Kategori Spor

“Cruyff Dönüşü”

Volkan AğırFutbola getirdiği yenilikler ve kazandırdığı yıldızlarla bir okul kabul edilen Hollanda’nın Ajax futbol kulübü, kendi liginde son şampiyonluğuna üç yıl önce ulaştı. Avrupa Kupası’nı ise son kez 13 yıl önce kaldırmıştı. Yıllar yılı ismi Hollanda futboluyla bir anılan kulüp, bu başarısız dönemi aşabilmek için yeni bir yapılanmaya gitti. 20 Şubat 2008’de, kendi altyapısından yetişen sembol ismi Johan Cruyff’a, tüm takımlardan sorumlu teknik danışman olması teklifiyle geldi. Onun sahalara dönüşü sadece ülkesinde değil, dünya futbolseverleri için heyecan vericiydi. Birçok futbol yorumcusuna göre, 61 yaşındaki Cruyff’un sadece ismi bile uyuyan devi ayağa kaldırmak için yeterliydi. 1964’te futbola Ajax altyapısında başlayan, tek başına Hollanda futboluna sınıf atlatan, “total futbolcu” Cruyff, teknik direktörlük yaptığı dönemde de Ajax ve Barcelona’yı kupa koleksiyoncusu yapmıştı. Barcelona kulübesinde geçirdiği sekiz yılın ardından, 1996’da emekli oldu ve başka bir kulüp çalıştırmadı. Cruyff, o tarihte Hollanda’nın De Telegraaf‘ gazetesine “Eğer benden, Ajax’ı eski günlerine döndürmem isteniyorsa bunu yaparım. Ama pek çok insan, bunu yapmak için yürüyeceğim yolu benimsemeyebilir. Zaten bu yüzden kulüp bugüne kadar benimle arasında bir mesafe bırakıyordu” diye yazdı. Cruyff, emekliliğinin 12. yılında, doğduğu kulüpten gelen teklifi bir şartla kabul edeceğini söyledi. Henüz 16 yaşındayken “Yeni Cruyff” olarak tanıttığı bir başka Hollandalı fenomen Marco Van Basten’ı takımın başına getirmek istiyordu. Haberlere göre, veliahtını ikna etmesi kolay olmadı. 23 Şubat’ta yapılan açıklamayla Van Basten’ın takımı antrenörlüğü için dört yıllık sözleşme imzaladığını duyuruyordu. Bu gelişme, tüm gözleri, bu kez daha büyük bir heyecanla Hollanda’ya çevirdi. Bu kadar mıydı? İşler umulduğu gibi gitmedi; tabiri caizse futbolseverlerin heyecanı kursağında kaldı. Cruyff, Şubat ayında kendisine teklif edilen pozisyonu geri çevirdiğini 7 Mart’ta duyurdu. Görevi kabul etmek için ön şart olarak gördüğü Van Basten’la altyapı sisteminin değiştirilmesi konusunda görüş ayrılığı yaşamıştı. De Telegraaf‘ gazetesine “Bu durum, tamamen profesyonel bir fikir ayrılığıyla ilgili. Kişisel bir sorun yok; fakat altyapıyı daha iyi noktalarda görmek isterim. […]

Rakip Chelsea

Volkan Ağır Fenerbahçe, Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali’nde eşleştiği Chelsea ile bugüne kadar hiç karşılaşmadı. Kuruluşundan bu yana maçlarını 42,055 kapasiteli Stamford Bridge’de oynayan Chelsea, 2004-2005 sezonundan itibaren bu statta oynadığı 118 maçta -ikisi Liverpool, biri Barcelona’dan olmak üzere- sadece üç mağlubiyet aldı. Bu açıdan bakıldığında Fenerbahçe’nin Londra’daki maçta işi çok zor. Az gol yeme özelliğine de sahip takım, bu yıl Premier Lig’de bu statta oynadığı maçlarda dokuz yedi. Şampiyonlar Ligi’nde grup maçlarında kendi evinde oynadığı maçlarda yediği tek gol ise Norveç ekibi Rosenborg’dan geldi. Avrupa’nın güçlü ekipleri içinde ismi çok geçmeyen bir takımdan gol yiyebilmesi, Fenerbahçe için bir umut olabilir. Fenerbahçe’nin umudunu arttıran ikinci bir neden ise, Chelsea’ye grup maçlarında gol atamayan hemen tüm takımların, bu sezon istikrarsız performans göstermesi. Hızlı oynamak şart Kalesinde Avrupa’nın en iyilerinden Petr Cech bulunan Chelsea’nin defasında John Terry, Ricardo Carvalho, Alex, Ashley Cole, Juliano Belletti gibi çok önemli oyuncular yer alıyor. Özellikle Terry ve Carvalho’nun uyumu takımın yediği gol sayısındaki en önemli etken. Hızlı ve oyun görüşü çok iyi olan bu ikili, birebir mücadelelerde sert ve etkili defanslarıyla rakip forvetleri yıldırıyor. Bu ikilinin karşısında ayakta kalkmak gerekecektir. Ya da akıllıca davranıp, ceza sahasına yakın bölgelerde serbest vuruş kazanılmalı. Bunu yapabilmenin ilk şartı ise hızlı oynayabilmek. En son, Vestel Manisa maçında hızlı atak yapabileceğini gösteren Fenerbahçe’nin karşısında bu sefer, 24 milyon sterlin ettiğine kendisi bile inanmayan Ganalı yıldız Michael Essien, John Obi Mikel ve son maçta Derby County’ye karşı takımının altı golünün dördünü atıp, bu sezonki en yüksek performansına ulaşan Frank Lampard var. Aurelio, Selçuk, Uğur Boral’lı orta sahanın bu isimler karşısında hataya düşmeleri çok ağır cezalandırılabilir. Destekçi forvetlere dikkat Forvet hattında Fildişi Sahilli, “Kara İnci”’ Didier Drogba, Ukraynalı Shevchenko ve eski bir Fenerbahçeli olan Nicolas Anelka var. Oynaması durumunda Drogba’nın karşısında ayakta dimdik durabilmek gerekecek. Dünyanın, fizik kuvvetini en iyi kullanan golcülerden Drogba, uzaktan, […]

Futbolun teknolojisi

Ersan Bayram1990’larda bilgisayar teknolojisinin sporda kullanılması mevcut yapıyı tamamıyla değiştirerek sporda yeni bir çağı başlattı, artık maçlar sırasında hangi futbolcunun kaç kilometre koştuğundan frikik atışlarının kaleye uzaklığına dek her şey ölçülebiliyor. Teknoloji geliştikçe daha matematiksel bir hale bürünen futbol, gittikçe bilgisayar oyunlarına benzer oldu. Bacasız endüstri olarak anılan ve milyarlarca doların döndüğü bu sektörün ulusal ve uluslararası dev organizasyonlarında ürettikleri malzemelerle yer almaya çalışan firmalar da teknolojinin olanaklarından sonuna kadar yararlanarak pazardan daha büyük pay kapma yarışına girdi. Performans arttırıcı formalar Üstün performans teknolojisiyle donatılan formalar; nem emici materyaller, ağ tabakaları ve kaynaklama teknolojisi kullanılarak üretiliyor. Eski modellere göre çok daha fazla avantaja sahip olan formalar; arkasında bulunan iki parçalı özel ağ kumaşı ve iç kısmında yer alan küçük delikler sayesinde futbolculara daha rahat hareket imkânı sağlıyor. İklim ve hava koşullarını da düşünen firmalar nem ve sıcaklığa bağlı olarak vücut ısısını düzenleyen ve “cool motion” denilen forma ve şortları da üretti. Astarı havayı geçiren polyester mikro liflerden, dış yüzeyi ise pamuklu kumaştan oluşan bu forma ve şortlar adeta bir baca işlevi görüyor. Oyuncu hareket ettiği zaman, iki tabaka arasında giysinin alttaki havalandırma açıklığından giren hava ısınırken, alttan giren yeni hava da, bu sıcak havayı yukarıdaki açıklıktan dışarı atıyor. Böylece vücut ısısı dengede kalarak nem de dağıtılmış oluyor. Lastik üreticilerinden futbol ayakkabısı En hafif ve en rahat ayakkabıyı üretme yarışında olan spor markaları da, sponsoru oldukları futbolcular üzerinde ayakkabı testi yaparak ürünlerini geliştiriyor. Futbolun giderek daha hızlı oynanması ve top kontrolünün güçleşmesi spor markalarının bu konuya yoğunlaşmasına neden oldu. Yeni nesil kramponlar sayesinde futbolcular her türlü hava ve saha koşulunda en üstün performansı gösterebiliyor. Örneğin, Umbro markası bir ilke imza atarak, otomobil lastiği üreten Michelin’le beraber eşsiz top kontrolü sağlayan yeni bir futbol ayakkabısı hazırladı. Yeni futbol ayakkabısı X Boot III’ün topla temas eden kısımları için silikon bazlı yeni bir doku […]

Vasat puan, tutarsız ceza

Kırmızı kartlarıyla çok tartışılan Galatasaray-Fenerbahçe karşılaşmasının hakemi Cüneyt Çakır Futbol Federasyonu tarafından “dinlendirilecek”. Çakır, maçın gözlemcisinden 7,1 notu almıştı. Akla şu sorular geliyor: On üzerinden 7,1 düşük bir not mudur? Bu notu alan bir hakem neden altı maç dinlendirilir? Bir hakem neye göre değerlendirilir ve ceza alır? Türkiye Futbol Federasyonu Gözlemci Raporu’nda, maçın baş hakemi 10 ile beş arasında kalan toplam yedi not derecesi ile değerlendiriliyor. Buna göre 10 ile dokuz arasında bir notla değerlendirilen bir hakem “mükemmel/eksiksiz performans” göstermiş sayılıyor. En düşük aralık olan 5,9 ile beş arasında notla değirlendirilen bir hakem ise “çok zayıf/kabul edilemez performans”a layık görülüyor.Çakır’ın gerçek notu 2,1 Görüldüğü gibi, herşeyden önce değerlendirme sanıldığı gibi 10 üzerinden değil, beş üzerinden yapılıyor. Beşin altında bir notun verilmesi mümkün olmayan bir sistemde, değerlendirmenin 10 üzerinden yapılıyor gibi gözükmesi elbette bir soru işareti. Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’den edindiğimiz bilgiye göre bu, FIFA ve UEFA tarafından uygulanan bir sistem. Sisteme göre, hakemin sahaya adımını atması 5 puan. Hakem, başlama düdüğünü çaldıktan sonra başka hiçbir şey yapmasa, mesela saha kenarına gidip bir seyirci gibi maçı izlese bile demek ki bu notu alacak. FIFA, UEFA ve Türkiye Futbol Federasyonu böyle bir sistemi uygularken ne düşünüyor, bilemiyoruz ama bu sistemin biz izleyicileri yanıltığı kesin!.. “10 üzerinden 7,1 notu alan bir hakem neden dinlendiriliyor” diye kendi kendimize soruyoruz.Oysa, sıfırın karşılığı bu sistemde beş ile ifade edildiğine göre, Cüneyt Çakır’ın aldığı 7,1 gerçekte sadece 2,1’e karşılık geliyor. Vasat performans, tutarsız ceza Gelgelelim 7,1 notu tabloda, 7 ile 7,4 arasındaki tüm notlar gibi “vasat/beklenenin altında performans” olarak değerleniyor. Bu durumda maçta “vasat” bir yönetim gösterdiği kabul edilen Cüneyt Çakır’ın neden altı hafta dinlendirildiği de cevaplanması gereken diğer soru. Gözlemcinin verdiği nota göre, hakemlerin ne kadar dinlendirileceğine Merkez Hakem Kurulu (MHK) karar veriyor. Ancak, Gözlemci ve Temsilci İşleri Müdürü Baki Şahin’e göre “Şu […]

“Kalene gol atıp ayakta kalmak, öğrenme sürecinin bir parçası”

Dünyanın önemli savunma oyuncuları arasında ismi geçen ve Brezilya Ulusal Takımı’nda da forma şansı bulan Edu, Şampiyonlar Ligi’nde şansız bir sezon geçiriyor. Fenerbahçe’nin gruplarda yediği 6 golde, Edu’nun katkısı var: CSKA ve İnter maçlarında son adam olarak kaptırdığı iki top Fenerbahçe’nin kalesinde gol oldu. Edu yine bu maçlarda bir penaltıya neden oldu ve kendi kalesine bir gol attı. Şampiyonlar maçındaki yedinci maçında da aynı talihsizliği yaşaması, eşine az rastlanan bu istatistiği ortaya çıkardı. Edu, dün geceki karşılaşmanın 23. dakikasında Fenerbahçe kalesine attığı gol sonrasında çok üzüldüğünü ve bunun, bir savunma oyuncusunun daima karşı karşıya olduğu bir risk olduğunu söyledi. “20 kadar tehlikeyi engelleyebilirsiniz ama birini kaçırırsınız ve gol olur. O noktadan sonra geriye dönmek mümkün değil. Kafanızı dik tutup mücadele etmek durumundasınız. Bu öğrenme sürecinin bir parçasıdır. Takım arkadaşlarımdan yardım gördüm ve biliyorum ki bana güveniyorlar.” Sahada yaptığı hatanın şokunu üstünden atmış gözüken futbolcu, Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı yedi maç sonunda unutamadığı anın hangisi olduğu sorunu ise, “Her an, bu dünyanın en önemli turnuvası” sözleriyle cevapladı. Edu, “Eğer özel bir an belirtmem gerekirse ilk 16’ya kaldığımız günü seçebilirim” dedi. “Birbirimizi her zaman anlamasak da kopma olmuyor” Edu’nun Fenerbahçe kalesine attığı golde, kaleci Volkan’ın kendisini uyarıp uyarmadığı da tartışılmıştı. Futbolcu, “Portekizce ve İspanyolca konuşan sağ ve sol beklerin Türkçe konuşan bir kaleciyle hangi dilde anlaştığı” sorusunu ise şöyle cevapladı: “İlk başlarda çok zordu, ama artık birbirimizi öğrendik. Elbette Brezilyalılar, kendi aramızda daha çok konuşuyoruz. Biri size maç içinde seslenirse, az çok ne istediğini anlıyorsunuz. Ama maçın sıcak anlarında tam olarak ne olduğunu anlamıyorsunuz. Yine de bir şeylerin kopma olmadan devam ettiğini biliyorsunuz ve bu çok yardımcı oluyor.” Türkçe’nin çok zor bir dil olduğunu düşünen Edu sadece “günaydın, hoşça kal” gibi temel şeyleri öğrenebildiğini söyledi. Diğer futbolcuların da Portekizcelerini ilerlettiğini ve bunu yalnızca “kötü sözlerden” oluşmadığını belirtti. “Türkiye’de oynamak daha zor” Brezilya ve […]

Mikroçipli toplar yeşil sahalara iniyor…

Ersan Bayramebayram@medyakronik.com Her maçtan sonra ortalığı kaplayan hakem hataları tartışmalarının “top çizgiyi geçti mi geçmedi mi” faslı yakında tarihe karışacak. Çünkü 2010’dan itibaren maçlar artık içinde bir mikroçip bulunan toplarla oynanacak ve topun çizgiyi geçip geçmediği bizzat topun kendisine sorulacak! Ayrıntılar birazdan, ama önce işin mazisine bir göz atalım… Diğer uluslara kıyasla topun peşinde daha fazla koşan bir ulus olarak İngilizlerin 1841’de topun küre biçiminde olmasına karar vermeleri ve bu oyunu oynayanlar için belli kurallar getirmesiyle beraber, modern futbol anlayışının temelleri atılmış oldu. Futbolun giderek yaygınlaşmasıyla, ihtiyaç duyulan malzemelere yönelik icatlar da futbolun gelişimine destek sağladı. İlk dönemlerde insanlar daha çok topları geliştirmek için çaba harcadı. 20. yüzyılın ortalarına doğru Tossolini, Valbonesi ve Polo adlı üç Arjantinli, yarığı olmayan supaplı ve enjektörlü pompa ile şişirilen topu icat ettiler; 1938 Dünya Kupası bu toplarla oynandı. Ulusal futbol liglerinin başlamasıyla beraber Adidas’ın kurucusu olan Adolf Adi Dassler, 1963’te futbol topu üretimine girerek bu konuda öncü oldu. Deri topların ıslandığında ağırlaşıp futbolcular için birer kâbusa dönüşmesini önlemek amacıyla 1981’de su geçirmeyen top üreten Adidas, topların deriden yapılma mecburiyetini ortadan kaldırarak futbola çağ atlattı. Deri topların yerine geçen meşhur “Tango” adı verilen toplar kaleciler için tam bir baş belası haline geldi. 30 metreden çekilen şutların 10 metreden gelen toplar kadar şiddetli olması, futbola “uzaktan şut” kavramını getirerek yeni bir heyecan kazandırdı. Modern top üretimini başlatan Adidas firması 2002 dünya kupası için “Fevernova” olarak adlandırılan topu üreterek diğer firmaların bir adım önüne geçti. “Fevernova” saatte 130 km hıza ulaşan, falsolu vuruşları mümkün kılan ve hedeften şaşmayan bir teknolojiye sahipti. Adidas uluslararası turnuvalar için top üretme geleneğine 2004 Avrupa Şampiyonası’nda “Roterio” adlı topu üreterek devam etti. Üzerinde dikiş olmayan ve ısıyla birleştirilmiş bu top, çok daha isabetli vuruşları mümkün kılıyordu. 2010 Dünya Kupası’nda kullanılacak 2010 Dünya Kupası’ndan itibaren ise hayatımıza yepyeni bir futbol topu girecek; içinde […]

Modifiye: Gençlerin yeni tutkusu

Modifiye araçlarla yapılan “illegal yarışlara” son dönemde en çok İstanbul Şile yolunda rastlanıyor. Şile yolunun müdavimlerinden M.K., Medyakronik’e “Her yeni otomobilimi aldığımda bir önceki hız rekorumu kırmaya çalışırım” diyor. Daha önce arkadaşlarıyla birlikte Suadiye civarında yarıştıklarını belirten M.K., son zamanlarda yeni asfalt dökülen Şile yolunu tercih ettiklerini belirtiyor. İstanbul’un merkezine uzak olması ve trafik ekiplerinin özellikle sonbahar ve kış mevsimlerinde bu bölgeye pek uğramıyor olmaları Şile’nin tercih edilmesinin bir başka nedeniymiş. M.K. kendi kullandığı aracı modifiye hale getirmek için 18-20 bin YTL masraf yaptığını belirtirken arkadaşı Ö.F.K., 20 bin YTL’nin üstünde masraf yaptığını söylüyor. M.K. zaman zaman aşırı hız sonucu araç kontrolünü kaybeden sürücülerin yoldan geçen kamyonların altında can verdiğini ama bu durumun kendilerindeki hız tutkusunu daha da kamçıladığını sözlerine ekliyor. Trafikle ilgili yasa ve yönetmeliklere aykırı bir faaliyet olan “modifiye” filmlere de konu oluyor. “Fast and the furious” ve özellikle “Torque” son yıllarda vizyona giren ve çok seyredilen filmlerin başında yer alıyor.

‘Bir gün herkes buzun üstünde olmayı tadacak…’

Nur Niyaz Bildiknbildik@medyakronik.comTürkiye’yi 2006 Kış Olimpiyatları’nda temsil eden Tuğba Karademir, son olarak Amerika’daki Grand Prix’de dokuzunculuk ve Hırvatistan’daki Golden Spin’de beşincilik elde etti. Eğitimi için Kanada’ya taşınan ve çalışmalarını orada sürdüren genç sporcu, Türkiye’yi bu alanda mutlu eden tek isim. – Spor, hayatınıza ne zaman girdi? Buz pateninden önce başka bir sporla uğraştınız mı?– Kreşe gittiğim dönemde sporla tanıştım. Daha beş yaşındayken, Ankara’da açılan ilk kapalı olimpik paten pistinde kayma fırsatı buldum. Buz pateni dışında kreş faaliyetleri arasında yüzme, jimnastik gibi sporlar da vardı ancak bunlar ciddi anlamda spor amaçlı yapılmıyordu.– Buz patenine “ciddi anlamda” başlamanız nasıl gerçekleşti?– Kreş dönemimde, ilk defa buz pateni için sporcu seçmeleri yapılıyordu. Ben de alt yapı kategorisine seçildim ve çalışmalara başladım.– İlk önemli başarınızı Hollanda’da, 13 yaş altı sporcuların katıldığı uluslararası bir yarışmada kazanmışsınız. Daha sonrasında da bu başarılar devam etmiş. Bunu neye bağlıyorsunuz?– Evet, ilk defa milli takıma girip yurtdışına çıktığımda sekiz yaşındaydım ve bu yarışmada beşinci, ertesi sene ise birinci oldum. Daha sonrasındaysa Balkan şampiyonluğum var. Sporu sevmemin, çok çalışmamın o dönemdeki başarılarımda payı çok büyük diye düşünüyorum. – Ailece Kanada’ya taşındığınız dönemde Türkiye’de nelerin eksik olduğunu gördünüz? Aileniz bu taşınma kararını nasıl aldı?– 10-11 yaşına geldiğimde tüm ikili atlamalarımı temiz yapabiliyordum ama bir türlü bir üst aşama olan iki buçuk ve üçlüler çıkmıyordu. Deneyimli eğitici eksikliği vardı. Canlı olarak bu atlamaları görerek öğreneceğim, rekabet edeceğim, motive olacağım sporcu da yoktu etrafımda. Ben yerimde sayarken, son iki yıldır kendilerini geçtiğim yabancı sporcular, gelişmelerini doğru yolda sürdürdükleri için benden daha başarılı olmaya başlamışlardı.İşte o zaman benim üzüntü ve stresime daha fazla dayanamayan ailem, ileride “acaba imkânlar olsaydı nasıl olurdu” diye pişman olmak istemedi, “nerede yapılıyorsa gidip deneyelim, olmazsa elimizden geleni yaptık, bu kadarmış deyip pişman olmayalım” düşüncesiyle bu kararı aldılar. – Kanada’da kendinizi nasıl geliştirdiniz. Orada nasıl bir çalışma temponuz var?– Genelde sabah […]

Futbolla voleybolun eğlenceye düşkün çocuğu: Bossaball

Sinan Gülal sinangulal@medyakronik.com 2001 yılında konsepti oluşturulan, 2005 yılında da ilk turnuvası Brezilya’da yapılan Bossaball, plaj futbolu ve voleybolunun ortak özelliklerine benzeyen kurallarla şişme bir trambolin üzerinde zıplanarak oynanıyor. Belçika, Brezilya, Hollanda, Portekiz, Norveç, Romanya, B.A.E, İrlanda, Singapur, Yunanistan ve İspanya’da gençlerin birinci tercihi haline gelmeye başlayan Bossaball, Türkiye’de şimdilik sadece özel organizasyonlarda boy gösterdi. Bossaball’u heyecanlı hale getiren ise oyun sırasında sürekli çalan müzik. Maçlarda sambanın yanı sıra popüler müzikler çalıyor ve bu da oyunun başından sonuna tansiyonu yüksek tutmayı sağlıyor. • Bossaball nedir? Bossaball, plaj voleybolu ve futbolunun sıkıcı olduğunu düşünen Filip Eyckmans’ tarafından geliştirilmiş. 2001–2002’de birtakım deneme maçları oynanmış ancak ilk resmi turnuva 2005 yılında Brezilya’da yapılmış. 18 metreye 14 metrelik bir trambolin üzerinde oynanan Bossaball’da esas amaç eğlence olduğu için oyunu bir Samba hakemi yönetiyor. Hakem, mikrofon ve çeşitli müzik aletleriyle hem eğlenceyi hem de ritmi kontrol altında tutarak izleyiciyi coşturuyor. • Nasıl oynanır? Bossaball, 3-4-5 kişilik grupların oluşturduğu iki takımın karşılıklı olarak topu rakip takımın koruduğu sahanın zeminine değdirmeye çalışması esasına dayanıyor. Trambolin üzerinde zıplanarak oynanan Bossaball’da her turda bir takım toplamda sekiz kez müdahale etme hakkına sahip oluyor. Bireyselde ise bir kez el, iki kez de diğer müdahale etme yöntemleri ile toplam üç temas hakkı bulunuyor. Bir, üç ya da beş set oynanan Bossaball’un her setinde takımlar toplam 25 puan kazanabiliyor. • Fiyat ve iletişim Bossball’un Türkiye’deki tüm hakları Niso Defcioğlu yönetimindeki Devri Alem Turizm Yatırım Danışmanlık A.Ş. bünyesinde. Bossaball oynanan trambolinin satış fiyatı 18 bin €, günlük kiralama bedeli ise 1.000 €. Bu fiyata Samba hakemi, DJ ve müzik sistemi de dahil.

Türkiye’yi 50 yıl ileri fırlatan atlet: Eşref Apak

Atina’da 2004’de düzenlenen olimpiyatlar, o güne dek çevresindekiler dışında kimsenin adını duymadığı bir genç sayesinde, Türkiye’nin yarım asırdan fazla bir zaman sonra atletizmde madalya kazandığı ilk olimpiyat olmuştu. 22 yaşındaki Eşref Apak, Macar atlet Adrian Annus’un doping aldığının ortaya çıkması sonucu diskalifiye edilmesiyle madalya kürsüsüne çıkmayı bile tadamadan çekiç atmada üçüncülük kazanmıştı. Türkiye, Ruhi Sarıalp’in 1948 Londra Olimpiyatları’nda üç adım atlamada üçüncü olarak bronz madalya almasından bu yana olimpiyat oyunlarında atletizmde madalya alamamıştı. Öğretmen farketti Bu başarıya dek Türkiye’deki heveslilerinin bile sadece televizyonlardan takip edebildiği çekiç atma sporunun Eşref Apak’ın hayatına girmesi bir lise öğretmeninin dikkati sayesinde oldu. Apak, Ankara’da öğrenim gördüğü lisenin gülle atma takımına seçilen ablasıyla birlikte stadyumda yapılan çalışmalara gidip gelirken gelişmiş vücudu ve kaslı kollarını fark eden bir öğretmenin yönlendirmesiyle çekiç atma sporuna başladı. Öğretmen kendisini takıma aldı ama Apak da her erkek çocuk gibi futbol aşığıydı. Henüz çocuk yaştayken başladığı çekiç atma antrenmanlarına gitmek yerine mahalle arasında arkadaşlarıyla futbol topunun peşinde koşuyordu.“Daha o sihirli topun peşinde koşarken aklıma girmişti milli bir sporcu olmak” diyen Apak, bu hedefinin futbolla gerçekleşemeyeceğini anladığında ortaokul öğrencisiydi. “Madem milli olmak istiyorum niye çekiç atarak olmasın?” diyerek 1993’ten itibaren daha önce antrenmanlarına gitmediği çekiç atma sporuna başladı. Kısa süre sonunda da profesyonel bir çekiç atma atleti oldu. Taş atma yarışmasından çekiç atmaya Spora ve sporcu olma kapasitesine sahip çocuklara sistemli bir kaynak ayırmayan Türkiye’de başarı, tamamen rastlantılara ve insanın kendisine kalıyor. Eşref Apak’ın hikayesi bunun iyi örneklerinden biri. Şöyle anlatıyor o ilk yılları: “Çocukken taş atma yarışması yapardık. Kazanırdım elbet. O çocuk oyunları profesyonel bir spora dönüp adı çekiç atma oldu. Bu spora başlamış, geçen yıllar içinde profesyonel de olmuştum ama spora ilişkin kaynakların neredeyse tamamının futbola yatırıldığı bir ülkede haliyle çalışacak saha bulamıyordum. Bu işten karnımı doyurmam da mümkün olmadığı için Ankara’da bir otobüs garajında çalışarak geçimimi sağlıyordum.” Üst üste […]

Beş milyonluk hurda

Akman Yengin – Gökhan Tan Hizmete girdiği 2002’den beri, konumlandırma hatası ve altyapı eksikleriyle tartışılan Atatürk Olimpiyat Stadyumu bu kez Galatasaray Sportif A.Ş. tarafından yaptırılan rüzgâr panallerinin yıkılmasıyla gündemde. Halkalı’daki stadyum İstanbul’un aday olduğu 2012 Olimpiyat Oyunları için yapılmış ancak, kentin seçilmemesi üzerine futbol karşılaşmalarına açılmıştı. Sahanın kuzey yönünden esen rüzgârlara açık olması, karşılaşmalar sırasında büyük güçlük yarattı. Bu durum, 120 milyon dolara malolan stadyumun konumlandırmasının yanlış olduğu tartışmalarını da beraberinde getirdi. Galatasaray futbol takımı, Ali Sami Yen Stadyumu’nun yıkılacağı gerekçesiyle 2005-2006 sezonu maçlarını bu stadyumda oynadı. Galatasaray Sportif A.Ş., rüzgâr sorununu çözebilmek için stadyumun kuzey cephesine dev paneller inşa ettirdi. Üç milyon avroya (yaklaşık beş milyon TL) mal olan paneller, aynı sezonda yine rüzgâr nedeniyle yıkıldı. Galatasaray Sportif A.Ş, müteahhit Fransız Bio Structures şirketine zararın tazmini için dava açtı. Dava sürüyor; kulüp de, kendi malı olan ve işlevini yitiren direkleri hurda fiyatına satmak için çaba harcıyor. Gelen haberler ciddi bir alıcı bulunamadığı yönünde. Atatürk Olimpiyat Stadyumu yetkilileri, uzman Fransız mimarlarca büyük bir özenle tasarlanan stadyumun konumlandırılmasının yanlış olmadığını savunuyor. Aynı yetkililer, Galatasaray Sportif A.Ş.’nin spordan sorumlu devlet bakanlığı ile doğrudan ilişkiye geçerek rüzgâr panellerini yaptırdığını, oysa stadyumdan faydalanan diğer futbol kulüplerinin bir şikayeti olmadığını belirtiyor. Stadyumunun amacının, öncelikle atletizm organizasyonlarına ev sahipliği yapmak olduğunu, ama yine de Süper Lig maçlarının burada oynanmasının gurur verici olduğunu söylüyorlar. Atatürk Olimpiyat Stadyumu’nun altyapı olarak Avrupa’nın beş yıldızlı 20 stadyumundan biri olduğunun ve 2006 UEFA Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yaptığının altını çiziyorlar.

Süreyya Ayhan Haziran’da pistlere dönüyor

Uzun zamandan beri medyada milli atlet Süreyya Ayhan’ın federasyonla ilişkisinin sona ediğine ve bir daha koşamayacağına ilişkin haberler çıkıyor. Ancak gerek doktoru, Tamer Çavuş, gerekse Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi’nin verdiği bilgiler Süreyya Ayhan’ın önümüzdeki yıl tekrar pistlere dönme ihtimalinin oldukça güçlü olduğunu gösteriyor.Süreyya Ayhan’ın doktoru Tamer Çavuş çok net olarak ‘’Süreyya işsiz değil ve son sürat antrenmanlarına devam ediyor’’ derken, Ayhan’ın federasyondan aldığı spor eğitimi uzmanı sıfatını kaybettiğini, ama bir daha koşmaması gibi bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. Halen ABD’de yaşayan Ayhan’ın herhangi bir sağlık sorunu da olmadığını ifade eden Çavuş, milli atletin oldukça formda olduğunu da söyledi.. Şu an kış döneminde kapalı salon koşusu yapmayan Ayhan’ın Haziran da şampiyonalar için baraj koşusu yapacağını belirten Dr Çavuş, Ayhan’ın durumunun yaygın medyada çok yanlış gösterilmesinden yakınarak yazılanların aksine Ayhan’a sponsor desteğinin de sürdüğünü söyledi. Adı henüz açıklanmayan Türk-Amerikan ortaklı bir şirketin Süreyya Ayhan’ın sponsoru olduğunu ifade eden Dr. Tamer Çavuş, Ayhan ve Federasyon arasındaki sorunu ise şöyle anlattı:“Federasyon Süreyya’nın da diğer sporcular gibi masa başı işi yapmasında ısrar etti, ancak Süreyya bunu reddederek kendi imkanlarıyla kamp yapmak istedi. Bu noktada Federasyon’un izni olmamasına rağmen Süreyya kamp için ABD’ye gidince faal spor uzmanlığı görevi Federasyon tarafından sona erdirildi. Ancak, lisans iptali veya bir daha koşamamak gibi bir durum söz konusu değil.” Atletizm Federasyonu Başkanı Mehmet Terzi ise çıkan bu lisans haberlerinin çok abartılı gösterildiğini ve milli bir atlet için bunun bir sorun teşkil etmeyeceğini söyledi. Ayrıca Süreyya ile aralarında kesinlikle bir sorun olmadığını belirten Terzi, 4,5 yıldır koşturmak istedikleri milli sporcuyla oluşan sorunların federasyonla bir ilgisi olmadığının da altını çizdi. Her türlü olanağın Süreyya’ya sağlandığını da dile getiren Başkan Terzi, Temmuz 2008’de Süreyya’nın baraj koşularına katılacağını da doğruladı. Sonuç olarak Süreyya Ayhan’ın iki senedir lisansını vize ettirmediği ve bu nedenle uluslararası yarışlara katılamama tehlikesi yaşadığına dair çıkan haberlerin aksine, milli […]