Kategori Sanat

Başka bugün yok!

Duygu Ertürkderturk@medyakronik.comNur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.com Önceki oyunları Popcorn, Kare As, Hair ve Cinnet ile tabir caizse “klasik üniversite tiyatrosu” kavramına yeni bir boyut katan Tiyatro Candela, 15 yıldır Broadway’de kapalı gişe oynanan Rent müzikalini Türkiye’de ilk kez görücüye çıkarıyor. Sahnelenmesi zor oyunlarıyla tanınan Tiyatro Candela’nın kurucularından Ömer Vatanarttıran, bunun sebebini “doğum sancılarını, birbirlerinin sınırlarını zorlamayı ve meydan okumayı seven bir ekip” olmalarına bağlarken, gelecekte de Candela’nın farklılığını sürdürmek için denenmemişi yapmaya ve özgür ruhunu terbiyeden korumaya devam edeceğini söylüyor. Topluluğun yönetmeni Bora Severcan ise Rent’i neden seçtiklerini şöyle açıklıyor: “Bir müzikal bu. O yüzden her şeyi zordu, ama altından kalktık. Ayrıca, böyle bir oyunu seçiyorsanız, tedirgin olmayacaksınız. Korksaydık, kendimizle çelişirdik. Zaten şu anda dik çıkan, derdini anlatmaya çalışan bir profesyonel tiyatro kalmadı… Haklı olarak riske girmeden aynı oyunları çevirip çevirip oynuyorlar ya da müthiş bir buluşmuş gibi Barok müzikle birleştiriyorlar. Amatör tiyatrolarsa çok fazla elitist olmaya çalışıyor ve seyirci bulamıyorlar.” Ve kulağımıza bir sır fısıldıyor: “Hair’la açtığımız yolu Rent’le devam ettiriyoruz. Bu bir üçleme olacak, elimizde çok gizli bir oyun daha var ama asla söyleyemem!” “Unutmayın tek hazineniz var o da hayatınız!” Rent müzikali Bora Severcan’ın deyimiyle “yaşamın anlamını dakikalarla ölçmeyen, sadece tadını çıkarmaya çalışan, hayatın tüm dayatmalarına karşı aşka ve sanata tutunan bohem sanatçıların bir senelik yolculuğunu” anlatıyor. Grup, büyük bir cesaret örneği göstererek, toplumun önyargıyla yaklaştığı birçok öğe barındırmasına rağmen, oyunu sansüre bulamadan sunuyor seyirciye. Travestiden AIDS hastasına kadar marjinal kesime cesurca yer verilen oyunda, orijinaline uygun olarak, eşcinsel ilişki ve öpüşme sahneleri bile var. Rent’in öne çıkan karakterlerini canlandıran oyuncular ise rolleri için şunları söylüyor: Göktuğ Sarı (Travesti Angel)“Çok zor bir şey kadın kılığına girmek; her gün traş olmak, topuklu ayakkabılarla dans etmek, sesini incelterek şarkı söylemek… Angel da çok zor bir karakter. Aids hastası ama çok umutlu ve diğer insanlara da yaşam enerjisi veriyor. Ailem ilk başta […]

Yaza capcanlı girme rehberi

Müge Doğrularmdogrular@medyakronik.com Heyecan dolu bir yaz programı müzikseverleri bekliyor. Yeni isimlerin katılımıyla bu program ilerleyen günlerde katlanarak zenginleşecek. Bol müzikli yazlar.Fanfare Ciocarlia –2 Mayıs 2008 – Yeni Melek: New York Times ve The Guardian’a göre dünyanın en iyi Balkan brass orkestrası olarak gösterilen Fanfare Ciocarlia, özellikle Fatih Akın’ın ‘Duvara Karşı’ filmindeki performansıyla Türkiye’de tanınıyor. Hızları, karmaşık ve çekici melodileri, kışkırtıcı ritimleriyle grup, Balkan müziğinin yaşayan efsanesi sayılıyor. Trompet, tenor ve bariton saksafon, tuba, klarnet, davul ve perküsyon gibi çok geniş bir enstrüman yelpazesine sahip olan ve son derece başarılı müzisyenlerden oluşan Fanfare Ciocarlia, Türk, Bulgar, Sırp ve Makedonya ezgilerini harmanlayıp Rumen müzikleriyle bütünleştiriyor. Kylie Minogue –20 Mayıs 2008 – Kuruçeşme Arena: Avustralyalı pop şarkıcısı, şarkı yazarı ve aktrist Kylie Minogue, 1987’de başladığı müzik kariyerinin dönüm noktasına 2000’de ulaştı. 2000’de Light Years, 2001’de Fever ve 2003’te yayınladığı Body Language ile milyonlarca albüm satışı ve liste başarısı elde etti. On A Night Like This, Can’t Get You Out Of My Head, Slow gibi hitlerle bir pop ikonu haline gelen Kylie Minogue son olarak 2007’de yayınladığı 10. stüdyo albümü X kapsamındaki Kylie X 2008 turnesinde İstanbul’u ziyaret edecek. “Eklektik sound’ların biraraya geldiği X albümü bana daha taze, heyecanlandırıcı ve yenilikçi bir canlı şov yaratmamı sağlıyor. Bu şov hem benim hem de seyirci için bambaşka bir tecrübe olacak” diyor Minogue yeni turnesi için. Konserden 8 gün sonra 40 yaşına basacak Kylie Minogue’un VIP biletlerinin bittiğini, sahne önü ve saha içi biletlerinin hızla tükendiğini hatırlatmakta fayda var.Chris De Burgh – 24 Mayıs 2008 – Parkorman: Lady In Red, The Traveller, Spanish Train, Missing You gibi hitlerin yaratıcısı, 200’den fazla platin ve altın plak sahibi Chris De Burgh, son albümü The Storyman’in dünya turnesi kapsamında 16 yıl aradan sonra İstanbul’u ziyaret edecek. Parkorman’da gerçekleşecek konserde Burgh klasikleşmiş romantik parçalarının yanısıra yeni albümünden parçalarını da seslendirecek. Mark […]

Savaş Dinçel yaşasaydı, 66 yaşına basacaktı

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com1942 yılında İstanbul’un Fatih ilçesinde doğan Savaş Dinçel, Koca Ragıp Paşa İlkokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul Erkek Lisesi’ni kazandı. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul Belediye Konservatuarı’nda tiyatro eğitimi almaya başlayan Dinçel, aynı günlerde karikatür çizmeye de merak sardı. Sahneye ilk adımını İstanbul Şehir Tiyatroları’nda atan Dinçel, 12 Eylül 1980’de tiyatrodan uzaklaştırıldı. Bunun üzerine Güldürü Eğitim Merkezi’nde karikatürler çizmeye başlayan Dinçel, Günaydıngazetesine de “Tonton” isimli bir bant hazırladı. İki kez karikatür sergisi açan Dinçel’in, “Çizgilerle Nazım Hikmet” isimli bir kitabı da var. 1980 darbesinin etkileri azalmaya başladığında Danıştay kararı ile Şehir Tiyatroları’nda tekrar çalışmaya başlayan Dinçel, Küçük Prens, Keşanlı Ali Destanı gibi edebi eserleri tiyatro sahnesine taşıdı. Ziya Öztan’ın yönetmenliğini yaptığı Kurtuluş ve Cumhuriyet filmlerinde İsmet İnönü’yü canlandıran Dinçel, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, AST ve Münir Özkul ile birçok projeye imza attı. Bunun yanı sıra yazarlıkla da uğraşan Dinçel’in Uçurtmanın Kuyruğu, Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye, Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye isimli üç oyunu var. Sessiz Gemiler isimli dizi çekimi sırasında rahatsızlanarak hastaneye kaldırılan Dinçel, ciddi bir operasyon geçirdi. Ameliyat sonrasında 20 Aralık 2007’de iç kanama geçiren Dinçel, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Aldığı ödüller:* 8. ÇASOD “En İyi Oyuncu” Ödülleri, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar20. İstanbul Film Festivali, 2001, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar22. Siyad Türk Sineması Ödülleri, 2000, En İyi Erkek Oyuncu, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar2. Lions Tiyatro Ödülleri, 2002, Yılın Oyun Yazarı, Uçurtmanın Kuyruğu Rol aldığı yapımlar:* • Sessiz Gemiler Mümtaz bey 2007• Bir İhtimal Daha Var Mercan 2006• Esir Kalpler Rüçhan Akerman 2006• Eve Dönüş Sacit 2006• Sevda Çiçeği Naşit 2006• Can 2006 Bir Salkım Üzüm 2005• Ölümüne Sevdalar Barbayani 2005• Peki Olur Şekerim 2003• Abdülhamit Düşerken Tevfik Paşa 2002• Ekmek Teknesi Nusrettin 2002• Çemberler 2000• Sinekli Bakkal 2000• Bizi Güldürenler 2000• Abuzer Kadayıf 2000• Dar Alanda Kısa Paslaşmalar […]

Biz kadınların halleri…

Özlem Özbaşoozbas@medyakronik.com Haftalarımı alan feminizm konulu ödevim vesilesiyle Adem’le Havva’ya kadar dalmıştım ve tek niyetim bir oyun izleyip biraz kafa dağıtmak mıydı, neydi? “Hareket Atölyesi”nin “İnsan(lık) Hali”ni izlemek üzere koltuğa kuruldum ve kendimi bir tuhaf “kadın(lık) hali”nin tam da ortasında buldum.Hareket Atölyesi, 1999’da bir atölye çalışması olarak kurulmuş. Grup 23-67 yaş arası kadınlardan oluşuyor. İnsanın kendini ifade etme şekillerini araştırırken ister istemez mekân, mimari – ses, müzik – hareket, dans – metin, edebiyat – film ve medya alanlarının karşılaştığını gören ekip, kendine bir sınır koymuyor ve dolayısıyla ne yaptığını tarif ederken zorlanabiliyor.İnsan(lık) Hali topluluğun ikinci profesyonel çalışması ve “Biz kadınlar…” diye başlayan eksik cümlelerin hemen hepsini tamamlamakta iddialı.Oyunun yönetmeni Zeynep Günsür. Oyunda performanslarıyla göz dolduran isimlerse Gülsu Aren, Meral Erdoğan, Nilgün Günsür, Sibel Günsür, Zeynep Günsür, Gamze İneceli, Dizem Kaftan, Ece Ulutan ve Deniz Olgay Yamanus. Oyunun seyirciyle kurduğu samimi ilişki onları sıcacık tutmaya yetiyor. Her bölümde farklı şekillerde kullanılan naylonlar ve yine poşetli dekor, “haşır huşur”lar herhangi bir şey izliyor olmadığını hatırlatıyor seyirciye. -i hali, -e hali… “…Kendi halimize acıyarak, gülerek, isyan ederek, cinnet geçirerek, dalga geçerek ve daha birçok ruh hali içinden bakarken aklımıza gelenler… Belki de eleştirisini yaptığımız her şeyin kendimizde de olduğunu bilmekten kaynaklanan bir ruh geçmesi hali, ya da sıkıntılı anların ötesinde bir iç geçirme, iç dökme biçimi ve belki de böylece göze görünür hale gelenlerle birlikte bir öteye geçme umudu… Bir (lık) hali güzellemesi…”Sahnedeki bu dokuz kadın, tuhaflığımızı vuruyor yüzümüze. Yemek yapan, alışverişe doyamayan, çocuk yetiştiren, hemcinslerini kıskanan, tacize uğrayan, “tacize rağmen” sessizce yol alan ve sonunda bir “Boşveeer!” çekerek hayatın gözyaşlarına değmeyeceğine ikna oluveren kadınlar… Eleştirdiğimiz birçok şeyin neticede “dişi canlı” olarak yaratılmış hemen her varlıkta mevcut olduğunu hatırlamak kısa süreli kedere sebebiyet veriyorsa da, bir iç çekiyorsunuz. Geçiveriyor.İnsan(lık) Hali, kendi haline acıyarak, gülerek, isyan ederek ya da cinnet getirerek bakmak isteyenler için […]

Dünya Tiyatrolar Günü 47 yaşında

1948 yılında kurulan Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün 1961’den bu yana kutladığı Dünya Tiyatro Günü her yıl olduğu gibi bu yıl da 27 Mart’ta kutlandı. Sema Topbaş Kameraman: Serhat Cenkçiler  

Filmmor Eskişehir, Tunceli ve Van’da devam ediyor…

Sebu Akman Haldun Ülkü Bu yılki teması ‘Kadınların Tarihi: İtaat, İsyan, Feminizm’’olan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 14 Mart – 12 Nisan arasında gerçekleştiriliyor. 13 ülkeden 46 filmin gösterildiği festival, İstanbul’dan sonra 28-29 Mart’ta Eskişehir’de, 4-5 Nisan’da Tunceli ve 11-12 Nisan’da Van’da izleyicileri ile buluşuyor. Bu yıl altıncısı düzenlenen festivalde aşağıdaki filmler izlenebiliyor: 68° ve Açık / Dawn Westlake / ABD Aile Toplantısı / Ísold Uggadóttir / İzlanda Bazı Kadınlar / Sally Grizzell Larson / ABD Bir Başka Güzel Gün Daha / Tu, Pei-Shih / İngiltere Büyük Aşık / Martine Asselin / Kanada Cinsel Saldırıya Son! / Aishah Shahidah Simmons / ABD Dilsizleştirilme / Efsun Dürriye Namal, Özlem Sarıyıldız / Türkiye Dön Oyun Oynayalım / Ayten Başer / Türkiye Dört Harfte Ölüm / Katie Steed / İngiltere Fondöten / Yeşim Doğan / Türkiye Gündelik Hayatın Pornografisi / Jane Caputi / ABD Helin / Sibel Akkulak / Türkiye Kameralı Kadın / Yeşim Aslan / Türkiye Kimsenin Evcili / Ayşegül Güryüksel / Türkiye Kontrol / Buket Öngen / Türkiye Kusursuz Sportmenliğin Tarihi / Erika Tasini / İtalya – ABD La / Elif Nur Kerkük / Türkiye Mahremiyet / Eva Weber / İngiltere Makedonya Rüyası / Biljana Garvanlieva / Almanya Metamorfoz / Netalie Braun / İsrail Saklı / Laleh Barzegar / İran Satıldı / Marie José van der Linden/ Hollanda Satılık Değil / Marie Vermeiren / Belçika Susma Söyle / Inbar Levi / İsrail Tuvalet Nerede Acaba? / Paromita Vohra / Hindistan Tutsak’tan Yeniden Doğuşa / Elif Bezal / ABD –Türkiye Zamane Sığınakları / Heddy Honigman / Hollanda Mavi Gözlü Dev / Biket İlhan / Türkiye Saklı Yüzler / Handan İpekçi / Türkiye Biri Şarkı Söylüyor, Öteki Söylemiyor / Agnes Varda / Fransa Çalışkan Rosie / Connie Field / ABD Çiçekler Simone de Beauvoir İçin / Carole Roussopoulos, Arlène Shale / Fransa […]

Nazım Hikmet Sergisi İstanbul’da

19 Ocak – 22 Mart 2008 tarihleri arasında açık kalacak sergide Nazım Hikmet’in daktilosundan, takım elbiselerine, plaklarından oyuncaklarına kadar birçok kişisel eşyası ilk kez şairin sevenleriyle buluşuyor. Özel belgeleri, imzaladığı kitapları ve el yazmalarının da bulunduğu sergide yer alan eşyalar, şairin eşi Vera Tulyakova ile paylaştığı ve son yıllarını geçirdiği Moskova’daki evinden getirildi. M. Melih Güneş’in küratörlüğünde hazırlanan serginin detayları için haberimizi izleyebilirsiniz.

‘Piyasaya yönelik tek bir nota yazmadım’

Onun sesi mutlaka kulağınıza çalınmıştır. Hatta belki şarkılarına bayılıyorsunuzdur. Eğer Yaprak Dökümü, Menekşe ile Halil ve Dudaktan Kalbe dizilerinin jeneriklerine dikkat ettiyseniz, adını da biliyorsunuzdur ki bu, Toygar Işıklı için çok önemli. Genç müzisyen, bunun kendisi için neden önemli olduğunu şöyle anlatıyor: “Türkiye’de şöyle bir şey var; insanlar beğendikleri şeyin hakkını vermek için bir çaba sarf etmiyorlar. Çok beğeniyor şarkıyı, arkadaşlarıyla konuşuyor falan ama izlediği 30 bölüm boyunca, bir kere bekleyip ‘kim yapmış bu müzikleri, beni etkileyen insan kimdir?’ diye oturup bakmıyor. Benim için tek sorun bu.” O her ne kadar adının bilinmemesini sorun olarak nitelendirse de içten içe bu durumdan memnun aslında. Müzikal bir kimliği olduğundan tanınmak, görünmek gibi dertleri olmadığını söylüyor ama yine de kendi kendine neden umursanmadığını sorduğu oluyormuş Işıklı’nın. “Ben kendimce iyi bir iş yaptığımı biliyorum. Babam ve Oğlum kulaktan kulağa yayılarak Türkiye’nin çok izlenen filmlerinden biri oldu. Özel bir çaba sarf edilmedi, çünkü iyi bir işti. Eğer yükseleceksem Babam ve Oğlum filminin müzisyen versiyonu olmak istiyorum” diye özetliyor hedefini. Sesini, müziğini ilk kez dizilerde duyduğumuz için dizi müziği de yapan Kıraç ve Gökhan Kırdar’dan biraz farklı olduğunu bu yüzden yavaş yavaş bir yükselişi olacağını anlatıyor. Albüm sözleşmeleri sıkıcı olunca… 34 yaşındaki Işıklı aslında uzun zamandır müzik piyasasının içinde. Birçok şarkıcı ile bas gitarist olarak çalışmalarda bulunmuş. 20 yaşından beri albüm teklifi aldığını ama ısrarla kabul etmediğini söylüyor: “Ben gelen sözleşmeyi okuyorum, onlardan habersiz su içmeye gidemiyorsunuz. 5 yıl boyunca sizi bağlıyorlar. 5 yıl 3 albüm. 3. albüm çıkmazsa 5 yıl 7 yıla sarkıyor. Ben özgürlükçü bir adamım, böyle sözleşmeler beni boğar. ‘Bu iş böyle olmuyor’ deyip dizi müzikleri yapmayı kafama koydum.” Dolayısıyla kariyer planlamasını önceden yapmış Işıklı. Dizi müzikleri yapan arkadaşlarına bu işi yapmak istediği haberini vermiş. İlk işi 2005 yılındaki, kısa ömürlü “Gece Yürüyüşü” adlı dizi. Sonrasında Altın Portakal ödüllü “Türev” filminin ve kısa […]

Yedinci yılında !f hâlâ bağımsız!

Müge Doğrular Sinemaseverler şubat ayında bağımsız sinemanın en heyecan verici etkinliğine seyirci olacak. !f İstanbul AFM Bağımsız Filmler Festivali’nin yedincisi 14–24 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilecek. Festivalin proje koordinatörü Gülçe Cin, festivalin genişlemesinden duyduğu heyecanı ve yapılacak yenilikleri anlattı. Gülçe Cin, !f’in (IKSV’nin film festivalinin yanında) İstanbul sinema sahnesine önemli katkısının bulunduğunu söylüyor: “Bütün dünyada çok ses getiren ve Türk seyircisine seyrek ulaşan filmleri sinemaseverlerle buluşturması açısından !f, çok önemli bir yere sahip. Farklı zevkleri olan insanlar kolay kolay ulaşamayacakları isimlere !f sayesinde ulaşabiliyor. Ve bu buluşma sadece filmlerle değil, festival nedeniyle İstanbul’u ziyaret eden yönetmen ve prodüktörlerin atölyeleri sayesinde de gerçekleşiyor.” !f ayrıca, yurtdışındaki benzerlerinin aksine geniş bir pazara ulaşamayan kısa filmleri de destekleme misyonunu üstleniyor. Hevesli ve amatör kişilerin yarattığı, gösterime giremeyen kısa filmleri birkaç farklı seçkide bir araya getiriyor. !f ekibi bu kişileri bir araya getirip, atölyelerine dahil ederek bir “community building” çabasına da giriyor. Seneler boyunca bu konuda olumsuz eleştiri almadıklarını, herkesin (yurtiçinden ve yurtdışından) festivalle ilgili heyecan verici yorumlarda bulunduğunu ekliyor Cin. Festival artık oturdu Komünite yaratma çabasında başarılı olduklarının göstergesi genel katılımcı profili. Kişiler sadece bir değil, birden fazla filme, partiye ve atölyeye katılıyor. Seyircilerin seçimleri kendi zevklerini yansıtıyor. Festivalin artık “oturmuş” olması sadık bir kitlesinin varlığını gösteriyor. Gülçe Cin her yıl festival kataloğunu büyük bir sabırsızlıkla bekleyen birçok kişi olduğunu söylüyor. Peki, bu katalog nasıl oluşuyor? Öncelikle festival ekibi düzenli olarak yurtdışındaki uluslararası festivalleri sıkı bir şekilde takip ediyor, yeri geldiğinde bizzat katılıyor. Bildikleri ve takip ettikleri prodüksiyon/dağıtım şirketleri de film seçiminde önemli bir faktör. Zaten seneler ilerledikçe festivalin şöhreti de artıyor. Ancak en önemlisi festivalin bağımsızlığından taviz vermemesi! Hedefte İzmir var Gülçe Cin’in verdiği bilgiler doğrultusunda bu seneki yeniliklere gelince… Öncelikle !f’in gösterim alanı genişliyor. İlk başladığında gösterimlerini sadece Beyoğlu AFM Fitaş sinemasının iki salonunda gerçekleştiren festivale daha sonra Caddebostan AFM Budak […]

Ebru sanatı İstanbul’la buluştu

İşvecan Nur Özen Kamera Erdem Özüer Aşk, renkler ve İstanbul, bir tabloda buluşabilir mi sizce? Eğer bu sorunun cevabını merak ediyorsanız, haberimizi izledikten sonra gidip Hikmet Barutçugil’in sergisini gezebilirsiniz. Sergide sizi, renklerin dansları, minyatürlerin zarifliği ve İstanbul karşılayacak. Suyun üzerinde oluşan bu hayal aleminin büyüleyici etkisinde kalarak sergiden ayrılacaksınız. İstanbul’a ve ebru sanatına aşık olanlar bu sergiyi kaçırmasın!

Sanat alışverişte!

İşvecan Nur Özen iozen@medyakronik.com Metrocity’de sergi, Tepe Nautilus’ta sergi, Kanyon’da konser… Bütün alışveriş merkezleri, aynı zamanda bir sanat merkezi olmaya başladı. Mağazaların vitrinlerine bakarken kulağımıza gelen güzel ezgilere farkında olmadan alıştık belki de. Hatta o kadar alıştık ki canlı müzik olduğunda alışverişi bırakıp, müziği dinlediğimiz bile oluyor. Eskiden alışveriş merkezine gidip mağaza gezerdik; artık sergi geziyoruz. Hatta Profilo Alışveriş Merkezi kendi tiyatrosunu bile kurdu. Peki, neden bu kadar iç içe geçti alışveriş ve sanat? Alışveriş hayatımızın hep içindeyken, sanatı da hayatımızın hep içine sokma çabası mı bu? Yoksa yöneticilerin alışveriş merkezini canlandırmak için uyguladıkları bir taktik mi? Mini orkestra Levent’teki Kanyon Alışveriş Merkezi’nde 5 kişilik mini bir orkestra buranın en can alıcı yeri olan Starbucks’ın önündeki meydanda konser veriyor. Günlerden cumartesi ve birçok insan mini konserin olduğu yerde toplanmış. Kimi ayakta, kimi de bir yandan yemek yiyerek konseri izliyor. Orkestranın solisti Sema, verdikleri bu mini konserin müşterilere “hoşluk olsun” diye yapıldığını söylüyor. Kanyon yönetimi Türkçe şarkı söylemelerini istemiyormuş. Çünkü yabancı şarkılar ortama daha elit bir hava katıyormuş. Sanat aktiviteleri mutlaka alışveriş merkezlerinin en canlı ve kalabalık yerlerinde yapılmıyor. Bazen de küçük orkestralar ya da sergiler bu merkezlerin en sakin ve ölü noktalarında düzenleniyor. Tabii bu da bir strateji. Böylece, insanların pek gelip geçmediği noktalardan müzik sesinin yükselmesi müşterilerin, az ziyaret edilen mağazaların önlerine gelmesini sağlıyor. Adım başı sergi Sergiler de alışveriş merkezlerinde düzenlenen bir başka sanat aktivitesi. Ebru, fotoğraf, resim ya da el sanatları sergileri… Bu sergiler de alışveriş merkezlerine müzik gibi canlılık ve hareket katıyor. Bir sanat etkinliğini izlemek için artık herhangi bir günde herhangi bir alışveriş merkezine gitmek yeterli. Çünkü alışveriş merkezleri müşterileri tek bir gün bile sanatsız bırakmıyor. İnternet sitelerinden de yıl boyu yapılacak sayısız sanat etkinliğini duyuruyorlar. Belli ki alışveriş merkezlerinde sanatın amacı “sanat sanat içindir” veya “sanat toplum içindir” görüşlerinden çok “sanat müşteri ilgisini artırmak […]

İstanbul Modern’de Cihat Burak retrospektifi

İstanbul Modern Sanat Müzesi, üçüncü yılını doldurduğu geçtiğimiz günlerde sanatseverlere önemli bir armağan vererek yeni yaşına “merhaba” dedi. Modern Türk resminin sıradışı ustası, toplumsal ve kültürel tarih yorumcusu Cihat Burak’ın yaşamını ve sanatını yansıtan bir sergi düzenledi. Türk Telekom’un sponsorluğunda, küratörlüğünü İstanbul Modern Ulusal Sergiler Şef Küratörü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği “Cihat Burak Retrospektifi”, çok yönlü sanatçının 50 yıllık sanatsal üretimini bir araya getiriyor. Cihat Burak’ın resim, seramik ve baskı teknikleriyle gerçekleştirdiği yaklaşık 232 yapıtının beğeniye sunulduğu sergi 13 Aralık’ta İstanbul Modern Sanat Müzesi 4 No’lu Antrepo-Süreli Sergiler Salonu’nda açıldı. Sanatçının farklı konu başlıkları altında bir araya getirilen çalışmalarının dönemsel bir akış eşliğinde sunulduğu sergi, 23 Mart 2008 tarihine kadar açık kalacak. Sergide ayrıca Ara Güler’in çektiği 23 Cihat Burak fotoğrafı ve “Simurg-Gerçeğin Peşinde Otuz Yolcu” belgesel dizisinin Cihat Burak’a ait bölümüne de yer veriliyor. Sanatı, hayatın yansıması olarak gören Cihat Burak’ın eserlerinde kullanılan öğeler genellikle bellek, düş gücü, hiciv ve fantastiğin bileşiminden oluşuyor. Otobiyografik izler de taşıyan yapıtlarında, insan ilişkilerinin ve çevrenin yozlaştırılmasına, eğitim sisteminin çarpıklıklarına, hızlı kentleşmeye, kültürel değerlerin bozguna uğramasına, gelişmeden modernleşmeye kadar birçok eleştiri yer alıyor. Cihat Burak’ın gerçeküstü öğeler ve olağanüstü bir kara mizahla derlediği resimlerinde Osmanlı tarihi, Cumhuriyet Türkiye’sinin sosyo-politik yaşam tarzı, Paris ve kent hayatı, çocukluk anıları ve geçmişe özlem, edebiyat metinleri ile düşsel bir dünyanın iç içe geçtiği anlatımlar, doğa ve canlılar dünyası, ölüm, yaşam ve gelecek gibi konular hâkim. Sergide, Burak’ın politik ve eleştirel sanat anlayışının keskin örnekleri de yer alıyor. Bunlardan birinde, dönemin Başbakanı Turgut Özal bir ziyafet sofrasında göğsünde kâğıt paralar yapıştırılmış bir gelin olarak resmediliyor. Bir başkasında ise hızlı kentleşmeyle değişen değerlerin tanığı olan Süleyman Demirel yarı devlet adamı, yarı başkumandan olarak görülüyor. Sergi kapsamında ayrıca İstanbul Modern eğitim ve sergi söyleşileri sponsorluklarını üstlenmiş olan Garanti Bankası’nın katkılarıyla gerçekleştirilen “Seyahatname” başlıklı eğitim projesi ile moderatörlüğünü Levent Çalıkoğlu’nun üstlendiği “Fırçasıyla […]

Sanatın nabzı İstanbul’da attı

Ali Erişkin aeriskin@medyakronik.com Sanat adına şanslı bir dönem geçirdiğimiz şu günlerde İstanbul yeni bir organizasyona ev sahipliği yapıyor. Bu sene ikincisi düzenlenen Contemporary İstanbul Art Fair (Uluslararası Çağdaş Sanat Fuarı) 28 Kasım – 2 Aralık 2007 tarihleri arasında Nişantaşı’nda bulunan İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, Rumeli Salonları’nda gerçekleştiriliyor.Akbank Private Banking sponsorluğunda ve önemli koleksiyoncuların danışmanlığında gerçekleştirilen fuar, tüm dünyadan gelen 76 galeri ve 379 sanatçının 2000’e yakın resim, heykel, fotoğraf, video art ve dijital sanat eserlerine ev sahipliği yapacak. 16 ülkeden toplam 145 galeriden başvuru aldıklarını belirten yetkililer, imkânları dahilinde en uygun katılımı sağladıklarını belirttiler.Sanatseverler ve özellikle koleksiyoncular için büyük önem taşıyan fuar, Gerhard Richter, Sigmar Polke, Jeff Koons, Ewerdt Hilgemann, Andy Warhol gibi dünyaca ünlü birçok önemli sanatçıya ve ilginç sanat olayına ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri, 28 Kasım açılış gününde ünlü heykeltıraş Ewerdt Hilgemann’ın canlı olarak “çökertme” tekniğiyle yapacağı heykel. Bu heykel fuarda sergilendikten sonra İstanbul’da kalacak. Bir başka aktivite ise 30 Kasım’da dünyanın en prestijli müzayede evlerinden olan Sotheby’s Sanat Enstitüsü’nün uzmanlarının vereceği eğitim. Tüm gün sürecek kurs programında “Şartlar ve Çerçeve içinde Modern Sanat, Çağdaş Sanat Pazarında Önemli Eserler, Günün Sanat Pazarında Satın Alma” gibi konularda eğitim verilecek. Ayrıca enstitü görevlileri, alanın uzmanları, galeri yöneticileri, sanat eseri satıcıları ve başlıca kurumların rehberliğinde fuar gezisi ve “Koleksiyoner Olmak İçin Stratejilerin Belirlenmesi” konulu bir panel de düzenlenecek. Sanatseverler, 600 Euro ödeyerek katılabilecekleri bir günlük eğitim programı sonunda Sotheby’s Müzayede Evi’nden “Sanat Eğitimi Sertifikası” almaya hak kazanacaklar.Son dönemde yatırımcıların bir yatırım aracı olarak gördükleri ve büyük önem verdikleri çağdaş sanat eserleri Contemporary İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı’nda alıcılarını bekliyor. Bu anlamda fuarın en pahalı eserlerine sahip olma özelliği taşıyan, Pop Art akımının en önemli temsilcilerinden Andy Warhol’un 6 adet tablosu arasından “Valentine’s Hearts Ads” ve “Hearts with Bow” isimli tabloları 100 bin Euro’luk fiyatlarıyla dikkat çekiyor. Ünlü […]

Yedi gün 24 saat açık sanal sergi salonu…

Övgü Akgürgenovgu@medyakronik.com 2000 yılında Scott Jarkoff ve Matthew Stephens tarafından kurulan deviantart.com beş yılda beş milyon üyeye sahip bir sanat sitesine dönüştü. Deviantart.com, her gün on binlerce kişinin ziyaret ettiği, yedi gün 24 saat açık bir sergi salonu gibi adeta. Sitenin kullanıcıları yarattıkları galerileri diğer üyelerle paylaşıyor. Yaptıkları işleri sitede pazarlamakla kalmıyor, izleyicilerin yorumları sayesinde kendilerini geliştirme imkânına da sahip oluyor. Üstelik deviantart.com, tüm üyelerinin yaptığı işleri özel bir sistemle koruyor. Yani yaptığınız bir resmi deviantart.com’a koyduğunuzda başka birinin imzasıyla yayımlanması ya da izinsiz kullanılması gibi bir tehlike söz konusu değil.Deviantart.com’un Türk üyeleri Sitede yer alan genç sanatçı adaylarına ait işler keşfedilmeyi bekleye dursun, deviantart.com’un bazı Türk üyeleri dünyaya seslerini duyurmaya başlamış bile. 2004 yılında deviantart.com’a arkadaşlarının tavsiyesi üzerine üye olan Banu Gürsel de bu isimlerden biri. Gürsel yaptığı çalışmaları deviantart.com’a koyduktan sonra işlerini Japonya’da yayınlanan bir dergiye satmış. Deviantart.com sayesinde dünyaya açılan isimlerden biri de Burcu Dayanıklı. Yaptığı illüstrasyonların ABD’de çok beğenildiğini söyleyen Dayanıklı da 2004 yılından bu yana deviantart.com’a üye. Yabancı forum sitelerinde sörf yaparken deviantart.com’u tesadüfen keşfeden Emir Arkman ise bardak ve canvas üzerine yaptığı baskıları yurt dışında pazarlıyor. Deviantart.com’un Türk üyeleri site sayesinde dünyaya açılma şansını yakalamaktan gayet memnun. Şimdilik tek endişeleri siteyi amacının dışında kullananların istila etmesi.Deviantart.com’da çalışmalarını sergileyen Türkler Banu Gürsel -www.banug.deviantart.comBurcu Dayanıklı- www.bluretina.deviantart.comEmir Arkman – www.thecotanak.deviantart.comÖykü Akgürgen – www.stupito.deviantart.comCem Dinlenmiş – www.cemdinlenmis.deviantart.com

Artİstanbul’un teması: “Hissettiğin Gibi…”

Ali Erişkin aeriskin@medyakronik.com İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve dDf’nin katkılarıyla gerçekleştirilen ve Sanat Galericileri Derneği’nin organizasyonunu üstlendiği Artİstanbul 2007 Sanat Günleri, Karaköy Salıpazarı’ndaki 5 no’lu Antrepo’da 10–18 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunuldu. “Hissettiğin Gibi…” (As You Feel) temasıyla toplam 75 sanat galerisinin 2 binin üzerinde eserle katıldığı sergi, 8 bin metrekarelik bir alanda gerçekleştirildi.Ulusal ve uluslararası sanatçıların resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon, dijital sanat, video, grafik, gravür, kâğıt ve cam üzerine yapılan çalışmaları, dünya standartlarında hazırlanan sergileme ünitelerinde beğeniye sunuldu.Bu yıl altıncısı düzenlenen Artİstanbul’da en çok dikkat çeken çalışmalardan biri, Gönül Paksoy’un küratörlüğünü yaptığı “Türkân Şoray – Beyaz Perdeden Yüzler” sergisi… Sergi, Türkân Şoray’ın çeşitli filmlerinde kullandığı favori aksesuarlarından oluşuyor. Fuarın en ilginç çalışmalarından bir diğeri ise Teşvikiye Sanat Galerisi standında sergilenen 13 Türk ressamın Leonardo Da Vinci’nin ikonik resmi “Last Supper-Son Yemek”i yeniden yorumlamaları oldu.Dünyaca ünlü Kolombiyalı sanatçı Fernando Botero’nun eserlerini ilk kez Türk sanatseverlerle buluşturması da dikkate değerdi. Sanatçının sadece dört eserinin (Nü, Aile, Gitar Çalan Kadın, Uzanan Kadın) yer aldığı sergi büyük ilgi gördü. Gürbüz, abartılı ve varlıklı insan figürlerini resimlerinde kullanan sanatçı son dönemlerde gerçekleştirdiği Ebu Garib çalışmalarıyla özellikle dikkat çekiyor. Artİstanbul’un gözdesi olan Fernando Botero’nun çalışmaları da Dirim Art standında yer aldı.Geçtiğimiz yıl “Bağlantı” (Connection) temasıyla beşinci kez düzenlenen fuara, 62 sanat galerisi 200’e yakın sanatçıyla katılmış ve binden fazla eser satılmıştı. Fuar, 79 bin 642 kişilik ziyaretçi sayısıyla rekor kırmıştı.

‘Ben Anadolu’ İtalyancaya çevrildi

Nihan Ozan nozan@medyakronik.com Türk Tiyatrosu’nun önemli yazarlarından Güngör Dilmen’in yazdığı “Ben Anadolu” TEDA projesi kapsamında, Roma Büyükelçiliği’nin katkılarıyla İtalyancaya çevrilen ilk Türk tiyatro eseri oldu. İtalyan yayınevi Editoria&Spettacolo’dan “Io Anatolia” adıyla çıkan eseri, Roma Kültür ve Tanıtma Müşavirliği 4 Aralık 2007’de bir basın toplantısı ve kokteylle tanıttı.Tanıtımda İtalyan oyuncu Cristina Golotta eserden çeşitli bölümler okudu. Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal ise yaptığı konuşmada, “İtalya’da Türkiye ve Türk kültürü konusunda artmakta olan bir ilgi var. Türk ve Anadolu kültürünün İtalyan kamuoyunca daha yakından tanınmasıyla, ön yargılar ve yanlış anlaşılmalar aşılacaktır” dedi.“Ben Anadolu” mitolojik çağlardan günümüze kadar Anadolu topraklarında yaşamış 18 kadının hikâyesinden oluşuyor. Eser daha önce birçok dile çevrildi ve birçok ülkede yayınlandı.“I Anatolia” ismiyle sahnelenen oyunu Yıldız Kenter de Londra’da İngilizce oynamış ve ayakta alkışlanmıştı.

Assit: Küfür gibi, ama değil!

Nihan Ozannozan@medyakronik.com Amatör müzik gruplarının git gide çoğaldığı son yıllarda özellikle alternatif müziğe eğilim daha çok arttı. “Müziğin alternatifi olur mu? Aslında pop müziğin daha sert hale getirilmesi midir alternatif olan? Var olanı olduğu gibi kabul etmemek midir? Alternatif rock müzik de popüler kültürün tüketime ve zamanla yok olmaya hazır diğer ürünlerinden bir tanesi midir? Gençlik alternatif müzikle kendine ne katar, katsa ne olur?” gibi sorular tartışıla dursun, birileri bu işi bir yerlerde çok güzel yapıyor.Özellikle İstanbul’un bu iş için tercih edildiğini düşünecek olursak, sayıları çok fazla olan amatör grupların seslerini duyurmaları da çok zor oluyor. Genellikle lise sıralarında başlayan müzik buluşmaları, stüdyo deneyimleri ve bar çalışmalarıyla devam ediyor. Albüm hayali de bar konserlerinden sonra geliyor. Tabii amaç, daha fazla dinleyiciye ulaşma arzusu!İşte tam da bu noktada Beyoğlu’nda bir bar: Küçük. Kapısında kimlik kontrolü yapılıyor. Giriş ücretli… Bilete ödenen parayla bir yerli içki… Barın olduğu sokak çok canlı, sokağa yansıyan müzik çok çeşitli. “Dımtıs dımtıs, eller havaya…” ya da “Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar aman amaaann…” şeklinde her adım başı, farklı bir eğlence anlayışı. Merak edilen alternatif müziğin nasıl tüketildiği ve amatör grupların neler yaptığı olunca bu bar, iyi bir tercih.Saat 22:00 civarı, DJ bir CD takmış çalıyor. Karşıda da bir sahne var ama birazdan çıkacak olan grubun en az üç kişiden oluşacağı düşünülecek olursa biraz sıkışacaklar gibi görünüyor. Sahnenin iki yanındaki kocaman amfiler, barın girişindeki “Dikkat! İçerideki ses, geçici sağırlığa neden olabilir!” uyarısını doğrular gibi.Veee sahnede Assit. Dört kişiler, neyse ki uygun bir hareket planıyla sahneye sığmış gibiler. Acaba çok mu kafa şişirecekler? Yoksa müthiş bir eğlence mi olacak? Tabii ki bu iki soru alternatif müzikle ilgilenen, dinleyen, eğlenen, ağlayan insanlar için garip, saçma. Ama bir de bu müziğe çok uzak olanları düşünmek gerek. Konsere Duman’dan bir şarkıyla başladılar. Bar da yavaş yavaş doluyor; insanlar eşlik ediyor. Bilinen birkaç rock […]

Bu sergi bu binaya çok yakıştı

Nihan Ozan İstanbul’un yeni kültür ve eğitim merkezi Santralistanbul, şehre enerji vermeye devam ediyor. Terk edilmiş ama korunan bir tarihi yapıyı tekrar hayata geçirmek hem de eğitim ve kültür-sanat odaklı bir oluşum gerçekleştirmek konusundaki atılımlar hız kesmeden sürüyor. Ulusal rezidans programlarının da buna dahil olduğu santralde, yenilenen lojmanlarla birlikte eylül ayından itibaren Anna Lindh Avrupa-Akdeniz Kültürlerarası Diyalog Vakfı desteğiyle gerçekleştirilen “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” başlıklı proje sürüyor.Programa katılan ve Santralistanbul’da konaklayan sanatçılar, seminerler ve atölye çalışmalarına başladılar. Proje kapsamındaki sergi ise 1 Kasım’da, elektriğin dağıtıldığı eski santral binasında açıldı. Farklı disiplinleri buluşturan ve küratörlüğünü Başak Şenova’nın yaptığı “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” projesinde, sanatçılar ışık ve elektriği somut ve soyut olarak tarif ediyorlar. Farklı ülkelerden katılan özgün sanatçıların eserlerinin yer aldığı sergide, elektriğin geçirdiği evrim çok açık hissediliyor. Böylelikle eskiden elektriği İstanbul’a dağıtan Silahtarağa Elektrik Santralı’nın yerini alan Santralistanbul’da, sadece teknolojinin değil sanatın da zaman içinde evrim geçiren tarafı görülebiliyor. İzleyicilere interaktif bir gezinti sağlayan sergide, hemen hemen her eserin yanında “adım adım deneyin” ibaresi bulunuyor. Sanatı bilim ve teknolojiyle birleştiren sergi, büyük, küçük herkesin ilgisini çekiyor.Sergide yer alan eserlerin, elektriğin işlevsel yönünden hareketle yaratıldığı çok açık. Bu durumun sanatla buluşması da farklı tecrübelerden belki de tesadüflerden ibaret. Işığın yansımalarından oluşan bir görüntü, yağlıboya tablosunu andırabiliyor. Bu görüntüyü izlerken, hemen yanında bulunan metinden ışığın temel birimini, “fiziksel olarak platinin katılaşma temperatüründeki siyah cismin yaydığı ışık şiddetinin 1/60’ının izdüşüm alanı” diye öğrenmek çok keyifli. Bir lambayı “adım adım deneyin” ibaresindeki direktiflere uyarak yakmak, o an bir sanat sergisinde değil de bir bilim fuarındaymışsınız gibi hissetmenizi sağlayabiliyor. Mekânda bulunan, yerleri değiştirilmemiş eski elektrik santraline ait makineler ise çok görkemli duruyor. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin onlar daha çok merak uyandırıyor.Sanatın diğer disiplinlerle de buluşabilip ortak ürünler çıkarabileceğini kanıtlayan “Işık, Aydınlanma ve Elektrik” sergisi 30 Kasım’a kadar Santralistanbul’da ziyaret edilebilir.Sergiye şu sanatçılar katılıyor: Cynthia […]

Artiz Mektebi’nin modası geçmedi!

  Yaşamın koşuşturmacasına ve stresine biraz ara verip gülmeye ve eğlenmeye ne dersiniz? Eğer cevabınız “evet” ise, işte size güzel bir öneri: Müjdat Gezen Tiyatrosu Artiz Mektebi oyunu ile sizleri bekliyor. Müjdat Gezen ve Kandemir Konduk’un birlikte yazdığı oyunda eğitim sistemi mizahi bir dille eleştiriliyor. Danslar ve şarkılar oyuna renk katıyor. En iyisi haberimizi izledikten sonra gidip oyunu görmeniz…

Hollywood’un ilk Türk karakter tasarımcısı…

Övgü Akgürgen ovgu@medyakronik.com Cemre Özkurt, İstanbul’da doğmuş. Çocukluk yıllarını abisinin Amiga bilgisayarının başında, ilk gençlik yıllarını ise karikatür dergilerinde geçirmiş. 13 yaşında bu işe başlayan Türkiye’nin en genç çizerlerinden biri. Herkesin bir kahramanı vardır, Özkurt’un hayallerini süsleyen kahraman ise Red Kit’in yaratıcısı Morris olmuş. Uzun yıllar karikatür dergilerinde dirsek çürüten Özkurt, Çarşaf Dergisi’nde geçirdiği o günleri şöyle anlatıyor: “Çarşaf Dergisi’ndeki karikatür okulu, içinde bulunduğum en güzel ve heyecanlı yerlerden biriydi. Her yaştaki birçok sanatçı ile yan yana çalışmak harika bir deneyimdi. Espri bulmanın ve çizim yapmanın da bir yöntem işi olduğunu orada öğrendim. Derginin abisi Raşit Yakalı benimle oğlu gibi ilgilendi ve bu işi bana sevdirdi.’’Özkurt, Mimar Sinan Üniversitesi Grafik bölümünden mezun olduktan sonra, Amerika’da FDG Film Stüdyosu’nda çalışmaya başlamış. Amerika’ya gidene kadar birçok stüdyoya yaptığı çalışmaları gönderdiğini anlatan Özkurt., yurtdışına açılmak isteyen gençlere sabırlı olmaları gerektiğini söylüyor.FDG Film Stüdyosu’ndan sonra Blur Stüdyoları’na geçen Özkurt, burada Oscar’a aday gösterilen Gopher Broke filminin karakter tasarımcısı olarak çalışmış. Ardından Türkiye’de de gösterilen Spiderman2, Xmen Legens, Fight Club, Walt Disney, Mickey’s Twice Upon a Christmas, Zodiac, Aliens of the Deep filmleri için çizmiş.Hollywood’a adım atmasını sağlayan en önemli çalışmasının “Hüso“ isimli kısa film karakteri olduğunu söyleyen Özkurt, Oscar’a aday gösterilen Gopher Broke filmi için tasarladığı karakterin de kariyerinde özel bir yeri olduğunu söylüyor.Cemre Özkurt, Türkiye’de adının duyulmasını ise fistik.com’a borçlu olduğu anlatıyor. Bir yıldır Electronic Artst’da karakter tasarımcısı olarak çalışan Özkurt, şu anda Sims 3 isimli bilgisayar oyununun karakterlerini tasarlıyor. Özkurt bir yandan da kısa film projeleri üzerine çalışıyor. Cemre Özkurt’tan Hollywood’daki stüdyoların kapısını açacak tüyolar – Çalışmalarınızı kısa bir DVD’de toplayın ve stüdyolara gönderin.– İçinde çalışmalarınızın olduğu bir portfolio hazırlayın.– Bir web sitesi açın. Bu sayede dünyanın çeşitli ülkelerindeki şirketler sizi fark edebilir.– Yenilikçi olun, başka projeleri de inceleyin.– Kendinizi sürekli geliştirmeye çalışın.– Şansınızı denemeye küçük stüdyolardan başlayın.– Yolladığınız işlere gelebilecek olumsuz […]