Gündem Politika Yorum Analiz Görüş

Suriye’de ölümcül iki rakip! birisi var olacak diğeri yok olacak

Yazan: Bahri Ak

Barış Pınarı Harekâtı’ndan Esad’ın devrilmesine, Trump’ın mektubundan Fidan-Colani buluşmasına… Suriye’de taşlar yeniden yerinden oynuyor. Türkiye ve İsrail, ABD gözetiminde sahada baş başa kalırken, bölgede yeni bir denklem kuruluyor. Peki bu yeni tablo Türkiye için zafer mi, yoksa yeni bir belirsizlik mi?

- A +

Suriye’deki son gelişmeleri takip ederken hafızamızı tazelemek için Türk-Amerikan ilişkilerine ve Trump’ın ilk döneminde bölgede neler olmuş bir hatırlayalım. 

ABD Başkanı Donald Trump’ın Barış Pınarı Harekatı’nın başladığı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumla ilgili anlaşma çağrısı yaptığı mektup.(9 Ekim 2019

‘Sert adamı oynama, Aptallık etme, seni daha sonra arayacağım’ bu sözler sizlere de tanıdık geldi mi? Evet bu sözler o meşhur mektuba ait. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Suriye’nin Kuzeyinde artan gerilime karşı Erdoğan hükümetinin bölgedeki silahlı Kürt gruplar YPG ve PYD’ye karşı olası bir operasyonunu durdurmak için bu mektubu kaleme almıştı. Sonrasında ne olmuştu? Tabii ki aynı gün Türkiye Barış Pınarı Harekâtını başlatmış ve Kuzey Suriye’de yaptığı operasyonlara bir yenisini daha eklemişti. Bu operasyon dönemin ABD Başkan yardımcısı Mike Pence’in Türkiye’ye gelip ateşkesi sağlaması ve PYD’nin güvenli bölgeye çekilmesi ile son bulmuştu. 

Günümüzde Suriye’nin yapısı değişti. Ülkeyi 20 yıldan fazla yöneten Beşar Esad, 8 Aralık tarihinde HTŞ yani (Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm) öncülüğündeki muhalif grupların başkent Şam’a girmesi ile resmen devrildi ve Suriye’de yeni bir dönemin kapısı açıldı. 

Yıllardır iç savaşta yıpranan ülkenin başına geçen Ahmet Eş Şara ile Türkiye’nin ilk resmi temasları Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın’ın Emevî Cami’sinde namaz kılması ile oldu. Sonrasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam çıkarması ve Kaysun dağında Colani ile verdiği poz birçok mesajı da içinde barındırıyordu. 

Hakan Fidan ve Colani kahve içip Şam’ı seyretti

 Tabi bu olay bölgede olduğu gibi ülkemizde de gündem oldu. Yıllardır Suriye’de varlık gösteren Türkiye, Beşar Esad’ın devrilmesi ile iyiden iyiye bölgede bir oyun kurucu olmuş ve kendi ölçüsünde Suriye’deki savaşı lehine sonlandırabilmişti.  Öyle ki Donald Trump, Erdoğan’ı kutlar nitelikte demeçler veriyor ve Türkiye’nin bir zafer kazandığına işaret ediyordu. 

Peki Türkiye gerçekten bir zafer mi kazanmıştı?  

Orta Doğu’daki güç dengeleri özellikle 2024’te çok ciddi zaafa uğradı. Suriye’de Esad’ın devrilmesi, Lübnan’da Hizbullah Lideri Hasan Nasrallah’ın suikaste uğraması, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin uçak kazası ve Hamas’ın üst düzey komutanlarının Mossad tarafından hedef alınması ile bölge ülkeleri kendi iç işleri ile uğraşıyor ve Suriye’de büyük bir güç boşluğu oluşuyordu.  

Bu kadar ülke sayarken tabii ki yüz yıllardır sıcak denizlere inme arzusu ile adeta yanıp tutuşan  Lazkiye ve Tartus’ta limanları kontrol eden Rusya’yı göz ardı edemeyiz. Nitekim o da bambaşka bir sorun ile karşı karşıya. Ukrayna savaşında büyük yara alan Vladimir Putin ve hükümeti, Suriye’de Beşar Esad’a son zamanların da bu sebeple destek veremedi.  

Tüm bunların sonucunda Türkiye ve İsrail savaş sahasında baş başa kaldı.   

Suriye’de söz sahibi olan ve olmak isteyen tek ülke şüphesiz Türkiye değildi, Orta Doğu’da yıllarca kan döken ve 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze’de soykırımlarını arttıran Netanyahu ve İsrail hükümeti de ikinci bir oyun kurucu olma özelliğini taşıyordu. Yıllardır işgal ettiği Golan tepeleri ve Suriye’deki birçok hava üssünü bombalayan İsrail, Türkiye’ye alttan alta mesajlar gönderiyordu.  

Tüm bunlar olurken özellikle Erdoğan hükümetinin kırmızı çizgilerinden biri olan Kuzey Suriye politikasında önemli bir gelişme yaşandı. ABD öncülüğünde Suriye’nin geçici Lideri Ahmet Eş Şara ve Türkiye’nin de terörist olarak kabul ettiği SDG yani Suriye Demokratik Güçleri komutanı Mazlum Abdi arasında tüm bölgeyi derinden etkileyecek bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın en önemli maddelerinden birisi de şüphesiz Esad dönemi boyunca pasaport ve kimlik bile verilmeyen Suriye Kürtlerinin birinci sınıf vatandaş olarak sayılması ve SDG askeri birliklerinin Suriye rejimine entegre edilmesi konusundaki mutabakattı.  

Mazlum Abdi ve Ahmet Eş Şara

Tüm bunlar olurken ortaya atılan bir iddiaya göre bu anlaşma İsrail’in haberi olmadan yapılmıştı. İsrail konumu itibari ile ve ABD desteği ile bunca yıl bölge devletlerine kafa tutabilmişti. Ve ne olursa olsun hala ABD’nin en büyük bölge müttefiklerinden birisiydi 

Tarihler 3 Nisan 2025’i gösterdiğinde Amerika Birleşik Devletleri’nde Beyaz Saray’da Donald Trump’ın bir konuğu vardı, bu isim İsrail Başbakanı Netanyahu’dan başkası değildi. 

Benyamin Netanyahu ve Donald Trump

Binyamin Netanyahu ve Donald Trump

İkilinin yaptığı toplantı sonrasındaki basın açıklamasında, Netanyahu’nun açıklamaları ve istekleri ise çok dikkat çekiciydi. 

Netanyahu “Suriye’de Türkiye ile çatışmak istemiyoruz” derken Trump ise yine yeniden Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile iyi ilişkisinden bahsediyor ve Netanyahu’ya “İkinizin arasını yapabilirim ama makul olmalısın, Erdoğan Suriye’de kimsenin yapamadığını yaptı” mesajı veriyordu.

ABD Başkanı Trump, Suriye’de iki büyük oyun kurucu olan Türkiye ve İsrail’i yani Erdoğan ve Netanyahu’yu bir masa etrafında oturtup bir anlaşmaya zorlayacak mı tabii ki bunu zaman gösterecek. Trump’ın geçmiş hareketlerinden yorum yapacak olursak, yakın bir gelecekte görev süresi bitmeden bu iki isme Suriye ve Gazze merkezli bir anlaşma için baskı yapacağını tahmin etmek çok da zor değil.

Ancak Türkiye’nin Gazze’deki iki devletli çözüm talebi, Filistin meselesindeki tutumu ve Hamas söylemleri Netanyahu’nun ise soykırımcı politikaları devam ettiği müddetçe Suriye’de bu iki devletin uzlaşısının zor olabileceği ortaya çıkıyor.

Yorum yazın