Etiket erkek

Ereksiyon sevdasına hapı yutmayın!

Yirmibirinci yüzyıl insanının cinsel deneyim arayışları, internetten dur durak bilmeden yayılan porno film sahneleri, otuz beş santimlik penis ve 45 dakika kesintisiz seks efsaneleri, sonunda hiç bir cinsel sorunu olmayan erkekleri bile ereksiyon haplarının bağımlısı haline getirdi. 1999 yılından itibaren eczane raflarında boy gösteren Viagra, yaşlılık veya çeşitli fiziksel hastalıklar nedeniyle iktidarsızlık belasından mustarip erkeklerin yüreklerine su serpen bir buluş olarak alkışlanmıştı. Zaman içinde ereksiyon hapları kervanı Cialis ve Levitra gibi başka markalarla zenginleşirken ereksiyon hapı kullanımında da patlama oldu. İnternet üzerinden ve eczanelerden serbestçe satılan ereksiyon hapları, artık cinsel problemi olmayan erkekler tarafından da yaygın şekilde kullanılıyor. Özellikle gençlerin kullanım amacı, merak ve uzun süreli ereksiyon. Söz konusu haplar, 4 ila 36 saat arasında etkili oluyor ve her uyarılmada kendini gösteriyor. “36 saat”i duyan birçok erkek, duruma kayıtsız kalamıyor olsa gerek eczaneler hapların satışında ciddi bir artış olduğunu belirtiyor. İstanbul Göztepe’de eczacılık yapan Serkan Aydın, ayda yaklaşık 100-150 kutu ereksiyon hapı sattığını ve satışlarının Asprin’den çok daha fazla olduğunu söylüyor. Aydın, “Neredeyse satmadığım gün yok. Hatta gelenlerin çoğu üç dört kutu birden alıyor” diyor. Ulus’ta eczacılık yapan İnci T. ise sağlık problemi olmayan gençlerin bu ilacı alıyor olmasından dolayı hayli kızgın, engel olamadığı için de üzgün. Gece eczane nöbetlerinde en çok gençlerin gelip bu ilaçları aldığını belirtiyor ve “Türk erkeğinin aklı sadece cinselliğe çalışıyor. Normal ilaç almaya geldiklerinde iskonto istiyorlar ama bu haplara gelince, hiç düşünmeden para veriyorlar. Beş kuruşu olmayanlar bile bir şekilde gelip alıyor” diyor. Ereksiyon hapları, sağlık ya da maddiyat gözetmeksizin hemen birçok erkeği etkisi altına alıyor. Burada “Erkekler dedikoduyu sevmez” varsayımının ise ne kadar boş olduğu ortaya çıkıyor. Keza dedikodu sayesinde haplar ününe ün katıyor. Örneğin, üniversite öğrencisi H.B., hapları arkadaşlarından duyduğunu ve çok merak edip kullandığını söylüyor. Başından geçenleri ise hafif utanarak anlatıyor: “Arkadaşlarımla birlikte eve para karşılığı seks yapan birkaç kadın çağırdık. Hapı […]

Erkeklik krizde mi?

Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın düzenlediği “Toplumsal Cinsiyet” konulu söyleşi programının ilk oturumu, Bülent Somay, Doç. Dr. Aslı Tunç ve Doç Dr. Ferhat Kentel’in katılımıyla gerçekleştirildi. Söyleşide mikrofonu alan ilk isim Doç. Dr. Ferhat Kentel’di. Kentel, toplumsal cinsiyetten bahsederken, modern toplumun yeniden inşa ettiği o ikili düşünme mantığına ilişkin somutlaşmak gerektiğini savundu. Kadın ve erkek olarak doğduktan sonra, cinsiyetin küresel olarak şekillendiğini ve bunun adının en sonunda “toplumsal cinsiyet” adını aldığını düşünen Kentel, modernleşmenin artık çok daha farklı bir boyut aldığına değindi. “Modernlik en çok modernleri ezer” diye konuşan sosyolog, modernliğin aslında bir tür sınav vermek olduğunu anlattı:“Kadınlık ve erkeklik algılarımızda birbirleriyle karışıyor. Bunlar birbirleri arasında bir erozyona uğruyor. Yani aslında hayat, erkeklik durumunu kadınsıl bir duruma dönüştürüyor. Erkekler bütün hayatları boyunca bu dilin taşıyıcıları ve erkekler kadınsılaşmakla karşı karşıya kalabilirler.” Konuşmasının sonunda “kadınca yaklaşım” ifadesini tırnak içinde kullanarak vurgu yapan Ferhat Kentel, erkek dilinden olmayan bir tarih yazmanın mümkün olduğunu ve bunun ayrıca şart olduğunu belirtti. Oturumdaki ikinci konuşmacı ise Doç. Dr. Aslı Tunç oldu. Tunç, konuyu medya açısından ele alarak temsiliyetin neden önemli olduğuna ve insanların toplumsal rollerin sorunlu yansımasından neden şikayetçi olduğuna değindi. “Algılarımızı yoğunlaştırmakta ve geliştirmekte olan medyanın haber dili de erkek” diyen Aslı Tunç, karar mekanizmalarının erkek egemen bir dile sahip olduğunu söyledi. “Eş anne, fedakâr kadın tiplemesi de medyanın kadını temsil ettiği diğer durumlardır. Gazetelerde arka sayfalarda yer alan kadın fotoğrafları ve üçüncü sayfalarda magazin nesnesi olarak sunulan kadınlar… Bütün bunların hepsi kadını, haberle ilgisi olmasa da cinsel bir nesne olarak gösteriyor.” Medyada son zamanlarda sıklıkla yer alan kadın kuşaklarından da bahseden Tunç, bu programların kadına ses verdiği fikrine inanmadığını belirtti. “Medya var olan rolleri tekrar üretiyor ve bize sunuyor. Bu çok muhafazakâr bir duruş. Dolayısıyla, toplumu hep geriye çekmek, herkesin diline inmek ve herkesi kucaklamak zorunda. Bu da bildiğiniz gibi çok kötü bir durum” diye […]

Erkek kentinde kadın

“Kadın dostu kent” yaratmak… Son yıllarda gündeme gelen ancak yine de medyadan hak ettiği ilgiyi göremeyen bir konu bu. Kentlerimiz erkekler tarafından tasarlanıyor. Sahiplerine mutlu ve rahat bir yaşam sunan bu planlama kadın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmuyor. Meclise girmeden önce kurucuları arasında bulunduğu İstanbul Kadın Araştırmaları Merkezi’nde (İKAM) kadınlara yönelik projeler yürüten AKP İstanbul Milletvekili ve TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Alev Dedegil, kentin kadın ihtiyacına yönelik eksikliğini şu sözlerle anlatıyor: “Yani kadınlar, bu şehrin üst geçitlerinden, kaldırım yüksekliğinden memnunlar mı? Tüm il ve ilçeler kadın dostu haline getirilmeli. Üst geçitler kadınlar için bir felaket. Yüksek topuk, hamilelik, kemik erimesi, kucakta çocuk, evde çocuk ve bebek arabası ile bir kadın üst geçidi nasıl kullansın? Kent, erkeklerin çok mutlu ve rahat yaşaması için planlanmış. Üst geçitlerin tümden kaldırılması ve atılması gerekir. Ben bu durumu kendi bölgemdeki yöneticileriyle konuşup tartışıyorum. Bunu tespit etmek ve buna göre önlem almak gerekiyor. Kadın kucağında çocuk, elinde alışveriş yaptığı araba, belki elinden tuttuğu bir çocuk daha, geliyor üst geçin önüne, karşıya geçmek istiyor. Ama nasıl geçecek?” (Hürriyet,4 Kasım 2008) Alev Dedegil bu sorunu, belediye meclislerinde yeteri kadar kadın olmamasına bağlıyor. Çözümü ise belediye ve bakanlıkların bütçelerini “cinsiyetçi bütçe” çerçevesinde hazırlamasında görüyor: “Cinsiyetçi bütçe, sonucu doğrudan kadının hayatına yansıyan hizmetleri üretebilmek için gerekli olan bütçedir” diyor. Ve bu konuda Avrupa Birliği ile ortak bir proje yürütüldüğünü ekliyor. Bir kenti “kadın dostu” yapacak şeyler nedir? Otobüslerin, durak bulunmayan noktalarda da kadın yolcuları da almasını sağlamak örneğin. Ya da parkta oynayan çocuğunu uzun saatler boyunca bekleyen anneler için ergonomik koltuklar bulabilmek. Çocuğu kucağında ve ya pusetteyken üst geçit merdivenlerini tırmanmak zorunda olanların halini anlamak… Peki yukarıda saydığım sorunlar sadece kadınlara mı ait? Kentlerimizde “mutlu ve rahat” yaşayanların kim olduğu, bu sorunu da cevabını veriyor. Çocuklarını hiçbir zaman parka götürmeyen babalar, dedeler; yeğenlerini pusetle gezdirmeyen, kucağına alıp üst geçitten geçmek zorunda […]

Saklambaç oynarken hamile kalma ihtimali

Kimi kadının bizzat mağduru olduğu kimininse şanslıysa sadece büyüklerinden duyduğu travmatik ilk regl hikâyeleri, psikolog Şule Akdağ’ın 12 yaşındaki kızı Ezgi için verdiği partiyle haber sitelerinin yorum köşelerine taşındı. İnsan hakları eğitimi programı kapsamında kadın ev gruplara eğitim veren psikolog Akdağ, Ankara’da bir restoranda 19 Ekim’de, kızının arkadaşları ve ailelerini davet ettiği bir parti düzenlemişti. Akdağ’ın yine psikolog olan kocası ise başta partiye katılmayı düşünmediğini, tepkiler üzerine ailesine destek olmak adına bu kararından vazgeçtiğini söylemişti.Regl partisi haberi yayınlandığı sitelerde okuyucunun yoğun ilgisini gördü. Pek çok yorum yapıldı. Okuyucuların “ilk regl” hakkında aktardığı geleneklerden en akılda kalanı, adet olan kıza “korkmasın” diye atılan tokat. (“Uygulamalar”, bereket getirsin diye kızın ellerini una bulamaktan, ölçüsü belirlensin diye göğsüne bastırılan kaplara kadar uzanıyor.) Tokat atmaktaki amaç, ailelerin gelişimin doğal bir parçası olan regl hakkında bilgilendirme gereği duymadıkları kızlarının, gördükleri kan karşısında hissettikleri korkuyu tokadın acısıyla bastırmak istemesi olsa gerek. “Kirli” atfedilen kadının Kuran’a dokunması da yasaklar arasında. Hamur açmak, turşu kurmak da bir süreliğine ertelense iyi olur çünkü “tutmaz.” Dün arkadaşlarıyla sokakta oyun oynarken ertesi gün artık doğurganlık mertebesine eriştiği için küçük kızın hayatı da kısıtlanmalı elbette. Saklambaç oynarken ya da ip atlarken hamile kalma olasılığı yüksek çünkü(!) O yüzden küçük kız bir an önce büyümeli, edebini bilmeli. Halamlar geldi Bu gelenekleri aile içindeki erkeklerle araya mesafe koymak izliyor. Baba ya da erkek kardeşin yanında regl olduğuna dair en ufak bir ipucu verilmemeli. Bu uğurda kadınlar kendi aralarında nesilden nesile aktarılmış bir jargon bile üretmiş. Kadın olmanın “utancını” vajinaya taktığı “şey”, “kuku”, “muni”, “dudu”, “piti” gibi özenle uydurulmuş sözcüklerle azaltan kadın, adet için de “renklendim”, “halamlar geldi”, “kirliyim”, “hastayım”, “aybaşıyım” gibi yöreden yöreye hatta aileden aileye değişebilen bir dil kullanıyor. Bu dili Erkekleri Doğrama Cemiyeti adlı manifestosu ve Andy Warhol’u vurmasıyla ünlü altmışların Amerikalı radikal feminist yazarı Valerie Solanas’ın tanımlamalarıyla karşılaştırdığımızda aradaki uçurum inanılmaz. […]

Çokeşlilik yasal olsa!

Duygu Ertürk “Mutlu bir yuvamız vardı. 16 yıllık evliyiz, üç çocuğumuz var. Birbirimizi çok seviyorduk, ya da öyle zannediyorduk. İlk yıllarda kocam fakirdi. Ben çalıştım, eve katkıda bulundum. Her zaman ona destek oldum. Sonraları maddi durumu düzeldi. Üsküdar’da evim olsun isterdim. Evim de oldu. “Keşke olmasaydı” diyorum şimdi. Çünkü taşındığımız gün hadiseyi öğrendim. Kocam, çocuğu yaşında bir çocukla ikinci evliliğini yapmıştı. Bunun gerçek olduğunu anlayınca şoke oldum. Ben onun için her fedakârlığı yapmıştım; o ise kıza bir daire tutmuştu. Kocamı dövmeye, ona saldırmaya başladım. Affedemiyorum ve ondan nefret ediyorum. Bana bunu nasıl yapardı? Çocuklarımın ikisi de bunalıma girdiler. Boşanmak istiyorum; çocuklarım “anne bizi babasız bırakma” diyor.” (Disikus.net’ten) Toplumda “çokeşlilik” kalıbından haberdar olmayan, hayatı boyunca yukarıdaki gibi bir hikayeyi duymamış olan yoktur herhalde. Zira kadın programlarına şöyle bir göz atmak bile insanı çokeşlilik ve aldatma kavramlarıyla haşır neşir etmeye, aldatılan kadınların haykırışlarına, çokeşli erkeklerin savunma ritüellerine aşina yapmaya yeter de artar bile… Özellikle Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman’ın: “Üç karım var, kime ne!” sözleriyle olay yarattığı ve çokeşliliği gündemin en çok tartışılan konularından biri haline getirdiği şu günlerde… Son aylarda TV programlarında sıkça boy gösteren Psikiyatr Dr. Hamdi Kalyoncu da, tam olarak bu konuya parmak basan ilginç açıklamalarıyla gündeme oturdu. Kalyoncu, birinci veya ikinci kadın olmaktan musdarip kadın hastalarının mağduriyetinden yola çıkarak, aldatma olaylarının kadın üzerinde büyük yaralar açtığı sonucuna varmış ve yaraya merhem niyetine bir çözüm önerisi sunmuş: “erkek çokeşliliğinin yasallaştırılması”… Konuyu resmi internet sitesinde, yazdığı kitaplarda ve katıldığı TV programlarında büyük bir ciddiyetle ele alan psikiyatr, kadınlara büyük zarar veren aldatma olaylarının, erkeklerin doğası gereği tek kadınla yetinemeyeceği için kaçınılmaz olduğunu iddia ediyor; “Madem erkeğin ‘kayıt içi’ veya ‘kayıt dışı’ çokeşlilik yaşaması kaçınılmaz, o zaman ikinci evliliği yapmak “kayıt altına” alınsın; kimse zarar görmesin” diyor. Bu konuda görüşlerini aldığımız kadınların bazıları, ikinci kadını güvence altına alacağını düşünerek çokevliliğin yasallaşması […]