Son günlerde sosyal medyada hızla yayılan “anksiyete aşısı bulundu” iddiaları, kamuoyunda hem umut hem de kafa karışıklığı yarattı. Ancak bu söylemin arkasında yer alan bilimsel çalışmalar incelendiğinde, ortada henüz insanlarda kullanıma hazır bir aşıdan ziyade erken aşamadaki deneysel araştırmalar olduğu görülüyor.
ABD’de Christopher A. Lowry ve ekibinin yürüttüğü bağışıklık sistemi temelli çalışmalar ile Japonya’da geliştirilen PA-915 adlı molekül üzerine yapılan araştırmalar, farklı mekanizmalara sahip olmalarına rağmen tek bir kavram altında toplanarak kamuoyuna sunuluyor.
“Aşı” olarak sunulan çalışmalar neyi gösteriyor?
Lowry ve ekibinin çalışmasında, Mycobacterium vaccae adlı bakterinin bağışıklık sistemi üzerinden stres tepkisini etkileyip etkileyemeyeceği araştırıldı. Deneylerde farelere bu bakteri enjekte edildikten sonra kronik stres uygulanmış ve bağışıklık yanıtları incelenmişti. Elde edilen bulgular, stres kaynaklı inflamasyonun azaldığını ve “anksiyete benzeri davranışların” düştüğünü ortaya koydu. Ancak bu sonuçların yalnızca hayvan deneylerine dayandığı ve henüz insan üzerinde test edilmediği özellikle vurgulanıyor.
Benzer şekilde Japonya’da geliştirilen PA-915 adlı molekül de çoğu zaman “anksiyete aşısı” olarak sunulsa da, aslında bağışıklık sistemiyle ilişkili olmayan deneysel bir ilaç adayı. Beyindeki PAC1 reseptörünü hedef alan bu molekülün farelerde uzun süreli antidepresan benzeri etkiler gösterdiği belirtiliyor.
Buna rağmen uzmanlar, bu tür çalışmaların klinik kullanıma ulaşmasının yıllar sürebileceğine dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Selim BADUR
Bilimsel temeli var ama genelleme hatalı
Atlas Üniversitesi’nden İmmünoloji uzmanı Prof. Dr. Selim Badur, söz konusu çalışmaların bilimsel olarak incelenmeye değer olduğunu ancak kamuoyuna sunuluş biçiminin sorunlu olduğunu ifade ediyor.
Badur, mikobakterilerle yapılan bu tür araştırmalarda bağışıklık sisteminin bazı parametrelerinin değiştirilebildiğini, hatta beyinde anti-enflamatuvar yanıtların uyarıldığının gösterildiğini aktarırken, buna rağmen “sonuçta stresin veya anksiyetenin azalacağına dair bir bulguya henüz erişilmemiştir” diyerek dikkat çekiyor.
Aynı değerlendirmede Badur, bu nedenle “mikobakteri aşıları ile stres / anksiyete ortadan kalkacak görüşü abartılı ve bilimsel olmayan bir yaklaşımdır” ifadesini kullanıyor .

Uzm. Dr. Seda Tanrıverdi Oluğ
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden Uzman Psikiyatr Dr. Seda Tanrıverdi Oluğ da bu tür haberlerin erken aşamadaki çalışmalara dayandığını belirtiyor.
Oluğ, “insanlar üzerinde çalışması bulunmadığı için anksiyeteyi önleme iddiası abartılı bir yorumdur” değerlendirmesinde bulunurken, anksiyetenin yalnızca biyolojik bir mekanizmayla açıklanamayacağını vurguluyor.
Anksiyete tek bir müdahaleyle ortadan kaldırılabilir mi?

Psikiyatri Profesörü Jerrold F. Rosenbaum
Massachusetts General Hospital Araştırma Enstitüsü Psychedelik Sinirbilim Merkezi Direktörü ve Harvard Tıp Fakültesi’nde Stanley Cobb Psikiyatri Profesörü olan Jerrold F. Rosenbaum, anksiyetenin çok katmanlı yapısına dikkat çekiyor.
Rosenbaum’a göre bağışıklık sistemi üzerinden yapılacak müdahaleler belirli hasta gruplarında fayda potansiyeli taşısa da, bunun genel bir çözüm olarak görülmesi mümkün değil. Ayrıca anksiyetenin tamamen ortadan kaldırılmasının doğru bir hedef olmadığını, bu duygunun uyum sağlayıcı bir işlevi bulunduğunu belirtiyor .
Benzer bir değerlendirme yapan Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Doç. Dr. Arzu Önal Sönmez ise söz konusu yaklaşımın klasik anlamda bir aşı değil, bağışıklık düzenleyici bir müdahale olduğunu vurguluyor.

Doç. Dr. Arzu Önal Sönmez
Sönmez, farelerdeki akut stres modelleri ile insanın karmaşık psikolojik deneyimleri arasında ciddi farklar bulunduğunu belirterek, bu çalışmaların şu aşamada klinik bir tedaviden çok bir “konsept kanıtı” niteliği taşıdığını ifade ediyor .
Beklenti ile gerçeklik arasındaki fark
Uzmanlara göre en önemli sorunlardan biri, bu tür çalışmaların kamuoyuna “mucize çözüm” gibi sunulması. Bu durum hem gerçekçi olmayan beklentiler yaratıyor hem de psikoterapi gibi kanıta dayalı tedavilere olan güveni zedeleyebiliyor. Ayrıca anksiyetenin tamamen ortadan kaldırılması gereken bir durum olarak görülmesi de bilimsel açıdan tartışmalı bulunuyor.
Bugün gelinen noktada, anksiyete bozukluklarının tedavisinde etkinliği kanıtlanmış ilaçlar ve psikoterapi yöntemleri hâlâ temel yaklaşım olmaya devam ediyor. Yeni araştırmalar ise bilim dünyası için önemli ipuçları sunsa da, mevcut veriler ışığında “anksiyete aşısı bulundu” demek için henüz oldukça erken görünüyor.

Yorum yazın