Gençler arasında dijital ortamlarda sürekli izleniyormuş hissi giderek yaygınlaşıyor. Konum kapatma, ekran görüntüsü alınmasından çekinme, hesapları kilitleme ve uygulama izinlerini sınırlama gibi davranışlar artık günlük rutinin parçası hâline geliyor. Uzmanlara göre bu kaygılar, teknik risklerle psikolojik algının iç içe geçtiği bir tabloya işaret ediyor. Sosyal medyada dolaşıma giren hacklenme ve ifşa hikâyeleri, bu algının beslenmesinde önemli rol oynuyor. Dijital güvenliğe dair bilgi eksikliği ve belirsizlik hissi, gençlerin tehdit algısını daha da görünür kılıyor.

Doç. Dr. Çağatay Uğur
Dijital korku neden yaygınlaşıyor?
Uzmanlara göre, gençler arasında dijital ortamlarda artan “izleniyorum” hissi çoğu zaman psikotik bir tabloya işaret etmiyor. Bu durum daha çok sosyal kaygı, yaygın anksiyete ya da obsesif düşünce örüntüleri içinde değerlendiriliyor ve literatürde “teknolojiye özgü tehdit algısı” olarak ele alınıyor.
Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Çağatay Uğur, bu artışın ergenlik döneminin psikolojik özellikleriyle dijital dünyasının yapısının kesişmesinden kaynaklandığını söylüyor. Ergenlikte akran onayı ihtiyacının artması ve sosyal medyada beğeni, görüntülenme gibi ölçütlerin öne çıkması, gençlerde ”izleniyorum” hissini güçlendiriyor. Belirsizlik ve kontrol kaybı duygusu da eklendiğinde tehdit algısı daha kolay büyüyebiliyor.
Kaygının klinik bir soruna dönüştüğü eşik
Dijital korkular, yalnızca rahatsız edici düşüncelerle sınırlı kaldığında klinik bir tanı anlamına gelmiyor. Ancak genç, gününün büyük bölümünü hesaplarını kontrol ederek geçiriyor, derslerine odaklanmakta zorlanıyor, uyku sorunları yaşıyor ya da sosyal paylaşımlardan tamamen kaçınmaya başlıyorsa tablo farklılaşıyor.
Uğur’a göre “izleniyorum” düşüncesi kanıtlarla yatışmıyor, katılaşıyor ve günlük yaşantının her alanını belirlemeye başlıyorsa profesyonel değerlendirme gerekiyor. Klinik eşik belirlenirken belirtilerin süresinin yanı sıra akademik, sosyal ve duygusal işlevsellikteki bozulma temel ölçüt kabul ediliyor.
Sosyal medyada dolaşan hikâyeler kaygıyı besliyor
Hacklenme, ifşa ve dijital mağduriyet hikâyeleri sosyal medyada sıkça dolaşıma giriyor. Uğur, bu tür içeriklerin duygusal olarak çarpıcı olduğu için zihinde daha kolay yer ettiğini ve nadir yaşanan olayların çok yaygınmış gibi algılanmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durum, gençlerde dolaylı bir tehdit öğrenmesine neden oluyor. Risk algısı yükseldikçe şifreleri sürekli değiştirme, hesap silme ya da tekrar tekrar kontrol etme gibi davranışlar artıyor. Kısa vadede rahatlatıcı görünen bu önlemler, uzun vadede kaygıyı besleyen bir döngü oluşturabiliyor.
Teknik gerçekler, sürekli izlenme algısıyla örtüşmüyor

Doç. Dr. Mustafa Cem Kasapbaşı
Beykoz Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Cem Kasapbaşı, ortalama bir internet kullanıcısının birebir ve sürekli biçimde izlenmediğini, ancak dijital ortamda bırakılan izlerin ölçülebildiğini vurguluyor. IP adresleri, çerezler ve kullanım alışkanlıkları üzerinden kullanıcıların genellikle tek tek değil, toplu biçimde profillendiğini belirtiyor.
Konum kapalı olsa bile yaklaşık konum tahmininin mümkün olabildiğini ifade eden Kasapbaşı, buna karşın izinler doğru yönetildiğinde hassas ve sürekli takibin zorlaştığını söylüyor. Mesajlaşma uygulamalarında uçtan uca şifrelemenin içeriği koruduğunu, ancak ekran görüntüsü alma ya da cihaz ele geçirilmesi gibi riskleri tamamen ortadan kaldırmadığını da hatırlatıyor.
Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nden siber güvenlik akademisyeni Selma Akkök ise gençlerin gizlilik ayarlarını sınırlandırmasının çoğu günlük risk için yerinde olduğunu belirtiyor. Ancak Akkok’a göre “her an izleniyorum” kaygısı teknik gerçeklerle kıyaslandığında çoğu zaman abartılı kalıyor; yaygın risk bireysel takipten çok profil çıkarma ve dolandırıcılık olarak öne çıkıyor.

Öğr. Gör. Selma Akkök
Güvenlik önlemleri ile kaygı arasında denge arayışı
Uzmanlar, dijital dünyada güvenli hissetmenin yolunun ne kaygıyı tamamen yok saymak ne de her olasılığı felaket senaryosuna dönüştürmek olduğunu vurguluyor. Güçlü şifreler, iki aşamalı doğrulama ve gizlilik ayarlarının planlı aralıklarla kontrol edilmesi, kontrol duygusunu desteklerken; sürekli ve tekrarlayıcı kontrol davranışlarının sınırlandırılması önem taşıyor.
Psikiyatrik açıdan ise bilişsel davranışçı terapi, kötüleşme eğilimini azaltmak ve belirsizliğe tahammülü artırmak açısından etkili bir yöntem olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre asıl risk, dijital dünyada izlenmekten çok, bu korkunun günlük yaşamı yönetir hâle gelmesi. Gençlerin hem teknik gerçekleri öğrenmesi hem de kaygılarını yönetebilmeleri, dijital korkuyla baş etmenin en sağlıklı yolu olarak görülüyor.

Yorum yazın