Sanat

Havlayan köpek ısırır mıydı?

Yazan: Lara Özlen

Vizyona taze girmiş, başarılı bir Türk filmi var elimizin altında: Kara Köpekler Havlarken. İsmi pek çekici gelmese de kulağa, içinde sakladıklarını görmeye değer. Mehmet Bahadır Er filmin hem senaryosunu yazmış, bir de dayanamayıp (Maryna Gorbach’la birlikte) çekivermiş. Bu, Marmara Üniversitesi çıkışlı, pek çok kısa filmi de beğeniyle karşılanan genç yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. Ana fikirlenmeleri şiddet, şiddetten korunma ve kollanma yolları, ekonomik problemler üzerine olan film Ankara Film Festivali’nden de 4 ödülle dönmeyi başarmış.

Hızla ve mütemadiyen yükselen gökdelenlerin arasında boğulmuş sanayi mahallesinde bellerini doğrultmaya çalışan bıçkın delikanlılar Selim ve Çaça’nın hikâyesi aslında pek de yabancı olmadığımız bir “kendi işinin patronu olma isteği” ekseninde ilerliyor. Otoparkçı olmaya özenen kuşçuların ve kafeslere koydukları kuşların kaderi, içinde yaşadıkları mahalleyle paralel ilerliyor: Sürekli bir sıkışma, kendini bulamama, sıyrılmak isteme hali film boyunca seyirciyi sarıp sarmalıyor.

Filmin barındırdığı her şey, göz ucuyla gördüğümüz belki de görmezden geldiğimiz şeyler: Minik bir mahalle, kanı kaynayan gençler, onları yönlendiren onlara akıl veren “mahalle abileri”, itiş kakışları, modifiye arabalar ve ucu bucağı olmayan hayaller -en çok da hayaller-.

İstanbul’u yenmeye gelen ama kendini, içinden çıkamadığı mahallenin “kralı” olma hevesine kaptıran iki genç adamın hikâyesi bu. Bu adamlar bol bol umut eder, “inşallah, kısmet” kelimelerini ağızlarına pelesenk ederler; güvenlik taramalarında ekstradan aranırlar. Hayat daha bir gaddar, daha bir zordur Selim ve Çaça için. Minik açıklar bulup oradan sıyrılıp kaçmaktır nihai arzuları. Öyle büyük şeyler de değildir istedikleri, “kendi işleri” olsa yeter onlara. Şiddet şiddeti getirir, bitmek bilmeyen mahalle kavgaları çevirir etrafımızı. İşler hep göründüğünde daha “organize”dir ve organizasyona dahil olmak her babayiğidin harcı değildir.

Sopalarla oynayan çocuklarla, mafyöz bağlantılarla, mahalle kavgalarıyla, “counter strike” oyunuyla alttan alta şiddet hissi, duygulanımı verilir başarılı bir şekilde. Güvenlik kameraları eşliğinde asla tam, kolektif bir güvenlik sağlayamadığımız alışveriş merkezi korunaklı ve mutlu olmanın en göze çarpan sembolü haline gelir. Bir an durur ve düşünürsün karakterlerle beraber: “Kimi kimden koruyoruz abi?” Gerçekten unutmuşuzdur artık gardımızı indirdiğimiz ve çevremizi sorguladığımız günleri, daha da sıkı sarılırız silahımıza.

“Havlayan köpek ısırmaz” varsayımı bu durumda geçerli olabilecek bir şey değil herhalde. Çünkü bu köpekler hem rahat vermiyor, hem havlamalarıyla psikolojileri baskı altına alıyor, bir de üstüne üstlük acımadan ısırıveriyor. Hem ruhunuzu, hem vicdanınızı, hem gerçeklik algınızı.

Yorum yazın