Spor Yorum Analiz Görüş

Piyasa değeri sürekli artan Türk takımları Avrupa’da neden başarısız?

Yazan: Efe Güngördü
- A +

Son 10 yılda Türk takımlarının piyasa değerleri önemli ölçüde arttı. Ancak, Avrupa’daki başarıları bu artışla paralel gitmedi. Üstelik, Türk takımları kendi piyasa değerlerinin çok daha altındaki rakiplere elenmeye devam ediyor. Örneğin, Galatasaray bu sezon UEFA Avrupa Ligi’nde AZ Alkmaar’a elendi. Galatasaray’ın piyasa değeri 266,25 milyon euro iken, AZ Alkmaar’ın değeri yalnızca 78,30 milyon euro. Galatasaray’ın elenmesinin yanı sıra, iki maçta da rakibine karşı üstünlük kuramaması, birçok kişi için büyük bir sürpriz olarak değerlendirilirken, aynı zamanda talihsizlik olarak nitelendirildi.

Medyada sıkça Galatasaray ve AZ Alkmaar’ın kadro değerleri ile maaş bütçeleri karşılaştırıldı. Kulüplerin yaptığı harcamalar ve bunun Avrupa’daki performansa yansıması yeniden tartışmaya açıldı. Hatta bazıları, Süper Lig’in yapısına dair süregelen eleştirilerle bağlantı kurarak, Galatasaray’ın Avrupa’daki başarısızlığını, Süper Lig’in gerçekçi bir rekabet ortamı sunmadığının kanıtı olarak öne sürdü. Aynı şekilde piyasa değeri 235.30 Milyon Euro olan Fenerbahçe; piyasa değeri 79.45 Milyon Euro olan Rangers kulübüne elendi.

Meksika Dalgası YouTube kanalının sahibi Emre Olgun, Türk takımlarının son 10 yılda piyasa değerleri artmış olsa da Avrupa’da başarılı olamamalarını birkaç nedene bağlıyor. İlk olarak, finansal güç artışı çoğunlukla oyuncu kalitesini yükseltmekle sınırlı kalıyor; ancak bu, takım organizasyonu, altyapı ve teknik direktör kalitesinde aynı ilerlemeyi sağlamıyor. Ayrıca, Süper Lig’deki rekabet seviyesi, Avrupa’daki yüksek tempolu ve taktiksel olarak gelişmiş liglerdeki güçlü rakiplerle başa çıkmakta yetersiz kalıyor. Son olarak, Türk kulüplerinin yönetimsel ve stratejik problemleri, uzun vadeli başarı için istikrarı engelliyor. Olgun, sadece ekonomik güç değil, aynı zamanda altyapı, yönetim ve takım dinamiklerinin de gelişmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Türkiye onuncu basamakta

UEFA Ülke Puanı Sıralaması’nda listenin ilk beşinde İngiltere, İtalya, İspanya, Almanya ve Fransa bulunurken, bu ülkeleri sırasıyla Hollanda, Portekiz, Belçika, Çekya ve Türkiye takip ediyor. Bu sıralamanın son beş sezondaki performanslara göre belirlendiğini belirtmek önemli. Türk kulüpleri, önceki sezonlarda da yalnızca bu ülkelerin değil, diğer bazı liglerin de gerisinde kalmıştı. Türkiye, 2000/2001 sezonunda ulaştığı altıncı sıranın ardından en iyi derecesini 2023/2024 sezonu sonunda dokuzuncu olarak elde etti. Dolayısıyla, uzun süredir istenilen seviyeye ulaşılamadı. Bu hedefe yaklaşabilmek için özellikle Hollanda, Belçika ve Portekiz takımlarına karşı alınacak galibiyetler büyük önem taşıyor.

Başarının sırrı gençlere yatırım yapmakta

PSV ve Ajax dışındaki Hollanda takımları birçok kişi tarafından küçümsense de ülke, UEFA turnuvalarında dört takımla yoluna devam ediyor. Alkmaar’ın yanı sıra, Milan’ı Şampiyonlar Ligi’nden eleyerek dikkat çeken Feyenoord da son 16 turuna kalmayı başardı. Ayrıca, Alkmaar ve Feyenoord ligde aynı puanla üçüncü ve dördüncü sıraları paylaşıyor. Üstelik Feyenoord, ocak transfer döneminde yıldız forveti Santiago Jiménez’i Milan’a göndermesine rağmen bu başarıyı elde etti. Meksikalı Jiménez’in ayrılışının ardından Feyenoord, yerine yine genç bir Meksikalı oyuncu olan Carrillo’yu transfer etti. Aslında başarının temelinde de bu strateji yatıyor.

Öte yandan, Galatasaray, Boey’i 30 milyon euroya Bayern Münih’e satmasına rağmen geçen bir yıl içinde yerini dolduramazken, Feyenoord’un alternatifi zaten hazırdı. Üstelik Carrillo beklentileri karşılamasa bile Feyenoord’un ikinci ve üçüncü seçeneklerinin de hazır olması büyük olasılıktı. Bu durumun arkasında yalnızca menajer ağları ve kişisel ilişkiler değil, aynı zamanda doğru transfer stratejileri yatıyor. Ne yazık ki, Süper Lig kulüpleri bu noktada ciddi eksiklikler yaşıyor. Türkiye’de transferlerin büyük bir bölümü ya menajerlerin önerileriyle ya da teknik direktörlerin kişisel bağlantıları aracılığıyla gerçekleşiyor. Bu sistem hem suistimale açık hem de sürdürülebilir olmaktan oldukça uzak.

Kulüplerin harcamaları ve özellikle maaş bütçeleri, eleştirilen başlıca konular arasında yer alıyor. Ancak burada gözden kaçırılan en önemli noktalardan biri, Süper Lig’in cazibesinin düşük olması. Portekiz ya da Belçika’da belirli bir ücret karşılığında oynayabilecek bir futbolcu, Süper Lig’den teklif aldığında genellikle iki veya üç katı ücret talep ediyor. Benzer kalitedeki oyunculardan kurulu bir takımın Süper Lig’deki maliyeti, Hollanda veya Çekya’daki maliyetinden çok daha yüksek oluyor. Bu durum, aslında özel sektörde de sıkça karşılaşılan bir olgu. Örneğin, bir inşaat şirketi Türkiye’de çalışan mühendislerine belirli bir maaş öderken, Türkî Cumhuriyetler veya Afrika’daki şantiyelerinde görev yapan mühendislerine üç ya da beş katı maaş verebiliyor.

Süper Lig, olduğundan daha büyük bir organizasyonmuş gibi algılandığı için bu gerçek genellikle göz ardı ediliyor. Oysa ligin birkaç büyük kulübü dışında, birçok takım boş tribünlere oynuyor. Sahalarda sık sık şiddet olayları yaşanıyor, Süper Lig uluslararası basında yalnızca skandallarla gündeme geliyor. Stat zeminleri sporcu sağlığını tehdit ediyor, birçok kulüp ciddi mali sıkıntılar içinde ve transfer yasaklarıyla karşı karşıya. Üstelik, UEFA nezdinde en fazla şikâyet edilen liglerden biri konumunda. Son beş yılda Süper Lig’den Avrupa’nın beş büyük ligine transfer olan oyuncu sayısının Macaristan, Polonya ve Hırvatistan liglerinden bile düşük olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kulüplerin neden bu kadar yüksek maaş bütçelerine ihtiyaç duyduğu daha net anlaşılıyor.

Sonuç olarak, Türk futbolunun Avrupa’da rekabetçi bir seviyeye ulaşabilmesi için yalnızca yüksek maaşlarla pahalı oyuncular transfer etmek yeterli değil. Bunun yerine, altyapıya yatırım yaparak sürdürülebilir bir futbol modeli oluşturulması gerekiyor. Hollanda, Belçika ve Portekiz gibi ülkelerden örnek alınarak, genç yeteneklerin keşfedilmesi, doğru transfer stratejilerinin benimsenmesi ve kulüplerin finansal sürdürülebilirlik çerçevesinde yönetilmesi büyük önem taşıyor. Süper Lig’in cazibesini artırmak ve Avrupa’daki rekabet seviyesine ulaşmak için yalnızca ekonomik güce değil, aynı zamanda organizasyonel ve yapısal reformlara da odaklanılması şart.

Yorum yazın