Etiket Elif Nebipaşagil

Latin müziğin divası Kuruçeşme Arena’da

Latin pop müziğin kraliçesi Gloria Estefan, 3 Ağustos’ta İstanbul Kuruçeşme Arena’da hayranlarıyla buluşacak. 1957 yılında Küba’da doğan Gloria (Gloria Marí¬a Milagrosa Fajardo) 1975’te “Miami Sound Machine” adlı grubun vokalisti olarak sanat hayatına başlar. Estefan daha sonra hit solo çalışmaları Dr. Beat (1984) ve Conga (1986) ile uluslararası üne kavuşur. Çoğu müziksever tarafından Latin pop müziğinin kraliçesi olarak kabul edilen şarkıcı, tüm dünyada 70 milyonun üzerinde albüm satışına sahip. Dünyanın en ünlü müzisyenleri arasında yer alan Estefan, Latin pop müziğinin en ünlü solo seslerinin başında geliyor. Şu ana kadar çıkardığı 14 albümle her zaman dinlenen ve kitleyici sayısını arttırmayı başaran Estefan, 5 kez Grammy ödülü kazandı. Miami Sound Machine’in lideri Emilio Estefan ile 1976 yılında evlendir. Bu evlilikten Nayib (2 Eylül 1980) ve Emily Marie (5 Aralık 1994) adlı iki çocuğu oldu. Estefan, muhteşem sesinin yanında konserlerindeki Latin şovlarıyla da her zaman dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Gloria, müzik kariyerinin yanı sıra Music of the Heart (1999) ve For Love or Country: The Arturo Sandoval Story (2000) adlı iki filmde oynadı. Birçok ünlü Latin şarkıcının da idolü olan Gloria Estefan’ı örnek alan ünlü şarkıcılar arasında Shakira ve Thalía da yer alıyor. Yeni dönem salsa müziğine önemli ölçüde etki ve katkıda bulunmuş şarkıcının parçaları Salsa gecelerinde sıkça çalınıyor. Sinpaş A.Ş’nin 35. yıl kutlaması şerefine 3 Ağustos akşamı gerçekleşecek Gloria Estefan konser biletleri 112 TL ile 520 TL arasında satılıyor. Konsere gidecek olan hayranlarına mükemmel bir Latin gecesi yaşatması muhtemel olan Gloria, 52 yaşında olamasına rağmen muhteşem fiziğiyle de hayranlarını büyüleyeceğe benziyor.

Jane Birkin aramızda

Bir zamanların seksi kadın oyuncusu, söylediği tek şarkıyla muhafazakarları hop oturtup hop kaldıran İngiliz sinema oyuncusu, şarkıcı, besteci ve yönetmen Jane Birkin beş yıl aradan sonra yine İstanbul’da. Jane Birkin denilince, onu skandal yaratan “Je t`aime moi non plus” şarkısındaki erotik sesli kadın ve sansürlere maruz kalan “Blowup” filmindeki seksi manken kimliğiyle hatırlayanlar çoktur. 17 yaşındayken “Passion Flower Hotel” adlı müzikalde sahne alan Birkin, provalar sırasında “James Bond” filmlerinin müziklerine imzasını atan ünlü İngiliz besteci John Barry ile tanışıp, kısa bir süre sonra evlendi. Jane Birkin, henüz 20 yaşındayken oynadığı “Blowup” adlı gerilim filminde baştan çıkarıcı performansıyla hafızalara kazınan mankenlerden birini canlandırmıştı. Erotik sahneleri nedeniyle, 60’lı yıllarda gündeme oturan film, bir kadının çıplak olarak gösterildiği ilk ingiliz filmi olma özelliğini taşıyor. Bu filmdeki rolüyle dikkatleri üzerine çeken Birkin’a film teklifleri gecikmedi. “Blowup”tan sonra “Slogan” adlı filmde Fransızca bilmemesine rağmen başrol alan Jane, aynı zamanda filmin şarkısında da Serge Gainsbourg ile düet yaptı. 1969 yılında film çekimleri sırasında tanıştığı Serge Gainsbourg ‘la 14 yıl süren bir aşka yelken açmış oldu. Düet yaptıkları şarkının erotik sözleri yüzünden İtalya’da, İspanya’da ve İngiltere’de şarkı yasaklandı, buna rağmen büyük bir ticari başarı elde etti. Böylece 60’lı yıllarda skandal yaratan “Je t`aime moi non plus” adlı parçayla, sinema dünyasından sonra müzik dünyasına da adım atmış oldu. 1975’te Gainsbourg’un ilk filmi olan ve şarkıyla aynı ismi taşıyan “Je t’aime… moi non plus” filminde oynadı. Jane Birkin, bu performansıyla Cesar Ödülü kazandı.1992`de Victoires de la Musique ödüllerinde Yılın Kadın Sanatçısı ödülünü kazandı. Birkin, müzik ve sinema hayatında elde ettiği başarı dışında göçmen hakları ve AIDS gibi konularda derneklerle çalışmalar yaptı. Bosna, Ruanda ve Filistin`i ziyaret ederek çocuklarla ilgilendi. 1960’lı yıllarda muhafazakar kesimler tarafından kıyasıya eleştirilen Birkin, 2001`de İngiliz Kraliyet Nişanına layik görüldü. Eşi Gainsbourg’un vefatından sonra onun şarkılarını en iyi yorumlayan sanatçı ünvanıyla 1996 yılında Gainsbourg’un 15 bestesini […]

Tibetli evliya ve Amerikalı günahkar Milarepa

Milarepa, 32 yıl önce Hindistan’a doğru giderken hayatını sonuna kadar değiştirecek kişiye rastlar, bu kişi Milarepa’nın ustası “Bhagwan Shree Rajneesh’tır”. ABD’li şarkıcı, şarkı yazarı, müzisyen ve meditasyon öğretmeni olan Milarepa, ustası olan Osho’dan öğrendiği meditasyonları paylaşmak için 3 Nisan’da İstanbul’a geliyor. Hintli Mistik Osho Uluslararası Müzik ve Kutlama Enstitüsü’nün başkanı olan Milarepa’nın 16’nın üzerinde albümü bulunuyor. “Steping Stones” adlı meditasyon serisinin de yaratıcısı olan Milarepa, her sene Amerika, Avrupa, Japonya, Avustralya ve Bahama’lar başta olmak üzere birçok ülkede konserler veriyor. Düzenlediği organizasyonlarda meditasyon, müzik ve sevgi görüşlerini insanlarla paylaşıyor.Yaptığı müzikle aşk anlayışını ve meditasyonu yansıttığını söyleyen Milarepa, temalarının evrensel ve bu yoldan giden herkesin anlayabileceği şeyler olduğunu söylüyor. “Osho’nun vizyonunda bu güzel gezegende hayatın gizemini şarkılarımızla, danslarımızla, kalplerimizin sessizliği ile kutluyoruz” diyen Milarepa, insanlığın 21. yüzyıla ilerlediği bu dünyada bu mesajın çok daha gerekli olduğunu düşünüyor. Ustasının konuşmasını “dağdan akan suyun sesinin müziğini dinlemek gibiydi” diyen Milarepa, ustasının sözlerinin duygularının ve düşüncelerinin ruhunun derinlerine işlediğini ifade ediyor. 1990 yılında Osho’nun ölümünü “bedenen öldü” diyerek tanımlayan Milarepa, ustasının “Osho” olarak anılmak istediğini söylüyor. “Osho” kelime olarak varoluşun okyanustaki deneyimi anlamına geliyor. Ustasının ölümünden sonra onunla olan bağının daha da derinleşip genişlediğini ifade eden Milarepa, “Onun ışığı benim iç ve dış dünyamı gökkuşağı gibi aydınlattı. Kendimle ilgili yeni içgörüler, yeni anlayışlar fark etmeye başladım” diyor. Ustası öldüğü zaman arkasında boş bir sandalye bırakıyor ama işlerini devam ettirmesi için birini tayin etmiyor. “İnsan bilincinin evriminde bunun öneminin farkına varmak çok önemli. Osho’nun boş sandalyesi insanlığın ustalara ve çıraklara gerek duymadığını anlamamızı sağlıyor” diyen Milapera, insanın aklı gerçeği görmesine ve varlığının farkına varmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Eski zamanlarda dini metodolojilerin zamanının en iyi teknikleri olduğunu söyleyen Milarepa, “Eski Japonya’da Zen, Ramana, Maharsi, Mevlana ve Buda kendi zamanlarının ustalarıydı. İnsanın aklı daha hassas, düşünceleri daha avantajlı. O zamanın teknikleri o zaman etkiliydi, şimdi ise o […]

Obama ve Erdoğan’ın ortak yönü

Tuğba Kalafatoğlu Amerika’daki birçok politikacıyla çalışmış, Obama ve Clinton’un siyasi danışmanları arasında yer almış başarılı bir Türk kadını. Halen Kadir Has Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışıyor. Kendi ismini taşıyan şirketinin yönetim kurulu başkanlığının yanısıra American Communication Association (ACA-Amerikan İletişim Derneği) başkanlığını da yürütüyor. Politik iletişim konusunda uluslararası deneyime sahip Kalafatoğlu ile ABD ve Türkiye’deki siyasi dengeleri konuştuk. Politikaya girişiniz nasıl oldu?Bir gün siyasal bilgiler dersi aldığım hocama gönüllü çalışmak istediğimi söyledim. Üniversite birinci sınıftayken gönüllü olarak Demokrat Parti’de haftanın 3 günü çalışmaya başladım. 1994 yılında Robert Kerrey* seçimleri kaybedecek gibi görünüyordu.. Nebraska Cumhuriyetçilere oy veren bir bölgeydi ve Cumhuriyetçiler önde gidiyordu. Özellikle, Güney Omaha’da Meksikalılar yaşıyordu ve Demokrat partiyi iyi tanımıyorlardı. Kampanya yöneticisinin yanına bir gün gittim ve “seçimlerde kampanya yazılarını İspanyolca yazsak, Güney Omaha’da seçim çalışması yapsak” dedim. Çünkü bu bölgede yaşayanların çoğunluğu ingilizce bilmiyordu. Robert Kerrey, seçim çalışmaları için Washington D.C.’den geldi ve yaptığımız toplantıya girdi ve bana söylediklerimi herkesle paylaşmamı istedi. “Sen bana nerede ne zaman bulunmam gerektiğini söyle ben orada olacağım” dedi. İspanyolcası çok iyi olan kız arkadaşımla birlikte Omaha’daki mahalleleri dolaştık. Arkadaşıma, kampanya yazılarını ben İngilizce yazacağım, sen de İspanyolca’ya çevireceksin dedim. Robert Kerrey’nin oy oranı yüzde 11 iken yüzde 80’lere çıktı ve seçimleri kazandı. Televizyonda özellikle benim ismimi vererek teşekkür etti ve benimle çalışmak istediğini söyledi. Bana öğrenci çalışması vizesi çıkardılar ve haftada 20 saat Demokrat Parti’de çalışmaya başladım. Kerrey daha sonra benim ismimi Bill Clinton’a verdi. 1996 yılında Clinton’ın ekibiyle çalışmaya başladım. Kısacası bir kapıyı çalmakla hayatım değişti. Türkiye’deki politik anlayışı nasıl buluyorsunuz?Türkiye’deki politikacıları ben “eski okul” ve “yeni okul” sistemiyle çalışan politikacılar olarak ikiye ayırıyorum. Türkiye’de genelde “eski okul” sistemiyle çalışan politikacılar var. “Yeni okul” sistemiyle giden politikacılar zaten başarılı oluyor. “Eski okul” seçmenlerle birebir görüşmüyor, başa geçtikten sonra “beni kimse yerimden edemez” diye düşünüyorlar. Oysa “yeni okul” sistemiyle giden politikacılar, kazandım, […]

Ebony Bones; müziğini de modasını da kendi yapıyor

2000’li yılların en çılgın müzisyenlerinden olan Afrika kökenli İngiliz vatandaşı Ebony Bones, 24 Ocak’ta Beyoğlu The Hall’da sahne alacak. Bones, şarkı sözlerini kendi yazıyor, vokallerini yapıyor ve tüm enstrümanları kendi çalıyor. İlk olarak 1998-2005 yıllarında İngiltere’de Kanal 5’te yayınlanan soap opera dizisi “Family Affairs”de “Yasmin Matthews” adıyla yer alan Bones, henüz 24 yaşındayken dikkatleri üzerine çekti. “O zamanlar müzikle ilgilendiğimi biliyorlardı, laptopumu alıp soyunma odasında ses kontrollerimi yapıyordum” diyen Bones, İngiliz pop grupları“Sugababes” ve “Future Cut”ın prodüktörlüğünü yapan Richard X ile çalıştı. “Kısa sürede dikkat çeken şarkılar yaptık” diyen Bones, 2002, 2003 ve 2004 yıllarında, İngiltere TV Dizi Ödülleri’ne (The British Soap Awards) “En Seksi Kadın Oyuncu” olarak, 2004 ve 2005’te ise “En İyi Komedi Oyuncusu” olarak aday gösterildi. Daha sonra, bir plak şirketi ile anlaşması olmadığı halde “We Know All About U” adıyla çıkardığı single ile haftalarca radyo listelerinde 1 numara oldu. “We Know All About U” single’ı, BBC radyosu tarafından “Dünyanın en seksi şarkısı” olarak tanıtıldı. Asıl adı Ebony Thomas olan sanatçının televizyon dünyasından müziğe adım atması da aslında bir tesadüfe dayanıyor. Kuzeni için bu parçayı söylerken, kuzeni şarkıyı myspace’e koymasını istiyor ve böylece şarkı “patlıyor!” Bones, limited edition olarak yayınlanan “Don’t Fart On My Heart” adlı ikinci single’ıyla da yine liste başı oldu. Bu şarkının video klibi, British Council’ın “En iyi video” ödülünü kazandı. Giydiği ilginç kıyafetlerle moda ikonu haline gelen ve görsellerin, kıyafetlerin kendisinin dışa yansıması olduğunu söyleyen Ebony, birçok dergide en stil sahibi kadın şarkıcılar arasında yer aldı. Bones’un çılgınlıkları sadece giydiği elbiselerle kalmıyor, yaptığı açıklamalarda da dikkatleri üzerine çekiyor. Kendini Myspace’de vajinası olan Harry Potter olarak tanımlayan Bones, “Bizi seven ve sahnede yaptıklarımızı kabul eden seyircilerin olması çok güzel, sahnede 5 yaşındaki çocuk gibi zıplayıp, otistik çocuklar gibi hareket edebiliyoruz” diyor. Dünyadaki politik olaylardan her zaman ilham alan Bones, müziği politik bölünmelerin üstündeki evrensel […]

İzzet Öz 23 Ocak’ta The Hall’da

İzzet Öz, “Önce İzzet Öz Vardı” isimli parti ile, 42 yıllık birikimini 23 Ocak gecesi İstanbul Beyoğlu The Hall’da müzikseverlerle paylaşacak. Henüz 20 yaşındayken, müzik kariyerine ilk adımını atan Öz, TRT Radyosu’nda işe başladı. Daha sonra ise televizyon ve radyo programları yaparak sesini milyonlara duyurdu. 42 yıllık kariyerinde birçok ödül alan İzzet Öz, Teleskop, Metronom, Süpervizyon, Zoom, Sihirli Lamba gibi programlar yaptı. Bunun yanı sıra, Hürriyet gazetesi için reklam filmleri, müzikaller ve tiyatroların video yönetmenliği, büyük gösterilerin, prodüksiyonlarını üstlendi. 35. Sanat Yılı nedeniyle “The İzzet Öz Project” albümüyle yeniden müzikseverlerin karşısına çıktı. 2004 yılında TM adlı şirketinden “Aşık Veysel” in doğumunun 110.yılı için İmaj Müzik işbirliğiyle yurt dışında da ilgi gören bir albüm piyasaya çıkardı. Müzik yaşamına başladığı 60’lı yıllardan günümüze kadar radyo ve televizyonda sunduğu sevilen parçalardan oluşan çok özel bir program hazırlayan Öz, konuklarına müzik dolu bir gece yaşatacak. Bu gecede, Sting, Pink Floyd, Ajda Pekkan, Amy Winehouse, MFÖ, Rolling Stones, Barış Manço, The Police, Sertab Erener, Eric Clapton gibi birçok ünlü şarkıcıların parçalarını çalacak. İzzet Öz hayranlarına güzel bir haber, Öz’ün 27. yılını dolduran “Teleskop” isimli radyo programı, Ocak ayı itibariyle TRT Radyo 3’te yeniden yayınlanmaya başlayacak.

Grammy Ödüllü Concha Buika İstanbul’da

Afrika köklerinin verdiği şarkı söyleme yeteneğiyle herkesi büyüleyen, ünü İspanya’dan dünyaya sıçrayan Buika, 17 Ocak’ta ilk kez Türkiye’de İş Sanat’ta sahneye çıkacak. 1972 doğumlu Concha Buika, Mayarko adasında, Ekvator Ginesi’nden politik nedenlerle sürgün edilen bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Küçük yaştayken babasının terk ettiği Buika, 5 kardeşiyle birlikte müzikle iç içe bir evde büyüdü. Mallorca’da yaşayan Çingenelerle haşır neşir olan sanatçı, onlardan flamenko ezgilerini ve stillerini öğrendi. Daha sonra Madrid’e yerleşmesiyle Buika, burada birçok yerel grup ile çalışma imkânı yakaladı, Londra’da drama okurken Pat Metheny tarafından bir konserine davet edilmesi ile hayatı değişti. Burada Kübalı Bebo Valdes’in albümlerinden tanıdığımız yapımcı, besteci ve müzisyen Javier Lemon ile tanışan Buika, böylece profesyonel müzik kariyerine adım attı. Concha Buika İspanya’nın son zamanlarda gördüğü en üretken ve beğenilen sanatçısı olarak biliniyor. İspanya’nın Grammy’si olan Premio de la Música ödülü sahibi olan Buika, İspanyol kültürünün de etksiyle şarkılarında funk, flamenko, gypsy rumba, caz, Afro-Küba ritimleri, copla ve soul’u bir araya getiriyor. Yetenekli sanatçı gitar, piyano, bas ve çello gibi birçok enstrümanı da çalabiliyor. Tüm dünyada beğeniyle dinlenen Buika, eleştirmenler tarafından da beğenilen bir sanatçı oldu. Grammy ödüllü sanatçı yaptığı müziği; “Farklılıklar insanları zenginleştiriyor, bulunduğum ortamın farklı kültürleri müziğime de yansıdı ve bu beni mutlu ediyor. Müziğim, aslında hepimizin müziği. Hepimiz insanız ve acılarımızı, aşklarımızı şarkılar anlatıyor ancak.” şeklinde tanımlıyor. “Ben bir Afrikalıyım ve Afrikalı müzik eğitim almaz” diyerek yeteneğinin köklerinden geldiğini söylüyor. Müziğin ticari yanından çok performansıyla ilgilendiğini, sahnenin ise kendisi için çok büyük önemi olduğunu söyleyen Buika, sahnede izleyicisiyle derin bir bağ kurabildiğini ifade ediyor. Buika (2005), Mi Niña Lola (2006) ve Niña de Fuego (2008) çıkardığı albümler arasında yer alıyor. Son albümü Niña de Fuego (Ateşin Kızı) ile dinleyicilerine sesinin güzelliği dışında, iyi bir şarkı yazarı olduğunu da kanıtladı. Müziği, hüzünleri azaltmanın, acıları paylaşmanın ve hayatta dimdik durabilmenin bir yolu olarak görüyor. […]