Geleneksel olarak insan temasına, canlı performansa ve anlık etkileşime dayalı bir sanat olan tiyatro, bugün yepyeni bir eşikte duruyor. Yıllar boyunca “analog” bir sanat olarak görülen sahne performansları, artık yalnızca insan emeğinin değil, aynı zamanda yapay zekâ algoritmalarının, artırılmış gerçeklik uygulamalarının, hologram teknolojilerinin ve dijital tasarım yazılımlarının da bir ürünü hâline geliyor.
Bu dönüşüm, yalnızca dünya sahnelerinde değil; Türkiye’de de etkisini hissettiriyor. Yapay zekânın dizi ve film sektöründe giderek görünür hâle gelmesi, tiyatro için de yeni bir dönemin başlangıcı olarak yorumlanıyor.
Yapay zekâ tiyatroyu istediği yönde dönüştürebilir

Mesrure Melis Bilgin Koen
Uzmanlara göre yapay zekâ, yalnızca bir efekt aracı değil, yaratıcılığın yeni bir uzantısı hâline geliyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sahne Sanatları Yönetimi Dr. Öğretim Üyesi Mesrure Melis Bilgin Koen, 10 yıl sonra tiyatroda neler görülebileceğine dair soruyu yanıtlarken, yapay zekânın mimetik (taklide dayalı) bir yapıda olduğu için tiyatroyu birçok yönden dönüştürme gücüne sahip olduğunu belirtiyor. Koen, bu değişimin hem yaratıcı hem de riskli yönlerine dikkat çekerek, “Mimetik olan tüm alanlarda yapay zekâ istediği yönde genişleyebilir. Kaliteli kullanımlar da gelişecektir; seyirciyi ve sanatçıyı sahne işlerinden soğutacak örnekler de çıkacaktır” sözleriyle teknolojinin çift taraflı etkisine işaret ediyor.
Koen ayrıca, yapay zekâ ile oyun yazımının geleceğini değerlendirirken, “Yapay zekâ ile oyun yazarının kavgasını sahnelemek eğlenceli olabilirdi” sözleriyle tartışmayı tiyatro estetiği açısından da çerçeveliyor.
Türkiye’de ilk kez bir oyuncu yapay zekâyla 20 yıl gençleştirildi!

Veliaht dizisi Ercan Kesal’ın yapay zekâyla 20 yaş gençleştirilmiş hali
Yapay zekânın televizyon ve dijital yapımlarda gördüğü ilgi, tiyatro sahnesine sıçrama ihtimalini güçlendiriyor. Türkiye’de bu alanda en dikkat çekici gelişmelerden biri, Show TV’de yayınlanan Veliaht dizisinde yaşandı. Dizinin başrol oyuncularından Ercan Kesal, yapay zekâ destekli görsel işleme teknikleriyle 20 yaş gençleştirildi. Çalışmayı yürüten isim Serkan Semiz, bunu Türkiye’de bir ilk olarak nitelendirerek “teknolojinin oyunculuk estetiğini dahi dönüştürebileceğini” ifade etti.
Gerçek bir oyuncunun yerini tamamen dijital bir varlık alabilir mi?
Vitpepper Studios’un duyurduğu Tesseract dizisi, yapay zekâ ile üretilen oyuncu kavramını Türkiye’de görünür kılan bir başka örnek oldu. Projede Akın Akınözü ve Özcan Deniz, ses ve görüntü kullanım haklarını şirketle paylaşarak yapay zekâ tarafından modellenen dijital karakter “İz” ile aynı evrende yer aldı.
BKM Mutfak oyuncularından Çağla Çubuk, seyircinin sahnede dijital bir varlıkla empati kurma ihtimalini değerlendirirken dikkat çekici bir noktaya vurgu yapıyor; ona göre, seyirciler “Empati kurarlar da… ne kadar derin olur, orası tartışılır. Çünkü sahnedeki enerji, nefes alış veriş, o anlık titreşim… bunlar hep insani şeyler…” Çubuk, dijital tiyatronun duygusal derinliği sınırlayabileceğini belirterek tamamen dijital bir oyuncuya karşı olduğunu ifade ediyor ve teknolojinin rolüne sınır çizerek “Yerimizi almasın ama elimizi güçlendirsin” diyor.
Tamamen yapay zekâ ile oluşturulan ilk yerli dizi: Castle Walls
Ay Yapım tarafından geliştirilen ve uluslararası yayın hedefi olan Castle Walls, Türkiye’de yapay zekâ üstünde inşa edilen ilk dizi projesi olarak duyuruldu. Projede ChatGPT’den MidJourney’e, Runway’den Topaz’a kadar geniş bir teknolojik ekosistem kullanıldı. Ay Yapım CEO’su Kerem Çatay, yapay zekânın yaratıcı sürece katkısını şu sözlerle vurguladı: “Yapay zekâyı yaratıcı bir ortak olarak görüyoruz; iyi hikayelerin kalbinde yatan insan ruhunu ise merkeze almayı sürdürüyoruz.”
Canlı nefes dijitalin veremeyeceği bir şey
Dijital platformların yükselişi, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de sahne sanatlarını etkiliyor. Ancak Craft Akademi oyuncularından Yağmur Demir, tiyatronun hâlâ güçlü bir bağa sahip olduğunu vurgulayarak, “Netflix çok büyük bir rakip ama tiyatronun yeri ayrı. Bir oyuncunun nefesini duymak, bir duygunun andaki doğuşuna tanık olmak ekranın veremeyeceği bir şey.” Demir’e göre insanlar daha samimi, daha içten hikâyeler arıyor ve canlı performans bu ihtiyacı hâlâ benzersiz bir şekilde karşılıyor.
Yapay zekâ taklit eder, ama hissedemez
İnsan oyunculuğunun en kritik unsurlarından biri sezgi ve doğaçlamadır. Yapay zekânın sezgiyi taklit edebilme ihtimali üzerine konuşan Çağla Çubuk, “Taklit eder… ama birebir hissetemez. Yapay zekânın yaptığı hesaplamak; oyuncunun yaptığı içgüdüyle tepki vermek” sözleriyle insani duygu durumunun algoritmalarla tam olarak karşılanamayacağını vurguluyor. Bu durum, tiyatro sahnesini “geri dönülmez şekilde dijitalleştirmek” isteyenler için önemli bir uyarı niteliğinde.
Tiyatro için yeni bir dönem
Uzmanların ortak görüşü, yapay zekânın tiyatroyu yok etmeyeceği; fakat dönüştüreceği yönünde. Sahne tasarımında daha etkileyici atmosferler, gerçek zamanlı ışık ve ses ayarlamaları, dijital karakterlerle hibrit performanslar, çok boyutlu sahne deneyimleri… Bunların tümü, tiyatronun yaratıcı sınırlarını genişletme potansiyeli taşıyor. Ancak bu dönüşümün merkezinde hâlâ şu soru var: İnsan dokunuşu kaybolmadan dijitalleşme mümkün mü?
Mesrure Melis Bilgin Koen’in “alanın bileşenlerini gözetmek önemli” vurgusu, tiyatronun geleceğine dair anahtar bir uyarı olarak görülüyor. Tiyatro, yeni teknolojilerle zenginleşirken insani özünden uzaklaşmamak zorunda.
Geleceğin tiyatrosu muhtemelen insan ile yapay zekânın birlikte ürettiği hibrit bir form olacak.
Ama sahnenin kalbinde, değişmeyen bir gerçek var: Sanat hâlâ insanın hikâyesini anlatıyor.

Yorum yazın