Etiket kültür varlığı

Elveda İstanbul

UNESCO’nun yedi yıldır yaptığı uyarıların göz ardı edilmesi, İstanbul’un büyük ihtimalle Dünya Kültür Mirası Listesi’nden çıkarılmasına neden olacak.

“Taliban” Mersin’de

Anadolu’nun sahipsiz kültür mirasına define avcılarınrdan yeni bir darbe: Mersin Erdemli’ye bağlı Kızkalesi beldesinin yedi kilometre kuzeyindeki derin bir vadinin dik yamacında yer alan ve 12 adet kabartmadan oluşan Adamkayalar dinamitlendi. Sadece tarihi Kilikia bölgesinin değil, dünyada eşine az rastlanır bir kabartma grubu olan eserlerde büyük tahribat meydana geldi. Tahribatı duyuran haber, Sınırsız Fotoğrafçılar Grubu’nun (SFG) yayın organı Fotoritim’in Temmuz 2009 sayısında yayımlandı. Mersin Fotoğraf Derneği Başkan Yardımcısı ve SGF üyesi Baybars Sağlamtimur, tahribatı birkaç önce fark ettiklerini ancak belgeleme ve yayınlama çalışmalarının zaman aldığını dile getiriyor. Bahar aylarında meydana geldiğini sanılan tahribat Mersin Fotoğraf Derneği Başkanı Mustafa Eser tarafından belgelendi. Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Murat Durukan, stilistik incelemelere bakıldığında kabartmaların, İÖ 3. yüzyıldan Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanan bir dönemde yapıldığı bilgisini veriyor. Define bulma gerekçesiyle dinamitlenen kabartmalardan biri tamamen yok olurken, bazıları kısmen zarar görmüş. Kabartma sırasının en başındaki sunağın sağ yanındaki figür tümüyle ortadan kalkmış. Sunağın sol yanındaki, bir elindeki testiden diğer elindeki kâseye bir sıvı dökerken betimlenen figürün ise gövdesinin üst bölümü zarar görmüş. Dinamitleme, altı kabartmanın yan yana yer aldığı bölümün altını da tahrip etmiş. Kabartmalarının, önemli kişilerin anısını yaşatmak üzere yakınları tarafından yaptırıldığı sanılıyor. Murat Durukan, Fotoritim’deki yazısında tahribatın Afganistan’daki “Buda” kabartmasının bombalanarak tahrip edilmesinden farklı olmadığını dile getiriyor.

Pişmiş aşa “kentsel dönüşüm” suyu

Osmanlı Bankası Müzesi’nin düzenlediği İstanbul Söyleşileri’nin 14 Ocak akşamındaki konusu Fener ve Balat semtlerindeki kentsel koruma ve iyileştirme çalışmalarıydı. Bu semtlerde, Avrupa Komisyonu ve Fatih Belediyesi ortaklığında 2003-2008 arasında yürütülen rehabilitasyon programı, programın eş direktörü ve uygulama sorumlusu Mimar Burçin Altınsay tarafından aktarıldı. Konuşmasının sonunda Altınsay, yenilenen konutların şimdi “kentsel dönüşüm” gerekçesiyle yeniden ele alınmasına ve mahalle kültürünü yok edeceğine dair endişelerini dile getirdi. Beş buçuk yıl süren çalışma sonunda toplam 121 yapının restore edildiğini belirten Burçin Altınsay, projenin amacının “turistik iyileştirme” değil “mahallelinin yaşam koşullarını elverişli hale getirmek” olduğunun altını çizdi. Rehabilitasyon ilkesi gereği semtte yaşayan insanların evlerinden uzaklaştırılmamasına, onların durumunu iyileştirmesine ve tarihi dokunun korumasına öncelik verdiklerini vurguladı. Projenin sürdürülebilirliği ve katılım sağlanması konularında Fatih Belediyesi’nden destek alındı. Sokak şenlikleri ve çeşitli toplantılar yaparak beklentiler ve istekler tespit edildi. 744 tarihi yapının 121’i yenilendi Buna rağmen, Mimar Altınsay’a göre kafalarda beliren korkuları silmek ve ev sahiplerini restorasyona ikna etmek kolay olmadı. Proje kapsamında evi yenilenecek insanlardan hiç bir maddi karşılık istenmiyordu ancak ev sahipleri yine de protokol imzalamaya karşı çıkıyorlardı. Örneğin, beş yıl boyunca evlerini satamayacakları ve kirayı arttıramayacakları gibi maddeleri imzalamakta direnç gösterdiler. Ve bu imza atılmadığı sürece de işlemler başlayamadı. Haliç’in RestorasyonuFener Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı, model olarak 1996’da İstanbul’da gerçekleşen Habitat Konferansı’nda ortaya çıktı. Projeye dahil olacak semtler Fatih Belediyesi tarafından belirlendi. Projenin bu ilk halinde yenilemeler için kullanılacak bütçe Avrupa Komisyonu, Fatih Belediyesi ve restorasyonu kabul eden mal sahiplerinin katılımı ile oluşturulacaktı. İhtiyaç sahiplerine uygun kredi seçenekleri sunulacak ve kooperatif türünde gerçekleşecekti. Ancak 2003’te restorasyonların mal sahiplerinin katılımı beklenmeden, yardım amaçlı olmasına karar verildi. Komisyon ve belediye 6’şar milyon dolar katkıda bulunmayı taahhüt etti ve anlaşma imzalandı. Fakat Fatih Belediyesi, kaynağını başka alanlara harcadığını belirterek projede sadece “yaratıcı ortak” sıfatıyla görev aldı. Projeyi yürütmek üzere bir konsorsiyum kuruldu. Protokol gereği, ihaleden restorasyon uygulamalarına kadar […]

Valide’nin varlığı

Burcu Burcu İstanbul Tarihi Yarımada’da, yüzyıllar boyunca kentin ekonomik, toplumsal ve kültürel kalbi Eminönü Hanlar Bölgesi’ndeki yapılardan biri Büyük Valide Han. Çakmakçılar Yokuşu ve Fırıncılar Yokuşu arasında, yanında yöresindeki her yapı gibi Eminönü’nden Beyazıt’a tırmanan tepenin topografyasına uyum sağlamış, o yokuşlara göre konumlanmış. Hanı, IV. Murat’ın (1623-1640) annesi Kösem Sultan inşa ettirmiş. Evliya Çelebi o dönemde hanın 300 odası, ortasında bir cami-i şerifi, develiği, at ve katır ahırı da olduğundan bahsediyor. Geçen yaklaşık 400 yılda elbette özgün yapısında bir takım kayıplar olmuş. 1926 yılında örneğin, yapının Fırıncılar yokuşuna bakan “Han-ı Sagir” bölümü çökmüş. Ama hepsinden önemlisi, her dönemde kullanılmış. Bugün çoğunluğunu şapkacıların oluşturduğu giyim toptancılarının ticarethanesi olmuş. 400 yıldır kullanımda olan, içindeki insan nefesinin ve telaşının hiç eksilmediği dünyada kaç yapı var? Ne olmuş, ne oluyor, ne olacak? Valide Han, belki de bu özelliğiyle bir grup akademisyenin projesine konu oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nin (YTÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü tarafından başlatılan, TÜBİTAK destekli “Büyük Valide Han: Kültürel ve Toplumsal Belleği İnceleme, Dokümantasyon ve Yazılım Projesi”ni yaptı. Mimar, sanat tarihçisi, sosyolog ve antropologlardan oluşan ekip, her döneme uyum sağlayan bu kültür varlığının geçmişine ışık tuttu, geleceğine dair sorular ortaya koydu. “Handa ne olmuş, ne oluyor ve ne olacak” dedi. Prof. Dr. Ayşegül Baykan, Doç. Dr. Belkıs Uluoğlu, Yrd. Doç. Dr. Zerrin İren Boynudelik ve Öğr. Gör. Burak Sevingen Valide Han’la her kaynağa ve kişiye ulaşmaya çalıştı. Hanın tarihine tanıklık edenlerle, bilim adamlarıyla ve yapının şimdiki kullanıcılarıyla görüşüldü. Antropolog Burak Sevingen eski yeni, yaklaşık 20 bin fotoğraf ve 40 saati aşkın video kaydını bir araya getirdi. Oluşturulan devasa dökümün bir bölümü, ait olduğu mekânda, Valide Han’da şu anda sergileniyor. Toplanan malzemenin kitap halinde yayınlanması da projenin hedefleri arasında. Han yahut turizm YTÜ Sanat Yönetimi Programı Öğretim Görevlisi Zerrin İren Boynudelik Büyük Valide Han çalışmasının, Tarihi Yarımada’nın tartışmalı “Müze Kent” projesine alet edildiği […]

Bu iskeletler kime ait?

Marmaray Yenikapı istasyonunda kazılan antik limanın altı, daha önce ulaşılanlardan çok daha önemli buluntular içeriyor: Yenikapı’da ilk İstanbullular yatıyor.*

Ertuğrul Günay da “rahatsız”

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın Halime Hatun Kümbeti’nin de bulunduğu Selçuklu mezarlığını ziyaret ettiği 20 Temmuz'da yurt binasından rahatsızlığını dile getirdiği ancak skandalın basına yansımadığı ortaya çıktı.

Roma kalıntılarının alt geçitte ne işi var?

Görkem Kızılkayak Halk arasında battı-çıktı olarak adlandırılan motorlu araç alt geçitleri, belediyelerimizin özellikle büyük kentlerin trafik yükünü hafifletmek için ürettikleri çözümlerin başında geliyor. Ama bu geçici çözümler Türkiye gibi “toprağı” inanılmaz zenginlikteki ülkelerde sorun yaratıyor. Bunun en son ve çarpıcı bir örneği bugünlerde İzmit’te yaşanıyor. Kent merkezinden geçen D-100 karayolunda, eski SEKA fabrikası önünde devam eden alt geçit inşaatında uzun süredir Roma İmparatorluğu dönemine ait kalıntılara rastlanıyor. Bu buluntular, imparatorluğun Anadolu’daki tek başkenti olan Nikomedia kentinin kalıntıları. Kentin ve imparatorluğun bilinmeyen tarihine dair bilgiler içeriyor. Ancak ne bu kalıntıların ne olduğunu anlamaya çalışan, ne de bölgede çalışan inşaat makinelerine “dur” diyen bir yetkili var. Kalıntıların, İzmit’in Roma Dönemi’nde altın çağını yaşamasını sağlayan İmparator Diokletianus dönemine tarihlendiğini belirtiliyor. Bunu belirtenlerse ne arkeolog, ne bilim adamı ne de bir resmi yetkili. Ama kültür mirasımıza bu gurupların hepsinden daha saygılı ve meraklı olan iki gönüllü: İzmit’te ilgili tarihi yayınlarıyla tanınan F. Yavuz Ulugün ve Muhittin Bakan. Ulugün ve Bakan’ın verdiği bilgileri, 1940’lı yıllarda eski SEKA Fabrikası arazisinde yapılan arkeolojik çalışmaların sonuçları da destekliyor. Buna göre çıkan kalıntıların Nikomedia güney yönündeki iç surları ya da agoraya (kent çarşısı) olması mümkün. Ancak söylediğimiz gibi, topraktan çıkan bu şeyler, topraktan farklı bir şey olarak algılanmadığı için üzerinde bilimsel çalışma yürüten Allah’ın bir kulu yok! Gerçekte, inşaat çalışmasının ilk günlerinde ortaya çıkan bu kalıntılar üzerine Kocaeli Müzesi’nin verdiği bir durdurma kararı da mevcut. Müze, Nisan 2007’de inşaatı durdurduktan sonra buluntuların bir bölümünü taşıyor. Ve durumu, konunun ilgilisi Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na bildiriyor. Koruma kurulu ise, inşaatın devam etmesinde herhangi bir sakınca görmeyerek durdurma kararını kaldırıyor. Bilimsel amaçlı herhangi bir sondaj ve inceleme yapılmadan devam ediliyor. İçinde bulunduğumuz ay bölgede arazi çalışması yapan Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri Projesi (TAY) arkeologları da battı-çıktı inşaatındaki kalıntıları, tarihi kaynaklardan öğrendiğimiz Nikomedia bilgilerinin arkeolojik verilerle doğrulanması için inanılmaz bir […]

“İnşaatın başında mı bekleseydik”

Gökhan Tan Bodrum’un Turgutreis beldesinde gidenler belki fark etmiştir: Kent merkezinde, kayalara oyulmuş, çok eski uygarlıklara ait olduğu her halinden belli mezar, işlik gibi eserler var. Gidenler belki fark etmiştir diyorum çünkü orada yaşayanlar farkında değil. Akdeniz Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahri Işık’a göre, kayalara oyulan bu eserler “Dünyanın en önemli uygarlıklarından Mikenlere ait mezar odaları.” Arkeolog Fahri Işık, mezar odalarının “güncel” durumunu, “Miken Uygarlığı ve Bodrum’daki İzleri” konulu bir konferans vermek üzere geldiğinde gözlemliyor. Ve görüyor ki Miken uygarlığının Bodrum’daki izleri üzerine havuzlu villalar yapılmış. Bahsedilen yer, Turgutreis’i Gümüşlük’e bağlayan sahil yolunun birinci kilometresinde ve denize yaklaşık 200 metre uzaklıkta. Tarife göre Miken mezarları, Turgutreis’in merkezinde ve belediyeye birkaç yüz metre mesafede. Turgutreis Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü yetkilileri, tahrip edilen ve villalara kazandırılan kaya mezarları ve işliklerin, villaların inşaat ruhsatı aldığı 2002 yılında henüz “tarihi eser olarak tescili”nin yapılmadığını ve özel arazi içinde kaldığını belirtiyor. Haklılar. Kaya mezarlarının tescili, Bodrum Arkeoloji Müzesi uzmanlarının başvurusu üzerine 22 Şubat 2007’de, yani inşaat izninden beş yıl sonra Koruma Kurulu tarafından yapıldı. Eserler tescillenmeden önce villaları neredeyse bitme aşamasına getiren inşaat sahipleri de, kazanılmış haklarının olduğunu iddia edebilirler. Nitekim Müteahhit İsa Şahinkaya, “Bu mezarlar bizim tapulu arazimizde. Şimdiye kadar birçok villa yapıldı, kimse bir şey demedi. Mezarlar tahribata uğramış olabilir ama inşaat için gerekli tüm izinleri aldık” diyor. Kağıt üzerinde, o da haklı. Görünen o ki devlet, bu mezarların tarihi eser olduğunu belgelemekte geç kalmış. Mezarlar, yaklaşık 3 bin yıllıksa eğer, Cumhuriyet tarihi boyunca onların ne kadar eski olduğunu anlamamışız. Ta ki, 22 Şubat 2007’ye kadar, kimse, ne inşaat ruhsatı veren Turgutreis Belediyesi, ne Bodrum Arkeoloji Müzesi, ne de müteahhitler yasal yükümlülüklerini yerine getirme konusunda bir zafiyet göstermemiş. 22 Şubat 2007’den sonra Koruma Kurulu’nun kararı, villa inşaatlarının kaya mezarlara “25 metreden fazla yaklaşmamasını” şart koşuyor. Peki, kararın alındığı […]