Etiket gülen cemaati

e-muhbir M. Yılmaz kim?

Telefonlarım M. Yılmaz isimli şansın e-ihbarıyla dinlenmeye başladı. Polisin yerinde olsam böyle önemli bir haber kaynağını bulur, soruşturmayı derinleştirirdim.

Adaletin 200’ü!

Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanışının 200’üncü gününde, adalet için bir çift sözümüz var! 18 Eylül Pazar saat 13:30’da Galatasaray’da buluşuyoruz

Ahmet Şık ve Nedim Şener için REDD!

Bon Jovi’nin ön grubu REDD, TT Arena sahnesine Ahmet Şık ve Nedim Şener’in kartonetleriyle çıktı. GrupMasal şarkısını ‘suçsuz yere hapiste olan’ iki gazeteci ve ‘tüm özgür kalemlere’ ithaf etti. Bon Jovi konserinde Ahmet Şık ve Nedim Şener eylemi… Saat 19:00’da sahne alan REDD grubu, Masalisimli parçalarını Şık ve Şener’e ithaf etti. Performans sırasında TT Arena sahnesine iki gazetecinin gerçek boyutlu kartonetleri çıkarıldı. Şık ve Şener, ortaya çıkması için mücadele verdikleri Ergenekon “örgütü”ne üye oldukları gerekçesiyle 3 Mart’ta gözaltına alınmış ve 6 Mart’ta tutuklanmışlardı. Masal şarkısını tutuklu gazeteciler için söyleyen REDD grubunun solisti Doğan Duru stadyuma “Bu parçamızı 127 gündür suçsuz yere hapiste olan Ahmet Şık ve Nedim Şener’e ithaf ediyoruz. Biz, onların da bu konseri izlemesinin bir hak olduğunu düşünüyoruz” diye duyurdu. Grubun gitaristi Berke Hatipoğlu ise 127 t-shirt’ü giyiyordu. REDD adına konuşan Güneş Duru “Biz her türlü dayatmalara, baskı ve toplumu tipleştirmeye yönelik eylemlere karşıyız. Kitapların ‘bomba’ olarak algılandığı geçmişte ötekileştirilen değerlerin empatiden yoksun, belirgin bir intikam ve hesaplaşma duygusuyla suçsuz insanların yıllarca kodeste tutulacak kadar acımasızlaştığı ‘yeni Türkiye kurgusu’ndan kaygıliyız. Ahmet Şık ve Nedim Şener, kurulmaya çalışılan bu düzenin, 127 gündür, günah keçilerinden sadece ikisi. Bu eylem başta onlar olmak üzere diğer tüm özgür kalemler içindir” dedi. Şık ve Şener, tutuklanmalarının ardında götürüldükleri Silivri Cezaevi’nde gazeteci Doğan Yurdakul’la birlikte aynı hücreyi paylaşıyorlar. İki gazeteci, tutuklanmalarına neden olan deliller henüz açıklanmadığından ortaya çıkması için kalemleriyle yıllarca mücadele verdikleri “Ergenekon örgütü”nün neden ve nasıl üyesi olduklarını bilmiyorlar.

Ahmet ve Nedim için 100’üncü gün yürüyüşü

HaberVs HaberVs editörü Ahmet Şık ve gazeteci Nedim Şener tam 100 gündür tutuklu. iki gazetecinin meslektaşları ve dostları, tüm tutuklu gazetecilerin durumunu protesto etmek için yine sokakta. “Adaletin kara 100’ü” başlıklı çağrı metninde 60’tan fazla gazetecinin tutuklu bulunduğu Türkiye’de ifade özgürlüğü için tüm yurttaşlar dayanışmaya çağırılıyor. Özgürlük sloganlarını atılacağı ve özgürlük şarkılarının söyleneceği yürüyüş 18 Haziran cumartesi günü saat 13:00’te İstanbul Galatasaray Lisesi önünden başlayacak ve Taksim Meydanı’nda son bulacak. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası gibi basın örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun da destek verdiği yürüyüşün çağrı metni şöyle: Adaletin kara 100’ü Mart ayının üçüydü. Ahmet ve Nedim’in evine polisler geldi. Gözaltına alındılar. Emniyet’te ifade vermediler. Savcı gazetecilik faaliyetlerini sorguladı. Mahkeme tutukladı onları. Önce bahar geldi memleketimize, sonra yaz. Arada tutukluluklarına itiraz edildi defalarca. Hepsi reddedildi. Onlar hala içerde. Geçtiğimiz cumartesi günü tam yüz gün oldu. Sanmasınlar arkadaşlarımızı unuttuk. Seçimlerin bir gün öncesinde türlü dedikodular üretilmesin diye sokağa çıkmak için bir hafta bekledik. 18 Haziran’da elimizde dövizlerimiz, üzerimizde tişörtlerimiz, megafonlarımızla, kalemlerimizle, “Özgür basın susturulamaz”-“Ahmet ve Nedim onurumuzdur” sloganları atacağız, “özgürlük” şarkıları söyleyeceğiz. Yalnızca onlar için mi sokakta olacağız? Kesinlikle hayır! Bugün 60`dan fazla gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapishanelerde bulunurken, yüzlerce gazeteci davası sürerken, en son Azadiya Welad gazetesi örneğinde gördüğümüz gibi ülkemizdeki gazete ve dergi kapatmalar devam ederken, ülkenin başbakanı gazetecileri açıktan hedef gösterirken kimse bizden sessiz kalmamızı beklemesin. Biliyoruz ki kim muhalifse, kim otosansür uygulamadan gazetecilik yapmaya çalışıyorsa ya gözdağı veriliyor ya da doğrudan hedef tahtasına konuyor. Onlar da bilsin ki kalemimizi kırabilirler ama mesleğimize olan sadakatimizi, umudumuzu ve onurumuzu asla! Bugün gazetecilerin habercilik hakkının engellenmesi aynı zamanda halkın haber alma, doğru bilgiye ulaşma hakkına da tecavüzdür. Özgür toplum ancak özgür basınla mümkün olabilir. Bu bilinçten hareketle sadece gazetecileri değil tum yurttaşları eylemimizi dayanışma çağrısında bulunuyoruz. “Adaletin kara 100’ünü” protesto etmek isteyen herkesi 18 Haziran cumartesi günü […]

‘Ergenekon kaçırılmış bir fırsattır’

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin Bilgi Genç Haber Ajansı’ndeki gönüllü çalışmalarıyla hazırladıkları Eksiyirmidört dergisinin ikinci sayısı yayınlandı. 2009’da yazdığı Ergenekon Davası’yla ilgili rapor nedeniyle şimşekleri üzerine çeken gazeteci Gareth Jenkins, Ergenekon davasıyla ilgili Eksiyirmidört’e söyledikleri nedeniyle bu davadan çok şey bekleyenlerin yine tepkisini çekecek gibi görünüyor. 20 yıldır Türkiye’de yaşayan Jenkins’in Ergenekon davası dışında Türkiye’deki gazetecilik ve politik ortam üzerine gözlemleri de ilgi çekici noktalar içeriyor… Emre Temiz Gareth Jenkins bir gazeteci. Yirmi bir yıldır Türkiye’de yaşayıp gazetecilik yapıyor ancak biz onu 2009’da yazdığı Ergenekon Raporu’ndan sonra tanımaya başladık. Henüz hiçbir yerli gazeteci okumamışken ilk iki iddianameyi okudu ve bunlarla ilgili bir rapor yazdı. Ardından geçtiğimiz sene üçüncü iddianameyi okuyup bununla ilgili bir makale yayınladı. Bu süreç içerisinde çeşitli çevrelerce Ergenekon üyesi olmaktan Mosad ajanı olmaya kadar birçok şeyle suçlandı. Aynı zamanda bir siyasi stratejist olan Jenkins, doksanlı yılların önemli bir kısmını ülkemizin Güneydoğusu’nda geçirdi ve Kürt meselesiyle ilgili araştırmalar yaptı. Basının kendisine yönelttiği söyleşi tekliflerini çoğunlukla geri çeviren Jenkins ile Türkiye’de yabancı bir gazeteci olmayı, Kürt meselesini ve Ergenekon sürecini konuştuk Genelde Türkiye ve Avrupa medyası, özelde de ülkeniz İngiltere medyasıyla Türkiye medyası arasında nasıl farklar görüyorsunuz? Avrupa’nın büyük kısmında hükümetler basından korkarlar, Türkiye’de ise ne yazık ki basın hükümetten korkuyor. Bu büyük bir fark. İngiltere’de hangi parti başta olursa olsun basın her zaman onların karşısındadır. Onların bir hatasını yakalamaya çalışır. Dilin kullanımında büyük farklar var. Editörlerin bu konuda büyük hataları var. Benim editörüm hiçbir zaman “bildirildi, söylendi, yapıldı…” tarzı filler kullanmama izin vermez. Kaynak olarak kimin kullanıldığının çok özel durumlar dışında kullanılması gerekir. Türkiye’de kaynağın kullanılması özel bir durum haline gelmiş. Diğer bir fark da medya ekonomileri arasında. Türk medyası aristokrat bir yapıya sahip ve köşe yazarları çok yüksek paralar alıyor. Yetki alanları da çok geniş tutuluyor. Bir gün siyaset yazan bir köşe yazarı ertesi gün bir futbol maçı […]

“Ben de susamam. Çünkü Ergenekon benim de davam. Gerçekten”

Bu isteksizliğini görünce, ya gönlün yok ya da gönlünü muktedire kaptırmışsın diye düşünmüyor değilim. O zaman kime anlatıyorum ki ben bunları? “Keşke cezaevinden çıkabilsem de tartışabilsek” diyorum. Ama sen bile böyleyken… Ahmet Şık* İster mağdur, ister muktedir, bu ülke medyasının ne olduğunu ben bilirim de, en iyi sen bilirsin. Mesleki kıdemin, gözün kapalı desteklemekte beis görmediğin malum zihniyetin verdiği gazla kendini Olympos’ta hissettiren egonla, hele ki yaptığın işler içinde önemli bir zaman dilimini kapsayan “kronik” zamanlarınla ya da bir dönem mağdurun yanında saf tutmuşken şimdi muktedir olmanla, en iyi sen bilirsin. Bir dönem lanetlediklerini, rüzgar tersine döndüğünde göklere çıkardıklarını da bilirsin, yeni lanetlilerin eskiden göklere çıkardıkları olduğunu da en iyi sen bilirsin. Hem de her seferinde bunu demokrasi ve memleketin bekası için yaptıklarını söylediklerini de, bunun yalan olduğunu da bilirsin. Tanık olmuşsundur; oluyorsun elbet. Anımsamıyorsan çok da gerilere gitmene lüzum yok. Son birkaç yıldır kimin “demokrasi” dediğine ve bunu kimin için ve nasıl söylediğine bakıver. Sanırım internet filtresinde “demokrasi” sözcüğü yasaklananlar arasında olmadı. Girdikleri kabın şeklini almakta ne kadar mahir olduklarını da bilirsin, kim iktidar olursa olsun onun yatağında soluk soluğa kaldıklarını da en iyi sen bilirsin. Hiç utanmaları yoktur bilirsin, tıpkı buna ihtiyaç hissetmediklerini de çok iyi bildiğin gibi. Utanmış gibi yapanlarınsa sadece yeni vesayete yanaşmaya çalıştıklarını da bilirsin de bunu hiç dillendirmezsin; “tuhaf” bulmazsın. Her devrin medyası oldukları için ya da kendilerinin de medyası olacağı devrin geleceğini bildiklerinden, başlarına hiçbir felaket gelmez, bilirsin. Gerçi şimdinin padişahı, hep kendi saltanatının süreceğini sandığından durum biraz değişmiş görünse de aldanma sen. Her devirde en çok ihtiyaç duyulanın kendileri olacağını da bilir bu medya; bilirsin sen de. Ahlaksıza, yalancısına, şarlatanına, celladına, mezar kazıcısına ne kadar ihtiyaç duyulursa onlar da o kadar itaatkardırlar. Her buyrulana hatta buyrulmasına gerek kalmadan “emredersiniz devletlum” ya da “padişahım çok yaşa” derler bilirsin. Vesayetin böyle meşrulaştırıldığını da bilirsin. […]

Ahmet geldi, beraat etti!

Ahmet Şık ve Ertuğrul Mavioğlu "Ergenekon’u Anlama Kılavuzu" kitabı nedeniyle açılan davada beraat etti. Şık 14 Nisan’daki duruşmaya “araç yokluğu” gerekçesiyle getirilmemişti.

Ahmet’i karşılayacağız, sen de gel!

HaberVs Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ile birlikte kaleme aldıkları iki ciltlik Kırk Kakır Kırk Satır – Ergenekon’u Anlama KılavuzuHaberVs kitabı nedeniyle yargılanan editörü Ahmet Şık’ı karar duruşmasında yalnız bırakmamak için arkadaşları 13 Mayıs Cuma (yarın) yine Kadıköy Adliyesi’nde olacak. Önceki duruşmaya, “ring aracı bulunmadığı” gerekçesiyle getirilmeyen Ahmet Şık’ın bu kez bir önceki duruşmada mahkeme başkanının Silivri Cezaevi’ne yazdığı yazı nedeniyle kesin olarak duruşmaya getirilmesi gerekiyor. “Yansak da dokunacağız” imzalı çağrı metninde, “Ergenekon soruşturması çerçevesinde 3 Mart’ta gözaltına alınıp 6 Mart’ta tutuklanan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in; gazeteci ve fotoğrafçı meslektaşları, dostları, okurları, avukatları olarak bizler, arkadaşlarımızın nezdinde tüm tutuklu gazeteciler için ‘Hemen, şimdi adalet’ demek için buluşuyoruz.” ifadesine yer veriliyor. Tüm yurttaşları ve medya mensuplarını Kadıköy’e davet eden grubun çağrısı, “Elimizde kalemlerimiz ve pankartlarımız, dillerimizde şarkılar ve yüreğimizde adalet ve demokrasi umudu, aklımızda tüm tutuklu gazeteciler için hürriyet isteği olacak.” sözleriyle bitiyor.13 Mayıs 2011 Cuma Kadıköy Boğa Heykeli 12:30

İşte Ahmet Şık’a ait ‘suç delilleri’

Ahmet Şık, her tür iktidar odağına dokunup mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı, yeri geldi dayak yedi ve şimdi de tutuklandı. O, haberleriyle muktedirlerin gözünde hep suç işledi. Ahmet’in doğum gününde bu kabarık “suç delillerini” tarayıp bir dosya hazırladık. Haber ve arşiv tarama / “1991’den beri gazetecilik mesleği ile uğraşıyorum, dört yıldır da Bilgi Üniversitesi’nde gazetecilik üzerine ders veriyorum. Gazetecilik tarafsız bir meslek olmayıp her zaman mağdurun yanında ve ezilenin yanında olmak zorundadır. Gazeteciler görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşmayanın sesi olmalıdır. 20 yıl boyunca her zaman hedefime üniforma giymiş ya da kravat takmış iktidarı koymuşumdur. Çünkü iktidar her zaman sorunlu bir alandır. Önemli olan iktidara yandaş olmak değil eleştirmektir.” Ahmet Şık, gözaltına alındıktan sonra mahkeme sorgusunda gazeteciliğini bu sözlerle açıklamıştı. Ahmet, daha sonraki tüm açıklamalarında da bu gazetecilik anlayışının altını çizdi. Ahmet’in bu gazetecilik anlayışını sürekli vurguluyor olması boşuna değil zira Ahmet de farkında ki kendisi ve tutuklu birçok gazeteci üzerinden aslında savunduğu gazetecilik anlayışı da yargılanıyor. Ahmet, hiçbir iktidar odağına yanaşmadı, tam tersine hangi iktidar odağı ‘asıl muktedirse’ esas olarak onunla uğraştı, mağdur insanların sesini kamuoyuna duyurmayı hedefleyen bu hak haberciliği anlayışı nedeniyle yeri geldi işten atıldı, yeri geldi tehditlere maruz kaldı, yeri geldi hakkında davalar açıldı ve şimdi de yeri ve zamanı geldi, tutuklandı. Ahmet meslek hayatı boyunca haberleriyle iktidar odaklarının nezdinde çok ‘suç’ işledi. Aşağıda Ahmet’in bugüne kadar yazdığı haberlerden 21 haberlik bir seçki yer alıyor. Manisa’da işkence gören liselilerin davasından gecekondu yıkımlarına farklı alanlardan daha fazla ‘suç deliline’ ihtiyaç duyan olursa ulaşmak zor değil, devlet kütüphaneleri sabah 09.00 akşam 18.00 arasında hizmette! Resim-1 / Gazi olaylarıİstanbul Gazi Mahallesi’nde 1995 Mart’ında yaşanan olayları Cumhuriyetiçin izleyen muhabirlerden biri de Ahmet Şık’tı. Ahmet olaylar sırasında, sonradan hafızalara kazınacak olan halka ateş açan polislerin fotoğrafını çekecekti. O […]

Medyanın vicdanı Antalya’da tartışılacak

HaberVs Çağdaş Gazeteciler Derneği Antalya Temsilciliği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Antalya Şubeleri ile Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği’nin katkılarıyla Antalya’da bu hafta sonu “Hakikat, Adalet ve Vicdan Karşısında Medya” başlıklı bir panel düzenleniyor. HaberVs editörü Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmaları karşısında sergilenen tavır ve tutumlar üzerine tartışılacak panele . Gazeteci-yazar Ertuğrul Mavioğlu, Doç. Dr. Zerrin Kurtoğlu, Prof Dr. Taha Karaman, yazar Şükrü Argın ve Ahmet Şık’ın ağabeyi Yrd. Doç. Dr. Bülent Şık konuşmacı olarak katılıyor. Panel, 30 Nisan 2011cumartesisaat 14.00’te Antalya 100. Yıl Bulvarı Kültür Park içinde bulunan Cam Piramit’de gerçekleştirilecek.

Halil Berktay yaşıyor mu hâlâ?!

Gün Zileli* Beni belki biraz saf bulacaksınız ama yakın zamana kadar, Ahmet Şık ve Nedim Şener’in peşindeki iz sürücüler, yazılı kâğıt takipçileri sürüsünün sadece halihazır iktidarın emrindeki polis ve savcılardan ibaret olduğunu sanıyordum. Meğer bu gazeteci avlama sürünün içinde epeyce polis köpeği de varmış. Kölelik dönemini anlatan bir illüstrasyon asılı dururdu başucumda, birkaç yıl öncesine kadar. Oradan oraya taşınırken sanırım kayboldu. Kölelerin başında bir köle-güdücü var, aynı diğer kölelere benziyor; onlardan tek farkı elindeki kırbacı. Demek kurban, avcıdan önce kendi gibi bildiğinden korkmalı. Tarafgazetesinin yazarlarından Emre Uslu’nun, Ozan Kütahyalı’nın yazdıkları bir süredir kanımı donduruyordu da, Halil Berktay’ın da aynı mealde polisiye bir yazı yazacağını nedense düşünmemiştim; belki de yaşananlar ne olursa olsun, insan eski arkadaşlarına bazı berbat davranışları yakıştırmaktan ısrarla imtina ediyor, psikolojik bir olay bu sanırım. Benim bir zamanlar o kadar yakından tanıdığım, gizlendiğimiz evlerde aynı lahmacunu paylaştığım, aynı makarnaya kaşık salladığım arkadaşım, şimdi nereye giderse gitsin bu kadar kötü olamaz, bu kadarını da yapamaz düşüncesi ya da ruhsal savunusu diyelim. Ama Cemal Süreya’nın deyişiyle, “bu da oldu işte” ve eski arkadaşım Halil Berktay da, Tarafgazetesinin (Zamanokumuyorum) bir kısım “gazeteci”-polislerinin girdiği yola girip o meşum yazıyı yazdı: “Ergenekon Yaşıyor Hâlâ”. Halil Berktay, Ahmet Şık’la Nedim Şener’i, aynı polis ve savcı Zekeriya Öz gibi, yazdıklarından dolayı suçlamaya girişmeden önce bugünkü hapishaneler düzeniyle 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerindeki hapishaneler düzenini karşılaştırıyor ve o günlere göre tutukluların kendilerini çok daha özgürce ifade ettiğini söylüyor: “Siz zulüm görmemişsiniz; insan utanır böyle şeyler yazmaya-söylemeye. 1971 ve 1980’de dikta rejimleri vardı ve bütün ülkede sıkıyönetim hüküm sürüyordu. Dayağı, işkenceyi, askerî hapishane koşullarını geçtim. ‘İhtilattan men’ edilmemişseniz, ancak aynı soyadını taşıyan yakın aileniz gelebiliyordu, haftada on dakika görüşe. Fotoğraf çektirmekmiş, sağa sola mektup yazmakmış, kamuoyuna seslenip kendinizi savunmakmış; ne mümkün! (…) Şimdiyse durum şöyle: görüş fiilen sınırsız ve kısıtsız (…); haberleşme serbest; isteyen mektup kaleme […]

Unutturamadılar, unutturamayacaklar!

Gazeteci Ruşen Çakır, Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve HaberVs Editörü Ahmet Şık ile Silivri Cezaevinde görüştü. Gazeteci Ahmet Şık, Ergenekon soruşturması nedeniyle 45 gün önce tutuklanmıştı. Ruşen Çakır, “dostum” dediği Ahmet Şık’ı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti. Çakır hem Ahmet Şık’ın yaşananlar hakkındaki düşüncelerini, hem de kendisinin Silivri Cezaevi izlenimlerini Vatan gazetesindeki köşe yazına taşıdı. Ahmet Şık’ın tutuklanmalarının Türkiye demokrasisi içi hayırlı olduğunu söylediği görüşmenin detayları, Ruşen Çakır’ın köşesinde şöyle yer aldı: UNUTTURAMADILAR, UNUTTURAMAYACAKLAR! Dün Silivri Cezaevi’nde dostum ve meslektaşım Ahmet Şık’ı ziyaret ettim. Her zamanki gibi coşkulu, heyecanlı ve duyarlıydı. Örneğin Cumhurbaşkanı Gül’ün, son veto kriziyle ilgili olarak BDP’nin eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ı akşam Köşk’e davet ettiğini benden öğrendi ve sevincini, “Bu ülkeye demokrasiyi de Kürtler getirecek” diye dile getirdi. Herhalde daha sonra, Diyarbakır Bismil’de patlak veren olaylar nedeniyle Demirtaş’ın bu davete icabet edemeyeceğini öğrendiğinde tıpkı o da benim gibi üzülmüştür. Ahmet’le bir saate aşkın, karşılıklı bölmelerde, telefonla sohbet ettik. Söz dönüp dolaşıp, kendisi ve Nedim hakkında üretilen dezenformasyonlara, yalanlara, karalamalara geldi. Kendisine birkaç kez şunu tekrarladım: “Türkiye ve dünya kamuoyunda sizlerin suçsuz yere içerde tutulduğunuz yolunda neredeyse bir görüş birliği mevcut. Sizler hakkında bu yalanları uyduranlar, düştükleri suçlu durumdan kurtulmak için boşuna çırpınıyorlar. Onları umursamayın. Yazdıklarını okumayın, söylediklerini dinlemeyin; sakın onlara cevap yetiştirmeye çalışmayın. Böylece kendi yalanları içinde debelenip dursunlar.” OYUN BOZULDU Dün Silivri Cezaevi’nde, başına gelen adaletsizliklerin şokunu iyice atlatmış, olup bitenleri serinkanlılıkla değerlendiren ve ileriye bakan bir Ahmet gördüm, bu da beni çok sevindirdi. Nedim’in de tıpkı Ahmet gibi olduğunu duyuyor, biliyorum. Onların yıkılmamasında, hatta tam tersine daha bir dirençle ayakta kalmalarında, başta eşleri olmak üzere ailelerinin, dostlarının, meslektaşlarının ve tanımasalar bile demokrasi, temel hak ve özgürlükler adına onlara sahip çıkan herkesin payı var. Hatırlayacak olursak, daha önceki örneklerde gözaltına alınan kişiler hakkında ilk günden muazzam bir dezenformasyon faaliyeti yürütülür, sonra onlar unutulmaya terk edilirdi. Fakat Ahmet […]

Fethullah Gülen’le ilgili devlet sırrı ne olabilir?

15 Nisan 2011’de İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne konuk olan Erzincan eski Başsavcısı İlhan Cihaner’le uzun bir söyleyi gerçekleştirdik. Cihaner Türkiye’nin yargı sisteminden, cemaatlere ve tutuklanmasına kadar kadar pek çok sorumuza yanıt verdi. Yanıtlar, Cihaner’in önümüzdeki dönemde siyasette üstleneceği rolle ilgili de önemli ipuçları veriyor. Yargının, kamuoyunda çok tartışılan ve daha uzun yıllar da tartışılacağını sandığımız kararlara imza attığı bugünlerde Cihaner’in açıklamalarının dikkate değer olduğunu düşünüyoruz. Söyleşiyi kısaltmadan üçe böldük; ilk bölümü aşağıdaki soruları kapsıyor. Cihaner’in verdiği yanıtları izlemek için ilgili videonun üzerine tıklayın. Soru-1: Anadolu kentlerinde görev yapan savcılar gerçekten çok zor koşullar ve ağır bir iş yükü altında çalışıyorlar. Türkiye’de savcılık müessesesi nasıl işliyor? Savcılar bu yük altında eziliyor mu? Soru-2: Siz “önünüze düşmeyen” dosyalar açarak mesleğinizi icra ederken kendinizi riske mi atmış oldunuz? Soru-3: Siyasileşen yargıyla medyanın bir işbirliğine tanık oluyoruz. Medyada pek çok asılsız ve delilsiz iddia ortaya atılıyor. Bu iddialarla hukuki bir mücadele mümkün mü? Böyle bir mücadeleyi pek göremiyoruz şu anda. Soru-4: Var olduğu iddia edilen “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” ile İlhan Cihaner bağlantısını ortaya koyan belgeleri siz görebildiniz mi? Gördüyseniz bu belgelerden tatmin oldunuz mu? Soru-5: Sizce şu anda yargının sorunu siyasete karşı çok duyarlı olması mı yoksa söylendiği gibi son 20-30 yılda hakim-savcı profilinin değişmesi mi? Soru-6: 28 Şubat döneminden bugüne kadar hakim-savcı profilinde bir değişiklik yok diyebilir miyiz? Soru-7:Makamınıza yaptığı baskınla gündeme gelen Savcı Osman Şanal’ın HSYK tarafından alınan özel yetkilerinin iade edilmesinin ve Şemdinli olayıyla tanınan Savcı Ferhat Sarıkaya’nın meslekten ihrac kararının kaldırılmasını nasıl yorumluyorsunuz? Soru-8: Ferhat Sarıkaya kararı, geçmişte yapılan bir haksızlığın tamiri olarak nitelendirilebilir mi?  

Nedim Şener’in duruşması 31 Mayıs’a ertelendi

Tuğçe Erçalık Gazeteci Nedim Şener 9:30’daki Bakırköy Adliyesi’nde görülen duruşması az önce bitti. Şener Hanefi Avcı tukulandıktan sonra yaptığı bir haberde “soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği” gerekçesiyle yargılanıyor ve 1,5 ile 4,5 yıl ceza alması talep ediliyordu . Savunmasında, soruşturma hakkında basında yer alan bilgilerin gerçeği yansıtmadığını belgeleriyle ortaya koyduğunu belirten Şener gizliliği ihlal gibi bir amacı olmadığını ve adaletin sağlanması için haber yaptığını belirtti. Dosya hakkında karar verilmesi için duruşma 31 Mayıs’a ertelendi. Şener’in ailesi, meslektaşları ve destek verenlerden oluşan kalabalık bir grup Adliye’ye getirilişinde alkışlarla destek verdi. Şener’in duruşmasını Orhan Dink, Ertugrul Mavioglu, Sedat Ergin, Uğur Dündar ve pek çok gazeteci izledi. Duruşma salonuna sığmayanlar açık bırakılan kapının önünde bekledi Nedim Şener hakkında Devrimci Karargah örgütüne yönelik soruşturma kapsamında evi aranan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın eşi Şenay Avcı’nın konuşmalarına dayalı olarak yaptığı haber nedeniyle “soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek” suçlamasıyla dava açılmıştı. Yaklaşık 20 dakika süren duruşmanın ardından gazeteci arkadaşları basın açıklaması için Adliye önüne indi. Adliye’nin önünde ve “Nedim çıkacak yine yazacak”, Nedim Ahmet Onurumuzdur” sloganları atan grup adına gazeteci Sedat Ergin basın açıklamasını okudu. Açıklamada Nedim Şener’in “Arı kovanına çomak soktuğu için ve doğru bildiğini söylemekten çekinmediği için” tutuklandığına vurgu yapıldı. Dink cinayetiyle ilgili Trabzon Emniyeti ile İstanbul Emniyeti arasındaki yazışmaları açıkladığı ve ısrarla bu konuda haberler yaptığı için Devlet Denetleme Kurulu’nun harekete geçtiği ve iki polis müdürünün bu davada sanık oldu belirtilen açıklamada, Şener’in tutuklanması “Gözdağı” olarak nitelendirildi. Basın açıklamasında Nedim Şener’in Dink cinayeti’nin derin devlet bağlantılarının çözülmesi için, Türkiye’nin karanlık geçmişiyle ve 12 Eylül düzeniyle hesaplaşılması için çalışan, devletin belli gruplar tarafından kuşatılmasına karşı çıkan bir gazeteci olduğu vurgulanarak, şu anda gazetecilik faaliyetlerinden dolayı sorgulandığı ve tutuklandığı ifade edildi.

Bakanlıktan açıklama: Araç bulamadık

HaberVs Adalet Bakanlığı, gazeteci Ahmet Şık’ın tutuklu bulunduğu Silivri 2 No’lu L Tipi Cezaevinden ”Ergenekon soruşturmasının gizliliğini ihlal ettiği” iddiasıyla yargılandığı davanın duruşmasına götürülememesiyle ilgili inceleme başlatıldığını, ön incelemede herhangi bir kasıt veya art niyet söz konusu olmadığının tespit edildiğini açıkladı. Bakanlık bu olayın tekrar etmemesi için de Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü’ne talimat verildiğini ifade etti. HaberVs’de dün çıkan “Ahmet Şık’ın diğer davası da Silivri’ye mi taşınmak isteniyor?”başlıklı haberden sonra bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatıldığı belirtildi. Ön incelemede Şık’ın duruşmaya gönderilememesi konusunda herhangi bir kasıt veya art niyet olmadığının tespit edildiği kaydedilen açıklamada, ”Tutukluların araç ve personel eksikliği gibi gerekçelerle duruşmalara gönderilememesi olaylarının tekrarlanmaması ve yargılama sürecinin aksamasına sebebiyet verilmemesi için bakanlığımızca Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne gerekli talimatlar verilmiştir” denildi. Bakanlık açıklamasında Türkiye genelindeki 370 ceza infaz kurumunda 11 Nisan 2011 itibariyle 64 bin 867 hükümlü, 30 bin 036 tutuklu ve 18 bin 170 hükmen tutuklu bulunduğu belirtildi. Başka illere nakil, hastanelere sevk ve duruşmalara götürme gibi nedenlerle cezaevlerinde günlük ortalama 5 bin 500 hükümlü ile tutuklunun sevk ve nakil işlemlerinin düzenli olarak gerçekleştirildiği kaydedilen açıklamada, cezaevlerinde bu sevk ve nakil işlemlerinde kullanılmak üzere toplam kapasitesi 6 bin 550 olan 599 nakil aracınınbulunduğu ifade edildi. Açıklama şöyle devam etti: ”Silivri 2 No’lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Ahmet Şık’ın cezaevi aracı olmadığı gerekçesiyle duruşmaya götürülemediğinin bakanlığımızca öğrenilmesi üzerine konu hakkında inceleme başlatılmıştır. Ön inceleme sırasında, 14 Nisan 2011’deSilivri Ceza İnfaz Kurumlarında kalan tutuklu ve hükümlülerden 20 adliyedeki duruşmalara katılmak üzere 273 kişi, 14 hastaneye 195 kişiolmak üzere toplam 468 hükümlü ve tutuklu sevkiistendiği bildirilmiştir. Adliyelere ve hastanelere götürülmesi gereken tutuklu ve hükümlü sayısının yoğunluğu nedeniyle araç ve şoför sayısının yetersiz kalması üzerine Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu 21 kişinin sevk işleminin yapılamadığıanlaşılmıştır. Ön […]