Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in üniversiteye başlama yaşının 15’e çekilebileceğine yönelik açıklaması, eğitim sisteminde yeni bir tartışmayı gündeme getirdi. Bakan Tekin mart ayında, üniversiteye başlama yaşının 15-16’ya düşürülmesi ve zorunlu eğitim süresinin yeniden yapılandırılması üzerine bir taslak çalışma yapıldığını açıklamıştı.
Gençlerin iş hayatına daha erken atılmasını amaçlayan bu değişiklik planı, halihazırda 26 yaş olan iş hayatına giriş yaşını düşürmeyi hedefliyor. Bu değişiklik kapsamında 12 yıllık zorunlu eğitimin yapısının da yeniden ele alınabileceği belirtilirken, öğrencilerin bu yaşta üniversiteye hazır olup olmadığı sorusu öne çıkıyor.
Konuyla ilgili görüş bildiren eğitimciler ve çocuk gelişimi alanındaki uzmanlar, özellikle ergenlik döneminin özelliklerine dikkat çekerek değerlendirmelerde bulunuyor.
Gelişim süreci tamamlanmadan üniversite mümkün mü?
Yeşilköy 50. Yıl Anadolu Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Fulya Aslan Gez, üniversiteye başlama yaşının 15’e düşürülmesini doğru bulmadığını belirtiyor. Bu yaşın üniversite için erken olduğunu ifade ediyor ve öğrencilerin öncelikle ergenlik dönemini sağlıklı bir şekilde geçirmesi gerektiğini vurguluyor.
Ergenlik döneminin 10–19 yaş aralığını kapsadığını hatırlatan Gez, bu süreçte bireylerin fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan olgunlaşmasının önemine dikkat çekiyor. 15 yaşındaki bir öğrencinin üniversiteye hazır olmasının mümkün olmadığını, bu yaşta yapılan geçişin öğrenciler açısından zorlayıcı olabileceğini dile getiriyor.

İstanbul Okan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Öğr. Gör. Gizem Çelebi
Kimlik arayışı ve meslek seçimi baskısı
İstanbul Okan Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Öğr. Gör. Gizem Çelebi, lise ve üniversitenin yalnızca eğitim kademeleri olarak değil, aynı zamanda işlevsel ve gelişimsel açıdan da farklı yapılar sunduğunu belirtiyor. Lisenin daha standart bir eğitim çerçevesi sunduğunu, üniversitenin ise bireyin kendi alanını seçmesini ve mesleki kimliğini inşa etmesini gerektirdiğini ifade ediyor.
Çelebi’ye göre üniversiteye geçiş, bireyin kim olduğuna ve kim olmak istediğine dair yanıtlar üretmesini gerektiren bir süreç. Ancak 15 yaşındaki bireylerin hâlâ bu soruların ortasında olduğunu belirten Çelebi, bu durumun üniversite ortamını yalnızca akademik değil, psikososyal açıdan da zorlayıcı hale getirebileceğini vurguluyor.
Ergenlik döneminin kimlik gelişimi açısından kritik bir süreç olduğunu ifade eden Çelebi, bu dönemde bireylerin henüz mesleki kararlar için gerekli olgunluğa ulaşmadığını belirtiyor. Bu nedenle erken yaşta meslek seçiminin gelişimsel açıdan zor bir adım olabileceğini dile getiriyor.
Akademik yeterlilik tek başına yeterli değil

T.C. İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Başkanı Öğr. Gör. Şenay Şirin
T.C. İstanbul Şişli Meslek Yüksekokulu Çocuk Gelişimi Programı Başkanı Öğr. Gör. Şenay Şirin, 15 yaşındaki bireylerin hâlâ yoğun bir gelişim sürecinde olduğunu söylüyor. Bu dönemde beyin gelişimi, duygusal düzenleme ve sosyal becerilerin şekillenmeye devam ettiğini belirtiyor.
Şirin, bazı öğrencilerin akademik açıdan yetkin olabileceğini, ancak üniversite yaşamının yalnızca derslerden ibaret olmadığını vurguluyor. Bağımsız yaşam, sorumluluk alma, sosyal ilişkileri yönetme ve zaman planlaması gibi becerilerin de önemli olduğunu belirten Şirin, bu alanlarda 15 yaşındaki pek çok bireyin zorlanabileceğini ifade ediyor.
Ergenlik döneminde kimlik ve öz-değer gelişiminin devam ettiğini söyleyen Şirin, bu süreçte yapılan meslek seçimlerinin motivasyon ve özgüven üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini dile getiriyor.
Psikolojik riskler ve tartışmalı dönüşüm
Uzmanlar, erken üniversiteye geçişin öğrencilerin psikolojik “iyi oluşu” üzerinde çeşitli olumsuz etkiler yaratabileceği konusunda hemfikir. Şenay Şirin, bu durumun kaygı, stres, yalnızlık ve sosyal uyumsuzluk gibi riskleri artırabileceğini, akran desteğinin önemli olduğu bu dönemde farklı bir ortama geçişin psikolojik yük oluşturabileceğini dile getiriyor.
Gizem Çelebi ise psikolojik iyi oluşun yalnızca akademik başarıyla sınırlı olmadığını, bireyin kendini güvende hissetmesi, ait olması ve geleceğe dair umut taşıması gibi boyutları da içerdiğini, bu ihtiyaçların karşılanmaması durumunda daha geniş kapsamlı psikolojik etkilerin ortaya çıkabileceğini belirtiyor.
Uzmanlar, böyle bir sistemin uygulanması durumunda destek mekanizmalarının önemine dikkat çekiyor. Rehberlik hizmetleri, psikolojik destek ve okul-aile iş birliği gibi unsurların güçlendirilmesi gerektiği ifade edilirken, çocukların gelişim süreçlerini etkileyen kararların bilimsel veriler doğrultusunda değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Yorum yazın