Etiket sırrı süreyya önder

Z Kuşağına bir portre: Sırrı Süreyya Önder kim değildir?

Geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan sinemacı ve politikacı Sırrı Süreyya Önder'in ardından başlayan tartışma, Önder'in siyasi konuşmalarının cımbızlanarak sosyal medyaya yayıldığı, Önder'i sevenler ve sevmeyenler ekseninde yeni bir kutuplaşmaya yol açtı. Oysa Önder ne siyasi duruşu, ne de kişiliğiyle yaşamı boyunca kutuplaşmaya ya da düşmanlaşmaya hizmet etmemişti. Özellikle Z kuşağının Önder'e yönelik sosyal medyada büyüyen önyargıları sahiplenmesi, HaberVs'nin gündem toplantılarında da uzunca tartışıldı. Bu tartışmalar sonucunda yazarımız Bora Şahin, Z kuşağı için bir Sırrı Süreyya Önder portresi derledi...

İşte polisin “orantılı” gazı

YSK’nin Hatip Dicle kararı ile Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun tutuklu diğer beş milletvekilinin tahliye taleplerinin reddini protesto için dün Şişli’den Taksim’e yürümek isteyenlere polis biber gazı ve suyla müdahale etmişti. Aralarında Blok milletvekilleri Ertuğrul Kürkçü, Levent Tüzel, Sabahat Tuncel ve Sırrı Süreyya Önder’in bulunduğu grubun Taksim’e yürümek istemesi üzerine çıkan olayda polis orantısız güç kullanmakla eleştirildi. Gösteriye katılan işadamı Osman Kavala’nın Milliyet’e “ölüm riski yaratacak bir müdahale” olarak tanımladığı olayın gelişimini Milletvekili Sabahat Tuncel şöyle anlattı: “”Şişli Camii önünde basın açıklaması yapıp Taksim’e yürüyecektik. Polis yürümemize izin vermeyince Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü ve Levent Tüzel ile birlikte otobüsün üzerinde basın açıklaması yapıp, sonrasında dağılmaya karar verdik. O sırada polis otobüsün içine gaz bombası attı. Şoför içerde olmadığı için kapılar kapalıydı ve boğulma tehlikesi yaşadık. Otobüsten çıktık ve dışarıda tekrar gaz bombası attılar. Yere düştüm ve ezilme tehlikesi geçirdim.” İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Altınok ise yaptığı açıklamada gösterici gruba dağılmaları için uyarıda bulunduklarını, ancak polise taş ve molotof kokteyllerle saldırılması üzerine polisin de kendini savunma amacıyla “orantılı şekilde su ve gaz kullandığını” söyledi. Dünkü gösteriler sırasında Şişli Camii’ne bakan bir apartmandan çekilen görüntüler, polisin müdahale konusunda “orantı”ya pek dikkat etmediğini, gaz kullanımında da pek cimri davranmadığını gösteriyor.

“O…Çocukları”… bu “Beynelmilel” hesap kapanmaz

Ahmet ŞıkKıyısından köşesinden de olsa devrimciliğe ya da geniş tanımıyla solculuğa bulaşan herkesin diline pelesenk ettiği “Enternasyonal” marşına atıf yaparak “Beynelmilel” adını koyduğu filmiyle tanıdık Sırrı Süreyya Önder’i. 12 Eylül 1980 sonrasında Adıyaman’da bir grup gevendenin insana dokunan, naif öykülerinden yola çıkarak darbenin yarattığı yıkımı anlatan, izleyicilerini güldürürken ağlatan, ama herkesin kafasında “Neden?” sorusunun yanıtını aradığı bir hesaplaşma filmiydi Beynelmilel.Yüzbinlerce insanın gözaltına alındığı, istisnasız hepsinin işkencelerden geçirildiği, kimlerinin hayatlarını darağaçlarında noktaladığı bir dikta rejiminin neden olduğu yıkım ya da yarattıkları korku düzeni ya da kendi deyimiyle, “diktatörlüğün budalalığı ya da budalalığın diktatörlüğü” ancak bu kadar “güzel” anlatılabilirdi.“Bu ülkenin geleceğini 12 Eylül 1980’de çaldılar” diyor Önder. “Bu ülkede hukuksuzluğu ve faşizmi kurumsallaştırdılar, ülkenin iliğine, kemiğine bulaştırdılar. Bunlarla her alanda hesaplaşmak gerekiyor. Hukuksal anlamda da, sanatsal anlamda da, ideolojik olarak da… Ben üzerime düşeni yapıyorum. Üzerine görev düşenler sırtlarını çevirip hiçbir şey yapmadığı için bugün çocuklarımız böyle çirkin bir ülkede büyümek zorunda kalıyor. Ben madem ki sinema yapıyorum, bu alanda hesaplaşacağım bunlarla. Ama faşizme dair ne yaparsanız yapın bu, zalimliklerini ve ellerinin kanlı oluşunu, katil olduklarını gösteremez. Eksik bir iş yapmış olursunuz.” Darbecilerin anlatıldığı film: “O…Çocukları” Önder, her seferinde bir eksiği tamamlamak için çıktığı yolda ikinci yapıtını da izleyiciye ulaştırdı. 12 Eylül diktasının ne olduğunu, etkilerinin kimlere dek uzanabileceğini ve “faşizmin bir cinsiyeti” olduğunu ise 16 Mayıs’ta gösterime giren ikinci filmi “O….. Çocukları”nda anlatmaya devam etti. “Diktatörlerin aptallığını Beynelmilel’de, eli kanlılığını da O… Çocukları’nda anlatmak istedim” diyor.İçinden 12 Eylül geçen bu son filminde Önder, fahişelerin hayatlarından mülteci olmaya, infazlara ve işkenceye kadar iç içe birçok öykü anlatıyor. Filmin senaryosunu oluşturan “emanetçi annelik kurumu” da Önder’in cezaevinden çıktıktan sonra Tarlabaşı’nda bir evde kaldığı sıradaki tanıklıklarına dayanıyor.Fuhuş yaparak geçinmek zorunda kalan kadınların çocuklarına bakan “emanetçi anne” denen kadınlar tanıdığını anlatıyor: “Klasik bir küfrün gerçek özneleri olan çocukları tanımak çok etkileyiciydi. Öte yandan, 12 Eylül […]