Kategori Spor

Kulübün önüne geçtiysek hakkınızı helal edin

Beşiktaş camiasını sarsan, Çarşı Grubu’nun kendisini feshettiği haberi üzerine taraftarlardan Forzabeşiktaş sitesine çok sayıda tepki geldi. Kulüp içinde Çarşı Grubu’nun yönetime tepkisi ve yönetimin de Çarşı’dan hoşnutsuzluğu uzun süredir gündemdeydi. İşte Çarşı Grubu adına kendilerini feshettiklerini açıklayan Alen Markaryan’ın son yazılarından alıntılar… Hakkınızı helal edin (28 Mayıs 2008) Alen Markaryan(Markaryan’ın Çarşı’nın feshedildiğini duyuran yazısından) (…)Ve siz “karşı” olmak ne demektir bilir misiniz?Düşünün bakalımTam 1,5 saatiniz var.Mahallenin hep kötü çocuğuyduk.Hep içimizden, gönlümüzden birşeyler katmaya çalıştık.Ama yalnızca çalıştık.Zaman denilen amansız girdapla hep dalga geçtik.Zamanın tümünü Beşiktaş’la geçiren bu kitlenin ne yaptığını “zaman” bile anlayamazdı eminiz.İyi, kötü, güzel, çirkin, farklı, ayrıcalıklı, hit ve hep bir numara birçok imzamız oldu.Her şeyi Beşiktaş için yaptığımıza kalıbımızı basardık.Hala da basarız.Lakin bunları yaparken,galibasanırımzannediyorumve hissediyorum ki zarar veriyormuşuz.Şanlı, şerefli camiamızı rahatsız etmeye başladığımızı hissettik sanki. Biz fazlaysak, biz birilerinin adamıysak, biz Beşiktaşsız bir hayat yaşamaya başlamışsak ve biz zarar veriyorsak hemen gidebilirdik.Herşey Beşiktaş için değil miydi?Aslında herşey geçen sene “satılmış Çarşı” diye bağırıldığında başladı.Yazık kere yazıktı. Tam bırakıyorduk ki…24 Saat Beşiktaş’ı yaşarken Beşiktaşsızlık nasıl bir duyguydu ki?Ve biz nereye gidiyorduk?Dedik ki zamansız ayrılıkları sevmiyoruz, uygun zamanını bulalım öyle terkedelim diyarı.Ama baktık ki; hakaret almış başını gidiyor ve dayanılmaz bir ızdırap var içimizde ve biz kimin hakaret ettiğini bile göremiyoruz, masket takmış bir sürü insan atıp tutuyor…Sessizce ve kimsesizce ayrılmak geçti içimizden, hem bu limandan, hem bu can evimizden.Bu kararı verirken kaburgamızın tam ortasına saplanan bir hain hançeri sizle paylaşmak istiyorum:“Çarşı Beşiktaş’ın üstüne geçti”İşte bu halüsülasyon ve sınırı belli olmayan dedikodulardan dolayı…Beşiktaş neresiydi, Çarşı kimdi? Bu ne yaman çelişkiydi ki…Şanlı Beşiktaş olmasa Çarşı olurmuydu ki?Neyse…İnşallah geriye bayrağı göklerde, şerefi yedi düvelde bir tribün bırakıyoruz. Dinlenmek ve yapılacakları görmek bizim de hakkımız sanırım.Hakkımız geçtiyse size hakkınızı helal edin.Biz bizimkileri sizlere helal ediyoruz. ÇARŞIadına Alen Markaryan İstifa (13 Mayıs 2008) Alen Markaryan(…)Nedir bu Beşiktaş’ın içinde bulunduğu bölünmüşlük?Beşiktaş şahsi çıkarların, kişisel düşmanlıkların […]

Şimdi futsal zamanı

Ceren İnançcinanc@medyakronik.com Kapalı spor salonlarında özel bir zemin üzerinde oynanan futsal, ilk olarak 1930’da Uruguay’da ortaya çıktı. 1990’lı yılların sonunda dünyanın birçok ülkesine yayılan ve bir çeşit salon futbolu olan futsal, 2000’li yıllardan sonra Türkiye’de de oynanmaya başlandı. Nasıl oynanıyor? Bir kaleci ve dört oyuncuyla oynanan futsalda, maçlar ortalama 35’e 15 metrelik salonlarda yapılıyor. Maç 20’şer dakikalık iki yarı şeklinde oynanıyor. Top dışarı çıkınca ya da oyun durunca aynı basketboldaki gibi süre de duruyor. Futsalda oyuncu değişikliği sınırlaması yok. Bu oyunda isteyen istediği kadar oyuna girip çıkabiliyor. Takımların her devre için birer dakika mola kullanma hakkı var. Türkiye’de Futsal Futsal Türkiye’de sadece üniversite takımları arasında oynanan bir oyun. Ancak lig kurma çalışmaları sonuçlandı ve 2008 – 2009 sezonu itibariyle Türkiye’nin Futsal Ligi’ne kavuşacağı netleşti. A Milli Takımı ve Bilgi Üniversitesi Futsal Takımı oyuncularından Gökhan Özdemir, Türkiye Üniversitelerarası Futsal Şampiyonası’nın İstanbul ayağının 4–9 Mart tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde 10 takım arasında gerçekleştirildiğini söylüyor. Ve burada 10 takım arasında ilk ikiye giren Marmara ve İstanbul Üniversitesi takımlarının, Türkiye Şampiyonası’na katılma hakkı kazandı. Bilgi Üniversitesi’nin üçüncü olduğu şampiyonaya, Boğaziçi, Koç, Galatasaray Üniversiteleri gibi İstanbul takımlarının yanı sıra Anadolu’dan da okullar katıldı. Özdemir, genel özellikleri normal futbola benzese de futsalda oyuncuların daha kondisyonlu, daha teknik ve çevik olması gerektiğini söylüyor. Liginin kurulmasının ardından futsalın kısa sürede üniversiteler dışına yayılacağını da belirtiyor. Dünyada futsal Futsal’da ilk uluslararası karşılaşma 1965 yılında Güney Amerika’da düzenlendi. 1979 yılına kadar altı kez daha Güney Amerika Kupası düzenlendi. İlki hariç (Paraguay), tüm kupaları Brezilya aldı. 1983’te ABD Futsal Federasyonu kuruldu. 1989’da ise futsal, FIFA şemsiyesi altına girdi. Bundan sonra 1989 Hollanda (şampiyon Brezilya), 1992 Hong Kong (şampiyon Brezilya), 1996 İspanya (şampiyon Brezilya), 2000 Guatemala (şampiyon İspanya) ve 2004 Tayvan (şampiyon İspanya) olmak üzere beş kez dünya kupası düzenlendi.Pele, Zico, Socrates, Bebeto gibi önemli Brezilyalı futbolcuların yeteneklerini futsal ile geliştirdikleri biliniyor.

Kadın, erkek, genç, yaşlı herkese açık bir frizbi takımı: ‘‘Türk Kası’’

Türk Kası, Türkiye’de kurulan ilk “Ultimate Frisbee” (Yeni nesil frizbi) takımı olma özelliğini taşıyor. Andrew Hochstedler öncülüğünde 2006 yazında çekirdek kadrosu oluşan takımın bugün 30’dan fazla üyesi bulunuyor. Üyelerin çoğu çok çeşitli alanlarda meslek sahibi ya da üniversitede okumakta olan genç sporseverlerden oluşuyor. Türk ekibi, ilk etkinlik olarak 2007 Nisan ayında Avusturya’da Baden şehrinde Spin takımının ev sahipliği yaptığı “Sandsplash” turnuvasına katılarak ilk uluslararası deneyimini gerçekleştirdi. 2007 Eylül ayında ise Almanya’da Erlangen şehrinde bir turnuvaya daha katıldı. İstanbul’da 2007 sonbaharında ufak bir lig düzenlendi ayrıca birer günlük turnuvalar da düzenleniyor. 2008 baharında İzmir 9 Eylül Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Akademisi’nin ve Adana Çukurova Üniversitesi Spor Akademisi’nin misafiri olarak buradaki öğrencilere Ultimate sporunu öğretmek üzere seminerler düzenlendi. Bu seminerler sonunda İzmir ve Adana’da da Ultimate takımları oluşmaya başladı. Ayrıca 25 Nisan’da İstanbul’da da bir seminer düzenlendi. Seminerler sonunda katılımcılara bir sertifika ve sporu öğretici DVD’ler dağıtıldı. Bir sonraki hedefleri 24 Mayıs’ta Almanya’da SudSee Cup ‘08’e katılıp, bu turnuvada derece almak. Eğlenceli ve basit kurallarıyla ultimate frisbee Pasta tabaklarını fırlatmaktan ilham alan Jared Kass ve Joel Silver isimli Amerikalı üniversite öğrencileri tarafından icat edilen ultimate frisbee sporu halen 50 ülkede profesyonel bir spor olarak oynanıyor. Ultimate frisbee 7 kişilik takımlarla ve 100m uzunluğunda 37m genişliğindeki çim sahada, standart 175 gram ağırlığında frizbiyle oynanan bir spor. Futbol, basketbol, amerikan futbolu ve hentbol gibi pek çok sporun kurallarını içinde barındıran ultimate frizbee’nin stratejik fakat basit kuralları mevcut. Oyunun asıl amacı frizbiyi paslaşarak, tüm sahayı kat ederek ceza alanı (endzone) gelip skor elde ediyor. Frizbi oyununun kuralları gereği; oyuncular ellerinde frizbiyle koşamazlar; sadece 3 adım atabiliyor. Oyuncu frizbiyi yakalarsa durup takım arkadaşına pas atmak zorunda. Maç esnasında frizbi yere düşerse veya diğer takım oyuncusu tarafından yakalanır ya da yere çarptırılırsa frizbi karşı takıma geçer. Bu olaya “turnover” (devir) deniyor. Frizbi oyun sahasının dışına çıktığında […]

Taraftarı, taraftardan korumanın yolu: Polis copu

Volkan Ağır Futbol sezonuna son bir veda busesi kondurmak amacıyla, hazır ayağıma kadar bu fırsat gelmişken televizyondan bile izleme şansına erişemediğim Birinci Lig takımlarının büyük heyecanı görmek ve coşkulu taraftarlarının içinde olmak istedim. Bu amaçla Sakaryaspor – Boluspor arasında oynanan Birinci Lig Play- Off Yarı Finali’ni izlemek için 16 Mayıs’ta Ali Sami Yen Stadyumu’na gittim. Ve maç çıkışında polisin eziyet gören ve sonrasında da dövülen taraftarlardan biri oldum. İlk yarıda iki gol kaydeden Sakaryaspor, ikinci yarıda kalesinde aynı sayıda gol gördü. Ve penaltılar sonunda karşılaşmayı kaybetti. “Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelen” takımlarının yıllar sonra Süper Lig’e dönmesini gözleyen taraftarın beklentisi, gerginliğe dönüştü doğal olarak. Maç sonrasında Sakarya tribünü “dokunsanız patlayacak” haldeydi. Görünen o ki, dokunmaya hazır “kuvvet” de hali hazırda mevcuttu. Yenilginin üzerine, bekleme eziyeti Sakaryalılar “Çıkışta kaçanın ………” tezahüratları eşliğinde çıkış kapılarına yöneldi. Yöneldi yönelmesine ama kapıların 15 dakika sonra açılacağından, arka taraflarda oturan taraftarların haberi yoktu. Çünkü maç sırasında yapılan anons o bölümlerde duyulmamıştı. Önde bulunanlar, arkadan gelen güruh tarafından sıkıştırıldı. Arkadakiler yükleniyor, öndekiler düşmemeye çalışıyor ve polis de emir kulu olarak işini yapmaya çalışıyordu. Oğluyla, kızıyla maça gelmiş insanlar, çocuklarına zarar gelmemesi için çabalıyordu. Çocuklar kalabalık içinde kayboluyordu ister istemez. Birkaç taraftarın yakarışı polisleri insafa getirdi. Çocuklu taraftarları, arkalarındaki boş alana aldılar. O kalabalık arasında “emir kullarına” sözlerini dinleteceklerine, ricalarına kulak vereceklerine inanarak ön taraflara gelmeye çalışan başkaları da vardı. Onların çabasıyla kalabalığı iyice karıştı ama hiç bir sonuca varamadılar. 15 dakika, yarım saati buldu. İnsanlar sıkışıklıktan, havasızlıktan, “ip üstünde” durmaktan sıkıldı. İki kişi de havasızlıktan bayıldı ve polisler tarafından ön tarafa alındı. Belki de numaraydı onların yaptığı. Ancak çıkmamıza izin vermeden önce, bayılmamızı bekleyen bir çevik kuvvetle karşı karşıya olduğumuz gerçekti. “Sabrımızı taşırma” tezahüratları, yuhalamalar, küfretmeler arttıkça arttı. Ön tarafta olanlardan biri de ben olduğum için, polislerin gözlerini, ağızlarını çok rahat görebiliyordum. İnsanlar küfrettikçe, polislerden biri işaret […]

Sporsevere Show TV kazığı

Volkan Ağır Dün akşam Avrupa’nın en büyük ikinci kupası olarak nitelendirilen UEFA Kupası’nın finali, Rusya’nın Zenit ve İskoçya’nın Glasgow Rangers kulüpleri arasında oynandı. Karşılaşmanın Türkiye’deki yayın haklarını Show TV satın aldı ve günlerce bu maçın reklamını yaptı. Ancak karşılaşmanın başlamasına dakikalar kala, ekranda beliren altyazıyla, canlı yayın yapmayacağını ve maçın 23:25’te banttan yayınlanacağını duyurdu. Maçın başladığı dakikalarda hâlâ, Show TV’nin internet sayfasındaki yayın akışında maçın 21:45’te canlı yayınlanacağı bilgisi yer alıyordu. Anasayfadaki “UEFA Kupası heyecanı Show TV’de” yazan linki tıklayınca gördüm ki, maçı internetten yayınlanıyor. Ama 5 avro karşılığında! Canlı yayından kast ettikleri, ceplerini canlandırmakmış demek ki. İzleyiciden, kişi başı 5 avro kazanmak için yapılan bu uygulamanın ne kadar adil olduğuna siz karar verin. Ancak bir maçın (hele ki UEFA Kupası finalinin) canlı yayınlanmamasının çok önemli bir özrü olmalı. Çünkü bir futbol müsabakasını seyretmenin başlıca nedeni, sonucunu önceden bilememenizdir. Sonucunu bildiğimiz bir spor hadisesini hangimiz izlemek isteriz? Gelgelelim, maç saatinde kanalda Acun Ilıcalı’nın sunduğu “Var Mısın Yok Musun” yarışması yayınlanıyordu. Televizyon izleyicisinin yoğun ilgi gösterdiği bilinen bu yarışma, banttan yayınlanıyor. Televizyon yayıncılığından hiç anlamam. Ama banttan olduğu yayın saati kaydırılabilecek bir yarışmanın, canlı verilmediği durumda “çöpe gidecek” bir UEFA finaline tercih edilmesini hiç anlayamıyorum. Üstelik bu maçın, Türk izleyicisi için farklı bir anlamı da vardı. Çünkü Avrupa’nın zirvesindeki takımlardan birini belirleyecek olan bu karşılaşmada milli oyuncumuz Fatih Tekke de ter dökecekti. Fatih,Yıldıray Baştürk’ün Bayer Leverkusen formasıyla 2001 yılında Real Madrid’e karşı oynadığı Şampiyonlar Ligi Finali’nden sonra, yabancı bir takımla Avrupa’da final oynayan ikinci futbolcumuz olacaktı. Sadece bu bile, bu maçı televizyondan izleme hakkını bize veriyordu. Ama yayınlanmadı. Kazık yedik. Yediğimiz kazık 5 avroyla ölçülebilecek bir kazık da değil üstelik. Ben, vefalı bir arkadaşımın yardımıyla maçı internetten, hem de bedavaya seyrettim. Fatih Tekke 90 dakika boyunca oyunda kaldı ve iyi bir performans gösterdi. Uzatma dakikalarında, takımının ikinci golünün pasını da verdi. […]

Kayseri en sonunda…

Volkan Ağır Süper Lig’in içinde bulunduğumuz sezon dahil, son üç sezonunun beşincisi Kayserispor. Takım ve yönetimiyle, ligin bu en istikrarlı ekibi artık Türkiye Kupası’nın sahibi. Ligdeki sıralamasını haftalar önce garantiye alan Kayserispor, ligin 26. haftasından 29. haftasına aldığı üst üste mağlubiyetle kupayı tek hedef olarak gördü. Finalde, Galatasaray’ı elemiş bir Gençlerbirliği buldu karşısında. Ancak rakibinin durumu kendisiyden farklıydı. Geçtiğimiz hafta, Vestel Manisaspor’un ligden düşen üçüncü takım olmasının kesinleşmesine kadar rahat bir nefes alamadı. Bu yıl beş kez teknik direktör değiştirmenin bedelini, son haftaya kadar düşme korkusu yaşayarak ödedi. Ve –penaltılarla da olsa- finali kaybederek. Gençlerbirliği’nde sezonun en etkili oyuncularından Mehmet Çakır maça yedek başladı. Kayserispor ise gölcüsü Gökhan Ünal’ı, sakatlığı geçmesine rağmen kadroya almamıştı. En önemli atak silahlarından yoksun çıkan iki takım da maça temkinli başladı. Pozisyonu kıt maç seyrettik dün akşam, nitekim ilk yarı gol seyredemedik. İkinci yarı biraz kıpırdanır gibi oldu taraflar. Akıllarda kalan tek pozisyonun, Mehmet Topuz’un ceza yayına yakın yerden, Lampard veya Gerardvari çıkardığı sert ve diz boyunda giden şutunun, “Villareal” soy isimli Şilili kaleci Peric tarafından çıkarılmasının, 84. dakikada yaşanması maçın niteliği hakkında bir fikir veriyor. Peric bile isyan etti bu durgunluğa. İlk pozisyonun hemen arkasından, ceza sahasına sarkan Kayserisporlu Cangele’ye müdahale etmek için pek çaba sarf etmeyen Addo’yu, omuzlarından sallayıp, “silkelen” mesajı verdi. Bu da kar etmemiş olmalı ki, normal sürenin ardından oynanan 30 dakikalık uzatma da gol getirmedi. Organize ataklardan çok kişisel çabalarla oluşturulan pozisyonlar, yorgunluk veya becerisizlik nedeniyle tabelayı değiştirmedi. Türkiye Kupası’nda 2001’den bugüne finallerdeki penaltısızlığa son veren düdüğü çaldı Yunus Yıldırım. Penaltı atan ilk oyuncunun, her ne kadar bu konudaki başarısıyla tanınsa da, Kayserispor Kalecisi Ivankov olması ilginç bir sürecin habercisi gibiydi. Nitekim iki takım da 14 atış kullandı ve maç sadece bir gol farkla, 11-10 bitti. İvankov iki atışı kurtardığı gibi iki de gol attı. Bilmiyorum, bir başka karşılaşmada böyle […]

F1 en güzel nereden izlenir…

Uğur Orakçı Türk motor sporları ve Formula 1 tutkunlarının yıllarca hayalini kurduğu ve nihayet 10 Eylül 2003 tarifinde dönemin başbakanı Recep Tayip Erdoğan tarafından temeli atılan, yapımını İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İTO ve TOBB’un üstlendiği, Ağustos 2005 tarihinde ilk defa koşulan Formula 1 Türkiye ayağından hemen önce bitirilen İstanbul Park, hafta sonu yapılacak Formula 1 heyecanına hazır. İBB’nin haftalar öncesinden “3 milyar kişiye gururla” sloganıyla duyurduğu yarış 11 mayıs Pazar günü start alacak. 8’inci viraj adından söz ettiriyorTürkiye’nin ilk ve tek Formula 1 pisti olan İstanbul Park, 230 milyon dolara mal oldu ve çeşitli tartışmalara konu olan inşaat süreci 25 ay sürdü. Formula 1’in 55 yıllık tarihinde ziyaret ettiği 69’uncu pist olan İstanbul Park, Moto GP, Le Mans ve DTM F! dıyındaki başka önemli yarışlara da evsahipliği yaptı. İstanbul Park Tuzla Tepeören mevkiindeki, 145 bin kişi kapasiteli tesisler 2 milyon 215 bin metrekare alan üzerinde bulunuyor. Ünlü Alman mimar Hermann Tilke tarafından tasarlanan pist 5 km 338 metre uzunluğunda ve 14-21.5 metre genişliğinde. 6 sağ, 8 sol toplam 14 virajdan oluşuyor. Pistin önemli özelliği saat yönünün tersine akması. Özellikle 8’inci virajı pilotlarca tüm zamanların en iyilerinden kabul edilen İstanbul Park’ın en derin ve en yüksek noktası arasında 45 metrelik fark bulunuyor. İnişli çıkışlı bir yapıya sahip olan pistteki en yüksek boyuna eğim ise yüzde 8,14’e ulaşıyor İçinde neler varPistteki ana yapılar, 5 bin kişilik 2 adet VIP kule, padok, pit binaları, ana tribünler ve servis binalarından oluşuyor. Proje kapsamında, çevre yolu ile iç yolları bağlayan 2 adet alt geçit, yaya ulaşımı için 3 adet üst geçit ile 2 adet alt geçit bulunuyor. Toplam 30 bin m2 olan Padok binalarının olduğu alanda iki katlı yarış kontrol kulesi, pit alanları, teras ve sağlık merkezi yer alıyor. İçinde 4 helikopter pisti barındıran İstanbul Park’ın otopark alanına aynı anda 12 bin araba park edebiliyor. […]

F1 saatte 300 kilometreyle İstanbul’a yaklaşıyor

Özgecan Okay Motor sporlarının en büyük organizasyonu Formula 1’e dördüncü kez ev sahipliği yapıyoruz. Grand Prix’nin koşulduğu İstanbul Park, yaklaşık dokuz ay süren maratonun en zorlu virajlarından. Bundan önceki üç yılda, pilotların performanslarını etkileyen kavurucu Ağustos sıcağında yapılan yarış bu kez 9-11 Mayıs tarihlerinde gerçekleşecek. Elektronik çekiş sistemlerinin yasaklanmasının da Türkiye Grand Prix’sinin keyfini artıracağı düşünülüyor. Üç yılda iki birinci Dünyanın en çok izlenen spor olayları arasında yer alan Formula 1’de, İstanbul Park’ta damalı bayrağı ilk kimin göreceği konusunda, şimdiden büyük bahisler var. Türkiye’deki son iki yarışı Ferrari’nin Brezilyalı pilotu Felipe Massa kazanmıştı. Türkiye’de ilk kez 2005’te yapılan Grand Prix’in ilk galibi ise, geçen yılın şampiyonu Finli Kimi Raikkonen olmuştu. Raikkonen o yıl, McLaren Mercedes formasıyla yarışıyordu. Michael Schumacher’in ayrılmasıyla, 2006’den itibaren Ferrari’nin birinci pilotu oldu. İstanbul Park: Zorlu ve heyecan verici İstanbul Park, pist. tribün ve tesislerle toplam 2 milyon 215 bin metrekarelik bir alanı kaplıyor. Piste verilen ilk isim “İstanbul Speed Park” idi. Ancak ismin Türkçe olması gerektiğine yönelik tepkiler üzerine İstanbul Park’a çevrildi. Pilotları ürküten bir piste sahip İstanbul Park. Sporu bırakan efsanevi Alman pilot Michael Schumacher “Bu heyecan verici pist, sadece saat yönünün tersine koşulması değil, bazı bölümlerde yer alan eğimlerindeki değişimlerle de olağandışı ve heyecan verici” sözleriyle anlatmıştı. Bununla birlikte dönemeçlerin oldukça dengeli olduğunu ifade eden Schumacher, İstanbul Park’ın güvenli bir pist olduğunu belirtmişti. 2006 ve 2007 dünya şampiyonu İspanyol pilot Fernando Alonso ise birçok yavaş dönüş bulunduğunu, bunların da çıkışta lastikleri çok yorduğunu ifade etmişti. 8. viraj! Toplam uzunluğu 5 bin 378 metre olan pistte altı sağa, sekizi de sola olmak üzere toplam 14 dönemeç (viraj) yer alıyor. Saat yönünün tersine koşulacak biçimde tasarlanan pist, 124 bin lastik bariyerle çevreleniyor. Pilotların en çok zorlandığı ve yarışseverlerin bu nedenle dikkatle izlediği 8. viraj, pistin en kritik yeri. F 1 meraklıları forumlarda, dünyadaki diğer pistlerde olduğu […]

İngiltere’de futbol oynamak için artık İngilizce bilmek şart…

Premier League’de top koşturan yabancı futbolcular İngilizce bilmedikleri takdirde artık İngiltere’de top koşturamayacak. Yeni çıkan kanun yabancı ülkelerden transfer edilen futbolcuların İngilizce konuşmasını zorunlu hale getiriyor. Bu arada kanun geçen sene İngiltere’ye göç eden 20 bin göçmeni de kapsıyor. Sonuç olarak sadece futbolcular değil, diğer göçmenleri de zorlu bir sınav süreci bekliyor. Göçmen Bürosu başkanı Liam Bryne, çıkacak bu yeni kanunla sadece yetenekli ve donanımlı göçmenlerin ülkeye giriş yapmasını hedeflediklerini ayrıca İngilizce bilmeden ikamet edenlerin yarattığı haksız istihdam rekabetinin ortadan kalkacağını söylüyor. İngiltere hükümeti kısa süreli çalışma izni almak isteyenler yani iki haftadan fazla İngiltere’de kalacak ve çalışacak göçmenler için günlük konuşmaları içeren basit yazılı testler hazırlıyor. Uzun süreli çalışma izni almak isteyenlerin ise çok daha zor bir sınav için hazırlanmaları gerekiyor. Olimpiyatlar, festivaller ve kısa süreli sahne performansları için ülkeye gelen yabancı uyruklu kişiler ise bu kanundan muaf tutulacak. Hükümet, yasa yürürlüğe konulduktan sonra geçen bir yıllık sürede İngilizce konuşanların sayısının yüzde 20 artacağını öngörüyor. The Guardian’dan çeviren: Hakan Çömbez

Feldkamp: “İşime müdahale edildi” Polat: “Feldkamp izin verdi”

Gökhan Tan). Bu röportaj metninin başlığında da yer aldığı gibi “İşime karışıldı, ben de bıraktım” diyor teknik adam. İstifanın ardından, gerek Feldkamp ve gerek Galatasaray yönetimi “fikir ayrılığı” dışında bir gerekçe beyan etmemişti. İşte 5 Nisan’dan sonra gelen bugünkü ilk “açıklamalar” da, gerçekte o zaman söylenenden başka bir şey söylemiyor. Teknik direktör “İşime karışıldı, rahatsız oldum”, yönetim de “Evet, karıştık” diyor. Bundan ala fikir ayrılığı mı olur? Gelgelelim, futbol kariyeri ve Galatasaray’da bulunduğu süre içinde “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışını, basın mensuplarının canını sıkacak kadar ilkeli biçimde sürdüren Feldkamp, Zamangazetesindeki röportajda da, istifa sürecine dair ayrıntıya girmiyor. Bu sürece ait, Adnan Polat ağzından bildiğimiz tek şey Feldkamp’ın, yöneticilerin futbolcularla görüşmesinden alındığı! Burada bir gariplik yok mu? Bir insan, kendi isteği ve bilgisi dahilinde gerçekleşen bir eyleme neden tepki gösteriyor? Adnan Polat’ın tespitiyle, neden alınganlık ediyor? İte kaka giydirilen teknik direktörlük gömleğini neden bir günde çıkarıp ülkesine geri dönüyor? Feldkamp cephesinde bu soruların cevabı var olmalı. Ben olduğuna inanıyorum. Alınmasını gerektirecek gerçek nedenler olmalı. Ama eğer yoksa, durum feci demektir. O vakit, Feldkamp’ın dengesiz bir insan olduğu sonucuna varırız. İzin verdiği bir toplantıyı yaptılar diye yöneticilere alınmak, başka türlü açıklanamaz çünkü. Kendi söylediğine karşı çıkmak, tam anlamıyla dengesizlik olur. Feldkamp’ın, Sivasspor karşılaşması öncesinde şampiyonluğun en güçlü adayı Galatasaray’ı yıpratmamak için konuşmadığını da varsayabiliriz ve bu saygı duyulacak bir şeydir. Ancak susması ve olası, gerçek nedenleri açıklamaması Galatasaray Kulübü yöneticilerinin sözlerini gerçek kılıyor. Feldkamp dengesizse, Adnan Polat dürüst bir yönetici.

“Şampiyon olmasını isterim, ama…”

Ligin başında hiç şans verilmeyen, hatta “küme düşmeye aday” görülen Sivassspor, son iki haftaya şampiyonluk iddiasıyla giriyor. Üstelik bu iddianın gerçeğe dönüşmesi o imkansız değil. Çünkü ligin tepesinde ve kendisinin üç puan üzerindeki Galatasaray’ı bu pazar günü, kendi sahasında ağırlıyor. Sivas bu maçı kazanır ve Fenerbahçe de kendi sahasında Gençlerbirliği’ni yenerse, üç takım, son haftaya aynı puanla girecek. Taraflı tarafsız herkes ligin, Anadolu’dan yeni bir şampiyon çıkarmasını arzu ediyor. Galatasaray ve takipçisi Fenerbahçe’nin taraftarları bile bu temenniye katılıyor. Fakat “Sivasspor’un şampiyonluk şansı nedir” sorusunu cevaplamaya gelince –tıpkı spor basınında olduğu gibi- işin rengi değişiyor.“Sokağın Dili” mikrofonunu bu soruyla yöneltti.Ersan Bayram-Asım Can Yılmaz

Bilgi’nin gözüpek snowboard şampiyonu

Devran Bekin 1985 doğumlu, Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencisi ve en büyük tutkusu olan snow board’da Türkiye ikinciliğine yükselmiş başarılı bir sporcu. Ama Devran’ı diğer snow board’culardan ayıran önemli bir özelliği daha.var o da Extreme carving stilinde kayması… Bilgi Üniversitesi takımında yer alan Devran gelecek yıl Çin’deki uluslararası şampiyonalara hazırlanıyor bu konuda okulundan destek bekliyor. Snow board’un hayatta en sevdiği şey olduğunu belirten Devran Bekdik, okul bittikten sonra da bu işe Amerika’da profesyonel olarak devam edeceğini söylüyor. “Board bana kendimi çok iyi hissettiriyor, müthiş bir heyecan veriyor. Dağdan döndüğüm zamanlarda yürüyüşüm bile değişiyor” diyen Devran kaydığı stil olan ‘extreme carving’i şöyle anlatıyor; “Ben yarışçıyım, hoplamayı zıplamayı sevmem. Benim kaydığım stil çok zor, bacakları da çok çalıştıran bir stil. Normal bir free style board’un açıları beşe beş, ona on veya ona on beş’tir. Extreme carving yaparken açılar kırk beşe elli şeklinde olmalıdır ve mutlaka hard board kullanılmalıdır, yani kayak ayakkabısı olanlardan. Dizler kırık pozisyonda olmalıdır. Bu stilde Board’un altı hiç kullanılmıyor. Sadece kenarlarındaki çelikler kullanılarak yere paralel şekilde yatarak kayılıyor. O yüzden carving boardları diğerlerinden farklıdır çünkü çok sağlam olmaları gerekir. İki çeşit dönüş var. Biri front side, diğeri back side. Back side’ta sırtınızın üzerinde dönüyorsunuz, o yüzden bir hayli zor. Ben bile çok iyi beceremiyorum.” Çok çalışmak ve tehlikeleri göze almak Extreme carving stilinde kaymayı becerebilmek çok uzun soluklu bir çalışma gerektiriyor. Devran’a göre en az üç ay boyunca dağa kapanıp sabah dokuz akşam altı bu işle uğraşmak gerekiyor. Burada iki tane önemli unsur var. Birincisi izleme becerisi, ikincisi ise azim. “Bu iş kilometre işidir. Çok kaymak lazım ama yüzlerce kere düşüp kalkmaya da hazırlıklı olmak gerekiyor” diyor Devran ve şöyle devam ediyor; “iyi tekniği olan insanları izlemek gerekiyor. Kimsenin anlatmasıyla, kaymayı öğrenemezsin. Ben izleyerek öğrendim. Bunların hepsinin yanında hocanın da iyi olması lazım. Ne kadar iyi tekniğe sahip bir […]

Bir Galler takımı İngilizler’i temsil edebilir mi?

Volkan Ağır İngiltere’nin en prestijli kupalarından Federasyon kupasında bu sezon bir çok süpriz yaşandı. Son dört takım arasına sadece bir tek Premier Lig ekibi girebilirken, diğer takımlar ise Premier Ligin bir alt ligi olan Championship’tendi. Yarı final karşılaşmalarından galip gelen iki takımdan biri West Bromwich Albion’ı eleyen Premier Lig ekibi Portsmouth, diğeri de Liverpool ve Chelsea’yi eleyip büyük bir sürprize imza atan Barnsley takımını eleyen Cardiff City oldu. Geçtiğimiz yıl Federasyon kupası finalini Manchester United ve Chelsea’nin oynamasının ardından bu seneki final, futbol açısından biraz sönük geçecek gibi görünüyor. Ancak bu yılki final de farklı yönleriyle öne çıkıyor. Daha önce 1927 yılında kupayı kazabilen Cardiff’in, 81 yıl sonra finale çıkması taraftarlar arasında büyük bir sevince yol açsa da, İngiltere Futbol Federasyonu ve UEFA’yı çok farklı tartışmalara itti. Kurallara göre kupayı kazanan takım gelecek sezon doğrudan UEFA kupası’nda oynama hakkını kazanıyor. Kupayı kazanamayan takım ise eğer kupayı kazanan takım Premier Lig’de bulunduğu sıralama sayesinde UEFA Kupasına katılmaya hak kazanmışsa, geçtiğimiz sezon Erciyesspor’da olduğu gibi kupaya katılma hakkını elde ediyor. Kupayı kazanmaları durumunda Avrupa kupalarında oynamayı hak eden takım, Galler takımı olduğu için bu iki hakka da sahip olamıyor. Çünkü Galler takımları ancak kendi şampiyonalarında başarı elde etmeleri halinde Avrupa kupalarında mücadele etmeye hak kazanabiliyor. İngiltere Futbol Federasyonu’na kayıtlı olan Cardiff, UEFA Kupasında oynayabilmek için çoktan harekete geçip itirazlarını Federasyon’a ve UEFA’ya iletti. İngiliz Federasyonu’ndan olumlu yanıt alan Kulüp, gelecek sezon Avrupa kupalarına katılabilme konusunda ümitli. Emsal oluşturan örnekleri ise çok tanıdık. Monako Prensliği’nin takımı olan Monaco Kulübü yıllardır Fransa Ligi’nden Avrupa kupalarına katılıp başarılar kazanıyor. İngiliz Futbol Federasyonu UEFA kupalarında oynayabilme hakkını Cardiff’e verirken bunun karşılığında seremonide Galler milli marşının çalınması konusunda baskı yapmamasını istiyor. Galler Spor Bakanı Rhodri Glyn Futbol Federasyonu’nun kendi milli marşlarını çalmasını istese de Cardiff Teknik Direktörü, bu kupanın finalinde Wembley Stadyumu’nda olma onurunun yeterli olduğunu düşünüyor. […]

Futbol neden sadece futbol değil?

Volkan Ağır The Power of the Game 2010 Dünya Kupası’nın ev sahibi Güney Afrika’yla başlıyor. Bu turnuvayı görmeden ölmeyeceğine inandığım 89 yaşındaki Nelson Mandela’dan başlayarak ülke çapında, tüm kurumlarıyla giriştiği hazırlık çalışmalarına tanık oluyor. Dünya Kupası organizasyonuyla birlikte, ülkedeki her türlü ve özellikle de ekonomik zorlukların aşılacağına değinen film, 2006’da düzenlenen bir önceki turnuvaya katılamayan ve böylece büyük bir tecrübe eksikliği yaşayan Güney Afrika’nın önündeki güçlüğü de gözler önüne seriyor: İkinci sınıf insan olarak yetiştirilen siyahların beyazlarla eşit düzeyde etkileşime geçememesinin ülkede yarattığı hayal kırıklığına dikkat çekiyor. Futbol konusunda, az gelişmiş pek çok ülkenin bile gerisinde kalan, ama son yıllarda geride kalmışlığını telafi etmek için hızlı adımlar atma çabasına giren ABD için de bir bölüm ayrılmış filmde. Amerikalılar futbol oyununa, kendi “football”larıyla karıştırmamak için “soccer” isimi veriyor. Michael Apted, bu farklı anlayışı aktarabilmek için ABD futbolunun önde gelen isimleriyle konuşuyor. Milli Takım Teknik Direktörü Bruce Arena’yla, takımın sembol ismi Landon Donovan’la röportaj yapıyor. 1994 yılında bu ülkede düzenlenen Dünya Kupası’nda kurulan ve Amerika’daki futbol sevgisini artırmak için çabalayan taraftar grubu “Sam’s Army”nin üyeleri ve kurucuları ile birlikte oluyor. İran’da kadın olmak Filmin en ilgimi çeken kısmı ise İranlı kadın gazetecinin futbola merakının anlatıldığı bölüm. Tehlikeli olduğu iddiasıyla, kadınların maçlara girmesinin izin verilmediği ülkede Mahin Gorji’nin örnek mücadelesi aktarılıyor bu bölümde. Kadın spor yazarı, küçük bir çocukken erkek kılığında stadyuma girerek izlemiş ilk maçını. Amcasıyla girmiş stadyuma. Şimdilerde işinden dolayı stadyumlara girebilen tek kadın. Ancak, ne yazık ki erkek gazetecilerin sözlü tacizlerine maruz kalmaya devam ediyor. 2006 Dünya Kupası’nı ABD’de takip eden az sayıdaki kadın gazeteciden biri olan Gorji, bu turnuvadaki tecrübelerini paylaşıyor izleyiciyle. İran’daki kadın futbol takımlarının antrenman görüntülerinin de yer aldığı film, gerçekte kadınların bu ülkede bu oyuna birçok ülkeden daha çok ilgi gösterdiğini aktarıyor. 2006 Dünya Kupası esnasında Almanya’nın Berlin şehrinde olmayanların farkında olmadığı sokak futbolu turnuvası da […]

Sensiz de olur! (Biz, her işi yaparız)

Gökhan Tan Karl Heinz Feldkamp’ın, hakkındaki onca olumsuz eleştiriye rağmen takıma kattıkları kaybettirdiklerinden kat be kat fazla. Tıpkı Galatasaray’ın başında olduğu 1992-1993 sezonunda olduğu gibi Türk futbolunun çehresini değiştirme potansiyeli çok yüksek oyuncular topluluğu bıraktı ardında. Ve tıpkı o sezon kazandığı şampiyonluğu tekrarlamak ister gibi bir görüntü çizdi. 16 yıl önce Bülent Korkmaz, Mert Korkmaz, Tugay Kerimoğlu, Arif Erdem, Suat Kaya, Hakan Şükür, Okan Buruk gibi isimlere güvendiği gibi, şampiyonluğu gençlerle almak istediğini göstermek istedi. Uğur Uçar, Orkun Uşak, Barış Özbek, Serkan Çalık, Mehmet Güven ve Mehmet Topal sürekli forma şansı bulan yeni isimler oldu. Her zaman Avrupa kupalarında başarılı olmayı daha çok önemsemiş bir kulüp olan Galatasaray’ı UEFA Kupası maçlarında alınan sonuçlar hiç bir zaman tatmin etmedi. İlk maçtan, son maça kadar futbol şansıyla yürüdü takım Avrupa’da. Gruptan bir üst tura çıkma şekli bir hayli mucizevi ve bir o kadar da acınası olan -Avusturya Viyana maçının son düdüğünden sonra Bordeux maçının sonucunu öğrenen oyuncuların sahada “sevinçten” nasıl koşuştuğunu görmeliydiniz- takımın bu durumu çokça eleştirildi. Leverkusen karşısında alınan 5-1’lik mağlubiyetle UEFA Kupası’ndan elenmeyi hiç mi hazedemeyen yönetimde kimsenin Kalli’ye güveni kalmadı. Sadece Özhan Canaydın, Adnan Polat ve Adnan Sezgin kaldı. Bu elenmenin şokunu atamayan takım da üst üste aldığı süpriz mağlubiyetlerle şampiyonluk yarışından kopma noktasına geldi. Ama oyuncular ve Kalli de maç boyunca maçı değişterek hiç bir harekete kalkışmadı. Günümüz futbolunda mağlup durumda olan takımların maçı çevirmek için forvet sayısının değil, orta sahadaki oyuncuların sayısının fazla olmasının gerektiğini gözleyememiş olacak ki Kasımpaşa maçında sahada beş forvet vardı takımda. Orta sahada onlara top atacak adam yokken o beş forvet ne yapabilir ki? Kalli bu konuda bence gerçekten geride kalmış. Kalli, Fortis Türkiye Kupası’nda Fenerbahçe ile Ali Sami Yen’de oynanan maçın kazanılmış olmasına rağmen yine aynı hataları yapmaya devam etti. Hatta bu sefer abartarak, son dakikalarda oyuna giren Serkan Çalık son 10 […]

Kayserispor: Kendi liginde oynuyor

Aynı kentin diğer kulübüyle isim değiştirerek Super Lig’e “katılan” Kayserispor, 2004-2005 sezonunda, lige geldiği gibi giden takımlardan biri olmaktan son anda kurtulmuştu. O takım, son üç sezondur sağladığı oyuncu, teknik direktör ve yönetim istikrarı ile korkulan bir ekip haline geldi. Teknik direktörlük kariyerine Samsunspor’da başlayan Ertuğrul Sağlam’ın 2005-2006 sezonunda Kayserispor’a geçmesiyle takımın çehresi değişti. Sağlam’ın yönetimindeki iki sezonda da, ligi 51 puanla ve beşinci tamamladı. Bu sezonların ilkinde, kendi sahasında beş maç kaybetti. O sezon, evinde en çok kazanan üçüncü takımdı. UEFA macerasına talihsiz şekilde veda ettiği ikinci sezonda, sahasında yenilmemeyi öğrendi; sadece bir mağlubiyet aldı. Yakalanan çıkışta belki de en büyük paya sahip Ertuğrul Sağlam, içinde bulunduğumuz sezonda yerini Tolunay Kafkas’a bıraktı. Tolunay Kafkas, “Ertuğrul Sağlam’a bana böyle bir takım bıraktığı için teşekkür ediyorum. Elde edilen başarıların üzerine bir şeyler koymayı hedefliyoruz” diyerek takımı değiştirmeye değil geliştirmeye başladı.Kafkas, “Hücum yönü zengin, daha çok rakip yarı alanda top yapan, sahayı derinliğine ve genişliğine iyi kullanan bir futbol anlayışına sahip olduğunu” söylüyordu. Takımın ve Super Lig’in iki yıldızı Mehmet Topuz ve Gökhan Ünal’a, Arjantinli Franco Dario Cangele’nin de katılımıyla hücum gücü arttı. Ve bir önceki sezon evindeki yenilmemeyi öğrenen takım, artık kazanmaya da başladı. Kayserispor, 28. haftada oynadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçına kadar, ligin yenilgisiz tek takımıydı. Deplasman fobisi Ancak bir temel sorun göze çarpıyordu: Takım, dış sahada oynadığı karşılaşmaları hala kazanamıyordu. Sezonun ilk yarısında deplasmanda hiç galip gelemedi. Tolunay Kafkas 11 Ocak 2008’de, “ İçeride kazanalım, deplasmanda beraberliğe razıyım” diyordu. Ne hikmetse o hafta, Manisa (Vestel) deplasmanından üç puan çıkarmayı başardı ve altı maçlık bir galibiyet serisi yakaladı. Alınan üç deplasman galibiyetinin de düşme potasındaki takımlara karşı olması dikkat çekici. Çünkü dış saha fobisi bu üç maçtan sonra gelen Galatasaray ve Trabzonspor deplasmanlarında kendini gösterdi. Şu anda evinde 10 golle en az gol yiyen ikinci takım Kayserispor. Şu anda ligin […]

Olimpiyat Ateşi’ni sıkı koruduk!

Gökhan Tan 2008 Pekin Olimpiyatları için, oyunların 2004 yılındaki ev sahibi Atina’dan yola çıkan Olimpiyat Ateşi bugün İstanbul’daydı. İstanbul, 130 günde beş kıtayı dolaşarak 137 bin kilometre kat edecek ateşin, Kazakistan’ın Almatı kentinden sonra ikinci ev sahibiydi. Olimpiyat oyunlarının simgesi olan ateşin yandığı meşaleler, yaklaşık 20 kilometrelik parkurda, toplam 80 kişi tarafından, 350 ile 400 metre aralıklarla değiştirilerek taşındı. Sultanahmet Meydanı’nda saat 14:00’te başlaması öngörülen koşu, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun yarım saat gecikmesi nedeniyle saat 14:35’te başladı. Meşaleyi taşıyan ilk koşucu, Balkan şampiyonu buz patencimiz Tuğba Karademir’di. Ayasofya Müzesi’nin önünden başlayan turun 7,6 kilometrelik ilk etabı, Sirkeci ve Karaköy üzerinden sahil yolunda koşularak Ortaköy’de tamamlandı. Ortaköy’den Beylerbeyi’ne deniz yolculuğunu da kapsayan ikinci etap yaklaşık 11 kilometreydi. Ateşin Anadolu’dan Avrupa yakasına Boğaz Köprüsü üzerinden taşındığı üçüncü etap ise 10 kilometreydi. Haberin yazıldığı saatte ateş, son meşaleyi taşıyan olimpiyat şampiyonu halterci Taner Sağır’ın elinde, son durağı Taksim’e varmak üzereydi. Koşunun başlandığı Sultanahmet, olaylara da sahne oldu. Bir grup, Uygur Türkleri’nin yaşadığı Çin’in Sincan bölgesindeki insan hakları ihlallerini protesto etti. Aynı gerekçeye sahip protestoyu Tibet bölgesi için yapmak isteyen bir Çinli, koşunun başladığı noktada, polis tarafından “paketlendi”. Koşucular Galata Köprüsü’ndeyken Çin’i protesto eden bir başka vatandaş daha gözaltına altına alındı. Güvenlik önlemleri Koşu boyunca, emniyet kuvvetlerinin aldığı sert güvenlik önlemleri dikkat çekiciydi. Meşale taşıyan her koşucu, Çin’den gelen ve sekiz kişiden oluşan güvenlik ekibinin arasında koşmaktaydı. Ancak bu ekip de, onlarca polisten oluşan çevik kuvvetle korunuyordu. Parkur boyunca, Çinli koruma elemanları ve çevik kuvvetin oluşturduğu güruha yaklaşan vatandaşlar, sertçe itildi. Basın için ayrılan otobüse binmeyen ve meşale taşıyıcılarını görüntülemek isteyen basın mensupları da, bu kötü muameleden nasibini aldı. Pekin’de gerçekleşecek 29. Olimpiyat Oyunları, 8 Ağustos’ta başlayıp, 24 Ağustos’ta sona erecek. Oyunları sembolü ateş, İstanbul’un ardından Rusya’nın Saint Petersburg kentine götürülecek.

Her şeye rağmen: “Alayına isyan, ölümüne Göztepe”

Dilek Gündüzdgunduz@medyakronik.com İzmir’in bir zamanlar hem yurtiçinde hem de Avrupa’daki gururu Göztepe Spor Kulübü’nin trajik çöküşünü Türkiye hayretle izledi. Kulüp, yaşadığı idari ve finansal sorunların etkisiyle 2003 yılından beri istikrarlı bir düşüş yaşadı ve efsane takım şu an amatör kümede mücadele ediyor. Ancak vefalı taraftarları bu sefer de Göztepe’yi yalnız bırakmayarak maçlarına gidip destek oluyor. Hatta bu taraftarların sayısı bazen 5 bini buluyor. Bu da demektir ki, Göztepe, çoğu Süper Lig takımlarından bile daha çok destekle yola devam ediyor. Omuzlarda yükselen takım Eski İzmirlilerin gururla bahsettiği, beyaz saçlı amcaların anlatırken gözlerinin dolduğu Göztepe masalı, takımın 14 Haziran 1925’te bir diğer İzmirli spor kulübü Altay’dan ayrılarak Güzelyalı semtinde kurulmasıyla başladı. Kulüp, İzmir içindeki başarılarının yanı sıra 1969 ve 1970’te iki kez Türkiye Kupası’nı kazandı. O dönemin Göztepe’si başarısını sadece yurtiçiyle de sınırlamadı, 1968’de Fuar Şehirleri Kupası’nda üçüncü tura yükseldi. Ertesi sene bir ilke imza atarak Atletico Madrid’i eleyerek, yarı finale yükselen ilk Türk takımı oldu. 1970 yılında ise Kupa Galipleri Kupası’nda çeyrek finale kadar yükseldi ancak ünlü İtalyan kulübü Roma’ya elenerek yarışı bıraktı. Peki ya şimdi? Süper Lig’e dönüş ve hüsran Kulüp, 1990-1991 sezonunda İzmir kökenli Bilgin Grubu tarafından satın alındı. Bu değişiklik, yıllardır Türkiye Birinci Lig’inde mücadele eden Göztepe’nin Süper Lig’e yükselmesini sağladı. Ancak kısa süre sonra, Bilgin Grubu’nun büyük bir mali krize girmesi, kötü günlerinde habercisiydi. Futbol takımı, 2001-2002 sezonunda yükseldiği Süper Lig’de sadece iki sezon kalabildi. 2002-2003 sezonunda puan cetvelinin sondan ikinci sırasında yer alarak tekrar Birinci Lig’e döndü. Maddi sıkıntılar kulübü o kadar kısa bir zaman zarfında bitirdi ki, yenilgiler art arda gelmeye başlayınca çöküşün önüne geçilemedi. Paralarını alamayan futbolcuların sahada isteksiz koşturdukları top da bu sonu hızlandırdı. Futbolun çılgın ticarileşme döngüsü içinde kaybeden Göztepe oldu. Kulüp, adeta sahipsiz kaldı. Taraftar, kulübü almak için şirket kurdu Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Bilgin Grubu borçları nedeniyle Göztepe’yi devraldı. […]

Çeyrek final karaborsada

Ersan Bayram Fenerbahçe Spor Kulübü’nün maç biletlerinin satış hakkını elinde bulunduran Biletix firması, 21 Mart 2008 Cuma günü yaptığı açıklamada, Chelsea karşılaşması biletlerinin sadece Fenerbahçe Kart sahipleri ve kongre üyesine satılacağını duyurdu. Biletler, 24 Mart günü internet üzerinden ve Biletix gişelerinde satışa sunuldu. Ancakt 2 Nisan 2008’de oynanacak karşılaşma için Biletix’in internet sayfası üzerinden bilet almak isteyen Fenerbahçe Kart sahipleri bir sürprizle karşılaştı. Sistem, işlem sırasında kullanılan ve satın alınırken kart sahiplerine verilen kart şifrelerini kabul etmedi. Her zaman yaptıkları şekilde internetten bilet almayı uman binlerce taraftarın çabası sonuçsuz kaldı. Aynı gün, akşam saatlerinde Fenerbahçe Spor Kulübü’nün resmi yayın organı fenerbahce.org’da yapılan bir açıklama, tüm kart şifrelerinin 0101 sayısı ya da kart sahibinin doğum gün ve ayından oluştuğunu bildirdi. İnternette bilet alabilmek için saatlerce uğraşan pek çok taraftar, bu bilgiyi ancak internet kontenjanı dolduktan sonra öğrenebildi. Gişede tatsız sürpriz Kart şifrelerinin habersiz değiştirilmesinde yaşanan şaibe gişede de devam etti. İnternet üzerinden bilet edinemeyen spor severler gişelere koştu. Ancak 19 bin 880 adet bilet, satışa çıktıktan yaklaşık yarım saat sonra tükendi. Fenerbahçe Kart sahibi binlerce taraftar, daha önce sahip oldukları bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişelerde öğrendi. Platinium Kart sahibi taraftarlar beş bilet, Gold Kart sahibi taraftar üç bilet ve Klasik Kart sahibi taraftarlar ise gişede iki bilet satın alabiliyordu.Tüm kart sahipleri, daha önce duyurulmamasına rağmen, bilet satın alma haklarına kısıtlama getirildiğini gişede öğrendi. Buna göre Platinium Kart sahipleri iki, Gold ve Klasik kart sahipleri ise birer bilet satın alabildi. Biletler tükendikten sonra yapılan açıklamada, Fenerbahçe taraftar kartı sahiplerinin tüm maçlar için geçerli bilet satın alma haklarının, sadece Turkcell Süper Lig ve Fortis Türkiye Kupası maçlarında geçerli olduğu duyuruldu. Biletler karaborsada Fenerbahçe kartının bir amacı da, biletlerin karaborsada satışını engellemek ve kulübün bu yolla gelir kaybına uğramasını engellemek olmasına rağmen, Chelsea karşılaşmasının biletleri, gişede tükendiği gün bazı internet sitelerinde satışa […]