Etiket gülen cemaati

Dün polis, bugün örgüt üyesi

Eski Polis Müdürü Hanefi Avcı’nın da sanıkları arasında bulunduğu Devrimci Karargah Örgütü’yle ilgili iddianame kabul edildi. 14’ü tutuklu 22 kişi hakkında hazırlanan iddianameyle ilgili davanın ilk duruşmaları 13 ve 15 Nisan 2011 tarihlerinde Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’nde yapılacak. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede Avcı’ya “Devrimci Karargah terör örgütü ve mensuplarına yardım”, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef gösterme”, “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” gibi suçlamalar yöneltildi. Savcı Kadir Altınışık tarafından hazırlanan iddianamede, Avcı’nın mahkemelerce verilen dinleme kararlarına ve uygulamalarına ulaşarak bunları Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Nejdet Kılıç’a bildirdiği öne sürülerek, “Hanefi Avcı’nın, Devrimci Karargah terör örgütüne ve şüphelilerine yardımda bulunduğu anlaşılmıştır” denildi. 22 sanıklı iddianamede, ‘‘Hanefi Avcı’nın, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir’’ denildi. Soruşturmanın gizliliğini ihlal iddiası Necdet Kılıç’ın Beyoğlu’ndaki evinde yapılan aramada elde edilen el yazımı dokümanların içerisinde, Avcı’nın deşifre ettiği öne sürülen soruşturma dosyasının tarih ve sayısının yer aldığı notların ele geçirildiği belirtilen iddianamede, “Hanefi Avcı, Necdet Kılıç ile yaptığı telefon görüşmelerinde, ‘Necdet’in, savcılığa dilekçe vermesi gerektiğini, hakkında eski dinleme kararı bulunduğunu, dinleme ile ilgili yeni bir karara ulaştığını, telefonun Necdet Kılıç’ın üzerine olmasına rağmen dinlemenin başkasının adına alındığını, bunu yapanların İstanbul İstihbarat Şubesi olduğunu, dinleme harici takip de yaptıklarını, takibi yapanların normal polis olmadığını, cemaatin adamları olduğunu, bunu da dilekçesinde belirtmesi gerektiğini’ söylemiş, mahkeme tarafından verilmiş gizli belge niteliğini taşıyan mahkeme kararını usulsüz olarak elde ettiği ve Devrimci Karargah terör örgütü şüphelisi Necdet Kılıç ile bunları paylaştığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah Örgütü ve şüphelilerine yardımda bulunduğu tespit edilmiştir” denildi. Ergenekon soruşturmalarını eleştirmek de suç Avcı’nın yazmış olduğu kitabında Ergenekon soruşturması ile ilgili gizli tanık ifadelerinin basit ve uydurma […]

Hanefi Avcı’yı suçlayan kayıtlar kime ait?

Hanefi Avcı’nın makam odasından çıktığı iddia edilen dinleme kayıtları, bugün kabul edilen Devrimci Karargah Örgütü İddianamesi’nin de delilleri arasında. Ancak söz konusu kayıtların durduğu çantayı, bulunduğu güne kadar bir kişi bile fark etmemiş! Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı‘nın da sanıkları arasında bulunduğu Devrimci Karargah İddianamesi İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Avcı, Fethullah Gülen cemaatinin emniyet içindeki örgütlenmesine de yer vererek ağır suçlamalar yönelttiği Haliç’te Yaşayan Simonlar isimli kitabından sonra hakkında başlayan karalama kampanyalarının sonunda, yasadışı örgüte yardım yataklık ettiği suçlamasıyla kendisini cezaevinde bulmuştu. 22 sanıklı iddianamenin en popüler şüphelisi durumunda olan Hanefi Avcı’nın tutuklanması üzerine AKP yakınlığıyla bilinen kimi gazeteci ve yazarların itirazlarını dile getirdiği yazılar kaleme almasından kısa süre sonra Avcı’nın odasından telefon dinleme kayıtları bulunduğu haberleri medyaya servis edilmişti. İlginç olan ise dinleme kayıtlarının arasında Avcı’ya destek veren yazarların da bulunmasıydı. Ancak Avcı’nın Eskişehir’deki makam odasında bulunduğu öne sürülen telefon dinleme kayıtlarıyla ilgili ifadesi alınan polis memurlarından hiç biri bu iddiayı doğrulamadı. Öte yandan Avcı da cezaevinden yaptığı açıklamada Eskişehir’deki makam odasından çıktığı öne sürülen telefon dinleme kayıtlarının mağdurlarının basına yaptıkları açıklamalarda dinlemelerin 1994-1999 yılları arasında olduğunu söylediklerini belirterek, kendisinin bu tarihleri kapsayan dönemde istihbarat biriminde görevli olmadığını vurgulamıştı. Avcı makam odasında adli zabıta görevi olmayan Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı görevlisi polis memurlarına arama yaptırılmasını anlamadığını belirterek, kendisine komplo kuran cemaate mensup polislerin arşivinde bulunduğunu belirttiği kasetlerin iftira amacıyla, sahte delil yaratmak için boşalttığı makam odasına konulduğunu söyledi. Gazeteciler, siyasetçiler, polisler, mafya liderleri Avcı’nın makam odasında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı görevlileri tarafından 28 Eylül 2010 günü yapılan aramada, dinlenme odasında bulunan gardırop üzerindeki siyah renkli laptop çantası içinde 24 adet teyp kaseti bulunduğu iddianamede belirtildi. Yapılan incelemede aralarında gazeteciler Fatih Altaylı, Mehmet Ali Birand, Ayşe Arman, Cüneyt Özdemir, Kadir Çelik, Uğur Cebeci, Ünal İnanç, Enis Berberoğlu, Uğur Dündar, Ertuğrul […]

AKP’deki çekişme belgelerde ortaya çıktı

Habervs Wikileaks belgelerinde en ağır iddiaların bir çoğunda, ABD’nin 2004-2005 yıllarında Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Eric Edelman’ın adı geçiyor. ABD Büyükelçisi Eric Edelman 30 Aralık 2004 tarihli “İktidarda iki yılın ardından Erdoğan ve AKP. Kendileri, Türkiye ve Avrupa üzerinde bir tutanak arıyorlar” başlıklı yazısında, “Parti içinde Erdoğan’ın güce duyduğu açlık kendini keskin bir otoriterlik ve başkalarına güven duymama olarak gösteriyor. Eski ruhani danışmanı ve eşi Emine ‘Tayyip Allah’a inanır ama ona güvenmez’ diyor. Erdoğan ve yakın çevresinin, Abdullah Gül de dahil olmak üzere yeteri kadar analitik derinlikleri yok” iddialarında bulunuyor. Belgelerde Edelman, Erdoğan’ı “aşırı gururlu, Allah tarafından seçilmiş olduğuna inanıyor, otoriter eğilimli, maço, kadınlara güvenmiyor” sözleriyle tanımlıyor. O dönemde çevresinde bulunan bürokrat ve danışman kadrolarının, yetersiz ve cemaatçilik esasına göre seçilmiş olduğunu öne sürülüyor. Daha sonraki belgelerde o kadrolar için, “Çoğu Ankara dışında siyasetin nasıl işlediğini bilmiyor” deniliyor. Bülent Arınç’ın, “Erdoğan’ın potansiyel rakibi ve sorun kaynağı” olarak gösterildiği James Jeffrey imzalı belgede ise, Arınç’ı Erdoğan’ın “kötü polisi” anlamına gelen “his attack dog” olarak tanımlanıyor. Mükemmeliyetçi, işkolik, adil, merhametli Bazı belgelerde Başbakanlık’tan üst düzey bir yetkilinin ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişiliği hakkında bilgi aktararak, Erdoğan’ın “mükemmelliyetçi, işkolik, adil ve merhametli bir kalbe sahip olduğunu” belirttiği kaydediliyor. 26 Temmuz 2007 tarihli, belgede, “İçerdekine göre patronu Erdoğan, çok demokratik, ancak genel tanımlaması daha çok, nüfuzundakileri katı otokratik kurallara göre yöneten cömert ve baskın bir figür olduğu yönünde” deniliyor. Belgede bu görüşlerin tek bir kişinin izlenimleri olduğu belirtildi ve bu kişinin Başbakan Erdoğan ile yakın bir mesai içinde olduğuna dikkat çekildi. Üst düzey yetkilinin Başbakan Erdoğan’ın kişisel tarzına ilişkin görüşlerini aktardığı ifade edilerek, Erdoğan’ın gerek kendisinden gerekse çevresindekilerden mükemmel iş beklediği, hatta mükemmel işleri bile daha da geliştirmek için yollar yarattığı belirtiliyor.İşkolik olarak tanımlanan Erdoğan için 3 günlük tatil süresinin bile uzun olduğu, çevresindeki personelin aynı tempoda çalıştığı aktarılıyor. Yine […]

Ergenekon soruşturmaları TSK’ye güveni azalttı

Habervs WikiLeaks’in yayımladığı belgelerde, 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak yapılan 47 gözaltının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve hükümete güveni arttırırken Türk Silahlı Kuvvetlere duyulan güveni azalttığı yazılıyor. 2003 – 2004 yıllarındaki darbe planlarıyla ilgili olarak 22 Şubat’ta polisin 47 emekli ve muazzaf subayı gözaltına almasından bahsedilirken olayla ilgili TSK ya da hükümetin bir açıklama yapmadığı kaydediliyor. Belgelerde bu tip darbe planlarının ortaya çıkmasının TSK için kötü olduğu ancak AKP’nin işine yaradığı, TSK’nın sessiz kalmasının da ya dönemin komutanlarının gerçek bir demokrasi istedikleri ya da AKP’nin ilk adımı atması için bekledikleri yolunda yorumlanıyor. Yorumlar bölümünde ise darbe planlarıyla ilgili “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” sözü verilerek kimi askerlerin geçmişte bu tür planlar yapabileceği açıklanmış. Ayrıca Başbakan Erdoğan’ın gelecek seçimlerin farkında olduğu ve tavrını da bu seçimlere göre sergilediği yapılan yorumlar arasında. Ordunun Gülen cemaatinin subaylar arasında sızmasından endişe ettiğine de değiniliyor ve bir Türk gazetecinin Amerikalı diplomatlara aktardığı bilgilere yer veriliyor. İsmi açıklanmayan Türk gazeteci Amerikalı diplomatlara, ordunun İslamcıları belirlemek için uyguladığı taktikleri şöyle anlatmış: Subayların çöplerini kontrol eden askeri müfettişler var. İçinde içki şişesi olmayan çöpleri tespit ediyorlar. Bazen da askeri liderler eşleriyle birlikte, ordu tesislerinde havuz başında düzenlenen partilere davet ediliyor. Bu partilere katılanların mayo giymesi bekleniyor. Dindar oldukları için gitmeyi reddeden kadınlar, kocalarının kariyerini tehlikeye atıyor.İddianamelerde komplo 29 Ocak 2010 tarihli Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen notta ise Ergenekon soruşturmalarında komplolar olduğunu da anlatıyordu: “Başbakan Erdoğan’ın İslamcı eğilimli hükümetine karşı darbe planları haberleri 2007’den bu yana Türk medyasının gıdası oldu. Türkiye’nin en üst düzey subaylarının iddialara bir temel bulunmadığı yolundaki protestolarına karşın halkın giderek artan bir bölümü en azından ordu içindeki bazı unsurların AKP hükümetini düşürmek ya da zayıflatmak için komplo içinde olduğuna inanıyor. Darbe iddiaları, Ergenekon kovuşturmasını yapan ekip için yem olarak kullanıldı ve resmi iddianameler üst düzey emekli askerlere karşı komploları da içerdi. Bu iddiaların […]

ABD belgelerinden AKP ve Doğan medyası

Habervs Wikileaks’in açıkladığı belgeler arasında Türkiye ekonomisine yönelik çeşitli iddialar da yer aldı. Bunların en ilginç olanı ise muhatabı tarafından yalanlanan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Doğan Grubu’na yönelik olanıydı. İddiaya göre, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da buluştuğu uluslararası alanda faaliyet gösteren yatırımcılara Doğan Grubu hisselerini satmalarını söylediği ifade edildi. Belgede Şimşek’in hangi etkinlik sırasında yatırımcılarla biraraya geldiği bilgisi ise yer almadı. Şimşek’in “Doğan hisselerini satın” sözlerine gerekçe olarak ise, yakın zamanda Doğan Grubu’nun varlığını sürdürmeyeceğini söylediği de iddia olarak belgelerde yer aldı. Yayım tarihinin 15 Eylül 2008 olarak verildiği belgelerde, bu iddianın bir kaç hafta önce söylendiği de kaydedildi. 15 Eylül 2008 tarihinin ise ilginç bir yönü vardı. O da bu tarihin ABD’li finans devi Lehman Brothers’ın iflası ile aynı güne denk gelmesiydi. Amerika merkezli Lehman Brothers’ın batışı aynı zamanda küresel ekonomik krizin de başlangıcı anlamını taşımasıydı. Erdoğan’ın saldırısının başlamasından bu yana o tarihlerden Doğan Grubu hisselerinin yüzde 8 değer kaybettiği belirtiliyor. Hürriyet’in hükümet açısından kritik önemde bir gazete olduğundan bahsedilerek, XXX olarak belirtilen kişiden alınan bilgiler aktarılıyor. Erdoğan’ın Doğan’ın Ceyhan rafinerisi ihalesine girmesini engellediğinden, ihaleye davet edilmediğinden bahsediliyor. Ardından da Erdoğan’ın AKP’nin bir parti kongresinde zehir zemberek açıklamalar yaptığı ifade ediliyor. XXX’in ifadesine göre; tüm bunlar Doğan’ın bazı konularda Erdoğan’ı desteklemesine rağmen yaşanıyor. Erdoğan’ın Aydın Doğan’la arasının açılması olayı ise Deniz Feneri haberleriyle başlamıştı. Erdoğan da kendine yakın medya organlarıyla Doğan’ı hedef almıştı. İddialara yönelik yazılı bir açıklama yapan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise, yurt dışında yabancı yatırımcılarla bu kapsamda herhangi bir görüşmesinin kesinlikle söz konusu olmadığını ifade etti.Türkiye’nin Rupert Murdoch’u Wikileaks internet sitesinin iddiasında ‘ Türkiye’nin Rupert Murdoch’u ‘ olarak lanse edilen bölümde, Doğan Medya Grubu’nun birçok günlük gazeteyi ve üç önemli medya kanalını bünyesinde bulundurduğundan bahsedildi. Belgede, böyle bir gücün iktidarlar açısından her zaman tehdit olarak algılandığı da vurgu olarak yapıldı. Aydın Doğan’ın ismi verilerek devam […]

Yetti de arttı!

Referandumun tozu dumanı yeni yeni dağılırken, yapılan Anayasa değişikliği üzerine gerçekleştirilen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimleri ortalığı karıştırdı. Referandum öncesinde “hayır cephesinin” en önemli argümanı olan ve kısaca “iktidarın yargıyı ele geçirme planı” diye anlatılanların bir paranoya olmadığını ortaya koyan bir seçim sonucu yaşandı HSYK’de. Malum herkesin bildiği üzere seçimleri Adalet Bakanlığı’nın listesi diye bilinen adaylar kazandı. İlginç olan ise seçimlerden 2 gün önce 15 Ekim 2010’da Sözcü gazetesinde yayımlanan bir haberde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla seçimleri kazanacak kişilerin kimler olduğuna ilişkin bir liste yayımlanmasıydı. YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan da benzer bir listeden bahsederek seçimleri kazanacak adayların önceden belirlendiğini iddia etmişti. 17 Ekim 2010 günü yapılan seçimlerde iki iddiayı da doğrulayan bir sonuç çıkmış, ne YARSAV ne de Demokrat Yargı Derneği adaylarından hiçbiri seçilememiş ve Adalet Bakanlığı’nın listesi tulum çıkarmıştı. Adalet Bakanlığı her ne kadar kendi bürokratlarının da içinde olduğu listeyi desteklediği iddialarını reddetse de, listedeki tüm isimlerin önceden kimi çevrelerce dile getirilmiş olmasına karşın HSYK üyeliğine seçilmesi iddiaları doğrulamış oldu. 22 üyeden 17’si hükümet yanlısı AKP iktidarının başlangıcından günümüze dek yüksek yargıyla olan gerilimli ilişkileri, HSYK’nin yargı kökenli üyelerinin Ergenekon soruşturmalarında görev alan hakim ve savcılara ilişkin önerdiği talepler dolayısıyla açık bir mücadale alanına dönüşmüştü. Anayasa değişikliğiyle yapısal değişikliğe gidilen ve ayrı bir sekretarya, bütçe ve binası olan HSYK’ye Teftiş Kurulu da bağlanıyordu. Zaten özellikle referandumdaki “evet” cephesinin de en çok savunduğu bu değişimdi. Bu düzenlemelerin yargı bağımsızlığının önünü açacak önemli gelişmeler olduğu yorumları yapılmıştı. Ancak seçim sonuçlarından sonra ortaya çıkan tablo bütün bu düzenlemelerin yarattığı beklentileri boşa çıkardı. Yeni yapısıyla HSYK, adeta Adalet Bakanlığı’nın bir alt birimi haline gelmiş oldu. Çünkü HSYK’nın 22 asıl üyesinden 10’u Adalet Bakanlığı’nın desteğini alan hakim-savcılardan oluşurken geriye kalanlardan 4 üyeyi Cumhurbaşkanı, 1 üyeyi Adalet Akademisi, 3 üyeyi Yargıtay ve 2 üyeyi de Danıştay seçecek. Adalet Bakanı ve müsteşarının da […]

Erzincan’daki deprem Ankara’yı salladı

Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in, İsmailağa ve Fetullah Gülen cemaatlerine yönelik yürüttüğü soruşturma nedeniyle önce hakkında dava açıldıktan sonra Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanması Ankara’yı karıştırdı. Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başsavcı Cihaner’i Ergenekon zanlısı olarak gözaltına aldırıp tutuklatan Erzurum Özel Yetkili Başsavcısı Osman Şanal’ın yetkilerini kaldırdı. Cihaner’in tutuklanmasını “resmi gündem” yaparak bugün toplanan HSYK, “CMK’nın 250/3. maddesindeki amir hükmün ihlal edilerek görev ve yetki aşımında bulunduğunu” tespit ederek, Şanal’la birlikte Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, Özel yetkili Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı’nın da CMK’nin 250. maddesi kapsamındaki yetkilerini kaldırdı. Kurul, ayrıca 4 savcı ile arama ve gözaltı sırasında görev yapan polisler hakkında da suç duyurusunda bulundu. Dün Osman Şanal’ın öncülüğünde bir grup polis ve savcı nezaretinde adliyedeki ofisi ile evinde yapılan aramalardan sonra gözaltına alınarak Erzurum’a götürülen Cihaner, gece boyunca yapılan sorgusunun ardından bu sabah saatlerinde Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Ergenekon örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanmıştı. Bakanlık Erzurum’a sahip çıktı Hakim ve Savcılar Kanunu’nun 9. Maddesi uyarınca hakkında yürütülecek hukuki işlemleri ve yargılamasını sadece Yargıtay’ın yapabileceği Başsavcı Cihaner’in hem gözaltına alınması hem de tutuklanması ise hukuk çevrelerince skandal olarak nitelendirildi. Adalet Bakanlığı’ndan yapılan ve Osman Şanal’ın uygulamasını eleştiren yorumlara tepki gösterilen açıklamada, Cihaner’in görev değil şahsi suçları nedeniyle soruşturulduğu ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 250. Maddesinin de özel yetkili savcılara bu hakkı verdiği belirtildi. HSYK savcıların yetkilerini kaldırdı Ancak bugün, Erzincan’da yaşanan olalyarı gündemine alarak toplanan HSYK bakanlığın bu açıklamasına itibar etmedi. HSYK Başkanı Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in mazeret bildirirek katılmadığı tohlantı Bakanlık Müsteşarı Ahmet Kahraman ile bakanın yerine yedek üye Çoşkun Öztürk’ün katılımıyla gerçekleştirildi. HSYK, Cihaner’e yönelik soruşturmada CMK’nın 250/3 maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’da yargılanacak kişilere ilişkin soruşturmalarda özel yetkili savcıların görevli olmadığına” ilişkin hükmün Erzurum’daki savcılarca dikkate alınmadığı konusunda görüş birliğine vardı. Toplantıda Müsteşar Kahraman’ın karşı oyuna rağmen, 6 […]

Erzincan’da neler oluyor?

Tüm Türkiye’yi örümcek ağı gibi kuşatan Ergenekon adı verilen soruşturma, Temmuz 2007’de Ümraniye’de bir gecekondunun çatı katında bulunan el bombalarıyla başlamıştı. Dalga dalga yayılan operasyonlarda insana, “Hadi canım sende” dedirtecek birbirinden farklı kutuplarda birçok isim gözaltına alınıyor, darbe ve suikast…

Ergenekon: Kirli tarihle yüzleşme ya da sivil darbe

başlığıyla verilen habere göre Adalet Bakanlığı, İsmailağa Cemaati’ni soruşturan ve 235 şüpheliyi kapsayan dosya üzerinde çalışan Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında idari soruşturma başlatmıştı. Milliyet’in haberiyle, en azından konuyu merak edenler Yeni Şafak Gazetesi’nde eksiklikleri öğrenme imkanı da buluyordu. Habere göre Başsavcı Cihaner Erzincan’da, 16 ile yayılmasını planladığı İsmailağa Cemaati’ne yönelik bir operasyon başlatmıştı. Haberde Cihaner’in, baskın yapılarak aranması talimatı verdiği çok sayıda ev ve işyeri için farklı savcılıklardan arama kararları çıkarıldığı ancak bunlar uygulamaya konmadan diğer savcılıkların arama talimatlarının yerine getirildiği belirtilerek cemaat odaklı baskınların büyük bölümünü sonuçsuz kaldığı anlatıldı. Operasyonlara devam eden ve belirlenen şüphelilerle ilgili telefon dinleme kararı aldıran Cihaner, bu teknik takip sonunda cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da aralarında bulunduğu 235 kişiyi kapsayan “şüpheliler” listesi hazırladı. Şüpheliler arasında eski Orman Bakanı Osman Pepe, eski Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Yenişafak Gazetesi sahibi Ahmet Albayrak, Cübbeli Ahme Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü de vardı. Milliyet’in haberine göre listedeki isimlere yönelik 16 ile yayılacak operasyonlara başlanacağı aşamada, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı devreye girerek, soruşturmanın kendi yetki alanında olduğunu belirtip dosyayı Erzincan’dan aldı. Erzurum Başsavcılığı, Erzincan Başsavcılığı’nın planladığından çok daha dar kapsamlı bir soruşturma yürüterek iddianame hazırladı ve şüpheli sayısı 13 kişiye düştü.Savcının telefonları dinleniyor Bu gelişmeler yaşanırken Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı da ihbarları gerekçe gösterip Cihaner hakkında soruşturma başlattı. Müfettişlerin talebiyle telefonları dinlemeye alınan Cihaner’in diğer savcılarla yaptığı özel nitelikli telefon görüşmelerinin bile soruşturma konusu yapıldığı da ortaya çıktı. Haberde yer verilen en önemli ayrıntı ise Cihaner’in imza attığı cemaat soruşturmasının da soruşturma konusu yapılmasıydı. Haberin yayımlanmasının ertesi günü Adalet Bakanlığı bir açıklama yaparak soruşturmayı doğruladı. “Bakanlığın bağımsız yargı tarafından yürütülen yargılama faaliyetine hiçbir şekilde müdahalede bulunması söz konusu olmadığı” vurgulanan açıklamada, “Erzincan Adliyesi’nde görev yapan hâkim ve cumhuriyet savcılarıyla ilgili olarak Bakanlığımıza intikal eden ihbar ve […]

Sızdıranın adresi belli

Genelkurmay’la hükümeti karşı karşıya getiren İrticayla Mücadale Eylem Planı başlıklı belgeyle ilgil tartışmalar sürüyor. Bugün (26 Haziran 2009) basının karşısına çıkan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesinin karargâhta hazırlanmış resmi bir evrak olmadığını saptamasında bulunduğunu yeniden vurgulayarak, “Son dönemde artan bir şekilde ve örgütlü olarak kurgulanmış bazı olaylarla TSK yıpratılıyor ve karalanıyor. Hukuk açısından bazı olaylarda bugün gelinen noktada bir kağıt parçası olduğunu bir belge olmadığını bize göstermektedir. Askeri Savcılık elindeki delil ve imkanlar ışığınde gereğini yerine getirmiştir. Askeri Savcılığın kararını küçümseyemezsiniz. Bu kağıt parçası TSK’yı yıpratmak ve karalamak için hazırlandı. Bunun kimler tarafından hazırlandığını devletin istihbarat ve yargı organları yerine getirecektir. Bunu istiyor ve önemsiyoruz. Ordu içinde fitne fesat çıkarma eylemi olarak görüyoruz. TSK kendisine medya üzerinden yürütülen psikolojik harekata cevap vermekten kaçınmaktadır” dedi. “Sahiplerinin” reddettiği belge “İrticayla Eylem Planı” başlıklı belgenin, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli albay Levent Göktaş’ın avukatıyken kendisi de Ergenekon zanlısı haline gelen tutuklu eski asker avukat Serdar Öztürk’ün bürosunda yapılan arama sırasında ele geçirildiği iddia edildi. Vahim iddialar içeren belgenin Taraf Gazetesi’nde yayımlanmasından sonra Serdar Öztürk belgenin polis tarafından bürosuna konulduğunu iddia etti. Öztürk’ün avukatı Demet Reçber de, Genelkurmay Harekât Başkanlığı tarafından hazırlandığı öne sürülen belgeyi arama işlemleri ve hâkim tespiti sırasında görmediklerini açıkladı. Öztürk’ün reddettiği, avukatınınsa, “hakim tespitinde yoktu” dediği belgenin basına sızdırılması ise belgenin içeriğinde yer alan ve adeta darbe planları anlatan içeriği nedeniyle tartışma konusu bile yapılmadı. Sızdırma belgeler üzerinden bilgi kirliliği Ergenekon soruşturmasına ilişkin özellikle, cemaat medyası olarak anılan belli basın organlarına kimi belgelerin sızdırılması en az davanın kendisi kadar tartışma konusu oldu, oluyor. Giderek, “Ergenekon yanlısı” ve “Ergenekon karşıtı” olarak iki kutba ayrılmış hale gelen medya organları da sızdırılan belgeleri kendi meşrebine göre haberleştiriyor. Öyle bir bilgi kirliliği ve kafa karışıklığı yaratılmış durumda ki her iki görüşe sahip medya organlarından haberleri izlemek bile […]

PKK soslu DTP operasyonu

PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik olduğu iddia edilen bir soruşturmayla, 4 gün önce Demokratik Toplum Partisi’ne (DTP) yönelik yurtçapında yapılan operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 200’ü geçti. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 14 Nisan günü başlatılan ve Türkiye geneline yayılan operasyon kapsamında bugün de (17 Nisan) İstanbul, İzmir, Ankara ve Batman’da baskınlar gerçekleştirildi. DTP’nin il ve ilçe binaları ile çeşitli adreslere eş zamanlı olarak yapılan baskınlarda yaklaşık 100’den fazla kişi gözaltına alınırken, yapılan aramalar sonunda bilgisayarlar ile bazı dokümanlara da el konuldu. Operasyonlarla ilgili sorularımızı yanıtlayan DTP Diyarbakır Miletvekili Selahattin Demirtaş, baskınların partilerinin siyasi iradesini kırmaya ve yalnızlaştırmaya yönelik bir operasyon olduğunu söyledi. Partilerini hedef alan operasyonları “hazin” diye nitelendiren Demirtaş, “Hükümetin içine düştüğü çaresizlik ve acıyı gösteriyor. Hükümetin seçimde yenildiği bir partiye karşı intikam alma ve güçten düşürmeye yönelik bir operasyondur bu. Hükümet içine düştüğü bu aciz durumdan çıkmak istiyorsa DTP’nin siyaseten önünü açmalıdır” dedi. Devlet karar verdi hükümet uyguladı Operasyonların “devlet kararı” olduğunu vurgulayan Demirtaş, “Hükümet de bu devlet kararının icracısıdır. Bunda hükümetin işine gelen kısım ise DTP’nin siyaseten güçsüzleştirilmesidir. Ama bu durum savaşın devamını isteyen güçlerin ekmeğine yağ sürer. Kürtlere ‘siyaset yapma’ deniyorsa ne diyorlar tam olarak bunu da açıklasınlar. Bütün kaygımız, barış adına ılımlı gibi görünün bu sürecin sekteye uğramasıdır. Çünkü umutların doğduğu bir dönemde böylesi bir operasyon çözüm arayışlarını zora sokar ki bu operasyona karar verenler ve uygulayanlarda bunun farkındadır” şeklinde konuştu. DTP örgütün değil çözümün parçası Partilerinin PKK’nin siyasi kanadı olduğuna ilişkin yorumlarla ilgili, “Biz kimsenin uzantısı ya da parçası değiliz” diye yanıtlayan Demirtaş, “DTP bağımsız siyaset yapan, meşru ve legal bir partidir. Ama buna bile tahammül yoksa durum vahimdir. Kimse adına söz söyleme yetkimiz yoktur ve sadece DTP adına konuşuruz, PKK ile konuşmak isteyen doğrudan konuşur. Bu şekilde bizi kabul eden eder, etmeyenin kendi ayıbıdır. Ancak devlet Kürt sorununun çözümünde aktif rol oynamak isteyen ve çözüm […]

Etiği senin kemiği benim gazetecilik

Ergenekon soruşturmasında tutuklanan Cumhuriyetgazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’a ait “günlükler” ve notlar dün (16 Mart 2009) Tempo24haber sitesinde yayınlandı. Yayınlanan günlükte, Balbay’ın da katıldığı bazı toplantılarda üst düzey komutanlarla bazı gazetecilerin muhtemel bir darbe üzerine sohbet ettikleri ortaya çıktı. Çoğu askeri tesislerde yapılan ve günü saati özenle not edilen bu toplantılara ait tutanakların, daha önce yayınlanan “Sarıkız” ve “Ayışığı” kod adlı darbe planlarıyla paralellik arzettiği görüldü. Balbay’ın dışında Emin Çölaşan ve isimleri zikredilmeyen başka gazetecilerin de bulunduğu anlaşılan notlarda gazetecilerin bir müdahale için komutanlara yol gösterdiği, komutanların da muhtemel darbe için basının desteğini talep ettiği yer aldı. Mehmet Yılmaz: “Balbay’ınki gazeteci ilişkisi değil” Haberi yayınlayan Tempo24’ünbağlı olduğu Doğan Burda’nın İcra Kurulu Başkanı Mehmet Y. Yılmaz, NTV’de konuk olduğu Can Dündar’ın proğramında, “Okunduğu zaman görülecektir ki bu bir gazetecilik faaliyeti sayılabilir ama gazetecilik faaliyetinin ötesinde de farklı bir ilişkinin varlığını da ortaya koyuyor. Balbay, böyle bir darbe planının içinde olsaydı bu şekilde günlük tutmazdı, kişisel olarak inancım bu. Ancak şöyle bir durum var ki, bulunduğu toplantılarda şahit olduğu şeylerin önemli bir bölümünü de yazmadı gazetesinde. Bir gazeteci olarak o tür toplantılarda bulunduğunuzda bunu bir şekilde yazmanız gerekir” dedi. Aynı programda Cumhuriyetgazetesi yazarı Ali Sirmen ise soruşturmanın gizliliği ilkesinin ihlal edildiğine vurgu yaparak, “Hukuk devletinde gizli olan soruşturmanın gizliliğine riayet edilir. Türkiye’de gizliliğe riayet edilmemektedir. Günlükleri sızdıranlar ve yayınlayanlar hapis cezasıyla cezalandırılacak bir suç işlemişlerdir. Ayrıca meslek etiğine fevkalade aykırı davranmışlardır. Bütün bunlar benim kabul edemeyeceğim şeyler. Bir gazetecinin her şahit olduğunu yazması diye bir kural mı var? Hayret ve dehşet içinde izliyorum yaşananları” eleştirisinde bulundu. Habercilik mi, soruşturmanın gizliliği mi ihlal edildi? Düne kadar Balbay’ın notlarının tutuklama nedeni sayılıp sayılmayacağı tartışılıyordu ama notların içeriği bilinmiyordu. Ortaya çıkan bu yeni gelişme sadece Ergenekon davasına değil gazeteciliğin gidişatına da yeni anlamlar yükledi. Balbay’ın konuşmalarının içeriğine bakıldığında ortada gazeteci ve haber kaynağı arasında olması […]

Gülen cemaatinin ilk ve en saf halkası

Kerameti kendinden menkul Abant Toplantıları’nın 18.’si bu yıl Kürtlerin denetimindeki Kuzey Irak’ın Erbil kentinde yapıldı. “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığıyla 2 gün süren toplantılara yine bir çok gediklisi katıldı. Oturumlar boyunca “Karşılıklı Bağımlılık”, “Medyanın İlişkilerde Rolü” ve “Ortadoğu’daki Sorunların Çözüm Yolları” gibi başlıklar ele alındı. Toplantılar sonunda okunan “Abant Platformu Sonuç Değerlendirmesi”nde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve başlayan diyalog sürecinin devam ettirilmesi ve genişlemesinin gerekliliği; ilişkilerin gelişmesinin hem taraflara hem de bölgeye de barış ve istikrar getireceği vurgulandı. Fetullah Gülen grubuna bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yıllardır organize edilen toplantılara ve benzer etkinliklere bugüne dek cemaatin fikirleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan çok sayıda isim katıldı ya da katılıyor. Aylık Exspres dergisinin 2009 Ocak sayısında Abant Toplantıları ile ilgili, gazeteci Ayşe Çavdar’ın ve derginin 2008 Kasım sayısında da, cemaatin ilk yayın organı olan Sızıntı dergisinin 30. yılı nedeniyle feminist hareketin ileri gelenlerinden Handan Koç’un yazdığı yazılara sizler için yer verdik. Handan Koç Altın nesil, altın nesil Gülen senin bahtın nesil (Sızıntı dergisinden bir şiir) Sızıntı adı sizde ne çağrıştırıyor? 30 yıldır her ay yayınlanan bu dergiyi hiç baştan sona okuduğunuz oldu mu? Bence okuyun. Fethullah Gülen fikriyatını ciddiye alan herkes Sızıntı’yı da önemsemeli. Bu dergiyi herkes Zaman gazetesi eşliğinde bir apartman eşiğinde illâ ki görmüştür. 1980 sonrası yıllarda üniversitede okuyanlar Sızıntı’nın pek çok okulun koridorlarında bol bol dağıtıldığını hatırlıyorlar. Ben 1980 öncesinde bir üniversite talebesi olarak hiç karşılaşmadığım bu dergiyi, ilk olarak 12 Eylül sonrasında Mamak Cezaevinde paralanan ağzımı tedaviye gittiğim bir dişçinin bekleme salonunda gördüğümü ve bir tür parapsikoloji dergisi sandığımı çok iyi hatırlıyorum. Sızıntı’nın bir yeni Nurcu tarikatın yayın organı olduğunu birkaç yıl sonra öğrenmiştim. Bu yeni tarikata, Fethullah Gülen’in ismiyle anılan bu organizasyona ne isim verilmesi gerektiği, nasıl tanımlanacağı sosyolojik bir soru. Gülen organizasyonu, dinî-malî-politik bir organizasyon olarak ve öğretileri itibariyle en çok ABD’de benzerleri bulunan bir […]

Muhafazakâr kuşatmaya liberal destek

Kerameti kendinden menkul Abant Toplantıları’nın 18.’si bu yıl Kürtlerin denetimindeki Kuzey Irak’ın Erbil kentinde yapıldı. “Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak” başlığıyla 2 gün süren toplantılara yine bir çok gediklisi katıldı. Oturumlar boyunca “Karşılıklı Bağımlılık”, “Medyanın İlişkilerde Rolü” ve “Ortadoğu’daki Sorunların Çözüm Yolları” gibi başlıklar ele alındı. Toplantılar sonunda okunan “Abant Platformu Sonuç Değerlendirmesi”nde karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi ve başlayan diyalog sürecinin devam ettirilmesi ve genişlemesinin gerekliliği; ilişkilerin gelişmesinin hem taraflara hem de bölgeye de barış ve istikrar getireceği vurgulandı. Fetullah Gülen grubuna bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından yıllardır organize edilen toplantılara ve benzer etkinliklere bugüne dek cemaatin fikirleriyle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan çok sayıda isim katıldı ya da katılıyor. AylıkExspress dergisinin 2009 Ocak sayısında Abant Toplantıları ile ilgili gazeteci Ayşe Çavdar’ın ve derginin 2008 Kasım sayısında da, cemaatin ilk yayın organı olanSızıntı dergisinin 30. yılı nedeniyle feminist hareketin ileri gelenlerinden Handan Koç’un yazılarına sizler için yer verdik. Ayşe Çavdar “Türkiye’de liberalizm bir Faust öyküsü oldu.” Sosyal antropolog Aykan Erdemir’in Goethe’nin ünlü “ruh satma” eserini hatırlayıp hatırlatması boşuna değil. “Türkiye’de Farklı Olmak –Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırma küçük bir kıyamet kopardı. Araştırma, Türkiye’de AKP’nin iktidarında muhafazakârlığın hangi kanallarda derinleştiğine dikkat çekiyor, muhafazakârların düşüncelerini ve hayat tarzlarını paylaşmayanlara karşı baskıcı ve ayrımcı davrandıklarını ortaya koyuyordu. Bugüne kadar dindarların, örneğin başörtülü kesimlerin uğradığı ayrımcılıkları dile getiren araştırmalarıyla defalarca gündeme gelen Binnaz Toprak, hiç alışık olmadığı üzere muhafazakâr ve liberal kalemler tarafından topa tutuldu. Örneğin Şahin Alpay, HaberTürk’te Binnaz Toprak’ı bilimsel metodolojiden uzak bir araştırma yapmakla eleştirdi. Ayşe Buğra’nın verdiği metodoloji dersinin ardından üzerine bir ağırlık çökse de, iddiasını Zaman’daki yazısında tekrarlamayı tercih etti. Emre Aköz, Sabah’taki köşesinde Toprak’ı “bilim kisvesi altında gazetecilik” yapmakla eleştirdi. Hatta, Perihan Mağden, Ayşe Arman’la Binnaz Toprak’ı aynı kefeye koydu Radikal’de. Gökhan Özgün, Taraf’taki köşesinden Toprak’ı “cemaat düşmanı”, dahası “özel harpçi” olmakla suçladı. “Dolaylı iktidar sorumluğu” Muhafazakârların […]

İslami sermaye çatışmada, laikler beklemede

Mustafa Sönmez Taha Akyol, 7 Haziran 2008 tarihli Milliyet’teki , “Ordu, Yargı, CHP” başlıklı yazısında , türbanın iptali ile ilgili karardan yola çıkarak , İtalyan Marksist Gramsci’den araklama bir terimle , “tarihsel bloklar” analizi yapıyor ve şöyle diyordu; “Anayasa Mahkemesi’nin kararını alkışlamak veya eleştirmek mümkün. Ama kurumlara ve topluma yön veren tarihsel dinamiklere bakmak daha ufuk açıcıdır. Bu açıdan gözüken gerçek, ordu, yargı ve CHP’nin rejim konusunda benzer önceliklere sahip bir “tarihsel blok” oluşturduklarıdır… dünya görüşü ya da rejime ilişkin öncelikleri bakımından bu üç kurum arasında önemli fikri örtüşmeler var… Bundan başka bir “tarihsel blok” daha var: Terakkiperver ve Serbest Fırka’dan Demokrat Parti’ye, Adalet Partisi’ne, Özal’ın ANAP’ına, bugün AKP’ye uzanan ve halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok…” Bunu, Taha Akyol gözüyle, üstümüzde tepişen fillerin tarifi diye da okuyabilirsiniz..Bir filin bacağına körlerin dokunup tarifini istemişler. Her kör farklı bir tarif yapmış. Bu da Taha Akyol tarifi.. Bir gerçek var; Türkiye, bir yarılma , bir kutuplaşma yaşıyor ve bu filler savaşı, çimenleri ezerek yapılıyor. Çimenler, eğer ezilmekten yıldılarsa, bıktılarsa üstte tepişen filleri de doğru tanıyıp, doğru yerlerde saf tutup , olmadık değirmenlere su taşımamalıdırlar. Taha Akyol’un tarif ettiği “tarihsel blok”lar ne kadar gerçekçi ya da kendi deyimiyle, ufuk açıcı ? Hemen belirtelim ki, iktidar çekişmesinde , “tarihsel blok”lardan söz edeceksek, sınıf kategorilerini kullanmalıyız. Taha Akyol’un “tarihsel blok”larında sınıflar yok; ordu, yargı, CHP gibi ikisi sivil-asker bürokrasi, biri de politik parti olan iki farklı kategori var. Diğer tarihsel blokta ise, “…halka dayanan, liberallerin de desteklediği bir tarihsel blok” var..Yazının devamında bunların kimler olduğunu Taha Akyolvari sosyolojik terimlerle anlamaya çalışıyoruz. Kimlermiş? “..şehirleşme, eğitim, meslekleşme gibi dinamiklerle “kenar”daki “faso fiso vatandaşlar” okuyarak, iş tutarak yükseliyorlar, “Merkez”de yer almak, eşit olmak istiyorlar. Bunun için demokrasiye, liberal değerlere sarılıyorlar.”..Yani, diğer tarihsel bloku da “kenarda iken merkeze taşınmak isteyenler” oluşturuyormuş…. Kutuplaşmanın, bloklaşmanın, dar , hiçbir şey […]

Cemaat medyasının dumanlı havası

Medya patronlarının, Aydın Doğan ya da Mehmet Emin Karamehmet’in, hangi alanlarda at koşturduğunu ve nasıl bir kazanım elde ettiğini, tümüyle olmasa da, resmi kayıtlardan izlemek mümkün. Peki manevi tercihlerin temel oluşturduğu çıkarlar için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Bu sorunun cevabı “cemaat medyası”nın nasıl bu kadar yükseldiğini de ortaya koyuyor.

Kanaltürk Koza-İpek Grubu’na satıldı

Medyakronik Gazeteci Tuncay Özkan’ın sahibi ve yöneticisi olduğu Kanaltürk, Bugün Gazetesi’nin yayıncısı ve Fethullah Gülen Cemaati ile yakın olduğu belirtilen Koza/İpek Grubu’na satıldı. Yeni sahiplerinin Kanaltürk’ün vergi borçlarıyla birlikte 5 Milyon YTL’ye ulaşan borçlarını da devraldığı ifade ediliyor. Satın alma işlemine dair Koza Davetiye’den İMKB’ye yapılan açıklamada da şöyle denildi: “Şirketimiz Koza Davetiye Mağaza İşletmeleri A.Ş.nin yüzde 99,04 hissesine sahip bağlı ortaklığı ATP inşaat ve Ticaret AŞ. ana iştigal konusu “Kanalturk TV, Kanalturk Radyo ve www.kanalturk.com.tr sitesinin, yayıncılığı ve iletimi ile ilgili bu medya varlıkların her turlu lisans, marka ve fıkri mülkiyet haklarına sahip bulunan ve Diğer şirketlerinde ana hakim ortağı olan Yaşam Televizyon Yayın Hizmetleri A.Ş.’nin yüzde 99,99 hisselerini satın almıştır.” Bergama Ovacık’taki faaliyetleri nedeniyle uzun bir hukuk mücadelesine konu olan altın madeni işletmecisi Normandy Madencilik’in sahibi olan Koza Davetiye ve İpek Matbaacılık’ın ana hissedarı Koza-İpek Holding, 2005 yılında Ciner Grubu’na ait olan Bugün Gazetesi’nin yayın hakkını satın alarak medya sektörüne girmişti. Daha önce Star Gazetesi’nin satışı aşamasında teklif veren, ATV-Sabah ihalesini RTL ile birlikte gireceğini açıklayan ancak daha sonra vazgeçen Koza-İpek Grubu’nun patronu Akın İpek, yaptığı açıklamalarda medya sektöründe kalıcı olmayı istediklerini dile getirmişti. Pek çok internet sitesinin “Medyada bomba satış” başlıklarıyla verdiği Kanaltürk satışı için bir süredir görüşmelerin sürdürüldüğü biliniyordu. Satışın duyurulmasından sonra yoğunluk nedeniyle uzun süre kilitlenen bizkackisiyiz.com sitesinde satış “Kanaltürk Koza Grubu’na satılmıştır Yeni kanal yoldadır.” başlığıyla duyuruldu. Ancak platform üyeleri gönderdikleri mesajlarla satışa yoğun tepki gösterdiler. Bir süredir maaş ödemesi yapamayan ve vergi borçları da dahil olmak üzere ciddi bir borç yükü altında bulunan Kanaltürk’ün satışıyla çalışanlara olan maaş borçlarının ödenmesinin de kesinleştiği söyleniyor. Koza-İpek Holding Kanaltürk’ün başına yönetici olarak Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) eski başkanı Fatih Karaca’yı atarken Kanaltürk yöneticilerinin yeni kanal kurulması konusunda çalışmalara başladıkları, Digiturk ve kablo üzerinden haber kanalı formatında yayın yapacak yeni kanalın adının “Vatan TV” olarak düşünüldüğü […]