Irmak Sönmez – Öykü Doğru
Fransa’daki öğrenci protestolarından Nepal, Fas ve Madagaskar’daki gençlik hareketlerine kadar dünyanın farklı yerlerinde gençler, kendilerini etkileyen sorunlara karşı seslerini yükseltiyor. Fransa’da eğitim koşulları, Nepal’de yolsuzluk ve siyasi ayrıcalıklar, Fas’ta sağlık ve eğitim hizmetleri, Madagaskar’da ise elektrik ve su kesintileri protestoların öne çıkan nedenleri arasında yer alıyor.
Ülkeler ve sorunlar farklı olsa da ortak bir soru dikkat çekiyor: Gençlerin hayatlarını etkileyen kararlar alınırken onların görüşleri ne kadar dikkate alınıyor?
Gençlerden eğitim almaları, çalışmaları, kendi ayakları üzerinde durmaları ve daha iyi bir gelecek kurmaları bekleniyor. Ancak hayat pahalılığı, eşitsizlik ve yetersiz kamu hizmetleri, bu beklentileri karşılamayı zorlaştırabiliyor. Peki, gençler neden mevcut koşullara itiraz ediyor? Sorun yalnızca bugünün şartları mı, yoksa geleceğe dair beklentilerinin karşılanmaması mı?
Gelecek kaygısının merkezinde ekonomi var
Gençlik çoğu zaman yeni başlangıçlar, hayaller ve özgürlükle ilişkilendiriliyor. Ancak bazı gençler için gelecek, heyecanla beklenen bir dönemden çok, sürekli hesap yapmak zorunda kaldıkları bir sürece dönüşüyor.
Fransız, Alman, Kolombiyalı ve Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarının da yer aldığı, farklı ülkelerden 23 kişiye ulaştık, 22 kişi ekonomik güvencesizlik ve hayat pahalılığını temel kaygıları arasında gösterdi. Demokrasi ve ifade özgürlüğü ile ayrımcılık ve toplumsal eşitsizlik de katılımcıların öne çıkardığı diğer sorunlar arasında yer aldı.
Soru yönelttiğimiz gençlerden biri genç olmayı, “Bir şeyler başarmak istemene rağmen ekonomik şartlar yüzünden sürekli hesap yapmak ve geleceğini planlamak zorunda kalmak” sözleriyle anlatıyor. Bir başka katılımcı ise gençliği “kısıtlı imkânlarla yaşamak” olarak tanımlıyor.
Bu yanıtlar, gençlerin yalnızca para kazanmayı değil, nasıl bir hayat kurabileceklerini de düşündüklerini gösteriyor. Eğitim almak, bir iş bulmak ve ekonomik bağımsızlık kazanmak, gelecek planlarının önemli bir parçası. Ancak gençlerin çabaları kadar yaşadıkları koşullar da bu planların gerçekleşmesini etkiliyor.
Katılımcılardan birinin şu sözleri de bu durumu özetliyor: “Toplumlar beraber var olur ve şekillenir. Benim daha çok çalışmam anca kapitalist patriyarkal düzenin çarkını biraz daha çevirir ama kendi geleceğimi doğrudan şekillendirmesi zor.” Bu yanıt, gençlerin geleceklerini yalnızca bireysel çabalarıyla değiştirebileceklerine ne kadar güvendikleri sorusunu gündeme getiriyor.
Geleceğin sahibi denilen gençler, kararların neresinde?
Ekonomik kaygıların yanı sıra gençlerin kendilerini ilgilendiren kararlarda ne kadar söz sahibi hissettikleri de dikkat çekiyor. 23 kişinin 15’i, yaşadıkları ülkelerdeki siyasi kurumların kendi görüş ve ihtiyaçlarını yeterince temsil etmediğini düşünüyor. Geleceklerini etkileyen kararlarda ne kadar söz sahibi oldukları sorulduğunda ise 18 kişi kendisini en düşük iki seviyede değerlendirdi.

Katılımcıların tamamı, yaşadıkları toplumda önemli ekonomik, siyasi ve toplumsal değişikliklere ihtiyaç olduğunu belirtti. Ancak bu değişimin nasıl olması gerektiği konusunda görüşler farklılaşıyor. On üç kişi köklü bir sistem değişikliğini gerekli görürken 10 kişi mevcut sistemde önemli değişiklikler yapılmasının yeterli olabileceğini düşünüyor.
Gençlerin öncelikleri arasında daha güçlü sosyal haklar ve kamu hizmetleri, gelir eşitsizliğinin azaltılması, daha özgür ve katılımcı bir demokrasi ile eğitim ve barınma olanaklarının iyileştirilmesi yer alıyor. Bu talepler, gençlerin yalnızca mevcut sorunlara tepki göstermediğini, aynı zamanda daha iyi yaşam koşulları ve karar süreçlerinde daha fazla söz hakkı istediğini de ortaya koyuyor.
Elbette bu sonuçlar, tüm gençlerin aynı düşündüğü anlamına gelmiyor. Ancak katılımcıların yanıtları, yaşadıkları koşulların değişmesine yönelik ortak bir beklenti bulunduğunu gösteriyor. Mesele yalnızca gençlerin yöneticilerden memnun olup olmaması değil; kendilerini doğrudan etkileyen kararlar alınırken görüşlerinin ne kadar dikkate alındığı da önemli. Bir kuşağın geleceği hakkında konuşmakla, o kuşağa kendi geleceğini şekillendirmesi için söz hakkı tanımak aynı şey mi?
Farklı ülkeler, benzer kaygılar
Fransa’daki öğrenci protestolarında eğitim koşulları ve öğretmen eksikliği öne çıkarken Nepal’deki gençler yolsuzluk ve siyasi ayrıcalıklara karşı tepki gösterdi. Fas’ta sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliği, Madagaskar’da ise elektrik ve su kesintileri daha geniş protestolara zemin hazırladı.
Bu hareketlerin nedenleri ve talepleri aynı değil. Hepsini tek bir protesto dalgasının parçası olarak değerlendirmek de doğru olmaz. Ancak farklı ülkelerde gençlerin kendi yaşamlarını doğrudan etkileyen sorunlara karşı seslerini yükseltmesi ortak bir tartışmayı gündeme getiriyor.
Soruları yönelttiğimiz 22 kişinin 15’i, farklı ülkelerdeki gençlik protestolarının ortak talepler taşıdığını düşündüğünü belirtti. Altı kişi ise bu görüşe kısmen katıldığını belirtti. Bu sonuçlar, katılımcıların farklı ülkelerdeki hareketler arasında benzerlikler gördüğünü gösteriyor. Ancak protestoların doğrudan birbirine bağlı olduğunu kanıtlamıyor.
Ortak fikir, her ülkede aynı sloganların atılmasından çok, gençlerin eğitim, ekonomik güvence, eşitlik ve karar alma süreçlerinde söz sahibi olmak gibi konuları gündeme getirmesinde ortaya çıkıyor.
Her itiraz sokağa taşınmıyor
Gençlerin değişim isteği her zaman protestolara katılmakla sonuçlanmıyor. Son 12 ay içinde bir protestoya veya gösteriye katılıp katılmadığı sorulan 22 kişiden 8’inin katıldığını, 13’ünün katılmadığını belirtti.
Buna rağmen katılımcıların tamamı toplumsal değişime ihtiyaç olduğunu düşünüyor. Bu durum, protestolara katılmak ile değişim istemenin birbirinden farklı şeyler olduğunu gösteriyor.
Gençler taleplerini sokak gösterileriyle dile getirebildikleri gibi sosyal medya kampanyaları, öğrenci örgütleri, sivil toplum çalışmaları ve boykotlar aracılığıyla da ifade edebiliyorlar. Yedi kişi sokak protestolarını, altı kişi ise sosyal medya ve dijital kampanyaları değişim yaratmanın en etkili yolları arasında gösterdi.
Dolayısıyla bir protestoya katılmamak, yaşanan sorunlardan memnun olmak anlamına gelmiyor. Gençlerin neden sokağa çıktığı kadar neden çıkmadıkları ve değişim için hangi yolları tercih ettikleri de önemli.
Gençlerden beklenen sorumluluk kimin?
Gençlerin kendilerine yönelik toplumsal algılar hakkındaki yanıtları da dikkat çekiyor. Katılımcılar, gençlerin tembel, sorumsuz veya dünyada olup bitenlerden habersiz görülmesini yaygın yanlış kanılar arasında sayıyor.Yaşları nedeniyle görüşlerinin ciddiye alınmadığını hissedip hissetmedikleri sorulduğunda ise 23 kişinin 10’u bunu sık sık, sekizi bazen yaşadığını belirtti.

Bu yanıtlar, gençlerin yalnızca ekonomik sorunlardan değil, düşüncelerinin ne kadar dikkate alındığından da rahatsızlık duyabildiğini gösteriyor. Bir yandan gençlerden geleceği değiştirmeleri beklenirken, diğer yandan onların bugünkü sorunlara ilişkin görüşlerinin ne kadar ciddiye alındığı sorusu ortaya çıkıyor.
Elbette bu sonuçlar bütün gençlerin aynı deneyimi yaşadığını göstermiyor. Ancak katılımcıların sözleri, gençlerin beklenen sorumlulukları ile karar alma süreçlerinde sahip olduklarını düşündükleri söz hakkı arasında bir fark bulunduğuna işaret ediyor.
İsyan mı, değişim isteği mi?
Gençlerin yaşadıkları koşullara yönelik tepkilerini yalnızca bir isyan olarak tanımlamak, farklı beklentileri tek bir kelimeye indirgemek olur. Kimi gençler sokaklara çıkıyor, kimi dijital kampanyalara katılıyor, kimi ise başka ülkelerdeki protestoları takip ederek kendi yaşadığı sorunları yeniden değerlendiriyor. Yanıtlar bütün gençler adına kesin bir sonuca ulaşmayı sağlamıyor. Ancak katılımcıların ekonomik güvencesizlik, eşitsizlik ve karar alma süreçlerinde söz sahibi olma konularında dile getirdiği kaygılar, değişim beklentisinin farklı biçimlerde ortaya çıktığını gösteriyor.

Bir katılımcı genç olmayı “geleceğin yüzü” olarak tanımlarken, bir başkası aynı soruya “gelecek kaygısı” yanıtını veriyor. Aynı kuşağa ait bu iki ifade, gençlerin geleceğe bakışındaki farklılığı özetliyor.
Gençlerden daha iyi bir dünya kurmaları bekleniyor. Ancak bugün karşı karşıya oldukları sorunlar yalnızca onların kararlarıyla ortaya çıkmadı ve yalnızca onların çabalarıyla çözülebilecek sorunlar da değil.
Belki de sorulması gereken yalnızca gençlerin neden itiraz ettiği değil, bu itirazların ortaya çıkmasına neden olan koşulların nasıl değiştirilebileceği. Çünkü gençlerin gelecekten beklentileri ile bu geleceği şekillendirmedeki söz hakları arasındaki fark büyüdükçe, sessiz kalmaları mevcut düzenden memnun oldukları anlamına gelmiyor.







