Kategori Sanat

Artiz Mektebi’nin modası geçmedi!

  Yaşamın koşuşturmacasına ve stresine biraz ara verip gülmeye ve eğlenmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız “evet” ise, işte size güzel bir öneri: Müjdat Gezen Tiyatrosu Artiz Mektebi oyunu ile sizleri bekliyor. Müjdat Gezen ve Kandemir Konduk’un birlikte yazdığı oyunda eğitim sistemi mizahi bir dille eleştiriliyor. Danslar ve şarkılar oyuna renk katıyor. En iyisi haberimizi izledikten sonra gidip oyunu görmeniz…

Hollywood’un ilk Türk karakter tasarımcısı…

Övgü Akgürgen ovgu@medyakronik.com Cemre Özkurt, İstanbul’da doğmuş. Çocukluk yıllarını abisinin Amiga bilgisayarının başında, ilk gençlik yıllarını ise karikatür dergilerinde geçirmiş. 13 yaşında bu işe başlayan Türkiye’nin en genç çizerlerinden biri. Herkesin bir kahramanı vardır, Özkurt’un hayallerini süsleyen kahraman ise Red Kit’in yaratıcısı Morris olmuş. Uzun yıllar karikatür dergilerinde dirsek çürüten Özkurt, Çarşaf Dergisi’nde geçirdiği o günleri şöyle anlatıyor: “Çarşaf Dergisi’ndeki karikatür okulu, içinde bulunduğum en güzel ve heyecanlı yerlerden biriydi. Her yaştaki birçok sanatçı ile yan yana çalışmak harika bir deneyimdi. Espri bulmanın ve çizim yapmanın da bir yöntem işi olduğunu orada öğrendim. Derginin abisi Raşit Yakalı benimle oğlu gibi ilgilendi ve bu işi bana sevdirdi.’’Özkurt, Mimar Sinan Üniversitesi Grafik bölümünden mezun olduktan sonra, Amerika’da FDG Film Stüdyosu’nda çalışmaya başlamış. Amerika’ya gidene kadar birçok stüdyoya yaptığı çalışmaları gönderdiğini anlatan Özkurt., yurtdışına açılmak isteyen gençlere sabırlı olmaları gerektiğini söylüyor.FDG Film Stüdyosu’ndan sonra Blur Stüdyoları’na geçen Özkurt, burada Oscar’a aday gösterilen Gopher Broke filminin karakter tasarımcısı olarak çalışmış. Ardından Türkiye’de de gösterilen Spiderman2, Xmen Legens, Fight Club, Walt Disney, Mickey’s Twice Upon a Christmas, Zodiac, Aliens of the Deep filmleri için çizmiş.Hollywood’a adım atmasını sağlayan en önemli çalışmasının “Hüso“ isimli kısa film karakteri olduğunu söyleyen Özkurt, Oscar’a aday gösterilen Gopher Broke filmi için tasarladığı karakterin de kariyerinde özel bir yeri olduğunu söylüyor.Cemre Özkurt, Türkiye’de adının duyulmasını ise fistik.com’a borçlu olduğu anlatıyor. Bir yıldır Electronic Artst’da karakter tasarımcısı olarak çalışan Özkurt, şu anda Sims 3 isimli bilgisayar oyununun karakterlerini tasarlıyor. Özkurt bir yandan da kısa film projeleri üzerine çalışıyor. Cemre Özkurt’tan Hollywood’daki stüdyoların kapısını açacak tüyolar – Çalışmalarınızı kısa bir DVD’de toplayın ve stüdyolara gönderin.– İçinde çalışmalarınızın olduğu bir portfolio hazırlayın.– Bir web sitesi açın. Bu sayede dünyanın çeşitli ülkelerindeki şirketler sizi fark edebilir.– Yenilikçi olun, başka projeleri de inceleyin.– Kendinizi sürekli geliştirmeye çalışın.– Şansınızı denemeye küçük stüdyolardan başlayın.– Yolladığınız işlere gelebilecek olumsuz […]

Kameradan dayak yiyen kadın

Özlem Özbaş oozbas@medyakronik.com İlk kısa filmini henüz 16 yaşındayken çekmiş Yeşim Aslan. O yaşta kendisini sinemaya yönlendiren şeyi şöyle açıklıyor: “O yıllarda yan flüt ve bateri çalıyordum, resim yapıyordum, fotoğraflar çekiyordum… Yapmak istediğim şeyin ‘sanat’ olduğu çok açıktı.”Biri üzerinde profesyonelleşmesi gerektiğinin farkına vardığı gün, bunların hepsini içinde barındıran şeyin “sinema’’ olduğunu anlayarak sinemaya yöneldiğini ekliyor.İlk filmi “150. Sayfa’’dan sonra “Tarihin Doğurduğu Kent: Safranbolu” isimli belgeselle devam etmiş serüveni. Üniversite yıllarında çektiği “Süper Kahraman Okurları Üzerine Kısa Bir Film”i birçok yerde gösterilme şansı yakalamış. Yeşim Aslan, sinemadan uzak kaldığı yıllarda “Sekans” dergisinde sinema yazıları yazmış ve Ankara’da “Sinema Dostları Derneği’’nde sinema derslerine katılmış.İlk filminin üzerinden geçen 11 yılda nelerin değiştiğini şöyle anlatıyor Aslan: “O dönemde sinema algım çok farklıydı. Tek bildiğim sinema yapmak istediğimdi. İzlediğim, sevdiğim gibi bir şey çekmek istedim. Kısa filmde neyi anlatabilirim, kısa filme hangi öyküler yakışır bilmiyordum. Sonra 150. Sayfa’nın konusunun kısa filme ne kadar yakışmadığını öğrenmiş oldum.’’Kameralı Kadın’ı çekme fikri çok önce, sinemada “kameranın varlığı’’nı sorgulamaya giriştiği sırada başlamışsa da, bir gece arkadaşlarına “Benim şöyle de bir hayalim var” dediği bir anda doğmuş. Filmde kameranın, yönetmenle oyuncu arasında nerede durduğunu, işlevsel olarak sadece kayıt tuşuna basılınca bize “an”ı gösteren bir makine olup olmadığını sorguladığını söylüyor Aslan.Filmi izleyenlerin verdiği tepkiler ise hayli ilginç. “Bazılarına filmdeki şiddet yetmedi, ‘Neden kan yok?’ dediler. ‘Ben bu filmde böyle bir şiddet izlemek istemezdim’ diyenler de oldu. Marilyn Monroe’nun da kameralar tarafından öldürülmüş bir kadın olduğunu söyleyenler oldu. İzleyenlerden biri de kadının aslında kendi kendisini dövdüğünü söyledi, kadının toplumsal baskı karşısında kendisini cezalandırması olarak okudu bunu. Çok farklı yorumlar, çok farklı okumalar çıktı.’’ Yönetmenin tercihi Yeşim Aslan’ın kendi okumasını soruyoruz bu durumda. Aldığımız cevap şöyle: “Kadın kamerayı öpüp koklasaydı da hemen hemen aynı mesaj verilirdi. Yine kameranın işlevi sorgulanmış olurdu, yine kadının toplumsal rollerine, medyadaki yansımasına gönderme yapmış olurdum. Ama yönetmenin varlığı […]

Kalbi kırık müze

Özlem Özbaş “Sevgilinizden yeni mi ayrıldınız? Ve size bu acı deneyimi hatırlatan her şeyden bir an önce kurtulmak mı istiyorsunuz? Web sayfamıza üye olarak bağışçılığa ilk adımı atabilir; size uçup giden aşkınızı hatırlatan her şeyi bizimle paylaşabilirsiniz: Elektronik postalar, fotoğraflar, cep telefonu mesajları…” Yıllar önce söylenmişti bunlar. Aşk hiç biter miydi? Kalırdı bir takvim kenarında, bir defter arasında, bir yastık oyasında, bir kahve kokusunda… Olur olmadık zamanda gözünüze takılan bir eşya size bütün bir geçmişi hatırlatmaya yetiyorsa, yine de atmaya kıyamıyorsanız, bu müze tam sizlik! İki sevgili, Olinka Vistica ve Drazen Grubisic, ayrıldıktan sonra ilişkilerinin maddi ve manevi mirasını korumak için “güvenli bir hafıza’’, “korunaklı bir hatırlama’’ alanı yaratmak için düşünmeye başlamışlar ve sonuçta “Kırık Kalpler Müzesi’’ fikri doğmuş. Arkadaş çevrelerine gönderdikleri e-mail’lerle yayılmışlar. Aralarına her gün yeni bir “kırık kalp’’ eklenmiş, anılarıyla beraber. Müzenin hikâyesini şöyle anlatıyor yaratıcılarından Vistica: “Drazen ve ben eskiden sevgiliydik. Ayrılınca, ilişkimizden arta kalan eşyaların, anıların varlığını konuşmaya başladık. Sonunda, bitmiş ilişkilerin anılarından kurtulabileceğimiz, onlara yüklediğimiz anlamlardan uzaklaşabileceğimiz ama aynı zamanda onların korunduğunu, saklandığını bileceğimiz bir alan yaratma fikri doğdu: Bitmiş İlişkiler Müzesi. Ana fikir buydu, ne kadar kişisel olursa o kadar da başarılı olacaktı. İnsanların tepkisi bunu gerçekten kanıtlıyor. Bu fikri çok samimi buluyorlar.’’ Grubisic, arkadaş çevrelerine gönderdikleri e-mail’ler yoluyla duyulmaya başladıklarını söylüyor ve ekliyor: “E-mail’lerimiz yüzlerce insana ulaşmaya başladı. İnsanlardan çok güzel tepkiler aldık. Asla aklımıza gelmeyecek kadar ilginç eşyalar elimize ulaşmaya başladı. Bunların arasında bir Vespa ve hatta bir protez bacak bile var!’’ Müzeye en son bağışlanan şeyin de İngiliz bir kadının gönderdiği resim olduğunu söylüyor Vistica. Grubisic’e göre müze bir anlamda terapi işlevi görüyor, özellikle de ayrılığın şokunu atlatamayanlar için!Sizin de kurtulmak istediğiniz anılarınız varsa “www.brokenships.com’’ adresine göz atmanızda fayda var. Ne de olsa böyle durumlarda unutmak, hatırlamaktan daha iyidir. Tek yapmanız gereken, üye olduktan sonra size kırılmış kalbinizi hatırlatan ne […]