Genel

Gelecek yaz da keneyle geçecek

Yazan: HaberVs

Nazlı Hazal Tetik

Bu zamana kadar pek ilgi çekici olmayan ancak özellikle 2002 senesinden sonra Tokat’tan başlayarak İç Anadolu’da keneler aracılığıyla hakimiyet kuran Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) her geçen gün can almaya devam ediyor.Yalnızca bu sene 500’den fazla kişi bu virüs sebebiyle hastalandı ve şu ana kadar da 40’ın üzerinde kişi hayatını kaybetti. Her sene artış gösteren bir grafikle yoluna devam eden bu virüsü tanıyıp durdurabilmek, ona karşı önlem alabilmek ve günlük hayatta pratik yöntemlerle başedebilmenin yollarını İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Prof.Dr. Ayşen Gargılı ile konuştuk.

Sekiz asırdır bilinen bir hastalık

KKKA 12.13. yüzyıllardan beri o zamanlar “siyah böceklerle taşınan kanamalı bir hastalık” şeklinde bilinen kenelerle hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvanlarda taşınan, hayvana bir zarar vermezken insana bulaştığında ölüme kadar götürebilen viral bir enfeksiyon.

Modern tıp çağında ise hastalık, ancak 2. Dünya Savaşı sonrasında Kırım’da çiftçilere yardım eden Rus askerlerinde görülüp teşhis konulduktan sonra “Kırım Ateşi” adını aldı,1956’da benzer bulgulara Kongo’da rastlanınca önce “Kongo Ateşi” denilen hastalığa daha sonra aynı virüsten kaynaklandığı anlaşılınca bugünkü ismi olan “Kırım Kongo Kanamalı Ateşi” adı verildi.

Fark edilmesi zor

Hastalığın belirtilerinin çok karakteristik olmayışı- gribal enfeksiyon benzeri; ateşlenme,mide bulantısı gibi belirtiler teşhis koymayı güçleştiriyor ve hastaların çoğu ancak ikinci aşama olan deri altı kanamaları başladıktan sonra anormal bir durum olduğunu fark edip sağlık kuruluşlarına yöneliyorlar. Hastalığın öldürücü olma sebeplerinden biri de bu aslında. Ölüm oranı ise yayılma alanı gösterdiği ülkenin sağlık koşulları ve virüsü taşıyan kenenin cinsine varan birtakım sebeplerle değişim gösteriyor. Türkiye de bu oran yaklaşık yüzde 5 düzeyindeyken Afrika ülkelerinde ya da Irak gibi savaşın içinde olan ülkelerde yüzde 50’lilerin üzerine çıkabiliyor.

Nerede bulunuyor

Keneyle mücadelede Dünya Sağlık Örgütü tarafından kabul gören etkin tek bir ilaç var: Ribavirin… Bunun dışında koruyuculuğu yüzde 40’a varan spreyler de önlem amaçlı olarak kullanılabiliyor ancak elektronik haşere kovucu sistemler bu konuda işe yaramıyor. Zaten virüsü taşıyan keneyle yani “Hylomma Marginatum – (HM)” türü kenelerle kent merkezlerinde karşılaşmak da pek mümkün değil. Çünkü yaşam alanına baktığımızda kenenin yerleşim merkezlerinden uzakta, daha ziyade kırsalda yabandomuzlarının kirpilerin, kekliklerin ve kır tavşanlarının çokça görüldüğü dağlık kesimlerde yaşaması da kent merkezlerine gelme ihtimalini düşürüyor. Elbette kenenin görüldüğü bir bölgede piknik yapıp sonra da onu kent merkezine taşımak mümkün ancak örneğin İstanbul çevresindeki ormanlarda HM türü bir kene tarafından ısırılmak çok olası değil. Türkiye de bu kene Tokat, Çorum, Yozgat, Gümüşhane, Giresun ile Gümüşhane ve Giresun’un İç Anadolu’ya bakan kısımlarında görülüyor ancak bölgenin doğu-batı, kuzey-güney yönlerinde genişleme eğiliminde olduğu da diğer bir gerçek. Ayşen Gargılı. Bu konuda en çok risk altında olanların tarlada çalışan çiftçiler olduğunu da özellikle vurguluyor.

İdeal ortam, sıcak ve kurak iklim

Daha önce de Türkiye de var olan bu kenenin neden salgın hastalığa yol açabilecek kadar potansiyelini artırdığı sorusuna Gargılı’nın verdiği en önemli cevap “iklim”. Özellikle küresel ısınma nedeniyle değişen iklim koşulları, havanın ısınması keneye gereken uygun yaşama ortamını hazırlıyor. Bununla beraber değişen iklim coğrafyayı değiştiriyor, insanların tarım yapma biçimlerini değiştiriyor ve hastalık riski de giderek artıyor. Bu virüsü taşıyan kene cinsi nemden ve soğuktan hoşlanmıyor sıcak ve kurak iklimleri tercih ediyor. Bu nedenle de deniz kıyısında bulmak çok mümkün değil bu kene cinsini.

İlaçla mücadele mümkün değil

“Kışın larvaları bulup öldürmek bir çözüm olamaz mı?” sorusuna ise “En doğrusu bu olurdu” şeklinde yanıt veriyor Gargılı. Bu keneler hayatlarının sadece yüzde 10’luk kısmını bir konak üzerinde geçiriyorlar, onun dışında toprağın altında yaşıyorlar. Ancak esas sorun, bu tür kenelerin toprağın altında tam olarak nerede yaşadıklarının belli olmaması. Yani yaprakların arasında mı, taşların çatlaklarında mı toprağın 2 cm ya da 10 cm derinde mi yaşadıkları henüz uzmanlar tarafından belirlenmiş değil.

Bu yüzden bu tür keneleri kışın bulup öldürmek mümkün olmuyor. Bu sırada devreye ilaçlama giriyor belki ama o da yararsız. Zira hem nerenin ilaçlanacağı belli değil, Bu kenenin yaşama alanını ilaçlamak için gerekirse koskoca dağları ilaçlamak gerekiyor -ki bu da mümkün değil. Üstelik yapılan ilaçlama, keneyle beraber doğada varlığını sürdüren diğer canlıları da yok ediyor ki bu da oldukça tehlikeli. Prof. Dr. Ayşen Gargılı bu tehlikeye şöyle dikkat çekiyor:

“Doğanın döngüsünde, ortadan kalkan bir canlının yarattığı boşluk hemen bir başka canlı formuyla doldurulur ki bu gelecek olan canlının da ne olacağını kestiremezsiniz. Gelecek olan canlı keneden çok daha tehlikeli de olabilir. Bu yüzden doğanın dengesiyle oynamamak gerekir”

Bu kene yerli

Türkiye haricinde Türkiye’nin komşuları, Bulgaristan, Yunanistan, Slovenya, Arnavutluk ve pek çok Balkan ülkesi de KKKA’dan musdarip. Kenenin dünya üzerindeki yayılma alanına baktığımızda “biyolojik silah” söylentileri de çöpe gitmiş oluyor. Zira Türkiye’de bu kenenin varlığı 1930’lu yıllardan beri biliniyor ancak değişen çevresel koşullardan ötürü yeni yeni salgın halini alıyor. Gargılı, “İnsanlar bilmediği şeyden korkar. Sebebini anlayamadıkları şeye hemen biyolojik silah yakıştırması yapıyorlar. Öyle kabul edince kafaları rahatlıyor, günlük işlerine devam ediyorlar.” diye durumu özetliyor.

İlk önlem keneyi çıkartmak

Ayrıca Anadolu’da zaten bilinen bir kene olduğundan kırsalda yaşayan insanlar yıllardır bu keneyi hayvanlarının üzerinde görüp bildiklerinden “bizim kene bir şey yapmaz” düşüncesiyle durumu önemsemiyorlar. “Kent merkezlerinde ne kadar gereksiz bir panik varsa kırsalda da o kadar duyarsızlık var” diyor Gargılı. Oysa görünen o ki, asıl tetikte olması gerekenler köylerde yaşayan ve tarımla uğraşan insanlar. İnsanların sürekli kendilerini kontrol edip kene yapışıp yapışmadığını gözlemesi gerekiyor. Kene görüldüğünde yapılacak ilk şey ise keneyi olduğu yerden çıkarıp atmak. Bir cımbız yardımıyla keneyi bulunduğu yerden hemen çıkarmak sonra da sağlık durumunu gözlemek gerekiyor. En ufak ateş, bulantı vs. belirtide sağlık kuruluşlarına gitmek gerekiyor. Bu konuda da halk arasında yanlış bilgilendirilme ve panik olduğunu söylüyor Gargılı; “Sonuçta doktorun yapacağı şey de aynı, korkmaya gerek yok ama tedbiri de elden bırakmamalı…”

Henüz bir aşı yok

KKKA’ya karşı henüz bir aşı geliştirilememiş. Prof. Dr. Gargılı, bu konuyla ilgili Bulgaristan’da çalışmalar yapıldığını, ancak geliştirilen aşının ancak yüzde 50 oranında başarı sağladığını ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da kabul görmediğini söylüyor. Zaten bir süre sonra Bulgaristan’da da bu aşıyı kullanmayı bırakmışlar. Kısaca şu an bilinen etkili bir aşı yok ve bulunması için de uzun yıllar gerekiyor.

Bu konuda çalışmalar olduğunu ve aşının ancak Türkiye’de geliştirilebileceğini belirten Gargılı, “İnsanlar boş umutlara tutunup 3-4 ayda bir aşı geliştirilmesini bekliyorlar ancak bu imkansız. Şu an Fırat Üniversitesi’nde bu konuyla ilgili çalışmalar var fakat aşının tam anlamıyla geliştirilmesi yıllar alacaktır.” diyerek sıtmaya karşı bile 70-80 yıldır aşı geliştirilemediğini hatırlatıyor.

Öte yandan sağlık bakanlığı hasta olan insanlara destek tedavi amaçlı serumlar üretme aşamasında. Geçen sene hasta olup atlatan yani antikor geliştiren insanların kanlarından serum yapılmaya çalışılıp başarısız olunmuş ancak bu seneki çalışmalar daha umut verici. Bu da hasta olanlar arasında ölüm oranlarını düşürmeye yönelik yeni bir adım olarak kayıtlara geçiyor.

Tavuk itlafıyla ilgisi yok

Virüsün yayılmasının kuş gribiyle bir bağlantısı olup olamayacağı sorusuna cevap ise dolaylı yoldan evet. Tavuklardan ziyade keneleri sırtlarında taşıyan göçmen kuşlarla bir ilgisi var. Göçmen kuşlar hastalığın yayılmasında etkili çünkü uçarlarken sırtlarında bulunan keneleri bir yerden başka yere taşımış oluyorlar. İş tavuk ölümleriyle beraber kene sayısının artmasına gelince, kene sayısı artmış olsa da bu keneler HM türü keneler değil her gün parkta otların arasında görebileceğimiz keneler. Zira itlaf edilen tavuklar da tavuk çiftliklerinde yetiştirilen ya da insanların bahçesinde beslediği tavuklar, oysa bu kenelerin yaşam alanları çok daha yabanıl. Dolayısıyla tavukların, hem toprağın altında yaşamalarından hem de farklı yaşam alanlarına sahip olmalarından dolayı bu keneleri yeme gibi lüksü yok; “Sonuçta bu tavuklar dağda bayırda gezmiyorlardı, diyelim ki keklikler 3-5 tane kene yiyor ama 100 tanesini de sırtlarında taşıyorlar. Dolayısıyla tavuk itlaflarının kene sayısının artmasında herhangi bir etkisi olduğuna inanmıyorum” diye konuya açıklık getiriyor Gargılı.

Girişimciye gün doğdu

Diğer yandan piyasada keneyle doğru orantılı çeşitli sektörlerde özellikle de tekstil alanında gelişmeler yaşanıyor. Çeşitli adlar atlında piyasaya sürülen ürünlerin hemen hepsi keneye karşı koruma vaat ediyorlar. İlaçlama şirketlerine talepte neredeyse 30 kart artış oldu, insanlar kene korkusundan evlerinden bahçelerine çocuk parklarına kadar pek çok yeri ilaçlatıyorlar. Keneyi en rahat ve sağlıklı şekilde deriden ayırmak amacıyla üretilen kene kartlarına da oldukça talep var, bu kartlar eczanelerde 5 YTL’den satılıyor. Kenesavar şapka ve giyim eşyaları da oldukça rağbet görüyor. Kenesavar kumaş olarak ünlenen kumaşları üreten Ekoten Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş Ar-Ge Müdürü Urungu Özenç, kumaşların boyama işleminden sonra tabi tutulduğu kimyasal bir işlem sayesinde kene dahil pek çok böceği uzak tuttuğunu söylüyor. Özenç kumaşların bu işlemden sonra haşerenin sinir sistemini bozan bir koku salgıladığını bu sayede de koruma sağladığını anlatıyor. İsviçre laboratuvarlarından gelen test sonuçlarına göre bu işlem sonrası giyim eşyası yüzde 87lik bir koruma sağlıyor ayrıca insan cildine de herhangi bir zararı dokunmuyor.0-2 yaş hariç herkesin güvenle kullanabileceği bu kumaşlardan en çok iç çamaşırı yapılıyor ve etkinliğini 20-25 yıkamaya kadar sürdürebiliyor.

Gelecek yıl en iyi ihtimalle bu seneki kadar

KKKA virüsü neredeyse günlük yaşamımızın bir parçası oldu. Her an her yerden bununla ilgili yeni gelişmeler duymak mümkün. Ama öyle gözüküyor ki salgın daha uzun süre bizimle. Prof. Dr. Ayşen Gargılı bu tip hastalıklarda salgının bir çan eğrisi çizdiğini, önce artarak bir maksimum düzeye ulaştığını, ardından da düşmeye başladığını anlatıyor ve ekliyor; “Türkiye’deki duruma bakılacak olursa hastalık 2000’den beri hala artış gösteriyor ve bu durumda en iyimser tablo seneye de en az bu seneki kadar vaka olması. Yoksa Türk halkı bağışıklık kazanana kadar salgın artmaya devam edecek.”

Yorum yazın