…

Alper Görmüşagormus@medyakronik.com İyilik, fedakârlık, digerkâmlık… Daha sayabiliriz; insanlardaki yüce gönüllülüğe işaret eden bu türden vasıfları yanılgıya düşmeden test etmenin en kestirme yolu, onları bizden gayrılara, “yabancı”lara karşı ne ölçüde uyguladığımıza bakmaktır. Bugünlerde Güney Afrika’da olanlara bakın; Bu ülkenin tarihinde ilk kez siyahlar siyahları öldürüyor. Öldürülenler göçmen, suçları ise “yerli”lerin ekmeğine ortak olmak. “Biz”den siyahlar, “biz”im ekmeğimize ortak olduklarında, hatta belki onlar nedeniyle aç kaldığımızda bu sorun değil, fakat göçmenler nedeniyle aç kaldığımızda, onları öldürmek mubah! Kardeşinize, ana-babanıza, ailenize, geniş ailenize, arkadaşınıza karşı iyi, fedakâr, digerkâm olabilirsiniz… Müşkül şurada ki, iş aynı duyguyu “yabancılara”, “biz”den olmayanlara karşı beslemeye geldiğinde, bu iyi-fedakâr-digerkâmların sayısı hızla azalıyor… Aynı şey, bireysel tercihleri bize benzemeyenlere karşı beslediğimiz duygular için de geçerli. Zaten “biz”den olanların zaten yadırgamadığımız tercihleriyle çevrili bir kültürel ortamda hoşgörülü olmak kolay. Müşkül şurada ki, bu hoşgörü, tercihleri bize benzemeyenler karşısında bir anda tuz buz oluveriyor. Leyla Gencer’in külleri…Bugüngazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ın “Leyla Gencer, külleriyle denizimizi kirletmesin” yollu tepkisini gazetelerde okumuşsunuzdur. İsterseniz, “bizim okurlara bu kadarı yeter” diyen gazetelerde yer almayan uzun versiyona da göz atalım: “Leyla Gencer, Türkiye’de etnik kimliği azınlık olarak ifade edilen bir sosyal gruptan geliyordu. Elbette bu suç da değil, suç kabul edenler için ise ‘Elbette bu onun suçu değil’ demek gerekir. Safranbolulu bir aileden gelen Leyla Gencer’in annesi Katolik Polonyalı. Hiçbir zaman Müslüman olduğunu hiçbir yerde deklare etmedi. Kültürel Hıristiyan bağlılığını faş etti. Felsefi hayat görüşüyle kendi cenazesini yakma yolunu seçti. Kendini Jesus’a (Hazreti İsa) yeniden veren bu kimlik küllerini Ortaköy’e saçtırıyor. Madem öyle külleriniz de İtalya’da kalsın, niye kirletiyorsunuz suyumuzu? O modern Türkiye’nin bir ürünüydü. Ama asla bizim tercihimiz değildi.” Bugüngazetesi, neyse ki diyelim, bu tüyler ürpertici tercih terörünün arkasında durmadı. Genel Yayın Yönetmeni Selahattin Sadıkoğlu, yazarın bakış açısını onaylamadığını, yazıdan haberi olsaydı yayımlanmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Gazetenin konuya ilişkin haberleri de Sadıkoğlu’nun sözlerini teyit eder nitelikteydi. Fakat […]